Bononun Teminat Bonosu Olduğu İddiası Yazılı Delil İle İspatlanmalıdır


İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
2017/4204
2020/600
2020-03-06





Davacı vekili, müvekkilinin metal geri dönüşüm işleriyle uğraştığını, emekli olmak istemesi nedeniyle elinde kalan mallarının tamamını davalıya satmaya karar verdiğini ve davalının da bu malları aldığını, mallar karşılığında bir adet bono teslim ettiğini, bono bedelinin ödenmemesi üzerine alacağın tahsili için başlattıkları icra takibinin davalının haksız itirazı sonucu durduğunu belirterek itirazın iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkilinin dava konusu bonoyu taraflar arasındaki veresiye ticaretin teminatı olarak 2009 yılında verdiğini, müvekkilinin sadece imza attığını, bonodaki diğer kısımların boş olduğunu, ancak zamanla veresiye ticaretin peşin ticarete döndüğünü, buna rağmen davacının bonoyu iade etmediğini, müvekkilinin 15/04/2014 tarihinde davacının teklifi ile hurda aldığını ve hurdaların bedelinin 198.450,00 TL üzerinden anlaşıldığını, davacıya elden 90.000,00 TL ödeme yaptığını, bu arada hurdaların yüklendiği belirtilen kamyonun kaçırıldığının müvekkiline haber edildiğini, müvekkilinin bir anlamda dolandırıldığını, konuyla ilgili suç duyurusunda bulunduklarını bildirerek davanın reddini istemiştir. Mahkemece, toplanan delillere göre; dava konusu senedin bono niteliğinde bulunduğu, bononun kayıtsız şartsız ödeme vaadi içerdiği, bononun bedelsizliğinin davalı tarafından iddia edildiği, buna göre davalının bononun bedelsiz olduğunu ispatlayamadığı gerekçeleriyle davanın kabulüne karar verilmiş, kararı davalı vekili istinaf etmiştir. Davalı vekili istinaf sebebi olarak; dava konusu bononun esasen 2009 yılında verilen bir bono olduğunu, davacı ... ile dava dışı ...'nın Anadolu C. Savcılığındaki ortak beyanlarında; bononun 30/01/2014 ve 24/02/2014 tarihli iki adet alışverişten kaynaklanan 196.000,00 TL'lik borca karşılık verildiğini savunduklarını, oysa bononun 2013 yılında düzenlenmiş olduğunu, dolayısıyla bononun bedelsiz olduğunun davacı tarafından ikrar edildiğini, davacı ve dava dışı ...'nın davaya konu alışverişin ... ile yapıldığını, işyerinin ...'ya ait olduğunu, davacının sadece bu kişinin işlerini takip ettiğini beyan ettiklerini, dolayısıyla davacının takip hakkı olmadığının kendi beyanıyla sabit olduğunu, yine dosyaya sunulan hesap hareketlerinden müvekkilinin davacıya dava dışı ... ve ...'ya 10/01/2013 ile 21/10/2013 tarihleri arasında 425.350,00 TL ödeme yaptığını, buna göre müvekkilinin borçlu olmadığının anlaşıldığını, davacının bonoda malen kaydına rağmen ve ilamsız takip yapması karşısında mücerretlik ilkesine dayanamayacağını, davacının defter ibraz etmediğini, davacının alacağını ticari defterleriyle ispatlaması gerektiğini, ödemenin borcu sona erdirdiğini, mahkemenin bu belgeleri dikkate alması gerektiğini, buna göre bilirkişi incelemesi yaptırılması ve alacağın varlığını araştırması gerekirken yeterince araştırma yapılmadığını, mahkemenin gerekçesinde dayandığı Yargıtay HGK'nun 2003/19-781 Esas, 2003/768 Karar sayılı içtihadının müvekkili lehine olduğunu, davacının senedin tanzim ve vade tarihleriyle borcun sebebinde talil yaptığını, bu nedenle ispat külfetinin davacıda olduğunu, malen ibaresi bulunan bonoda malın teslim alındığının ikrar edildiği gerekçesinin yerinde olmadığını, böyle bir ikrarlarının bulunmadığını, kararın deliller ve gerekçe kısmının çelişkili olduğunu, ispat külfetinin davacı alacaklıda olduğu halde gerekçe kısmında borçluya yüklendiğini, bu durumun çelişki olduğunu bildirmiştir. Davacı tarafından davalı aleyhine İstanbul ...İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasında 18/04/2014 tarihinde 100.000,00 TL asıl alacak olmak üzere toplam 103.519,86 TL alacağın tahsili için ilamsız icra takibi başlatıldığı, takibin dayanağının ise bono olarak gösterildiği, davalının itirazı üzerine takibin durduğu görülmüştür. Takip ve dava konusu bononun icra dosyasının UYAP ortamında incelenmesinde; 30/11/2013 tanzim, 30/12/2013 vade tarihli, 100.000,00 TL bedelli ve malen kaydıyla düzenlenmiş, keşidecisinin davalı, lehtarının ise davacı olduğu görülmüştür. Davacı, poliste verdiği 24/04/2014 tarihli ifadesinde; davalıyı 4 yıldır tanıdığını, davalıya 30/01/2014 tarihinde ve 24/02/2014 tarihinde yapmış oldukları alışverişten dolayı şirkete toplam 196.000,00 TL borcu bulunduğunu, bu borcu ödemediğini, bununla alakalı olarak imzalamış olduğu senedi icra takibine verdiklerini beyan ettiği, ...'nın da aynı günlü ifadesinde davalının 2014 yılı Ocak ve Şubat aylarına ilişkin alışverişten dolayı 196.000,00 TL borcu bulunduğunu, ayrıca 16/04/2014 tarihinde de dükkandaki malzemeleri istediğini, bu malzemelerin de toplam 198.450,00 TL tuttuğunu, davalının borcunu ödemek istemediğini beyan ettiği görülmüştür. Hazırlık soruşturması sonunda takipsizlik kararı verildiğinin duruşma sırasında davalı vekilince beyan edildiği görülmüştür. Davalı vekilinin 07/03/2017 tarihli dilekçesinde; müvekkilinin ... Bankası Dudullu Şubesi'nde bulunan hesap hareketlerinin mahkemeye sunulduğunu, buna göre davacı ve dava dışı ... ve ...'ya 10/01/2013 ile 21/10/2013 arasında 425.350,00 TL ödeme yapıldığı, davacının bu ödemeleri aşan tutarda alacağını ispatlaması gerektiğinin beyan edildiği görülmüştür.

