Yöneticilerin Sorumluluğu - Tapu İptal ve Tescil


İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
2019/1665
2019/1048
2019-09-11





Özet:

  • Davalı şirket yöneticilerinin, kanun ve ana sözleşme uyarınca şirket menfaatlerini en üst düzeyde korumak, taşınmazı gerçek değeri üzerinden satıp satış bedelinin şirkete intikalini sağlamak, bu anlamda tedbirli bir tacirden beklenen özeni göstermek yükümlülüklerine aykırı davranarak, şirketin zarara uğramasına sebebiyet verdikleri kanaatine varıldığından, bu davalılar yönünden tazminat talebinin kabulü gerekmiştir.
  • Davacı vekili, dava değerini, dava dilekçesinde 1.080.000,00 TL olarak göstermiştir. Mahkemece bilirkişi incelemesi yapılıp taşınmazın gerçek piyasa değeri bilirkişi raporuyla tespit edildikten sonra da davacı taraf talep artırımı ya da harç ikmali cihetine gitmemiştir.
  • İlk derece mahkemesinde icra edilen duruşmada "... biz öncelikle tapu kaydının iptalini ve şirket adına tescilini istiyoruz bu talebimiz kabul görmez ise şirketin uğradığı zarar miktarı kadar yani dava konusu edilen taşınmazın satış tarihindeki gerçek rayiç bedeli ile (bilirkişi raporunda belirtilen) şirket kasasına girmiş olan bedel arasındaki farkın şirkete ödenmesini talep ediyoruz başkaca bir menfi ve müspet zarar talebimiz bulunmamaktadır" demesine rağmen, dava değerini artırarak gerekli harcı yatırmamıştır.
  • Bu nedenle, taleple bağlı kalınarak, dava, harçlandırılan değer üzerinden kabul edilmiştir.

 

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ : 06/10/2016

NUMARASI : 2013/236 Esas - 2016/806

DAVA: Tapu İptali Ve Tescil- Şirket Yöneticisinin Sorumluluğu- Tazminat

Taraflar arasındaki davanın yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davalılar ... ve ...Tic. A.Ş. vekili ile davalı ... vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETLERİ Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili .... davalı ... AŞ’nin %35 ortağı olup, davalı ...’in oğlu olduğunu, diğer müvekkili ...’ın ise şirketin %11 ortağı olduğunu, davalı şirketin ana iştigal konusunun turizm amaçlı tesis inşa etmek ve bu tesislerin işletilmesi ve kiralaması olduğunu, şirketin tek gelir kaynağının dava konusu apart otel olarak kullanılan taşınmaz olduğunu, davalı şirketin %54 ortağı ve yönetim kurulu başkanı davalı ... ile davalı şirketin küçük hissedarı davalı ...’nun muvazaalı bir bedel karşılığı dava konusu taşınmazı davalı ...’e 1.080.000 TL bedel karşılığında devrettiğini, öncesinde ortaklar arasında devam eden husumet nedeni ile dava konusu taşınmaz hakkında mahkemece tedbir kararı verildiğini ve bu tedbirin kaldırılmasının hemen akabinde taşınmazın davalıya devredildiğini, hatta davalı ...’in bu kötü niyetli eylemlerine zemin hazırlamak amacı ile daha öncesinde müvekkili ... şirketteki imza yetkisini kaldırdığını, davalıların yapmış oldukları bu kötü niyetli ve muvazaalı satışın yasanın açık düzenlemesi karşısında batıl olduğunu, taraflar arasındaki satış tutarının daha yüksek bir tutar olarak belirlenmiş olmasına rağmen tapu satış değerinin daha düşük gösterilerek ve diğer ortakları zarara uğratma kastı ile muvazaalı satış işlemi yapıldığını, tapu satış bedelinin gerçek olduğu kabul edilse dahi, TTK m.538/2 ve 421/3-4 hükümlerinin açık düzenlemesi karşısında davalı tarafın şirketin tek gelir kaynağı olan taşınmazı bu şekilde satma hak ve yetkisinin bulunmadığını, diğer ortakların bu satışa rızalarının bulunmadığı gibi şirketin en önemli aktifinin satışı için genel kuruldan onay ve yetki alınmasının zaruri olduğunu ileri sürerek muvazaa nedeni ile dava konusu taşınmazın tapu iptali ve şirket adına tesciline, mahrum kalınan müspet ve menfi zararların davalı gerçek kişilerden müştereken ve müteselsilen tazminine; olmadığı takdirde TTK m.538 ve m.421’e aykırı olarak genel kuruldan yetki ve onay alınmaksızın yapılan taşınmaz satışının iptali ve şirket