Yapı Kullanma İzin Belgesinin İptali - İyiniyet


Danıştay 6. Daire
2019/7006
2020/946
2020-02-04





Özet:

  • Sağlıklı ve dengeli bir çevrenin oluşturulması bakımından, yürürlükte bulunan plan hükümlerine aykırı olarak inşa edilen yapıların, bu plan uyarınca verilen ruhsata uygun olarak inşa edilse dahi, ruhsatın plan ve mevzuata aykırı olduğu tespit edilerek yargı merciince iptal edilmesi durumunda kazanılmış hakkın bulunmaması nedeniyle yapı tatil tutanağı düzenlenerek yıkılması gerekmektedir.
  • Ancak; yıkım işlemi tesis edilmeden önce, yürürlükteki plana aykırı olarak ruhsat veren idarenin kusurlu davranışı nedeniyle, iyi niyetli kişilere para cezası verilmemesi ve anılan kişilere yıkıma konu taşınmaz bedelinin ödenmesi gerekmektedir.
  • Bu nedenle; dava konusu yapılar için yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesi alınmasında herhangi bir hata veya hilesi bulunmayan davacıya para cezası verilmesinde ve bedelinin davacıya ödenmeden ruhsatsız duruma düşen yapıların yıkımı yolunda tesis edilen encümen kararlarında hukuka uyarlık, aksi yöndeki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.

Dava konusu istem: Karaman İli, Ayrancı İlçesi, Dede Mahallesi, Çukur Mevkii, 1982 parsel sayılı taşınmazda bulunan yapıların, yapı ruhsatları ve yapı kullanma izin belgelerinin iptal edilmesi sonucunda, ruhsatsız duruma düştüğünden bahisle, Ayrancı Belediye Encümeninin 3194 sayılı İmar Kanununun 42. maddesi uyarınca 81.369,56 TL para cezası verilmesine ilişkin 26/01/2015 tarih ve 9 sayılı kararı ile aynı Kanunun 32. maddesi uyarınca söz konusu yapıların ruhsata uygun hale getirilmesi için bir aylık süre tanınmasına ilişkin 26/01/2015 tarih ve 10 sayılı kararının iptali istenilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Temyize konu kararda; İdare Mahkemesince, dava konusu yapıların, yapı ruhsatları ve yapı kullanma izin belgelerinin iptaline ilişkin işlem ile yapı tatil zaptı ve yapı tatil zaptının davacıya tebliğine ilişkin işlemlerin iptali istemiyle açılan davanın Mahkemelerinin 30/12/2015 tarih ve E:2015/101, K:2015/1348 sayılı kararı ile reddedildiği belirtilerek, davacıya ait yapıların yapı ruhsatları ve yapı kullanma izin belgelerinin olmadığı hüküm altına alındığından, söz konusu yapıların ruhsata uygun hale getirilmesi için davacıya bir aylık süre tanınmasına ilişkin 26/01/2015 tarih ve 10 sayılı Encümen kararı ile para cezasına ilişkin 26/01/2015 tarih ve 9 sayılı Encümen kararının, 3194 sayılı Kanunun 42. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi uyarınca hesaplanan temel para cezası ve (c) bendinin 12. alt bendi uyarınca uygulanan artırıma ilişkin kısmında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle bu kısımlar yönünden davanın reddine, söz konusu yapıların çevre ve görüntü kirliliğine sebebiyet verdiği davalı idarece somut delil ve belgelerle ortaya konulamadığından (c) bendinin 13. alt bendi uyarınca uygulanan artırıma ilişkin kısmında ise hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle bu kısım yönünden anılan Encümen kararının iptaline karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI :

1- Davacı tarafından; dava konusu yapılara yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesinin verilmesinde kendisinin herhangi bir hilesi veya kusurunun bulunmadığı, söz konusu yapıların anılan belgelere uygun olarak yapıldığı, kazanılmış hakkının bulunduğu, yapı ruhsatları ve yapı kullanma izin belgelerinin iptaline ilişkin işleme karşı Konya 2. İdare Mahkemesinde E:2015/101 esasıyla açılan davanın derdest olduğu, bu nedenle söz konusu davanın sonucunun beklenilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.

