Ölüm Aylığı - Boşandıktan Sonra Aynı Sitede Yaşama


Yargıtay 10. Hukuk Dairesi
2019/2138
2020/2508
2020-06-02





Özet:

  • Davacı ile birlikte üç kız kardeşin birbirine yakın tarihlerde boşanarak, Kurumca babadan dolayı ölüm aylıları bağlandığı, kız kardeşlerden birisinin açılmış davası olduğu, davacının eşinden boşandıktan sonra ayrı ikamet edinmeyerek aynı sitede sadece iç kapı numarası farklı olan oğluna ait ikameti adresi olarak gösterdiği, tutanak tanıklarının beyanlarını sonradan değiştirmelerinin 5510 sayılı yasanın 59/2. maddesi gereğince Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurları tarafından düzenlenen tutanak içeriğinin aksini ispat edemediğinden, açılan davanın reddine karar verilmesi gerekir.

Dava, hak sahibi konumunda yer alan davacıya bağlanan ölüm aylığının 5510 sayılı Kanunun 56. maddesi hükümleri gereğince kesilmesi yönündeki davalı ... Başkanlığı işleminin iptali ile borçlu olmadığının ve yaşlılık aylığının yasal faizi ile birlikte ödenmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece, bozmaya uyularak ilamında belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Davanın, yasal dayanağı 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 56. maddesinin ikinci fıkrasıdır. Fıkrada: “Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96. madde hükümlerine göre geri alınır.” düzenlemesine yer verilmiştir. Düzenleme ile ölen sigortalının kız çocuğu veya dul eşi yönünden, boşanılan eşle boşanma sonrasında fiilen birlikte olma durumunda, ölüm aylığının kesilmesi ve ödenmiş aylıkların geri alınması öngörülmektedir. Buna göre, daha önce sosyal güvenlik kanunlarında yer almayan, boşanılan eşle fiilen birlikte yaşama olgusu, gelir veya aylık kesme nedeni ve bağlama engeli olarak benimsenmiştir.

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 59/2. maddesinde: “Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurlarının görevleri sırasında tespit ettikleri Kurum alacağını doğuran olay ve bu olaya ilişkin işlemler, yemin hariç her türlü delile dayandırılabilir. Bunlar tarafından düzenlenen tutanaklar aksi sabit oluncaya kadar geçerlidir.” hükmü yer almaktadır.

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 56'ncı maddesinin ikinci fıkrasına dayalı açılan bu tür davalarda eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun tüm açıklığıyla ve özellikle taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu dönem yönünden ortaya konulması önem arz etmektedir. Bu nedenle Anayasanın 20'nci maddesi ile 5510 sayılı Kanun, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu, 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri Ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun, 4857 sayılı İş Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ve diğer ilgili mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulmak suretiyle yöntemince araştırma yapılmalı, tarafların göstereceği tüm kanıtlar toplanmalı, bildirilen ve dinlenilmesi istenilen tanıkların ifadeleri alınmalı, davacının ve boşandığı eşinin su, elektrik, telefon aboneliklerinin hangi adreste kimin adına tesis edildiğini saptanmalı, varsa çalışmaları nedeniyle resmi/özel kurum ve kuruluşlara verilen belgelerde yer alan adresler dikkate alınmalı, boşanan eşler 4857 sayılı Kanun hükümleri kapsamında yer almakta iseler adlarına ödeme yapılabilecek özel olarak açılan banka hesabı bulunup bulunmadığı belirlenmeli, davacının ve boşandığı eşinin kayıtlı olduğu adreslerde kapsamlı Emniyet Müdürlüğü/Jandarma Komutanlığı araştırması yapılmalı, tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurulmalı, medula sisteminden araştırma yapılmalı, boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği, toplanan kanıtlar ışığı altında değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir.

Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davacının 28.11.2002 tarihinde 54 yaşında iken eşinden boşandığı, müşterek ve sağ 10 çocuğundan yaşı küçük 3 çocuğun velayetinin babaya verildiği, 10.08.1990 tarihinde vefat eden emekli sandığı iştirakçisi milletvekili babasından dolayı 19.12.2002 tarihli tahsis talebine istinaden 01.01.2003 tarihinde ölüm aylığı bağlandığı, davacının mernis adresi ile boşandığı eşin mernis adresi incelendiğinde sadece iç kapı numaralarının farklı olduğu, Sosyal Güvenlik Denetmeni tarafından düzenlenen raporda muhtar ... ve akraba ...’in beyanlarının imzalı olduğu, rapora göre, mernis adreslerinin çevrede aileye ait olduğu bilinen sitede aynı binanın farklı daireleri olması, muhtar ve akraba tarafından boşanmış olduklarının bilinmemesi nedeniyle davacı ve boşandığı eşinin birlikte yaşadıklarının tespit edildiği, ölüm aylığı tahsis dosyasında davacı ve anne-baba bir iki kız kardeşin boşanmış olduğu, baba bir anne ayrı kardeş ...’in şikayeti üzerine diğer kız kardeşler hakkında da soruşturma yapıldığı, kardeş ...’in davası olduğu, tanık olarak; çevre esnaf, komşu ve akrabalar, tutanak tanıkları ve denetmenin dinlendiği ancak tutanak tanıklarının Mahkemede beyanlarını değiştirdiği anlaşılmaktadır.

Somut olayda; davacı ile birlikte üç kız kardeşin birbirine yakın tarihlerde boşanarak, Kurumca babadan dolayı ölüm aylıları bağlandığı, kız kardeşlerden birisinin açılmış davası olduğu, davacının eşinden boşandıktan sonra ayrı ikamet edinmeyerek aynı sitede sadece iç kapı numarası farklı olan oğluna ait ikameti adresi olarak gösterdiği, tutanak tanıklarının beyanlarını sonradan değiştirmelerinin 5510 sayılı yasanın 59/2. maddesi gereğince Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurları tarafından düzenlenen tutanak içeriğinin aksini ispat edemediğinden, açılan davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın, eksik inceleme ve araştırmayla yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 02.06.2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.