adına tesciline, mahrum kalınan müspet ve menfi zararların davalı gerçek kişilerden müştereken ve müteselsilen tazminine; bunun mümkün olmaması halinde taşınmazın gerçek satış bedeli ile mahrum kalınan müspet ve menfi zararların davalı gerçek kişilerden müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili savunmasında özetle; müvekkilinin davalı şirket adına kayıtlı taşınmazı tapu müdürlüğü kayıtlarında mevcut usulüne uygun düzenlenmiş vekaletnameye istinaden ve yatırım amacı ile bir emlak komisyoncusu aracılığı ile satın aldığını, davalı ...’in gerek noterde imza sirküleri düzenlenirken, gerek tapuda yapılan devir işlemi yapılırken devir tarihi itibarı ile hukuki ehliyet raporunun bulunduğunu, şirket içi ilişkilerden kaynaklanan sorunların taşınmazı iyiniyetle iktisap eden üçüncü şahıs konumundaki müvekkilini bağlamayacağını belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı ... ve ... A.Ş. vekili savunmasında özetle; davacıların taleplerini terditli olarak ileri sürmelerinin mümkün olmadığını, iddia ettikleri zararı ispatla yükümlü olduklarını, şirketin hisseleri hamiline olup, davacıların toplamda %46 oranında şirket ortağı olduklarını hisse senetleri ile kanıtlamaları gerektiğini, şirketin ana faaliyet alanının gayrimenkul alım satımı olduğunu, şirketin olağanüstü genel kurulunda alınan karar uyarınca, şirkete ait taşınmazın satımı için ... ve ...’na yetki verildiğini, dava konusu taşınmazın otel olarak işletilmesinin mümkün olmaması ve vergi borçları dikkate alınarak satışına karar verildiğini, satışın gerçek bir satış olup, muvazaalı olduğunun kabul edilmediğini, satım bedelinin şirket hesabına geçtiğini, tek gelir kaynağının satıldığı iddiasının da gerçeği yansıtmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davacılar vekili 22.09.2016 tarihli duruşmadaki beyanında; “Öncelikle tapu kaydının iptalini ve şirket adına tescilini istiyoruz bu talebimiz kabul görmez ise şirketin uğradığı zarar miktarı kadar yani dava konusu edilen taşınmazın satış tarihindeki gerçek rayiç bedeli ile (bilirkişi raporunda belirtilen) şirket kasasına girmiş olan bedel arasındaki farkın şirkete ödenmesini talep ediyoruz başkaca bir menfi ve müspet zarar talebimiz bulunmamaktadır. ” demiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ İlk derece mahkemesince yapılan yargılama ve alınan bilirkişi raporları doğrultusunda; davanın tarafların hissedarı olduğu davalı şirkete ait taşınmazın muvazaalı işlemlerle davalı ...'e devredildiği iddiasına dayalı tapu kaydının iptali ile davalı şirket adına tapuya kayıt ve tescili istemine ilişkin olduğu, 6102 sayılı TTK'nın 555. maddesinde şirketin uğradığı zararın tazminini şirket ve her bir pay sahibinin isteyebileceği, pay sahiplerinin tazminatın ancak şirkete ödenmesini isteyebilecekleri, 553. maddesinde de kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurlarının kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini ihlal ettikleri taktirde kusurlarının bulunmadığını ispatlamadıkça hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumlu olduklarının düzenlendiği, davalı şirkette pay sahibi bulunan davacıların eldeki davayı 6102 Sayılı Yasanın 553. maddesine (6762 sayılı TTK'nın 309.maddesine) göre açmış olduğu, taşınmazın tapu kaydının iptali ile davalı şirket adına tapuya kayıt ve tescilinin talep edildiği, TTK'nın 553. maddesindeki düzenlemeye göre aktif dava ehliyetine sahip bulundukları, bilirkişi kurulunun davacıların şirket pay sahibi sıfatıyla muvazaa iddiasında bulunamayacakları, böyle bir iddianın davalı şirket tarafından ileri sürülebileceği görüşüne itibar edilmediğinden davacıların pay sahibi sıfatına sahip olmaları dolayısıyla TTK'nın 553 ve 555 maddeleri uyarınca dava açma haklarının bulunduğu sonucuna varıldığı, davalılar ... ve ...'nun taşınmaz satışını 21/10/2011 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan karar