I. HUKUKİ SÜREÇ
Taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan sanığın 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-c maddesi uyarınca beraatine ilişkin Sakarya 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 09.05.2013 tarihli ve 166-701 Sayılı hükmün, katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 27.04.2015 tarih, 9449-6872 sayı ve oy çokluğu ile; "...Olay tarihinde sanık ...'in idaresindeki otomobil ile meskun mahalde, iki yönlü yolda, gündüz vakti saat 14:30 sıralarında seyri sırasında, aracının direksiyon hakimiyetini kaybederek gidiş yönüne göre sağında kalan elektrik direğine çarpması sonucunda aracın spin atıp burnunun geldiği yönü gösterir şekilde kaldırımdaki elektrik direğinden 6 metre uzaklıkta durduğu, sanık ... ve araçtaki iki yolcunun araçtan inerek çarptıkları elektrik direğinin bulunduğu taraftaki ağaçlık alana geçip yardım bekledikleri sırada, yolun kenarına gelip beklemekte olan yaralılara su götürerek yardımda bulunmak isteyen ...'nun, o yönde yaralılara doğru yürüdüğü sırada araba çarpması sonucu sallanan elektrik direğindeki fincanından kurtulan elektrik telinden geçen elektrik akımının ölenin vücudundan geçmesi nedeniyle solunum ve dolaşım yetmezliğinden dolayı öldüğü olayda; sanığın eylemi ile ölüm arasında nedensellik bağı bulunduğu gözetilerek sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Daire Üyesi...; "1- Sanık ... dikkatsiz ve özensiz bir şekilde kullandığı araç ile yoldan çıkarak yol kenarındaki elektrik direğine çarpması sonucu oluşan olayda kusuru vardır. Ancak yaralılar şikâyetçi olmadığından bu olay dava konusu edilmemiştir. Bu kazadan sonra sanık ... ve yanındaki yararlılar yol kenarında ambulans beklerken yaklaşık 5 dakika sonra elektrik telinin düşmesi sonucu yardıma gelenlerden biri olan ölen ... elektrik çarpması sonucu ölmüştür.
2- ) Taksirin unsurlarından olan neticenin öngörülebilir olması da bu olayda gerçekleşmemiştir. Taksirli suçlarda toplumun kendisine yüklediği dikkat ve özen vazifesini ihlal ederek zararlı neticeye sebep olan ferdin cezalandırılacağı kabul edilmiştir. Söz konusu vazifenin yerine getirilmesi, her vazifenin yerine getirilmesinde aranan bir imkânın varlığına bağlıdır. İşte bu imkân neticenin öngörülebilir nitelikte olmasıdır. Bu bakımdan öngörebilmenin imkânsız olması durumunda taksirden söz edilemez. Gerçekten öngörülemeyen bir neticeye engel olunabilmesi de düşünülemez. Engel olunabilmesi düşünülemeyen bir neticeden de faili kusurlu tutmak mümkün değildir. ( H. Hakeri, Ceza Hukuku Genel hükümler, 10.Baskı, s.227 ) Olayımızda hem sanık, hem de yardıma gelen diğer tanıklar ve ölen elektrik telinin düşebileceğini öngörmemişlerdir. Öngörülmesi mümkün olmayan bir olayda da dikkat ve özen yükümlülüğüne uyulmadığı da ileri sürülemez. Böylece öngörülemeyen bir olayda taksirin unsurlarından olan dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılığın bulunduğu da söylenemez.
3- ) Sanık ...'in kusurlu hareketi ile trafik kazası meydana gelmiş, bu kazada sanığın aracının elektrik direğine çarpması sonrası telin kopması ile ölüm arasında illiyet bağı vardır. Ancak illiyet bağının olması sanığın hukuki sorumluluğu sonucunu doğurur. Buna mukabil taksirinin diğer unsurları olan yukarda sözünü ettiğimiz unsurlarından dikkat ve özen görevinin yerine getirilmemesi ve neticenin öngörülebilir olması koşulları gerçekleşmemiştir. İlliyet bağının olması hem sanık ... hem de elektrik idaresinin hukuki sorumluluğu sonucunu doğurur, ancak ceza hukuku anlamında taksirin bütün unsurları bu olayda gerçekleşmediğinden sanığın ölümle sonuçlanan bu kazadan dolayı sorumlu tutamayız.
