Bebeğin Anne Karnında Ölmesi - Kişilik - Taksirle Yaralama


Yargıtay 12. Ceza Dairesi
2015/10554
2016/10323
2016-06-16





Özet:

  • Somut olayda ÇKS de bozulma olduğunda hastanın sezaryene alınmasının gerektiği, hastanın takibinin ebe, hemşire ve doktorun içinde bulunduğu bir ekip tarafından sık aralıklarla yapılmasının gerektiği, bu takip düzenli yapılmadığından öncesinde çocuk kalp sesleri alınmasına rağmen sıkıntıya girmesi halinde doğumun doğal yolla ya da sezeryan ile yapılmasıyla ilgili doktorun karar vermediği, böyle bir durumun önüne geçmek için doktorun hasta ile ilgilenen personeli yönlendirmesi, takipleri konusunda gereken telkinlerde bulunması ve hastasının her durumundan bilgisinin olması gerekirken bu hususlarda yetersiz kaldığı, dolayısıyla Dr. ...'nun kendi branşı için ortalama bir hekimin göstermesi gereken özen ve dikkati göstermediğinin” belirtilmesi karşısında, bebeğin anne karnında öldüğü, sağ olarak doğmadığı, dolayısı ile kişi sıfatını kazanamadığı anlaşıldığından sanığın eyleminin taksirle öldürme suçunu oluşturmayacağı, ancak sanığın olay nedeniyle tıbbi açıdan kusurlu bulunup bulunmadığına ilişkin olarak bilirkişi raporları arasında çelişki bulunduğundan çelişkiyi giderecek şekilde Adli Tıp Genel Kurulu'ndan rapor alınması sonucu kusurunun bulunması halinde anneye yönelik eylemleri nedeniyle taksirle yaralamadan sorumlu tutulması gerekir.
 
Taksirle öldürme suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılanlar vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü;

Yapılan yargılamaya, incelenen dosya kapsamına göre, katılanlar vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Katılan ...'ın olay tarihinde saat 8.00 sıralarında miadında ağrılı gebe olarak sanığın görevli olduğu hastanenin doğum servisine başvurduğu, ebe tarafından yapılan ilk muayenesi sonucunda doğumun başladığı, çocuk kalp seslerinin var olduğu, doğum başlarken gelen suyun mekonyumlu olduğu,ebe .. ve sanık doktor ... tarafından doğum sürecinin takip edildiği, gebenin doğumhaneye yatırıldığı, saat 9.00'da NST(nonstrestest) çekildiği, sonucunun nonreaktif (bebeğin sıkıntıda olabileceği) olduğu, saat 9.45'de indüksiyona (normal doğumu başlatmak için ilaç verilme işlemi)başlandığı, aralıklı monitor takibine, fetal monitorde bozulma olduğunda doğumun sezaryen ile yapılmasına ve gebenin oral alımının kesilmesine karar verildiği, saat 10.30'da yapılan gebelik muayenesinde rahim ağzı açıklığın 3cm, çocuk kalp seslerinin var olduğu, doğumhaneye kabulünden 2,5 saat sonra saat 11.15'de fetal monitöre bağlandığı ve fetal kalp atım seslerinin duyulmaması nedeni ile gebenin ultrasona alındığı, USG de bebeğin anne rahminde ölmüş olduğunun anlaşıldığı,USG polikliniğinde yapılan tekrarında fetal kalp atımlarının olmadığının teyid edildiği, gebe ve eşi ile yapılan görüşme sonrasında oxytocin indüksiyonu ile fetusun vajinal yolla doğurtulmasına karar verildiği, saat 14:30 da 2840 gr, yaşam belirtileri olmayan erkek bebek doğurtulduğu olayda; 19.02.2014 tarihli Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu raporuna göre sanığa kusur atfedilmediği,

Adli tıp uzmanı ve kadın doğum uzmanı olan ve Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğretim üyelerinden oluşan beş kişilik bilirkişi raporu ve 29.07.2011 tarihli, uzman doktor imzalı, muhakkik bilirkişi raporunda ise “... isimli hastanın dosyasının incelenmesi sonucunda amniyon maii mekonyumlu olarak geldiği ve doğum kararının verilmiş olduğu ve doğumu hızlandırmak için indüksiyon başlandığının anlaşıldığı, bu durum yüksek riskli bir durum olup takibinin bir ekip tarafından yapılması ve ayrıca adı geçen hastanın o günkü nöbetçi ekip tarafından sürekli monitorize edilmesinin gerektiği, bu imkan yoksa 15-20 dakikada bir kontraksiyon sonrasında ÇKS (çocuk kalp sesi) nin düzenli olarak dinlenmesi ve not edilmesinin gerektiği, hemşire gözlem formunda mevcut verilere göre 10:15' de ÇKS: (+) iken 11:15' de ÇKS:(-) olarak izlendiği, bu süreçte ÇKS takibine dair herhangi bir kayıt bulunmadığı, ÇKS de bozulma olduğunda hastanın sezaryene alınmasının gerektiği, bu durumla ilgili herhangi bir bilgi ve belgenin dosyada mevcut olmadığı, hastanın takibinin ebe, hemşire ve doktorun içinde bulunduğu bir ekip tarafından sık aralıklarla yapılmasının gerektiği, bu takip düzenli yapılmadığından öncesinde çocuk kalp sesleri alınmasına rağmen sıkıntıya girmesi halinde doğumun doğal yolla ya da sezeryan ile yapılmasıyla ilgili doktorun karar vermediği, böyle bir durumun önüne geçmek için doktorun hasta ile ilgilenen personeli yönlendirmesi, takipleri konusunda gereken telkinlerde bulunması ve hastasının her durumundan bilgisinin olması gerekirken bu hususlarda yetersiz kaldığı, dolayısıyla Dr. ...'nun kendi branşı için ortalama bir hekimin göstermesi gereken özen ve dikkati göstermediğinin” belirtilmesi karşısında, bebeğin anne karnında öldüğü, sağ olarak doğmadığı, dolayısı ile kişi sıfatını kazanamadığı anlaşıldığından sanığın eyleminin taksirle öldürme suçunu oluşturmayacağı, ancak sanığın olay nedeniyle tıbbi açıdan kusurlu bulunup bulunmadığına ilişkin olarak bilirkişi raporları arasında çelişki bulunduğundan çelişkiyi giderecek şekilde Adli Tıp Genel Kurulu'ndan rapor alınması sonucu kusurunun bulunması halinde anneye yönelik eylemleri nedeniyle taksirle yaralamadan sorumlu tutulması gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi,

İsabetsiz olup, katılanlar vekilinin temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 16/06/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

kaynak: (www.corpus.com.tr)