doğrultusunda yapmaya yetkili olduklarını ileri sürerek davanın reddini talep etmişler ise de 21/10/2011 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında davaya konu taşınmazların devrine ilişkin olarak herhangi bir karar alınmadığı gibi eldeki davanın 6102 sayılı TTK'nın 553 ve devamı maddelerine dayalı olarak açılmış tapu iptali ve tescili davası olduğundan olağanüstü genel kurul tarafından verilen yetkiye dayanılarak satış işlemi yapıldığından davacıların dava açma hakkının bulunmadığı yönündeki savunmaya itibar edilmediği, dava konusu taşınmazın satış bedeli ile rayiç bedeli arasında fahiş fark olduğunun tespit edildiği, dava konusu taşınmazın gerçek satış bedelinin davalı şirket kayıtlarına geçmediği, davalı şirkete ödenen 1.080.000,00-TL'den şirket ortaklarının alacakları olmamasına rağmen 770.000,00-TL tutarın davacı ... ile ...'e aktarıldığı, ...'in şahsi hesabına davalı ... tarafından yatırılan 677.000,00-TL'nin de davalı şirketin kayıtlarına aktarılmadığı, davalı şirketin 08/09/2014 tarihli olağan genel kurul toplantısında 2011 - 2012 ve 2013 yıllarına ait şirket bilançolarının görüşülerek karara bağlanmadığı gibi sözkonusu yıllara ait iş ve işlemlerinden dolayı temsilcilerin ibra edildiklerine dair bir karar alınmadığı, sonuç olarak taşınmaz devrinin muvazaalı olduğu ve iptali gerektiği sonucuna varıldığı gerekçeleriyle davanın kabulüne, ... ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, ... pafta, ... ada, ... parselde kayıtlı 59/50 m2 yüz ölçümlü kagir apartmanın tapu kaydının iptali ile davalı ... Tic. AŞ adına tapuya tesciline karar verilmiştir. Davalı ... vekili ile davalılar ... ve ... A.Ş. vekili tarafından bu karara karşı istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı ... vekilinin istinaf dilekçesinde özetle; 1-Usule aykırı olarak davanın hukuki dayanağı değiştirilmek suretiyle davacıların dava açma hakkı bulunduğundan bahisle tesis edilen kararın usule aykırı olduğu, zira dava dilekçesinde Türk Borçlar Kanunu'nun 19. Maddesi ve Türk Ticaret Kanunu'nun 538/2 ve 421/3-4. maddesi tahtında davanın kabulü talep edildiği, yargılama sırasında alınan bilirkişi raporunda işbu davaya konu taleplerin yönetim kurulu üyelerinin kastı veya kusuru ile şirketi zarara uğratmaları sebebine dayanan yönetim kurulu sorumluluğu rejimine ilişkin bir davada ileri sürebileceğinin belirtildiği, buna karşın davacılar tarafından huzurdaki davanın işbu hukuki sebebe dayalı olarak ikame edilmediğinin ve hatta 04.03.2015 tarihli bilirkişi raporuna beyan dilekçesinde bu tespitin kabul edilmediğinin beyan edildiği, tüm bunlara rağmen ilk derece mahkemesince re'sen huzurdaki davanın TTK'nun 553 ve devamı maddeleri tahtında ikame edilmiş olduğundan bahisle davacıların taraf ehliyetine sahip oldukları yönünde karar tesis edilmesinin doğru olmadığı, Ayrıca davacılar tarafından dava konusu tasarruf işleminin TTK'nun 538/2 maddesine aykırı olarak gerçekleştirildiğinden bahisle iptali talep edilmiş ise de bahsi geçen kanun maddesinin huzurdaki davaya konu somut olaya tatbikinin mümkün olmadığı, 2-İlk derece mahkemesince davanın TTK'nun 553 ve devamı maddelerine göre açıldığı kabul edilmiş ve fakat bu tespitin müvekkiline bildirilmediği, böylece müvekkilinin savunma ve delil sunma hakkının ihlal edildiği, 3-Davanın 6102 sayılı TTK'nun 553. maddesine göre açıldığının kabulü halinde dahi davanın husumet yokluğu nedeni ile reddine karar verilmesi gerektiği, zira müvekkilinin davalı şirketin kurucusu olmadığı gibi hiçbir zaman yönetim kurulu üyesi, yöneticisi veya tasfiye memuru da olmadığı, hal böyle iken TTK'nun 553. maddesine göre açılan davanın müvekkile yönlendirilmesinin mümkün olmadığı, 4-İlk derece mahkemesince tüm deliller toplanmadan eksik inceleme ile karar verildiği, zira dava konusu taşınmazın satış işleminin gerçekleştiği tarih öncesinde müvekkilinin tarafları tanımadığı gibi aralarında