Sonuç olarak; meydana gelen ölüm olayında sanığın kusuru bulunmadığından mahalli mahkemenin beraat kararı sonuç itibariyle doğrudur. Sayın çoğunluğun taksirin bir unsuru olan illiyet bağının olayda bulunduğundan hareketle sanığın taksirle öldürme suçundan cezalandırılması gerektiğine dair bozma görüşlerine açıkladığımız bu nedenlerden dolayı katılmıyoruz." düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
Yerel Mahkeme 03.12.2015 tarih ve 980-1442 sayı ile bozma ilamına direndiğinden bahisle, sanığın CMK'nın 223/2-c maddesi uyarınca beraatine karar vermiş, bu hükmün katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya Ceza Genel Kurulunca incelenmiş, 09.07.2020 tarih ve 440-360 sayı ile Yerel Mahkemenin son uygulamasının direnme kararı olmayıp yeni hüküm niteliğinde olduğu gerekçesiyle dosyanın temyiz incelemesinin yapılabilmesi için Yargıtay 12. Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilmiş, anılan Dairece 09.12.2020 tarih ve 3932-6873 sayı ile; "...05.02.2012 tarihli keşif bilirkişi raporu, ... Teknik Üniversitesi bilirkişi heyet raporları ile sanığın kusuru ile kazaya sebebiyet verdiği, sanığın eylemi ile ölüm arasında nedensellik bağı bulunduğu gözetilerek sanığın mahkûmiyeti yerine yazılı şekilde hüküm tesisi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 09.09.2021 tarih ve 202-516 sayı ile; "...TCK'nın 22 maddesinin gerekçesinde 'taksirli suçların belirgin özelliği, icrai veya ihmali şekilde olabilen iradi hareketin varlığı ve kanuni tanımda yer alan unsurlardan birinin öngörülmemiş olmasıdır' denilmek sureti ile taksirin unsurlarından olan neticenin öngörülebilir olması açıklanmış olup bu olayda neticenin öngörülebilir özelliği gerçekleşmemiştir, taksirli suçlarda toplumun kendisine yüklediği dikkat ve özen vazifesini ihlal ederek zararlı neticeye sebep olan ferdin cezalandırılacağı kabul edilmiş, söz konusu vazifenin yerine getirilmesi, her vazifenin yerine getirilmesinde aranan bir imkânın varlığına bağlıdır, işte bu imkân neticenin öngörülebilir nitelikte olmasıdır, bu bakımdan öngörebilmenin imkânsız olması durumunda taksirden söz edilemez, öngörülemeyen bir neticeye engel olunabilmesi de düşünülemeyeceği için engel olunabilmesi düşünülemeyen bir neticeden de sanığı kusurlu tutmak mümkün değildir, dosyamıza konu olayda sanık ve ölen elektrik telinin düşebileceğini öngörmemişlerdir, öngörülmesi mümkün olmayan bir olayda da dikkat ve özen yükümlülüğüne uyulmadığı ileri sürülemeyeceğinden olayda taksirin unsurlarından olan dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılığın bulunduğu söylenemeyeceği," gerekçesiyle direnerek önceki hüküm gibi sanığın beraatine karar vermiştir.
