Ticari Satım - Bono - Ayıp İhbarı - Sürenin Kaçırılması


İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
2020/482
2020/1126
2020-06-24





Özet:

  • Dava, bonoya dayalı olarak başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. 
  • Taraflar arasında satım ilişkisi vardır. Davalı tarafından davacıya çelik borular satılmıştır. 
  • Satılan boruların bir kısmı eksik gönderildiği gibi, bir kısmı da sözleşmede öngörülen süreden sonra davacı yana teslim edilmiştir. 
  • Ancak bu mal satışı ile ilgili olarak düzenlenen faturalar davacı tarafından defterlerine işlenmiş ve süresinde bu faturalara itiraz edilmediği anlaşılmıştır. 
  • Davalı tarafından davacıya mallar 13/11/2012 ila 13/03/2013 tarihleri arasında düzenlenen faturalar ile gönderilmiştir. 
  • Davacı taraf ise eksik ve geç teslimle ilgili olarak ayrıca sertifika hususunda davalının edimlerini yerine getirmediğine ilişkin ihtarnamesini 10/04/2013 tarihinde çekmiştir. 
  • Davacı satıma konu mallarla ilgili olarak düzenlenen faturaları ve malları ihtirazi kayıt koymaksızın almıştır. 
  • Öte yandan malların teslimi sırasında sertifika konusunda da herhangi bir çekince ileri sürmemiştir. 
  • 6102 Sayılı TTK'nun 23/1-c maddesi uyarınca alıcının 2 ve 8 günlük sürelerde muayene ve varsa ayıbı ihbar yükümlülüğü vardır. 
  • Öte yandan aynı kanunun 21/2 maddesi uyarınca bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren 8 gün içinde faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamış ise bu içeriği kabul etmiş sayılacaktır. 
  • Davacı taraf tacir olup uyuşmazlık ticari nitelikteki satım sözleşmesinden kaynaklandığından ve yukarıda anılan kurallara uyması gerekirken bu kurallara uymadığından malları mevcut haliyle kabul etmiş sayılacaktır. Dolayısıyla dava konusu bonoyu davalının edimlerini tam ve gereği gibi yerine getirmediğinden bahisle takibe koyup davalıdan alacak talebinde bulunamayacaktır.
 
İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 13/10/2016

NUMARASI: 2015/550 E. - 2016/669 K.

DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)

KARAR TARİHİ: 24/06/2020

İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 356. Maddesi gereğince dosya içeriğine göre duruşma açılarak yapılan inceleme sonucu;