maddi ve manevi hiçbir ilişkinin de söz konusu olmadığı, müvekkilinin yatırım yapmak amacıyla emlakçı vasıtasıyla taşınmaz görüp satın aldığı, davalı şirketi zarara uğratma kastı ve muvazaa amacı ile hareket etmediğinin ispatı olarak taşınmazın satımına aracılık eden ... tanık olarak bildirildiği, ancak bu tanık dinlenilmeksizin eksik inceleme ile hüküm tesis edildiği, 5-Muvazaa iddiasının kabul edilmediği, şöyle ki, dava konusu taşınmazın tasarruf tarihindeki rayiç bedelinin hatalı olarak tespit edildiği, belediye tarafından taşınmazın 2013 yılı için rayiç bedelinin 846.741,02-TL olarak gösterilmesine karşın dosya kapsamında tanzim olunan 13.02.2015 tarihli bilirkişi raporunda ise 12.07.2013 tarihi itibari ile taşınmaz değerinin 3.400.000-TL olarak tespit edildiği, her iki bedel arasında fahiş bir farkın olduğu, bilirkişi raporunda değer tespitinin somut ve bilimsel dayanaklarının gösterilmediği, hal böyle iken tespit edilen bedele ilişkin müvekkilinin itirazları doğrultusunda inceleme yapılmadan karar verildiği, 6-Taşınmazın rayiç değerinin 3.400.000-TL olarak kabulü halinde dahi davalı ... ile müvekkili arasında dava konusu taşınmazın bedelinin 1.500.000-USD olarak belirlendiği, bu hususta tanzim edilmiş yazılı belgenin bulunduğu ve fakat yargılama sırasında müvekkilini temsil eden avukat tarafından bu belgenin dosyaya sunulmadığı, 1.500.000 -USD bedelin eksiksiz olarak ödendiği, dolayısıyla bu durumda ödenmiş olunan bedel ile rayiç değer arasında fahiş bir fark olduğunun kabul edilemeyeceği, Satış bedelinin 1.500.000-USD olarak kabul edilmemesi halinde; taşınmaz satım bedeli olarak 1.757.000,00 TL'nin ödenmiş olduğu, bu miktarın 1.080.000,00 TL'lik kısmının davalı şirkete, 677.000-TL'lik kısmının ise davalı ...’e ödendiği, buna karşın ilk derece mahkemesince müvekkili tarafından yatırılan 677.000-TL'nin davalı şirket kayıtlarında yer almadığı belirtilmiş ise de; 02.07.2015 tarihli Kurumlar Vergisi Beyannamesi incelendiğinde; gayrimenkul satışının eksik bildirildiğinin tespit edilmesi akabinde düzeltme beyannamesi verildiği ve ilgili bedelin şirket kayıtlarına geçirildiğinin görüldüğü, ancak 10.06.2016 tarihli rapor tanzim edilirken işbu hususun göz ardı edilerek mezkur bedelin şirket kayıtlarında yer almadığından bahisle rapor tanzim edildiği, eksik incelemeye dayalı rapora vaki itirazlara rağmen raporun hükme esas alındığı, 7-Müvekkilin iyi niyetli üçüncü kişi konumunda olup, tapu kayıtları ve genel kurul kararı tahtında düzenlenen imza sirkülerini incelemek sureti ile gerçekleştirdiği hukuka uygun kazanımın korunması gerektiği, zira müvekkilinin davalı şirket arasındaki ilişkisi alım-satım ilişkisinden ibaret olup, ödemiş olduğu ücretin davalı şirket hesabına geçirilip geçirilmediğini, yine ödemiş olduğu ücretin ödeme sonrasında hangi hesaplara aktarıldığını, diğer davalılar ... ve ...’nun diğer Yönetim Kurulu üyeleri tarafından ibra edilip edilmediğini bilmesinin mümkün olmadığı gibi bu hususları araştırma yükümlülüğünün de bulunmadığı, taşınmazı gördüğü ilana istinaden emlak görevlisi vasıtası ile satın alan müvekkilin davalı şirketin iç işleyişinden haberdar olmasının dava konusu taşınmazın satımına diğer ortakların muvafakat edip etmediklerini bilmesinin mümkün olmadığı, bu nedenle tasarruf işleminin muvazaalı olduğuna karar verilmesinin kabul edilemeyeceği, öte yandan davacılar tarafından müvekkilin kötüniyetli olduğu iddia dahi edilmemiş, müvekkilin var olduğu iddia edilen muvazaalı işlemleri bildiği veya bilmesi gerektiğine dair somut delil sunulmadığı, 8- Taşınmazın bedelinin şirket kayıtlarına geçmediği, diğer davalı ... ve davacı ...'in taşınmazın satım bedelinin 770.000-TL'lık kısmını kendi hesaplarına aktarmış olması nedeni ile diğer davalı ... firmasının zarara uğrattığından bahisle tasarruf işleminin muvazaalı olduğunun kabulüne karar verilmiş ise de taşınmazın satış bedelinin