Bu hükmün de katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 06.11.2021 tarihli ve 128556 Sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile dosya CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 24.03.2022 tarih ve 8457-2335 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
II. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU
İnceleme dışı sanıklar ... ve ... hakkında taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan verilen beraat kararları Özel Dairece düzeltilerek onanmak suretiyle kesinleşmiş olup direnmenin kapsamına göre inceleme, sanık hakkında taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan verilen beraat hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçunun yasal unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
Sanığın sevk ve idaresindeki aracıyla saat 14.30 sıralarında seyir hâlinde bulunduğu esnada önüne bir bisikletlinin çıkması nedeniyle aracının direksiyon hâkimiyetini kaybettiği ve gidiş yönüne göre sağ tarafındaki elektrik direğine çarparak altı metre uzaklıkta durduğu, sanık ve iki yolcunun araçtan inerek elektrik direğinin olduğu ağaçlık alanda ambulans bekledikleri, yaklaşık beş dakika sonra ...'nun yardım etmek için yaralılara doğru yürüdüğü esnada bahse konu elektrik direğindeki telin koparak üzerine düşmesi sebebiyle elektrik akımına kapıldığı ve otopsi raporuna göre solunum ve dolaşım durmasından dolayı hayatını kaybettiği,
Soruşturma aşamasında elektrik yüksek mühendisi tarafından düzenlenen 30.07.2010 tarihli rapora göre; 6,3 kilovoltluk enerji iletişim hattının trafik kazasının meydana gelmesinden birkaç dakika sonra ölenin üzerine düştüğü, aracın çarptığı direğe sabitlenmiş olan orta gerilim izolatörün bulunduğu bölgeden hattın koptuğu, aracın çarptığı direğin taşıyıcı olduğu, hattın izolatöre bağlantısının sıkı bağ şeklinde yapıldığı, diğer izolatörler incelendiğinde bağlantının yapımında yeterli derecede özenin gösterilmediği, trafik kazası sonucunda sıkı bağ için kullanılan bağlantı telinin koparak konsolun üzerine düştüğü ve burada birkaç dakika konsola kısa devre yaptıktan sonra tamamen koptuğu, hattın kopmasından dolayı sanığın, ... röle başmühendisi ve bakım sırasında bağlantıyı özensiz yapan işçi ile kabul sorumlusunun kusurlarının bulunduğu,
Kovuşturma evresinde ... Teknik Üniversitesi öğretim üyeleri tarafından düzenlenen rapora göre; sanığın yönetimindeki otomobille meskûn mahal sürat sınırlamasına uyarak seyretmesi, dikkatli olması, bisikletliyi görünce kaplama üzerinde kalacak şekilde tedbir alması gerekirken bu kurallara uymadığı, süratli olması sebebiyle manevra yaparken kaplama üzerinde kalamayıp kaldırıma çıkarak buradaki elektrik direğine çarpması nedeniyle gerçekleşen kazada, sanığın 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 51 ve 52/b, Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin 101/b maddesi uyarınca asli; bisiklet sürücüsünün ise tali kusurlu olduğu, otomobilin elektrik direğine çarptığını görünce kazaya uğrayanlara yardım etmek istediği sırada kopan enerji hattının çarpması ile üzerinden geçen elektriğin devreyi tamamlayarak ölümüne sebep olduğu ölenin herhangi bir kusurunun bulunmadığı,
Dosyadaki bilgiler incelendiğinde; sanığın kullandığı araç ile seyir hâlindeyken karşısına çıkan bisikletliye çarpmamak için ani fren yapması sonucunda sağ tarafındaki kaldırım üzerine çıkarak ...'a ait beton elektrik direğine çarparak durduğu, olayın meydana gelmesiyle etrafta bulunan vatandaşların kaza yapan aracın içerisindekilere yardıma gittiği, kazanın olmasından beş dakika sonra beton elektrik direğindeki yüksek gerilimli iletkenlerden birinin bağlı olduğu taşıyıcının izolatörüne bağlı olduğu yere yakın bir yerden koparak yardıma gelenlerden ölenin üzerine düştüğü, izolatörde herhangi bir parçalanmanın meydana