2-Davalı tarafından; imar planları ve mevzuata aykırı yapılan yapıların çevre ve görüntü kirliliği oluşturduğu, dava konusu para cezasının İmar mevzuatına uygun olarak hesaplandığı ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : Taraflarca savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ÖMER ÖZDOĞAN'IN DÜŞÜNCESİ : Davacının temyiz isteminin kabulü ile Mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:

MADDİ OLAY :

Ayrancı Belediye Başkanlığının 07/01/2015 tarihli, 01 sayılı işlemiyle, dava konusu yapılar için verilen 13/11/2013 tarihli, 2013/9 sayılı ve 02/01/2014 tarihli, 2014/1 sayılı yapı ruhsatları ile inşaatların tamamlanmasının ardından davacıya davalı idare tarafından verilen 24/12/2013 tarihli, 2013/5 sayılı ve 27/02/2014 tarihli, 2014/4 sayılı yapı kullanma izin belgelerinin iptaline karar verilmesi üzerine, davalı idare teknik elemanlarınca yerinde yapılan incelemede ruhsatsız duruma düşen söz konusu yapılar tespit edilerek 19/01/2015 tarihli yapı tatil tutanağı düzenlenmiştir.

Ayrancı Belediye Encümeni tarafından, 3194 sayılı İmar Kanununun 42. maddesi uyarınca 81.369,56 TL para cezası verilmesine ilişkin 26/01/2015 tarih ve 9 sayılı kararı ile aynı Kanunun 32. maddesi uyarınca söz konusu yapıların ruhsata uygun hale getirilmesi için bir aylık süre tanınmasına ilişkin 26/01/2015 tarih ve 10 sayılı kararının tesis edilmesi üzerine bakılan dava açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT:

Anayasanın ''Mülkiyet Hakkı'' başlıklı 35. maddesinde; ''Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.'', ''Milletlerarası Andlaşmaları Uygun Bulma'' başlıklı 90. maddesinin 5. fıkrasında ise; ''Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.'' hükmüne yer verilmiştir.

19.03.1954 günlü Resmi Gazetede yayımlanan 6366 sayılı Kanun ile Türkiye tarafından da kabul edilen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Ek Protokol'ün ''Mülkiyetin Korunması'' başlıklı 1. maddesinde; ''Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.'' hükmü yer almaktadır.

3194 sayılı İmar Kanunu'nun 32. maddesinde; ''Bu Kanun hükümlerine göre ruhsat alınmadan yapılabilecek yapılar hariç; ruhsat alınmadan yapıya başlandığı veya ruhsat ve eklerine aykırı yapı yapıldığı ilgili idarece tespiti, fenni mesulce (...) tespiti ve ihbarı veya herhangi bir şekilde bu duruma muttali olunması üzerine, belediye veya valiliklerce o andaki inşaat durumu tespit edilir. Yapı mühürlenerek inşaat derhal durdurulur. Durdurma, yapı tatil zaptının yapı yerine asılmasıyla yapı sahibine tebliğ edilmiş sayılır. Bu tebligatın bir nüshası da muhtara bırakılır. Bu tarihten itibaren en çok bir ay içinde yapı sahibi, yapısını ruhsata uygun hale getirerek veya ruhsat alarak, belediyeden veya valilikten mühürün kaldırılmasını ister. Ruhsata aykırılık olan yapıda, bu aykırılığın giderilmiş olduğu veya ruhsat alındığı ve yapının bu ruhsata uygunluğu, inceleme sonunda anlaşılırsa, mühür, belediye veya valilikçe kaldırılır ve inşaatın devamına izin verilir. Aksi takdirde, ruhsat iptal edilir, ruhsata aykırı veya ruhsatsız yapılan bina, belediye encümeni veya il idare kurulu kararını müteakip, belediye veya valilikçe yıktırılır ve masrafı yapı sahibinden tahsil edilir.'' hükmüne yer verilmiştir.