tamamını eksiksiz olarak ödeyen müvekkilin bahsi geçen şahısların bu bedelin bir kısmını hukuka aykırı olarak hesabına geçirmesi nedeni ile sorumlu tutulamayacağı ve dolayısıyla tapu kaydının iptaline karar verilerek hukuka uygun kazanımının hakkaniyete aykırı olarak ortadan kaldırılamayacağı, işbu eylemi gerçekleştiren diğer davalı ve Yönetim Kurulu üyesi ...'in ve yine davacı ...'in işbu eylemleri nedeni ile TTK'nun 553. maddesi kapsamında tazmin sorumluluğuna gidilebileceği, 9-İlk derece mahkemesince, müvekkilin ödemiş olduğu bedelin iadesine karar verilmeksizin tapu kaydının iptaline karar verilmesinin doğru olmadığını belirtilerek, yukarıda gösterilen istinaf sebepleri doğrultusunda ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalılar ... ve ... A.Ş. vekilinin istinaf başvurusu yönünden; Bu davalılar vekili, HMK'nın 344. maddesi uyarınca muhtıra tebliğine rağmen istinaf harçlarını yatırmadığı anlaşılmış, bu nedenle, ileri sürdükleri istinaf nedenleri değerlendirilmemiştir. Davacılar vekili istinaf başvurusuna karşı cevap dilekçesinde özetle; davalıların birlikte eylem ve fikir birliği içinde muvazaalı işlemler yaparak müvekkillere zarar verme kastı ile hareket ettiklerini, 1.500.000 USD bedelle taşınmazının satın alındığının ve buna ilişkin belge düzenlendiğinin kabul edilmediğini, adi yazılı belgenin her zaman düzenlenebilecek belgelerden olduğunu, bu beyanı ile yargılamadaki beyanı çelişen davalının böylece muvazaalı hareket ettiğini ikrar etmiş olduğunu, müvekkillerinin dava açma hakkının bulunduğunu, kimsenin kendi muvazaasına dayanarak hukuki yarar elde edemeyeceğini belirterek, istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini istemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE Yapılan istinaf incelemesi sonucunda, Dairemizin 2017/254 Esas - 2017/300 Karar sayılı, 31/05/2017 tarihli ilamıyla; "...HMK 346 ve 352 .maddeleri uyarınca, davalılar ... ve ... A.Ş. vekilinin istinaf başvurusundan VAZGEÇMİŞ SAYILMALARINA; bu davalılar vekili tarafından yatırılan istinaf başvuru harçlarının talep halinde iadesine, Davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun HMK.353/1.b.2. maddesi uyarınca kabulüne, davalının başvurusu nedeniyle ilk derece mahkemesi kararının kapsamı değiştirilerek yeniden esas hakkında hüküm verilmesi gerektiğinden, İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin istinafa konu 2013/236 Esas- 2016/806 Karar sayılı, 06.10.2016 tarihli kararının kaldırılmasına, esas hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine, bu doğrultuda; davanın tüm davalılar yönünden reddine..." karar verilmiştir. Bu kararın davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2017/4606 Esas - 2019/4278 Karar sayılı, 11/06/2019 tarihli ilamıyla Dairemizin anılan hükmü bozulmuştur. Yargıtay bozma kararında: "... İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1 ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmaması ile davalı şirket ana sözleşmesi uyarınca iştigal konusunun arsa ve gayrimenkul satın almak, turistik tesisler kurmak, bunları işletmek, gayrimenkul tahsisi yapmak, kiraya vermek, satmak ve her türlü devir ve temliki tasarruflarda bulunmak olup, davacı tarafça muvazaa iddiasının ispatlanamamış olmasına göre, davacılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2- Davacı tarafça, muvazaa nedeniyle dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile şirket adına tescili, mahrum kalınan müspet ve menfi zararların davalı gerçek kişilerden müştereken ve müteselsilen tazmini, TTK'nın 538 ve 421. maddelerine aykırı olarak genel kuruldan yetki ve onay alınmaksızın yapılan taşınmaz satışının iptali ile şirket adına tescili ve mahrum kalınan müspet ve menfi zararların davalı gerçek kişilerden müştereken ve müteselsilen tazmini, bunun mümkün olmaması halinde taşınmazın gerçek satış bedeli ile mahrum kalınan müspet ve menfi zararların davalı gerçek kişilerden müştereken ve müteselsilen tazmini istemleri ile açılan işbu davada, ilk derece mahkemesince davanın kabulüne, dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile davalı şirket adına tesciline karar verilmiş, davalılar ... ve ... Tic. A.