gelmediği, izolatör üzerindeki bağın görevini yaparak iletkeni tuttuğu, 6,3 kilovoltluk gerilimli iletkenin enerjisi kesilmeden ölenin vücudundan toprak devriyesini tamamlayarak kısa süreli enerji boşalmasının meydana geldiği, 1 kilovolt üzeri gerilim seviyesinin yüksek gerilim olarak nitelendirildiği, herhangi bir nedenden dolayı yere serbest salınımlı düşen enerjili bir iletkenin yere değmeden 10-15 cm öncesinde sistemde bulunan olay yerine en yakın hassas koruma cihazı ya da cihazlarının devreye girerek devreyi kestiğini, ancak olayda ölenin üzerine doğru gelen enerjili iletkenin henüz zemine yaklaşmadığından devrenin kesilmediğini, enerjinin ölenin çarpılma olayı meydana geldikten sonra kesildiğini; olay yerindeki iletkenin standart kopma kuvvetinin 5.100 kilogram, meydana gelen etki kuvvetinin ise 5.111 kilogram olduğu, bu değerin aracın direğe çarpma yerine önemli derecede kuvvet uygulandığını gösterdiği; olay yerindeki hat parçasının ve bu hattın devamının yıpranmış olarak değerlendirilemeyeceği, hattın yönetmelik uyarınca bakım ve onarım gördüğü; açıklanan nedenlerle, sanığın asli, bisiklet sürücüsünün tali kusurlu olduğu, ... çalışanları inceleme dışı sanıklar ile ölenin kusurlarının bulunmadığı,
Mahallinde yapılan keşfe istinaden elektrik mühendisi tarafından düzenlenen 05.02.2012 tarihli bilirkişi raporuna göre; ölenin telin koparak üzerine temas etmesi ile yüksek gerilime maruz kaldığı, ayağında lastik terlik olması sebebiyle yüksek gerilimin toprakla teması önlendiğinden, faz-toprak kısa devresi meydana gelmediğinden rölenin kısa sürede devreyi açmayarak kısa bir süre vücudunda akım dolaşması sonucu hayatını kaybettiği; enerji iletim hattının ve trafo kabini ile kabin içerisindeki teçhizatların kontrol ve bakımlarının süresi içerisinde yapılması, trafo kabininde bulunan rölenin çalışır vaziyette olması ve iletkenlerin beton direk üzerindeki traverste bulunan izolatöre taşıyıcı bağ ile bağlı olması nedeniyle ... çalışanları inceleme dışı sanıkların kusurlarının bulunmadığı; sanığın kendi ifadesinde belirttiği üzere 80 km hızla şehir içi yolda seyir hâlindeyken bisikletle bir kişinin aniden önüne çıkması ve frenleme ile birlikte direksiyon hâkimiyetini kaybetmesi sonucu yaya kaldırımı üzerinde bulunan beton direğe çarpması neticesinde aracın 5 saniyelik tesir süresinde direğe uygulayacağı etki kuvvetinin 5.111 kilogram olması ve iletkenin teknik özelliklerinde kopma kuvvetinin 5.100 kilogram olması sebebiyle tali kusurlu olduğu; iletkenin kopmasına aracın beton direğe çarpması ile etki kuvvetinin 5.111 kilogram ve iletkenin kopma kuvvetinin 5.100 kilogram olmasının neden olduğu, hava sıcaklığının, nemin ve diğer ortam etkilerinin birleşmesiyle çarpmanın etkisinin direğin üst kısmında bulunan izolatöre taşıyıcı bağ ile bağlı iletkende vibrasyon etkisi yaratması neticesinde iletkende bükülme ya da gerilme meydana geldiği,
Kovuşturma evresinde trafik bilirkişisi tarafından düzenlenen 03.02.2012 tarihli bilirkişi raporuna göre; meydana gelen kaza ile kimliği tespit edilemeyen bisiklet sürücüsünün eylemi arasında illiyet bağının bulunduğu, sanığın 2918 Sayılı Kanun'un 51 ve 52/1-b maddesinde belirtilen "Sürücüler hızlarını, kullandıkları aracın yük ve teknik özelliğine, görüş, yol, hava ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurmak zorundadırlar." kuralını; kimliği tespit edilemeyen bisiklet sürücüsünün ise Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 136/1-a-1 ve 136/1-a-6. maddesinde belirtilen kuralları ihlâl etmesi nedeniyle birlikte tali kusurlu oldukları,
01.07.2010 tarihli olay yeri inceleme tutanağına göre; aracın ön tarafından ağır hasarlı, motor yağının akmış, ön tekerleri patlamış ve hava yastıkları açılmış vaziyette bulunduğu, beton elektrik direğinin 70 cm yukarısında araca ait çarpma izinin olduğu,
Anlaşılmıştır.