Anılan Kanunun 42. maddesinde ise; ruhsat alınmaksızın veya ruhsata, ruhsat eki etüt ve projelere veya imar mevzuatına aykırı olarak yapılan yapının sahibine, yapı müteahhidine veya aykırılığı altı iş günü içinde idareye bildirmeyen ilgili fenni mesullere yapının mülkiyet durumuna, bulunduğu alanın özelliğine, durumuna, niteliğine ve sınıfına, yerleşmeye ve çevreye etkisine, can ve mal emniyetini tehdit edip etmediğine ve aykırılığın büyüklüğüne göre, beşyüz Türk Lirasından az olmamak üzere idari para cezaları uygulanacağı, Bakanlıkça belirlenen yapı sınıflarına ve gruplarına göre yapının inşaat alanı üzerinden idari para cezası verileceği hükme bağlanmıştır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

Düzenleyici işlem niteliğindeki imar planlarının, idarece kaldırılması veya değiştirilmesi durumunda, bu planların yürürlükte oldukları süre içerisinde ve bu planlara dayalı olarak tesis edilen bireysel işlemlerin kişiler bakımından sübjektif nitelikte kazanılmış hak doğuracağı tabiidir. İdari işlemlerin geriye yürümeyeceğine ilişkin idare hukuku ilkesi ile bu gibi durumlarda kazanılmış hakların korunması ve idari istikrarın sağlanması amaçlanmıştır. Ancak bu şekilde bir kazanılmış hakkın var olduğu hallerde idari işlemin ve dayanağı olan düzenleyici işlemin hukuka uygun olduğu konusunda bir tartışma da mevcut değildir.

Tartışma; idari işlemin dayanağı olan düzenleyici işlemin yargı yerince iptal edilmiş olması halinde ortaya çıkmaktadır. Zira bu durumda iptal davasına konu işlemin hukuka aykırılığı tespit edilerek iptal edilmesi sonucunda, işlem tesis edildiği tarih itibariyle hiç var olmamış gibi bütün sonuçlarıyla ortadan kalkmaktadır.

Yargı yerince iptal edilen plana dayalı olarak verilmiş olan inşaat ruhsatının idarece iptal edilmesi veya söz konusu ruhsatla ilgili olarak açılmış bir davanın mevcut olması halinde; her ne kadar ruhsat işlemi tesis edildiği tarihte plana uygun ise de, hukuka aykırılığı saptanan plana ilişkin olarak verilen iptal kararı nedeniyle imar planı tesis tarihi itibariyle yürürlükten kalkacağından inşaat ruhsatının da hukuki dayanağı kalmayacağı ve iptali gerekeceği gibi, ruhsatsız konuma düşen yapının da yıkılması gerekmektedir.

Aksi görüş; yargı yerince hukuka aykırılığı tesbit edilerek iptal edilen ve tesis edildiği tarih itibarıyla yürürlükten kalkan bir düzenleyici işleme dayanılarak tesis edilmiş ve dava konusu da edilmiş bir işleme rağmen ileriye yönelik bir kazanılmış hakkın tanınması sonucunu doğurur ki, bu durumun kısaca tüm işlem ve eylemlerinin hukuka uygun olduğu devlet biçimi olarak tanımlayabileceğimiz Hukuk Devleti ilkesiyle bağdaşmayacağı aşikardır.

Nitekim; iptal edilen düzenleyici normlara göre kazanılmış hakların korunması amacına yönelik olarak Anayasa'nın 153. maddesi ile getirilen "iptal kararları geriye yürümez" hükmüne rağmen, yargı yerlerinde görülmekte olan davaların Anayasa Mahkemesince iptal edilen hükümler dikkate alınarak çözümlenmesinin Hukuk Devleti ilkesine uygun olmadığı içtihatlarla benimsenmiştir.

Ülkemizin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 46. maddesi ile, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararları bağlayıcı olmakta, 2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanunu'nun 53. maddesinin ''ı'' bendi ile, mahkeme kararlarının, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması durumu ''Yargılamanın yenilenmesi'' sebebi olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle yargı mercilerince, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından verilen kararların, mevcut olaylara uygulanması açısından değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bu bağlamda; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi; kıyıda yer alan taşınmazın bir şekilde özel mülkiyet konusu yapılarak tapuya kişi adına kaydedilmesinin ardından açılan tapu iptali davasından sonra, taşınmazın, sahibine tazminat ödenmeksizin hazine adına kaydedilmesi üzerine açılan davada; malın değeriyle ilintili olarak makul bir miktarı ödemeden mülkiyet hakkından mahrum bırakılmanın aşırı bir ihlal olacağını ve hiçbir kamulaştırma yapılmamasının ne Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi alanında ne de özel koşullarda haklı gösterilemeyeceğini ortaya koyan daha önce verdikleri bir karardan bahisle (Bkz. Nastou-Yunanistan (no:2), no: 16163/02, § 33, 15 Temmuz 2005, Jahn ve diğerleri-Almanya, no: 46720/99, 72203/01 ve 72552/01, § 111, 2005-..., ve 9 Aralık 1994 tarihli Manastır Azizleri-Yunanistan kararı, A serisi no: 301-A, s. 35, § 71) sonuç olarak, başvuranlara tazminat ödenmediği durumda, mülkiyetin korunması ve kamu yararı gereklilikleri arasında kurulması gereken adil dengenin başvuranlar aleyhine bozulduğu yönünde karar vermiştir (N.A. ve Diğerleri, Başvuru No:37451/97, 11.10.2005).

