Korkutma (İkrah) - Fesih Beyanı - Hak Düşümü Süresi


Yargıtay 1. Hukuk Dairesi
2016/5435
2019/1044
2019-02-18





Özet:

  • Hukuka aykırı ve esaslı korkutma sonucu yapılan sözleşme geçersizdir.
  • Bu sözleşme, korkunun kalktığı tarihten itibaren bir yıl içinde karşı tarafa yöneltilecek bir sarih veya zımni irade açıklamasıyla ya da dava veya def'i yoluyla feshedilebilir.

 

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

DAVA TÜRÜ : TAPU İPT...VE TESCİL

Taraflar arasında görülen tapu ipt...ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalılar tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ...’un raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

-KARAR-

Dava, ikrah (korkutma) hukuksal nedenine dayalı tapu ipt...tescil isteğine ilişkindir.

Davacı, 3990 parsel sayılı taşınmazdaki payını tehdit ve baskıları sonucu kardeşleri olan davalılara eşit pay ile devrettiğini, yapılan temliklerin irade fesadı sebebi ile geçersiz olduğunu, davalıların tehdit suçu nedeniyle ceza aldıklarını ileri sürerek, davalılara devredilen payların ipt...ile adına tescilini istemiştir.

Davalılar, davacı ile anlaşarak taşınmazdaki paylarını bedeli karşılığı satın aldıklarını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, davalıların tehdidi sonucu temliklerin gerçekleştiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 3990 parsel sayılı taşınmazın 1/6 payı davacı adına kayıtlı iken 13.01.2012 tarihinde 1/2’sini davalı kardeşi ...’a, 1/2’ sini de diğer davalı kardeşi ...’a satış suretiyle temlik ettiği anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun(TBK) 37. (818 sayılı Borçlar Kanunu'nun(BK) 29.) maddesine göre, bir kimse karşı tarafın veya üçüncü bir kişinin kendisi veya yakınlarının maddi veya manevi varlığına yönelik hukuka aykırı ve esaslı korkutması sonucu yaptığı sözleşme ile bağlı sayılamaz. TBK'nin 38. (BK'nin 30.) maddesinde belirtildiği gibi, korkutmadan(ikrah-tehdit) söz edilebilmesi için, korkutmanın sözleşmeyi yapan kimsenin veya yakınlarının kişilik haklarına veya mal varlıklarına yönelik olması, korkutmaya maruz kalanın sübjektif durumuna göre ağır ve derhal meydana gelebilecek nitelik taşıması, haksız(hukuka aykırı) sayılması, illiyet bağının bulunması yani sözleşmenin korkunun yarattığı etki sonucu yapılması zorunludur. Bu koşulların varlığı halinde iradesi sakatlanan taraf, isterse iptal hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili(makable şamil) olarak ortadan kaldırılabilir.

Hemen belirtmek gerekir ki, iptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir. Korkunun kalktığı tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde sözleşme karşı tarafa yöneltilecek tek taraflı sarih ve zımni bir irade açıklaması ile feshedilebileceği gibi def'i veya dava yoluyla da kullanılabilir(TBK'nın 39. md). Sözleşme iptal edilmekle yapıldığı andan itibaren ortadan kalkacağı için yerine getirilen edim, istihkak davası(tapulu taşınmazlarda iptal ve tescil davası), bunun mümkün olmadığı hallerde sebepsiz zenginleşme davası ile geri istenebilir.

Somut olaya gelince, temlikin 13.01.2012 tarihinde yapıldığı, davacının 19.01.2012 tarihinde korkutma nedeniyle davalıları şikayet ettiği, taşınmazdaki payının zorla alındığı iddiaları bakımından davalılar hakkında tehdit suçundan ... 8.Sulh Ceza Mahkemesinin 2012/567 Esas sayılı dosyası ile kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonucu her iki davalının tehdit suçundan cezalandırılmasına karar verilip, hükmün açıklanmasının geri bırakıldığı, müşteki ...’a 01.06.2013 tarihinde tebliğ edilen kararın 11.06.2013 tarihinde kesinleştiği, eldeki davanın ise 20.10.2014 tarihinde açıldığı, aradaki zaman zarfında TBK’nun 39.maddesi uyarınca korkunun etkisinin devam ettiği yönünde davacı tarafça herhangi bir iddia ileri sürülmediği, bu durumda 6098 s. Türk Borçlar Kanununun (TBK) 39/1. maddesinde belirtilen 1 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği anlaşılmaktadır.

Hâl böyle olunca, davanın hak düşürücü süreden reddedilmesi gerekirken değinilen husus göz ardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.

Davalıların yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 18.02.2019 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

- KARŞI OY-

Dava, Korkutma (ikrah) hukuksal nedenine dayalı tapu iptal tescil istemine ilişkindir.