Tanık ...; olay günü ölen ile dükkanında oturdukları sırada duydukları ses üzerine dışarı çıktıklarında sanığın aracının direğe çarptığını gördüğünü, kaza nedeniyle araçta bulunan yaralılara yardım ederek onları ağaçlık alana doğru götürdüklerini, burada ölen ile yan yana durdukları sırada birden üzerlerine kablo düştüğünü, duyduğu ses ile telin kopma anı arasında beş altı dakika olduğunu,
Tanık ...; olay günü dükkânında oturduğu sırada ses üzerine dışarı çıktığını ve bir aracın kaza yaptığını gördüğünü, araçtan inen yaralılara yardım etmek için olay yerine koştuklarını, kendisinin yaralılara su getirdiği sırada bir anda bağrışma sesleri duyduğunu, bağrışmanın olduğu yere baktığında ölenin üzerinde bir kablo gördüğünü, aracın kaza yapma sesi ile telin kopması arasında beş on dakika olduğunu,
Tanık ...; olay günü iş yerinde bulunduğu sırada duyduğu ses üzerine dışarı çıktığında sanığın kullandığı aracın kaza yaptığını gördüğünü, yardım amacıyla olay yerine gittikleri sırada elektrik telinin koparak üzerlerine düştüğünü, kopan kablonun sırtına düştüğünü ancak kendisinde bir sağlık sorunun meydana gelmediğini, ancak çevreden tanıdığı olan ölenin elektrik çarpması sonucu hayatını kaybettiği, aracın kaza yapma sesi ile telin kopması arasında yaklaşık beş dakika olduğunu,
Tanık ...; kazanın olduğu yerde araçtakilerden birinin yerde yattığını görerek onu ağaçlık alana götürdüğünü, sonrasında birisinin "Tel kopuyor." diye bağırdığını, akabinde kablonun bulundukları yere düştüğünü, elektrik akımının kendilerini de sarstığını, bir ara ayakta sarsılırken gördüğü ölenin elektriğe kapılarak yere düştüğünü, kaza ile telin kopma anı arasında beş altı dakika olduğunu,
Tanık ...; olay günü çarşıya gittiği sırada bir fren sesi duyduğunu, arkasına dönüp baktığında bir bisikletlinin yolu ortalamış vaziyette olduğunu, sanığın aracının da manevra yaparak direğe çarptığını, araçtan inenlere yardım etmek amacıyla su almaya gittiğinde bir akım hissettiğini, ölenin beline kablo sarılmış olduğunu gördüğünü, aracın direğe çarpmasıyla telin kopması arasında beş dakika kadar süre geçtiğini,
Tanık ...; olay yerinde bulunan oto tamircisinde çalıştığını, ses üzerine dışarı çıktığında kazayı gördüğünü, araçtan inenlerin yanlarına gittiği sırada kafasına ölene sarılmış olan kablonun vurduğunu, arkasını döndüğünde aynı kablonun ölenin omzuna çarparak onu yere düşürdüğünü, kaza anı ile telin kopma anı arasında dört beş dakika olduğunu,
Tanık ...; kaza yerine yakın olan iş yerinde çalıştığını, ses üzerine dışarı çıktıklarında sanığın aracının elektrik direğine çarptığını gördüklerini, ölen ile birlikte aracın içerisinden çıkanların yanlarına yardım için gittiklerinde "Tel koptu." diye bir ses duyduğunu, akabinde öleni yerde üzerine kablo dolanmış şekilde gördüğünü, kaza anı ile telin kopma anı arasında üç dört dakika olduğunu,
Tanık ...; olay günü sanığın kullandığı aracın içerisinde bulunduğunu, bir bisikletlinin bir anda önlerine çıktığını, sanığın önce sola sonra sağa doğru manevra yaptığını ve manevra yaptıktan hemen sonra da beton direğe çarptığını, birlikte araçtan inerek orada bulunan ağaçların altına doğru ilerledikten sonra ambulansı beklemeye başladıklarını, ardından bağrışma sesleri duyduğunu, tahminen araçla direğe çarptıktan dört beş dakika kadar sonra bu bağrışma seslerini duyduğunu,