GEREKÇE: Dava, İİK'nun 67.maddesi uyarınca açılan itirazın iptali davasıdır. Davacı taraf, davalının aldığı mallar karşılığında verdiği bono bedelini ödemediğini iddia ederek bonoya dayalı takip yapmış, itiraz üzerine eldeki davayı açmıştır. Davalı taraf ise dava konusu bononun taraflar arasındaki veresiye ticaretin teminatı olarak 2009 yılında verildiğini savunmuştur. Bononun teminat olarak verildiği yönündeki savunmanın HMK'nun 200 vd. maddeleri uyarınca yazılı ve usulüne uygun delillerle ispatlanması gerekir. Davalı taraf, söz konusu bononun teminat bonosu olduğu hususunda yazılı delil ibraz edememiştir. Her ne kadar davacı hazırlık soruşturması sırasındaki beyanında; senedin 30/01/2014 ve 24/02/2014 tarihinde yapmış oldukları alışveriş nedeniyle düzenlendiğini belirtmiş ise de, davacı vekilinin bu tarihlerin kesin tarihler olmayıp muhtemel tarihler yolunda beyanda bulunduğu, ayrıca bu şekildeki beyanın davalının senedin 2009 yılında verilen teminat senedi olduğunu kanıtlar nitelikte bulunmadığı kanaatine varıldığından, bu yöne ilişkin davalı vekilinin istinaf talepleri yerinde değildir. Öte yandan söz konusu davacı beyanları, senedin ihdas sebebinin talili niteliğinde de bulunmadığından ispat külfetinin davacı tarafa geçtiğine ilişkin istinaf talepleri de yerinde görülmemiştir. Ayrıca davalı taraf, sundukları hesap hareketlerinde ... ve ...'ya 10/01/2013 ila 21/10/2013 tarihleri arasında 425.350,00 TL ödeme yaptıklarını, bu nedenle borçlu bulunmadıklarını belirtmiş ise de, dava konusu senedin tanzim tarihinin 30/11/2013 olup hesap hareketlerindeki bu ödemelerin senedin tanzim tarihinden öncesine ait olduğundan bu yöndeki istinaf talepleri de yerinde değildir. Açıklanan bu sebeplerle davalı vekilinin istinaf talepleri yerinde görülmemiştir. Hal böyle olunca usul ve yasaya uygun olan ilk derece mahkemesi kararına yönelen davalı vekilinin istinaf taleplerinin reddi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalı vekilinin istinaf talebinin HMK'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2- Alınması gereken 7.071,44 TL harçtan, peşin alınan 1.767,86 TL harcın mahsubu ile bakiye 5.303,55 TL harcın davalıdan alınarak hazineye irad kaydına, 3-Davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nun 361.maddesi uyarınca tebliğden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay ilgili hukuk dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.