Yerel mahkemece, 3990 parsel sayılı taşınmazda davacıya babasından mirasen intikal eden 1/6 payın abileri davalıların tehdit ve zorlaması sonucu davalılara devredildiği, ceza dava dosyası ve toplanan delillerle, temlikin davalıların zorlaması ve tehdidi sonucu, davacının onayı dışında yapıldığı, bedel de ödenmediği gerekçeleriyle davanın kabulüne karar verilmiştir

Davalıların temyizi üzerine, “ Korkutma (İkrah) iddiasına dayalı davanın, bir yıllık hak düşürücü sürede açılmadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulünün hatalı olduğu” gerekçesiyle hükmün bozulmasına oy çokluğu ile karar verilmiştir.

Uyuşmazlık; korkutma (İkrah) iddiasına dayalı davanın hak düşürücü sürede açılıp açılmadığı ve korkutma unsurlarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.

Bilindiği üzere; Türk Borçlar Kanunu'nun 39/1. maddesi "Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da kotkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onaylamış sayılır. " şeklinde düzenlenmiştir.

Sözleşmeyle bağlı olmadığı bildiriminin, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 39. maddesinde belirtilen bir yıllık süre içinde karşı tarafa ulaştırılması gerekir. Bildirimde, geçersizlik sebebi tam olarak açıklanmasa dahi, sözleşmeden dönüldüğü, sözleşmeyle bağlı kalınmayacağı, sözleşmenin feshedildiği, sözleşmenin iptal edildiği gibi açıklamaları mutlaka içermelidir.

Öte yandan, sözleşmeyle bağlı olmama bildirimi (İptal beyanı) hiçbir şekle tabi değildir. Şekle bağlı bir sözleşmede de, örtülü irade beyanıyla iptal bildirimi yapılabilir.

Sözleşmeyle bağlı olmama bildiriminde (iptal hakkı) bir yıllık kısa süre, iradeyi sakatlayan sebeplerin öğrenilmesi veya korkunun etkisinin ortadan kalkmasıyla başlar. Bir yıllık hak düşürücü sürenin, daha uzun bir süre ile de sınırlandırılıp sınırlandırılamayacağı doktrinde tartışmalıdır. İradesi bozulan kimse, sözleşmeyi yaptıktan 5, 10 veya 30 yıl sonra yanılma veya aldatmayı öğrenmişse, öğrenme tarihinden itibaren 1 yıllık süre içinde sözleşmeyi iptal edip edemeyeceği konusunda görüş birliği bulunmamaktadır. Bir görüşe göre, sözleşme tarihinden itibaren 10 yıl geçmesi halinde, iptal hakkının son bulacağı ileri sürmekte, diğer görüşe göre ise, Türk Borçlar Kanunun 39. (B.K m.31) maddesinde kanun koyucunun daha uzun bir süreyi bilerek koymadığı, kanunun açık hükmü karşısında yorum yoluyla yeni kural konulamayacağı, böyle bir süre konulmasının kanun koyucunun amacına aykırı olacağı ve anılan maddenin açık hükmüne aykırı olacağı belirtilmektedir. ( Eraslan Özkaya, Yanılma, Aldatma, Korkutma Davaları,sayfa, 437-438)

Geçerliliği açısından herhangi bir şekle bağlanmamış olan bu beyan, karşı tarafa ulaştığı andan itibaren sözleşme ilişkisini (hangi görüş benimsenmiş olursa olsun) kesin hükümsüz hale sokar, iptal beyanı geri alınmaz.

Sözleşmeyle bağlı olmadığı bildirimi, sözleşmeyi kesin olarak geçersiz hale getiren bozucu yenilik doğurucu ”inşai” bir haktır( Eraslan Özkaya, Yanılma, Aldatma, Korkutma Davaları,sayfa, 436-437). Bu niteliği itibariyle de, şarta bağlı tutulamaz ve bu bildirimden dönülemez. İrade açıklaması, karşı tarafın hakimiyet alanına ulaştığı anda istenen sonucu kendiliğinden doğurmaya yeterlidir. Ayrıca bir iptal davası açmaya, dolayısıyla ipt...dava yoluyla ileri sürmeye gerek yoktur." ( Prof. Dr. Fikret Eren Bonçlar Hukuku Genel Hükümler 18.Baskı. 412 vd. Sayfalar) .

Yargıtay 13.Hukuk .Dairesinin ,01.02.1989 tarih 1989/5415 Esas,1989/512 Karar sayılı kararında; “ Davacı, B.K 31.madde hükmü gereğince bir sene içerisinde senetle bağlı olmadığı yolundaki iradesini senette alıcı olarak adı geçen davalıya billdirmiştir. Böylece davacı, bu akdi kabul etmediğini bir yıllık süre içinde bildirdiğinden, işleme sonradan izin vermesi söz konusu olamaz. Bir yıllık süre içerisinde ayrıca dava açmasına gerek yoktur.” denilmiştir.

Yine, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2012/6338 Esas, 2012/11554 Karar sayılı, 11.07.2012 günlü Kararında da, “B.K 31 madde hükmü uyarınca ikrah ile akit yapmak zorunda kalan kişi, iptal hakkını bir yıllık hak düşürücü süre içinde kullanmak zorunda olup, bu beyanın bir yıllık hak düşürücü süre dolmadan karşı tarafın hakimiyet alanına ulaşması gerekir. İptal beyanının bir şekle tâbi olduğu konusunda kanunda açık bir hüküm bulunmadığından, hukuki niteliği itibarıyla bozucu yenilik doğuran bu hakkın kullanılmasının dava açma gibi belli bir usulde ileri sürülmesi zorunlu değildir." görüşü kabul edilmiştir.