Tanık ...; sanığın kullandığı araçta bulunduğunu, olay yerine geldiklerinde bir dolmuşun arkasından aniden bir bisikletlinin önlerine çıktığını, sanığın direksiyonu kırması üzerine bir anda aracın direğe vurduğunu, sonrasında arabadan inip yolun kenarına doğru çekildiklerini, yaklaşık üç beş dakika orada ambulans beklediklerini, bu sırada kablonun düştüğünü gördüğünü,
İnceleme dışı sanık ...; ...'ta işletme bakım başmühendisi olarak çalıştığını, dağıtım hatları ve trafo merkezlerinden sorumlu olduğunu, ihbar üzerine olay yerine gittiğini, olayın öncesinde kopan elektrik telinin bulunduğu elektrik diğeri ile ilgili herhangi bir sorun olmadığını, gerekli denetim ve kontrollerin yapıldığını, herhangi bir kusurunun bulunmadığını,
İnceleme dışı sanık ...; ...'ta röle başmühendisi olarak görev yaptığını, kusurunun bulunmadığını,
Beyan etmişlerdir.
Sanık; aracıyla seyir hâlindeyken sol tarafındaki minibüsün arkasından aniden bir bisikletlinin önüne çıktığını, frene basmış olmasına rağmen elektrik direğine çarptığını, kazadan sonra araçta bulunanlarla birlikte araçtan indiklerini, kaldırımda beklediği sırada elektrik direğinden kablonun düştüğü yönünde bağrışmalar duyduğunu, elektrik telinin tam olarak hangi aşamada koptuğunu bilmediğini, kaza ile telin kopması arasında üç beş dakika zaman geçtiğini, kusurunun bulunmadığını savunmuştur.
IV. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Konuya İlişkin Görüşler
Ayrıntıları, Ceza Genel Kurulunun müstekar içtihatlarında ( 16.10.2007 tarihli ve 192-211 sayılı, 08.07.2008 tarihli ve 99-185 sayılı, 20.05.2008 tarihli ve 51-117 Sayılı kararlar ) açıklandığı üzere;
Kural olarak suç kastla işlenebilir. Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır ( TCK'nın 21/1. maddesi ). Ancak kanunda açıkça gösterilen hâllerde taksirle de işlenebileceği ( TCK'nın 22/1. maddesi ) kabul edilmiştir. Böylece failin cezalandırılabilmesi için kanunda açık bir düzenleme bulunmasının zorunlu olduğu taksir, TCK'nın 22/2. maddesinde; "dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi" olarak açıklanmıştır.
Doktrin ve yargısal kararlarda da taksir; "Failin suç tipindeki neticeye yönelik kast içerisinde olmadan, fakat zorunlu olduğu özeni gösterdiği takdirde neticenin meydana gelmesi mümkün bulunmayan hallerde, tespit edilmiş suç tipini hukuka aykırı olarak ihlal etmesi; bir kimsenin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranmak suretiyle, istemediği ve fakat öngörülebilir bir neticeyi gerçekleştirmesi" şeklinde tanımlanmıştır ( A. Ö., Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınevi, ... 1992, c. 2, s. 336; T. Tufan Yüce, Türk Ceza Hukuku Temel Kavramları, T. Kitapevi, Ankara 1984, s. 59; F. Erem, Türk Ceza Kanunu Şerhi, Seçkin Yayınevi, Ankara 1993, c. 1, s. 508; M. Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara 2014, 7. Baskı, s. 172; Hamide Z., Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınevi, ... 2015, 4. Baskı, s. 254; H. Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara 2014, 17. Baskı, s. 232 ).