Ş. vekili ile davalı ... vekilince yapılan istinaf başvurusu sonucunda ise Bölge Adliye Mahkemesince davalılar ... ve ... Tic. A.Ş. vekilinin istinaf başvurusundan HMK'nın 346 ve 352. maddeleri uyarınca vazgeçmiş sayılmalarına, davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın tüm davalılar yönünden reddine karar verilmiştir. Ancak, yukarıda da açıklandığı üzere davalı şirket ortağı olan davacılar tarafından, yönetim kurulu başkan ve üyesi olan ... ile ... aleyhine şirketin zarara uğratıldığı iddiasıyla açılmış bulunan sorumluluk davası ile şirketin uğradığı zararın şirkete ödenmesini ve tespit edilecek işbu zararın taşınmazı devralan diğer davalı ... ile birlikte davalı gerçek kişilerden tazmini talebi de bulunmasına rağmen anılan talep konusunda herhangi bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmakla, davalı ... vekili tarafından ibraz edilen istinaf dilekçesi ekindeki belgeler de nazara alınarak her bir gerçek kişi davalı yönünden bu talep kapsamında inceleme ve değerlendirme yapılarak sonucuna göre bir karar vermek gerekirken eksik incelemeye dayalı, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA..." karar verilmiştir. Yargıtay bozma ilamı üzerine mahkememizce, HMK'nın 373/3. maddesi uyarınca duruşma açılmış, taraf vekillerinin bozma ilamına karşı beyanları alındıktan sonra, usul ve yasaya uygun bulunan yargıtay bozma ilamına uyulmuştur. Dairemizin, Yargıtay tarafından bozulan ilamında belirtildiği üzere; dava, şirket yöneticilerinin temsil görevlerini kötüye kullanmaları sonucu davalı şirketin tek gelir kaynağı olan taşınmazı gerçek değerinin altında, kötüniyetli ve muvazaalı olarak satıldığı iddiasına dayalı olarak tapu kaydının iptali ile taşınmazın yeniden davalı şirket adına tescili, bu istemin kabul edilmemesi halinde ise tazminata karar verilmesi istemlerine ilişkindir. Öncelikle, muvazaa iddiasına dayalı tapu iptal ve tescil talebi üzerinde durulmalıdır. Dairemizin bozulan ilk kararında, tapu iptal ve tescil talebinin reddine karar verilmiş ve bu yönde verilen karar, Yargıtay incelemesi sonucunda uygun bulunmuştur. Dairemizin tapu iptali ve tescil davasının reddine ilişkin ilk kararı bozma kapsamı dışında kalmış, davacı vekilinin bu konudaki temyiz nedenleri Yargıtay tarafından reddedilmiştir. O halde, tapu iptal ve tescil talebinin reddine ilişkin kararımız bozma kapsamı dışında kaldığından, bu talebin tekrar tartışılmasına gerek kalmamıştır. Yargıtay bozma kararında, davanın aynı zamanda sorumluluk davası niteliğinde olduğu gerekçesiyle, davacıların, gerçek kişi davalılar aleyhindeki tazminat talebi hakkında bir karar verilmesi gerektiği belirtilmiş ve ilk kararımız bu yönden bozulmuştur. Bu nedenle, davalı gerçek kişilerin tazminat sorumluluğu bulunup bulunmadığı üzerinde durularak bir karar verilmelidir. İlk derece mahkemesince yapılan tahkikat işlemleri ve alınan bilirkişi raporları hüküm vermeye yeterli olduğundan, mahkememizce ayrıca tahkikat yapılmasına gerek görülmemiştir. Davalı gerçek kişi ..., davalı şirketin taşınmazını satın alan kişidir. Somut olayda, davalı ..., taşınmazı satın alan kişidir. Taşınmazın değerinin belirlenmesinde bu davalının bilerek ve kasten şirket ortaklarının zararına hareket ettiği, şirket yöneticileriyle işbirliği içinde muvazaalı işlem yaptığı hususları ispat edilememiştir. Nitekim ilk kararımızda bu gerekçelerle tapu iptal davası reddedilmiş, Yüce 11.HD tarafından bu gerekçeler ve tapu iptal talebinin reddine ilişkin gerekçeler benimsenmiştir. Tapu iptal talebinin reddine gerekçe yapılan hususlar, davalı ... aleyhindeki tazminat talebi yönünden de