G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü : Davacı vekili, taraflar arasında sanayi tipi boru alım satımı konusunda sözleşme yapıldığını, sözleşmenin teminatı olarak davalı tarafından müvekkiline bono verildiğini, davalının sözleşmedeki edimlerinin çoğunu yerine getirmediğini, bir kısmını da kusurlu ve ayıplı olarak yerine getirdiğini, bu konuda müvekkilinin davalıya ihtar gönderdiğini, davalının akde aykırı davranışı sonucunda dava konusu bononun müvekkili lehine alacak hakkı doğurduğunu, bu nedenle bonoya dayalı olarak davalı aleyhine icra takibi başlattıklarını, davalının haksız itirazı sonucu takibin durduğunu belirterek itirazın iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacı iddialarının doğru olmadığını, müvekkilinin sözleşmedeki edimlerini tam ve gereği gibi ifa ettiğini, malların ayıplı olmadığını, davacının teslim edilen mallarını ihtirazi kayıp koymaksızın teslim aldığını, süresinde ayıp ihbarında bulunulmadığını, bononun teminat bonosu olup, sözleşme ifa edilmekle hükümsüz kaldığını, davacının kötü niyetli davrandığını bildirerek davanın reddini istemiştir. Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre; taraflar arasındaki alım satım ilişkisinde raporun teknik inceleme kısmına göre geç ve eksik teslim hususunun kanıtlandığı, hukuki mütalaada ise davacının eksik ve geç ifa nedeniyle sözleşmeyi fesh etmekte haklı olduğu belirtilmiş ise de, davacının TTK'nun 21.maddesinde öngörülen kesin süreler içerisinde muayene ve ihbar yükümlülüğünün yerine getirildiğinin davacı tarafından kanıtlanamadığı, yine davacının herhangi bir ihtirazi kayıt düşmeksizin malları teslim aldığı, malın tesliminin davacı tarafça benimsendiği, davalı faturalarının davacı defterlerinde kayda alındığı, ayrıca sertifikalara ilişkin herhangi bir ihtirazi kayıt ileri sürülmediği, dolayısıyla davacının aktifesinin haksız olduğu ve bonoya dayalı alacak isteminde bulunamayacağı gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmiş, kararı davacı vekili istinaf etmiştir. Davacı vekili, müvekkilinin sözleşmeden döndüğünü ve davalının sözleşmeden dönme nedeni ile semen iadesine ilişkin olduğunu, sözleşmenin 5.maddesine göre bononun davalının herhangi bir sebeple temerrüde düşmesi halinde alıcıya peşin ödediği 280.000 USD nin iadesini talep amacı ile düzenlendiğini, mahkemenin bononun ihdas sebebi hakkında hataya düştüğünü, zira mahkemenin bononun davacının sözleşmeden kaynaklanan zararı tazmin amacı ile düzenlendiği kanaatinde olduğu, davalının boruların bir kısmını hiç teslim etmeme, bir kısmını geç teslim etme ve bütün boruların üretim sertifikasını hiç teslim etmeme ile 3 farklı sebeple borcunu ifada temerrüde düştüğünü, bu hususun bilirkişi raporunun teknik değerlendirme kısmı ile sabit olduğunu, mahkemenin davanın temerrüt hakkında bir karar vermemesini, uzmanlık gerektiren bir konuda gerekçe belirtmeksizin mütalaaya aykırı karar vermesinin doğru olmadığını, müvekkilinin bu boruları dava dışı bir firmanın Tema park taşıyıcı çelik konstrüksiyon işleri kapsamında davalıya sipariş ettiğini, davalının bunu bildiğini, boruların bu projeye mahsus ölçüler için sipariş edildiğini, davalının sözleşme şartlarına riayet etmemesi neticesinde müvekkilinin aldığı işten el çektirildiğini, bu boruların başka işler için kullanılmasının mümkün olmadığını, davalının sözleşmedeki 2 kalem boruyu hiç teslim etmediğini, bir kısım boruların eksik gönderildiğini, bir kısmının geç gönderildiğini, üretici sertifikasının teslim edilmediğini, sertifikaların teslim edilmemesi sebebi ile müvekkilinin boruları hiçbir şekilde kullanamadığını, taahhütleri yerine getiremediğini, gerekçede davalının temerrüdünün neticeleri ile ilgili bir değerlendirme bulunmadığını, mahkemenin ayıplı ifayı kabul etmesine rağmen bunun neticeleri hakkında bir hüküm kurmadığını, davanın kabulü gerektiğini, mahkemenin hukukçu bilirkişinin görüşlerini esas aldığını, oysa hukukçu bilirkişinin tespitlerinin dosyada deliller ile uyuşmadığını, görüşlerin makine mühendisinin görüşleri ile çelişir olduğunu bildirmiştir. Davacının İstanbul ...İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra dosyasında davalı aleyhine bonoya dayalı olarak ilamsız takip başlattığı, takip tutarının 352.040,55 USD olduğu, davalının itirazı üzerine takibin durduğu, Takibe dayanak sebebi 01.10.2012 tanzim tarihli vade tarihi içermeyen 280.000 USD bedelli, keşidecisinin davalı, lehdarın ise davalı olduğu, senedin arka kısmında "iş bu senet 01.10.2012 tarih 23866/23866-1/12 Ref no lu sözleşmenin teminat senedidir. Ciro edilemez iş bitiminde ... A.Ş'ye iade edilecektir. ...'lı imza" şeklinde açıklama bulunduğu görülmüştür. Taraflar arasında düzenlenen 18.09.2012 tarihli sözleşme ile davacının, davalıdan bir kısım boru sipariş ettiği, sözleşme bedelinin KDV dahil 280.615 USD olduğu, sözleşmenin 4.maddesinde siparişin kesinleşmesi ve ödemelerin düzenlendiği, buna göre avans olarak ödeme yapıldığı ve çeklerin alındığı belirtilmiştir. 5.maddesinde ise "... A.Ş yukarıda belirtilen ödemeler için aynı tutarda karşılığını teminat senedi olarak verecektir. Ancak bu senet iş bitiminde ... A.Ş'ye iade edilecektir. Bu sipariş altındaki yükümlülüklerin tamamı veya herhangi bir kısmı ve de sipariş dolayısı ile temin edilecek alacak hak ve menfaatler devir ve temlik edilemez, bu hükme aykırı olarak yapılan devir ve temlik geçersizdir. " şeklindedir. 6.madde ise ilgili borular 35 günde teslime hazır olacaktır. 7.madde kesin sipariş ilgili avans ödemesini ve ilgili çekin tarafımıza gönderildiği günden itibaren geçerli olacaktır. Davacının, davalıya gönderdiği 10.04.2013 tarihli ihtarnamede davalının sözleşmeye uymadığı, eksik gelen malzemelerin ve hiç gelemeyen malzemelerin belirtildiği, sertifikaların halen gönderilmediğinin, teslim edilen malların ise çok sonra teslim edildiğinin sertifikalar olmadığından ve diğer eksik ifalar nedeni ile davacının işinin iptal edildiğini bu nedenle sözleşmeyi fesh ettiklerini, boruların depolarında iade alınmasını ve ödedikleri 240.601 USD'nin iadesini istediği, ihtarın 12.4.2013 tarihinde davalıya tebliğ edildiği anlaşılmıştır. Dosyaya sunulan üç kişilik 13.06.2016 tarihli bilirkişi raporunun teknik inceleme bölümünde; davalının malları sözleşmeye göre 06.11.2012 tarihinde teslim etmesi gerekirken 13.11.2012-1303.2013 tarihleri arasında gecikmeli olarak teslim ettiği, 8 ve 11 numaralı boruların eksik gönderildiğini, 7 ve 9 numaralı boruların hiç gönderilmediğini, 4 ve 10 numaralı boruların ise boylarının düşük ve eksik gönderildiği, ayrıca davalının malzemelerin sertifikalarını teslim etmediğini, davacının geç teslim, eksik teslim ve sertifikaların teslim edilmediği iddialarını kanıtladığı, mali inceleme kısmında ise davacının dava tarihi itibari ile davalıdan 4.158,35 TL alacaklı olduğu, davalının ise davacıdan 14.375,55 TL alacaklı olduğu, taraf defterlerindeki bu farklılığın kur farkından kaynaklandığı, öte yandan davalının düzenlediği tüm faturaların davacı tarafından kabul edildiği, itiraz edilmeksizin defterlerine işlendiği, davacının fatura bedellerini fatura tarihinden önce avans şeklinde ödediği, tüm ticari faaliyet sona erdikten sonra davalının davacıdan 14.375,55 TL alacaklı olduğunun belirtildiği, hukuki inceleme ve değerlendirme bölümünde ise dosyada malların ayıplı olduğu, geç teslim edildiği, ayıp bildiriminin süresinde yapıldığına ilişkin bir delile rastlanılmadığını, buna göre davcının geç teslim ve ayıplı ifa nedeni ile zarara uğradığı ve bu zararın tanzim edilmesi gerektiğine ilişkin iddiaların yerinde olmadığı, davacının faturalara itiraz etmediği belirtilmiş, sonuç kısmında ise geç teslim ve ayıplı ifa nedeni ile satış sözleşmesinden kaynaklanan zararların tanzim edilmesi talebinin yerinde olmadığının bildirildiği görülmüştür.