Ceza Genel Kurulunun birçok kararında açıkça vurgulandığı, doktrin ve uygulamada da kabul edilegeldiği üzere taksirli suçun unsurları şunlardır;
1- ) Fiilin Kanunda taksirle işlenebilen bir suç olarak düzenlenmiş bulunması,
2- ) Hareketin iradi olması,
3- ) Neticenin iradi olmaması,
4- ) Hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması,
5- ) Neticenin öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması,
6- )Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılması
TCK'nın 22/2. maddesinde yer verilen; "dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi" düzenlemesine bakıldığında taksirli suçlarda haksızlığın, "dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık" olduğu anlaşılmaktadır. Bu değersizliğin hem hareket hem de netice bakımından geçerli olduğu da açıktır.
Madde gerekçesinde de vurgulandığı üzere, bu dikkat ve özen yükümlülüğünün belirlenmesinde, failin kişisel yetenekleri göz önünde bulundurulmaksızın, objektif esastan hareket edilecek, failin bulunduğu/yaşadığı çevredeki ortalama, makul ve sorumlu/basiretli bir insanın davranışları esas alınacaktır. Bu standardın, çağdaş dünyanın bir parçası olan toplumun güven ve huzurunun tesis ve devamı ile kamu düzeni için gerekli ( asgari ) sorumluluk seviyesinin garantilerini sağlaması beklenir.
Objektif özen yükümlülüğünün kaynağı ya hukuk normları ya da müşterek tecrübe kurallarıdır. Doktrin de bu konuda aynı düşüncededir ( M. Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara 2014, 14. Baskı, s. 204, İçel Kayıhan Taksirden Doğan Subjektif Sorumluluk s.141 ).
Bu suç tipinde failin hareketi iradi olmalıdır ve fakat iradenin, suçun maddi unsuru olarak zikredilen neticeye değil, hukuken korunan değer bağlamında kanun vazıının önemsemediği başka bir amaca yönelmesi gerekmektedir.
Kastta olduğu gibi, taksir de haksızlığın bir işlenme yöntemi olduğundan suçun haksızlık unsuru kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Kanunda açıkça neticenin suçun maddi unsuru olarak gösterildiği hallerde de objektif özen yükümlülüğüne aykırılık oluşturan/taksirli fiil ile netice arasında illiyet bağının bulunması şarttır.
"Neden" kavramı Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğü'nde; "Bir olayı ya da durumu gerektiren, doğuran başka olay veya durum, sebep" biçiminde, neden olmak ise; "Bir şeyin olmasına ya da ortaya çıkmasına yol açmak, sebep olmak" şeklinde tanımlanmaktadır. Buradan hareketle nedensellik kavramı; "Neden-sonuç ilişkisi ya da sonuç ile bu sonuca neden olan olgu veya durum arasındaki bağlantı" olarak açıklanabilir.
Neticeli bütün suçlar bakımından araştırılması gerekli olan nedensellik bağı, suçun yasal tanımında neticeye yer verilmiş olması hâlinde failin fiili ile netice arasında sebep-sonuç ilişkisini kuran bağ anlamına gelmektedir. Failin yapmak veya yapmamak şeklinde gerçekleştirdiği eylemi neticesinde dış dünyada zarar ya da tehlikenin meydana gelmiş olması hâlinde nedensellik söz konusu olacaktır. Doğaldır ki yapılan her hareket, dış dünyada bir veya birden fazla neticeye sebebiyet verebilir; ancak dış dünyada vuku bulan her sonuç değil, suçun kanuni tanımında belirtilmiş olan netice nazara alınacaktır. TCK'da nedensellik bağı ile ilgili olarak genel bir düzenlemeye yer verilmemiş, konu doktrin ve uygulamaya bırakılmıştır.