Yine; tapu siciline güvenerek taşınmazı satın alan iyi niyetli kişinin, daha sonra taşınmazın, ruhsatsız olduğundan ve mutlak koruma alanında bulunması nedeniyle ruhsata bağlanma imkanı da bulunmadığından davacıya bir bedel ödenmeksizin idare tarafından yıkılması üzerine açılan davada ise AİHM; söz konusu müdahalenin başvuranın ve genel olarak toplumun çıkarları arasında adil bir denge kurup kurmadığının çözüme kavuşturulması gerektiği, iç hukuk kapsamındaki tazminat hakkının, itiraz edilen tedbirin gerekli adil denge unsuruna riayet edip etmediği ve başvuran üzerine orantısız bir yük yükleyip yüklemediği hususlarının değerlendirmede esas teşkil ettiğini, AİHM'in bu hususta daha önce, mülkün değeriyle makul surette orantılı bir tazminat ödenmeksizin mülkten mahrum bırakmanın, normal koşullar altında orantısız bir müdahale teşkil edeceğine ve tazminat ödenmemesinin yalnızca istisnai koşullar altında 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi bağlamında haklı görülebileceğine dair karar verdiğini belirterek (bkz. N.A. ve Diğerleri/Türkiye, no. 37451/97, 41. paragraf, AİHM 2005-X; Nastou/Yunanistan (no. 2), no. 16163/02, 33. paragraf, 15 Temmuz 2005; Jahn ve Diğerleri/Almanya [BD], no. 46720/99, 72203/01 ve 72552/01, 111. paragraf, AİHM 2005-VI) idare mahkemelerinin Ankara İl İdare Kurulu’nun yıkım emrini onayladığı göz önüne alındığında başvuranın, mülkünden mahrum bırakılmasına karşılık tazminat alma hususunda gerçekçi bir başarı ihtimalinin bulunmadığını, bu nedenle, başvuranın evini kaybetmesine karşılık tazminat almasını sağlayacak bir iç hukuk yolunun olmamasının, mülkiyet hakkından tam olarak yararlanmasını engellediğini, bu bağlamda, iç hukukta Devlet’in tapu kayıtlarından kaynaklanan herhangi bir zarardan sorumlu olduğunun öngörülmesine rağmen, Hükümet’in, sözkonusu mahrum bırakma karşılığı tazminat ödenmemesini haklı gösteren istisnai koşullar dile getirmediğini, sonuç olarak, kendisine tapu vererek evinin yasal sahibi olduğunu kabul eden ulusal makamların, başvuranın evinin yıkılması sonucu uğradığı zarardan otomatik olarak sorumlu olduğunu, yukarıda kaydedilenler ışığında AİHM'in, başvurana tazminat ödenmemesinin, mülkiyetin korunması ve kamu yararı gerekleri arasında kurulması gereken adil dengenin başvuranın zararına olacak şekilde bozulmasına yol açtığı kanaatinde (bkz. N.A. ve Diğerleri, 42. paragraf) olduğundan bahisle, olayda 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği yönünde karar vermiştir (Yıldırı - Türkiye, Başvuru No:21482/03, 24.11.2009).

Dava dosyasının incelenmesinden; uyuşmazlığa konu yapıların yapı ruhsatları ile yapı kullanma izin belgelerinin, 3194 sayılı İmar Kanununun 8. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinin "...Kamuya ait bir yaya veya taşıt yoluna cephe sağlanmadan yapı inşa edilmez. ..." hükmü uyarınca iptal edilmesi üzerine davalı idarece söz konusu yapıların ruhsatsız duruma düştüğünden bahisle aynı Kanunun 32. maddesi uyarınca anılan yapıların ruhsata uygun hale getirilmesi için bir aylık süre tanınmasına ilişkin 26/01/2015 tarih ve 10 sayılı kararı ile 42. maddesi uyarınca 81.369,56 TL para cezası verilmesine ilişkin 26/01/2015 tarih ve 9 sayılı kararının tesis edildiği anlaşılmaktadır.