G E R E K Ç E :İlk derece mahkemesince verilen kararın davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine tahkikatta eksiklik bulunması nedeniyle bilirkişi heyetinden ek rapor alınmış ve yapılan tahkikat sonunda dairemizce 08/06/2018 tarihli 2017/403 Esas, 2018/1355 Karar sayılı ilamla davacı vekilinin istinaf talebinin HMK'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiş, iş bu kararın davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 19.Hukuk Dairesi'nin 18/12/2019 gün, 2018/2647 Esas, 2019/5606 Karar sayılı ilamıyla Bölge Adliye Mahkemesi'nin ilk derece mahkemesi yargılamasında eksiklik bularak yeni tahkikat işlemleri yaptığı, bu durumda ise HMK'nun 353/1-b-3 maddesi uyarınca yeniden esas hakkında karar vermesi gerekirken doğrudan istinaf başvurusunun esastan reddi şeklinde karar verdiğini, bu durumun usul ve yasaya aykırı olduğundan bahisle dairemiz kararının bozulmasına karar verilmiş, bozma sonrası duruşma açılarak yapılan yargılamada usul ve yasaya uygun olan Yargıtay bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir.

Dava, bonoya dayalı olarak başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Taraflar arasında satım ilişkisi vardır. Davalı tarafından davacıya 18/09/2012 tarihli sözleşme uyarınca çelik borular satılmıştır. Satılan boruların bir kısmı eksik gönderildiği gibi, bir kısmı da sözleşmede öngörülen süreden sonra davacı yana teslim edilmiştir. Ancak bu mal satışı ile ilgili olarak düzenlenen faturalar davacı tarafından defterlerine işlenmiş ve süresinde bu faturalara itiraz edilmediği anlaşılmıştır. Davalı tarafından davacıya mallar 13/11/2012 ila 13/03/2013 tarihleri arasında düzenlenen faturalar ile gönderilmiştir. Davacı taraf ise eksik ve geç teslimle ilgili olarak ayrıca sertifika hususunda davalının edimlerini yerine getirmediğine ilişkin ihtarnamesini 10/04/2013 tarihinde çekmiştir. Davacı satıma konu mallarla ilgili olarak düzenlenen faturaları ve malları ihtirazi kayıt koymaksızın almıştır. Öte yandan malların teslimi sırasında sertifika konusunda da herhangi bir çekince ileri sürmemiştir. 6102 Sayılı TTK'nun 23/1-c maddesi uyarınca alıcının 2 ve 8 günlük sürelerde muayene ve varsa ayıbı ihbar yükümlülüğü vardır. Öte yandan aynı kanunun 21/2 maddesi uyarınca bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren 8 gün içinde faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamış ise bu içeriği kabul etmiş sayılacaktır. Davacı taraf tacir olup uyuşmazlık ticari nitelikteki satım sözleşmesinden kaynaklandığından ve yukarıda anılan kurallara uyması gerekirken bu kurallara uymadığından malları mevcut haliyle kabul etmiş sayılacaktır. Dolayısıyla dava konusu bonoyu davalının edimlerini tam ve gereği gibi yerine getirmediğinden bahisle takibe koyup davalıdan alacak talebinde bulunamayacaktır. Bütün bu anlatılanlar karşısında davacı vekilinin istinaf talepleri yerinde olmadığından reddi gerekmiştir. Ancak ilk derece mahkemesince yapılan tahkikat dairemizce yeterli görülmeyip bir kısım tahkikat işlemleri yapıldığından, Yargıtay bozma ilamı da gözetilerek HMK'nun 353/1-b-3 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiş ve yukarıda belirtilen gerekçeler doğrultusunda davanın da reddine dair yeniden esas hakkında aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M: Yukarıda açıklanan gerekçe ile: 1-İstanbul 16.ATM'nin 2015/550 E. - 2016/669 K.sayılı kararının HMK 353/1-b-3 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 2-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, 3-Davanın REDDİNE, 4-Davalı yanın kötüniyet tazminatı isteminin reddine, 5-Alınması gereken 54,40 TL harcın, peşin yatırılan 8.165,29 TL harçtan mahsubu ile artan 8.110,89 TL harcın talebi halinde davacıya iadesine, 6-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 7-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda hüküm kurulmasına yer olmadığına, 8-Davalı lehine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 42.846,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, 9-İstinaf yargılaması yönünden davacıdan alınması gereken 54,40 TL harçtan, peşin yatırılan 29,20 TL harcın mahsubu ile bakiye 25,20 TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 10-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 11-İstinaf incelemesi duruşmalı yapıldığından ve bir duruşma icra edildiğinden (18/03/2020 ve 13/05/2020 tarihli duruşmaların HSK kararı uyarınca ertelenmesi sebebiyle yapılamamış olup neticeten tek duruşma yapıldığının kabulünün hakkaniyete daha uygun olduğu gözetilerek) davalı yararına Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 1.700,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 12-Gerek ilk derecede gerekse istinaf aşamasında yatırılan gider avanslarından kullanılmayan kısımların karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine, Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde Yargıtay yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 24.06.2020

kaynak: (www.corpus.com.tr)