Kaza Tespit Tutanağı İle Bilirkişi Raporunun Çelişmesi


Yargıtay 17. Hukuk Dairesi
2016/10682
2019/5249
2019-04-29





Özet:

  • Resmi makamlarca tutulan kaza tespit tutanaklarının aksi sabit oluncaya kadar geçerli bir belge olarak kabulü gerekir.
  • Hükme esas alınan rapor ile kaza tespit tutanağı arasında mübayenet bulunduğu anlaşılmakla kaza tespit tutanağı ile hükme esas alınan bilirkişi raporu arasındaki arasındaki çelişki giderilmeden hüküm kurulması isabetli değildir.
  • İnceleme konusu olayda, hükme esas alınan hesap bilirkişi raporunda hesaplamanın asgari geçim indirimi dahil edilmiş net asgari ücret üzerinden yapıldığı anlaşıldığından, mahkemece aynı bilirkişiden, pasif dönemde,asgari geçim indirimi dahil edilmeksizin asgari ücret üzerinden hesaplama yapılması için ek rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.

K A R A R

Davacı vekili; davacı ...’ın sevk ve idaresindeki araç ile dava dışı ...'ın kullandığı, davalı ... şirketi nezdinde ZMMS poliçesi ile sigortalı bulunan aracın çarpışması neticesinde 04/01/2010 tarihinde meydana gelen trafik kazası nedeniyle müvekkilinin yaralandığını bayanla fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak,maluliyet nedeniyle hesaplanacak maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini arz ve talep etmiştir.

Davalı vekili; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, kararda yazılı gerekçelerle ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; davacının davasının kabulüne,82.072,21 TL ağır bedensel nedeniyle maddi tazminatın dava tarihi olan 02/04/2014 tarihinden itibaren değişken oranlı yasal faiziyle birlikte(poliçe limitiyle sınırlı kalmak kaydıyla) davalıdan alınarak davacıya verilmesine,dair verilen karar davalı vekili tarafından süresi içerisinde temyiz edilmiştir.

1-Dava ve karşı dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, yargılama sırasında, kusur durumlarının belirlemesi yönünden,Emniyet Amiri,Temel Trafik Kaza İnceleme ve Kusur Oranları Tespiti Uzmanı Hüseyin Ağca tarafından düzenlenen 27.12.2014 tarihli

bilirkişi raporu hükme esas alınarak,davalı ... şirketine sigortalı karşı araç sürücüsü ....’in asli ve %100 oranında kusurlu olduğu, davacı otomobil sürücüsü Umut’un kusursuz olduğu kabul edilerek karar verilmiştir Oysa kazanın hemen akabinde trafik polislerince tutulan kaza tespit tutanağında davalı ... şirketine sigortalı karşı araç sürücüsü...’in asli kusurlu,davacı otomobil sürücüsü....’un tali kusurlu olduğu belirlenmiştir.

Resmi makamlarca tutulan kaza tespit tutanaklarının aksi sabit oluncaya kadar geçerli bir belge olarak kabulü gerekir.

Hükme esas alınan rapor ile kaza tespit tutanağı arasında mübayenet bulunduğu anlaşılmakla kaza tespit tutanağı ile hükme esas alınan bilirkişi raporu arasındaki arasındaki çelişki giderilmeden hüküm kurulması isabetli değildir. Bu durumda, mahkemece,Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi’nden,....Üniversitesi makine-trafik kürsüsünden ya da Karayolları Genel Müdürlüğü trafik-fen alanında uzman kişilerden oluşacak bilirkişi heyetinden, ayrıntılı, gerekçeli ve denetime açık rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken hükümde yazılı olduğu şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi isabetsiz olup kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir.

Kabule göre de;davacının iş gücü kaybından kaynaklanan zararının hesabında, hesaba esas alınacak gelirinin belirlenmesi, tazminatın doğru tespitinde önemli bir yer tutmaktadır.

Çalışma hayatının, aktif çalışma dönemi ve emeklilik dönemi olan pasif devre olarak ayrılması ve özel yasalarında çalışma süreleri ayrık olarak belirtilmemiş (asker, polis vb. gibi) kişiler yönünden 60 yaşın aktif çalışma devresini, bakiye yaşam süresi varsa kalan sürenin de pasif çalışma devresini oluşturduğu;işgücü kaybı nedeniyle tazminatın hesabında, pasif devrede de zararın oluşacağı ve bu zararın asgari ücret düzeyinde bir zarar olacağının kabulü gerektiği, Dairemizin yerleşmiş içtihatlarındandır.

Pasif devre zararının hesaplanması sırasında esas alınan ücret, bir çalışmanın karşılığı değil, ekonomik bir değer taşıyan yaşamsal faaliyetlerin sürdürülmesinin karşılığıdır. Hal böyle olunca da ücretle fiilen çalışanlara uygulanmak için getirilen asgari geçim indiriminin ücretli bir çalışmanın söz konusu olmadığı pasif dönem (devre) zararının hesaplanmasında dikkate alınamayacağı açıktır. Zira asgari geçim indirimi ücretin eki olmadığından, tazminat alacaklarının hesaplanmasında esas ücrete dâhil edilemez.

Somut olayda, hükme esas alınan 16.02.2016 tarihli hesap bilirkişi raporunda hesaplamanın asgari geçim indirimi dahil edilmiş net asgari ücret üzerinden yapıldığı anlaşıldığından, mahkemece aynı bilirkişiden, pasif dönemde,asgari geçim indirimi dahil edilmeksizin asgari ücret üzerinden hesaplama yapılması için ek rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 29/04/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.