aynen geçerlidir. Şirket dışından üçüncü şahıs konumundaki davalı ...'in, şirket yöneticileri tarafından satılığa çıkarılan bir taşınmazı satın almasından ibaret eylemi, salt taşınmazın gerçek değerinin altında satın alınmış olması gerekçesiyle tazminat sorumluluğunu doğurmaz. Burada sorumluluk, şirketi yöneten davalı yönetici gerçek kişilerdedir. Davalı şirketin ticari kayıtları üzerinde yapılan incelemede, davalı ... tarafından satım bedeli 1.080.000,00 TL’nin davalı şirkete banka kanalıyla ödendiği, davalı şirket tarafından tahsil olunan 1.080.000,00 TL’nin 770.000,00 TL’lik kısmının yarısının davalı ...’in, diğer yarısının ise davacı ...’in şahsi hesaplarına aktarıldığı tespit edilmiştir. Bunun yanısıra dava konusu taşınmazın alıcısı davalı ...’in davalı şirkete ödediği bedel dışında satım tarihinde davalı ...’in şahsi hesabına 670.000,00 TL yatırdığı ve fakat bu bedelin davalı şirketin kayıtlarına aktarılmadığı anlaşılmış, davalılar vekili bu miktarın vergi dairesine bildirildiğini ve bu konuda ticari defter ve kayıtlarda düzeltmenin yapıldığını belirtmiştir. Şirket yöneticisinin hesabına gönderilen paranın şirkete aktarılması sorumluluğu davalı yöneticilerdedir. Nitekim, dosya içindeki beyanlardan, davalı yöneticinin 670.000,00 TL'yi şirket kayıtlarına intikal ettirdiği anlaşılmaktadır. Şirket kayıtlarına geçen paranın yönetici ortaklar tarafından ne şekilde kullanıldığı, taşınmazı satın alan davalı ...'in sorumluluğundaki bir husus olmadığından, davalı ... aleyhindeki maddi tazminat talebinin reddi gerekmiştir. Davalı gerçek kişiler ... ve ..., taşınmazın satışını yapan davalı şirketin yetkili temsilcileridir. Bu davalılar, koşulları varsa, TTK'nın 553. maddesi uyarınca, şirkete verdiği zararlardan sorumludur. Davalı şirketin ticaret sicil kayıtlarına göre ...'in yönetim kurulu başkanı olduğu, ...'nun ise 20.10.2011 tarihli olağanüstü genel kurul kararıyla yönetim kurulu üyeliğine seçildiği, tapuda işlem yapma yetkisinin bu iki davalıya verilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Somut olayda; davaya konu şirket taşınmazının, davalı şirketi temsilen ... ve ... tarafından, müşterek temsil suretiyle, 12.07.2013 tarihinde tapuda düzenlenen resmi satış sözleşmesiyle 1.080.000,00 TL bedelle satıldığı anlaşılmaktadır. Tapuda kararlaştırılan bu satış bedelinin davalı alıcı ... tarafından ödendiği ve bu tutarın tamamının şirket kayıtlarına intikal ettirildiği anlaşılmaktadır. Davacı taraf, taşınmazın gerçek piyasa değerinin daha yüksek olduğu gerekçesiyle tazminat talep etmektedir. İlk derece mahkemesince yapılan bilirkişi incelemesi sonucu alınmış olan bilirkişi raporunda, taşınmazın satış tarihi itibariyle gerçek piyasa değerinin 3.400.000,00 TL olduğunun tespit edildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, taşınmazın tahsil edilen satış bedeli ile gerçek değeri arasındaki bu büyük farkın (3.400.000,00 - 1.080.000,00= 2.320.000,00 TL) şirket zararı olduğu açık olup davalı şirket yöneticileri bu zararı şirkete ödemekle yükümlüdür. Çünkü, davalı şirket yöneticileri, taşınmazın gerçek piyasa değerinin altında satılmasını haklı gösterecek objektif bir gerekçe ortaya koyamamıştır. Davalı ... vekili tarafından ilk kez istinaf aşamasında 02.07.2013 tarihli bir adi yazılı sözleşme sunmuş ise de HMK'nın 357. maddesi uyarınca, istinaf aşamasında yeni iddia ve savunmalar ileri sürülemez ve yeni delillere dayanılamaz. Davalı ... vekili, ilk derece yargılamasındaki savunmalarında, böyle bir savunmaya ve belgeye dayanmamıştır. Bilakis, taşınmazı 1.080.000,00 TL'ye satın aldığını, bedelini bloke çekle ödediğini savunmuştur. Bu nedenle, istinaf aşamasında ileri sürülen savunmaya dayalı olup yine istinaf aşamasında sunulan yeni belgelere dayalı bir değerlendirme yapılamaz. Açıklanan bu gerekçelerle, davalı şirket yöneticilerinin, kanun ve ana sözleşme uyarınca şirket menfaatlerini en üst