Yukarıda aktarılan mevzuat hükümlerinin ve AİHM kararlarının birlikte değerlendirilmesi neticesinde verilen Dairemiz yerleşik kararlarına göre, sağlıklı ve dengeli bir çevrenin oluşturulması bakımından, yürürlükte bulunan plan hükümlerine aykırı olarak inşa edilen yapıların, bu plan uyarınca verilen ruhsata uygun olarak inşa edilse dahi, ruhsatın plan ve mevzuata aykırı olduğu tespit edilerek yargı merciince iptal edilmesi durumunda kazanılmış hakkın bulunmaması nedeniyle yapı tatil tutanağı düzenlenerek yıkılması gerekmektedir.

Ancak; yıkım işlemi tesis edilmeden önce, yürürlükteki plana aykırı olarak ruhsat veren idarenin kusurlu davranışı nedeniyle, iyi niyetli kişilere para cezası verilmemesi ve anılan kişilere yıkıma konu taşınmaz bedelinin ödenmesi gerekmektedir.

Bu nedenle; dava konusu yapılar için yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesi alınmasında herhangi bir hata veya hilesi bulunmayan davacıya para cezası verilmesinde ve bedelinin davacıya ödenmeden ruhsatsız duruma düşen yapıların yıkımı yolunda tesis edilen encümen kararlarında hukuka uyarlık, aksi yöndeki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.

KARAR SONUCU :

Açıklanan nedenlerle;

1.2577 sayılı Kanunun 49. maddesine uygun bulunan davacının temyiz isteminin kabulüne, davalının temyiz isteminin reddine,

2.Yukarıda özetlenen gerekçeyle kısmen işlemin iptaline, kısmen davanın reddine ilişkin temyize konu Konya 2. İdare Mahkemesinin 31/12/2015 tarih ve E:2015/335, K:2015/1368 sayılı kararının, para cezası yönünden oybirliği, yıkım yönünden ise oyçokluğu ile BOZULMASINA,

3. Dosyanın yeniden karar verilmek üzere anılan Mahkemeye gönderilmesine,

4. 2577 sayılı Kanunun (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere 04.02.2020 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY (X)

İmar planları objektif nitelikte düzenleyici işlemlerdir ve tesis edildikleri usule uygun olarak kaldırılmaları veya değiştirilmeleri mümkündür. Planların idarece kaldırılması veya değiştirilmesi durumunda bu planların yürürlükte oldukları süre içerisinde ve bu planlara dayalı olarak tesis edilen bireysel işlemlerin kişiler bakımından sübjektif nitelikte kazanılmış hak doğuracağı tabiidir. İdari işlemlerin geriye yürümeyeceğine ilişkin idare hukuku ilkesi ile bu gibi durumlarda kazanılmış hakların korunması ve idari istikrarın sağlanması amaçlanmıştır. Ancak bu şekilde bir kazanılmış hakkın var olduğu hallerde idari işlemin ve dayanağı olan düzenleyici işlemin hukuka uygun olduğu konusunda bir tartışma da mevcut değildir.

Bu gibi durumlarda kazanılmış hakkın varlığı söz konusu olmamakla birlikte, açık hata, ilgilinin hilesi veya kusuru ile tesis edilmemiş olması kaydıyla hukuka aykırı olan bu işlemlerin yürürlüklerini sürdürdükleri zaman içerisinde ilgili kişiler bakımından geçmişe dönük olarak sağladıkları sübjektif hakların parasal olarak karşılığının idarece tazmini, bir başka deyişle, kişilerin bu işlemler sebebiyle uğradıkları zararlarının hizmet kusurunun varlığından bahisle açacakları tam yargı davasına konu etmeleri mümkün olduğu gerekçesiyle Mahkeme kararının yıkıma ilişkin kısmının onanması gerektiği görüşüyle aksi yöndeki çoğunluk kararının yıkıma yönelik kısmına katılmıyoruz.