Dairenin yerleşik uygulamasına göre, yanılma (hata), aldatma (hile), korkutma (ikrah) her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Sözleşmeyle bağlı olmadığı bildirimi (iptal hakkı), İrade bozukluğunun öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla kullanılabilir. (1.Hukuk Dairesinin 2014/ 11612E, 2014/ 14462K, 18.9.2014 tarihli-, 2013/21405E, 2014/50K, 13.1.2014 t.li, 2016/11701E, 22.12.2016 t.li, 2003/52E, 2003/762 K, 22.1.2003 t.li v.d.birçok karar)

Bu durumda, gerek akdemik görüşler, gerekse Yargıtayın ve özellikle Dairenin “ ...bir yılık hak düşürücü süre içinde, karşı tarafa yöneltilecek tek taraflı sarih veya zımni bir irade açıklaması ile sözleşme feshedilebileceği gibi def’i veya dava yoluyla da iptal hakkı kullanılabilir.” şeklindeki yerleşik uygulamaları nazara alındığında, iptal hakkının ileri sürülmesinin hiç bir şekle tabi bulunmadığı, hele hele dava açmanın zorunlu olmadığı anlaşılmaktadır.

Somut olayda, 3990 parsel sayılı taşınmazın ½ payı Halil Mırlak adına kayıtlı iken 12.01.2012 tarihinde mirasçıları ..., ... ve ...'ın intikal için tescil isteminde bulunduklar ve aynı gün 1/6 pay olarak mirasçılar adına tescil edildiği, 13.01.2012 tarihinde ...'ın 1/6 payının ½ payına isabet eden 1/12 payını 39.000,00TL bedelle davalı kardeşleri ...ve Avni'ye satış suretiyle devrettiği, temlikten 6 gün sonra 19.01.2012 tarihinde davacı ...'nin ... Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği, şikayet dilekçesinde; “ şüpheli kardeşlerinin 12.01.2012 günü, “Esenlerdeki taşınmazda hakkın yok, tapuya gelip imza atacaksın, eğer imza atmazsan seni çocuklarınla yok edeceğiz” şeklinde tehditle zorla Esenler tapusuna götürdüklerini, kendisine ve çocuklarına zarar gelmemesi için imza atmak zorunda kaldığını, Şüphelilerin tehdit yoluyla tapuda takrir aldıklarını babadan intikal eden diğer taşınmazlarıda alma gayreti içinde olduklarını belirterek cezalandırılmalarını talep etmiş”, tehdit suçundan açılan davanın yargılaması sonucunda; davalılar ...ve ...'ın, telefonla ve yüze karşı katılan ...'ı dava konusu edilen eylem nedeniyle tehdit suçundan cezalandırılmalarına karar verildiği, kararın kesinleşiği, taşınmaz üzerinde bulunan binayı halen davalıların kullandığı, temlik tarihinde 1/6 pay değerinin 114.120,00Tl olduğunun keşfen tespit edildiği anlaşılmaktadır.

Şikayet dilekçesinde, davacı ..., “ korkutularak taşınmazının elinden alındığını diğer taşınmazlarınında elinden alınacağını belirterek“ yaptığı şikayet ve ceza davasını katılan sıfatıyla takip etmekle, sözleşmeden dönme iradesini, 19.01.2011 tarihinde açıkladığı ve davacının sözleşmeden dönme iradesinin de 16.02.2011 tarihinde davalıların alınan savunmaları sırasında, bir yıllık süre dolmadan davalılara ulaştığı açıktır. Davacının, şikayet dilekçesi içeriği ile TBK’nun 39’nci maddesinde öngörülen bir yıllık süre içerisinde hiçbir şekle bağlı olmayan iptal beyanında bulunduğu, bu beyanın davalılara ulaştığı, bu durumda, davacı tarafından açılan davanın da süresinde açıldığının kabulü gerekir. Daire çoğunluğunun, temlik tarihi ile dava tarihi arasında bir yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği yönündeki kabulü, yukarıda belirtilen Dairemiz ilkelerine ve Yargıtayın yerleşik uygulamasına uygun düşmemektedir.

Sonuç itibariyle, davanın süresinde açıldığının kabulü ile davalıların dava konusu eylemden cezalandırılmalarına ilişkin kesinleşen ceza mahkemesi kararı, tanık anlatımlarıyla korkutma (ikrah)) iddiasının gerçekleştiği kabul edilmek suretiyle davanın kabulüne karar verilmesinin doğru olduğu ve yerel mahkeme kararının onanması gerektiği görüşünde olduğumdan, davanın hak düşürücü sürede açılmadığı gerekçesiyle reddi gerektiği belirtilerek hükmün bozulmasına ilişkin çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.