düzeyde korumak, taşınmazı gerçek değeri üzerinden satıp satış bedelinin şirkete intikalini sağlamak, bu anlamda tedbirli bir tacirden beklenen özeni göstermek yükümlülüklerine aykırı davranarak, şirketin zarara uğramasına sebebiyet verdikleri kanaatine varıldığından, bu davalılar yönünden tazminat talebinin kabulü gerekmiştir. Davacı vekili, dava değerini, dava dilekçesinde 1.080.000,00 TL olarak göstermiştir. Mahkemece bilirkişi incelemesi yapılıp taşınmazın gerçek piyasa değeri bilirkişi raporuyla tespit edildikten sonra da davacı taraf talep artırımı ya da harç ikmali cihetine gitmemiştir. İlk derece mahkemesinde icra edilen duruşmada "... biz öncelikle tapu kaydının iptalini ve şirket adına tescilini istiyoruz bu talebimiz kabul görmez ise şirketin uğradığı zarar miktarı kadar yani dava konusu edilen taşınmazın satış tarihindeki gerçek rayiç bedeli ile (bilirkişi raporunda belirtilen) şirket kasasına girmiş olan bedel arasındaki farkın şirkete ödenmesini talep ediyoruz başkaca bir menfi ve müspet zarar talebimiz bulunmamaktadır" demesine rağmen, dava değerini artırarak gerekli harcı yatırmamıştır. Bu nedenle, taleple bağlı kalınarak, dava, harçlandırılan değer üzerinden kabul edilmiştir.

HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; Uyulan Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun kabulüyle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılarak davanın esası hakkında Dairemizce yeniden hüküm verilmesine, bu doğrultuda; 1-Muvazaaya dayalı tapu iptali ve tescil talebinin tüm davalılar yönünden reddine, 2-Davalı ... aleyhindeki tazminat talebinin reddine, 3-Davalılar ... ve ... aleyhindeki tazminat talebinin TTK'nın 553. maddesi uyarınca kabulüyle, davacı tarafça harçlandırılan talep tutarıyla bağlı kalınarak belirlenen 1.080.000,00 TL tazminatın bu davalılardan tahsili ile davalı ...Tic. A.Ş.'ye verilmesine, 4-Alınması gerekli 73.774,80 TL harçtan peşin alınan 18.443,70 TL'nin mahsubu ile bakiye 55.331,10 TL harcın davalılar ... ve ...'ndan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 5-Davacı tarafından harcanan 18.443,70 TL peşin harç gideri ile yine davacılar tarafından harcanan 2.782,00 TL yargılama giderinin davalılar ... ve ...'ndan tahsili ile davacılara verilmesine, 6-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 56.350,00 TL nispi avukatlık ücretinin davalılar ... ve ...'ndan alınarak davacılara verilmesine, 7-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 56.350,00 TL nispi avukatlık ücretinin davacılardan alınarak davalılar ... ve ... Tic. A.Ş'ye eşit miktarlarda verilmesine, 8-İstinaf yargılama giderleri yönünden; a)Davalı ... tarafından yatırılan 85,70 TL istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına, b)Davalı ... tarafından yatırılan 18.443,70 TL peşin istinaf harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde bu davalıya iadesine, d)Davalı ... tarafından istinaf aşmasında harcanmış olan 91,88 TL yargılama giderinin ve 85,70 TL başvuru harcı giderinin davacılardan alınıp bu davalıya verilmesine, e)Davacılar tarafından harcanan 127,10 TL yargılama giderinin davalılar ... ve ...'ndan alınıp davacılara verilmesine, 9-Davalılar ... ve ... A.Ş. vekilinin istinaf başvurusu yönünden, HMK'nın 346 ve 352 maddeleri uyarınca bu davalıların istinaf başvurusundan vazgeçmiş sayılmalarına karar verilmiş olup bu karar temyiz edilmediği gibi Yargıtay bozma ilamı içeriğine göre bu karar kesinleştiğinden, bu konuda tekrar karar verilmesine yer olmadığına, 10-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine, 11-Karar kesinleştiğinde dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; Taraf vekillerinin yüzlerine karşı, gerekçeli kararın tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık yasal süre içinde temyizi kabil olmak üzere oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 11.09.2019

(www.corpus.com.tr)