Nedensellik bağının, neticeli suçlar şeklinde düzenlenen taksirli suçlar bakımından da tespit edilmesi gerektiğinde kuşku yoktur. Taksirle işlenen suçtan kaynaklanan netice failin hareketi olmasaydı gerçekleşmeyecek denilebiliyorsa bu durumda nedensellik bağının varlığı kabul edilir. Taksirli suçlarda aranacak olan objektif isnat edilebilirlik, dikkat ve özen yükümlülüğünün yerine getirilmemesi sonucunda öngörülebilir neticeye sebebiyet verilip verilmediğidir. Taksirli suçlarda netice sadece failin eyleminden kaynaklanmış ise nedensellik bağının belirlenmesi kolaysa da, mağdurun veya üçüncü kişilerin neticeye katkıda bulunduğu durumlarda bu bağın belirlenmesinde çeşitli zorluklar olacağı muhakkaktır.
Doktrinde de; "Dış dünyada meydana gelen değişikliğin bir kimseye yüklenebilmesi ve dolayısıyla onun sorumlu olabilmesi, söz konusu neticenin o kimsenin hareketinden meydana gelmesine bağlıdır. Diğer bir deyişle hareketle netice arasında nedensellik bağı, sebep-sonuç ilişkisi olmalıdır. Nedensellik bağlantısı yoksa neticenin faile yüklenmesi mümkün değildir. Tipiklikte hareketten ayrı neticenin arandığı suçlarda neticenin gerçekleştiğinin tespiti yeterli olmayıp ona sebebiyet veren fiilin de tespiti gerekir. Tipe uygun hukuka aykırı fiilin icrasının, failin gerçekleştirilmesi için yeterli bulunduğu sırf hareket suçlarında nedensellik bağının araştırılması gerekmez. Ceza hukuku sadece suç tipinde yer alan neticeyi göz önüne alır" ( M. E. Artuk-A. Gökcen-A. C. Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 8. Baskı, Ankara 2014, s. 249 ) şeklinde görüşlere yer verilmiştir.
Doktrinde nedensellik bağı çeşitli teorilerle açıklanmaktadır. Şartların eşitliği ya da doğal nedensellik teorisinde; netice birçok şartın bir bütün oluşturarak meydana gelmesiyle oluştuğundan ve bunlardan birinin olmaması neticenin gerçekleşmesini engelleyeceğinden, bu şartlardan birini gerçekleştiren failin eylemi ile gerçekleşen netice arasında nedensellik bağı vardır. Yüksek Genel Kurulun yerleşik kabulüne göre de taksirli suçlarda nedensellik bağının varlığının kabulü için failin hareketinden bağımsız bir etkinin sonuca tek başına neden olmaması gerekir.
Uygun sebep ya da kuralcı nedensellik teorisinde; hareket ile netice arasında nedensellik bağı bulunduğunun kabul edilebilmesi için, hareketin o neticeyi meydana getirmeye uygun olması gerekir.
Nedensellik/illiyet bağı, tamamen doğal bir olgudur ( N. Centel-Hamide Zafer-Ö. Çakmut, Türk Ceza Hukukuna Giriş, Beta Yayınevi, ... 2014, 8. Baskı, s. 255; İzzet Özgenç, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara 2014, 10. Baskı, s. 171-173 ) ve kural olarak maddi/fenni bilimin ve mantık ilminin ilkelerine göre belirlenir.
Taksirin unsurlarından birisi de neticenin öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olmasıdır. TCK'nın 22. maddesinin gerekçesinde; "Taksirli suçların belirgin özelliği, icrai veya ihmali şekilde olabilen iradi hareketin varlığı ve kanuni tanımda yer alan unsurlardan birinin öngörülmemiş olmasıdır. Fakat bu öngörmemenin, 'gerekli dikkat ve özen' yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla ortaya çıkması gerekir. Çünkü, gerekli dikkat ve özen gösterilmediği için kanunda tanımlanmış olan neticenin gerçekleşeceği öngörülmemiştir.
Bu dikkat ve özen yükümlülüğünün belirlenmesinde, failin kişisel yetenekleri göz önünde bulundurulmaksızın, objektif esastan hareket edilir...
Taksirli suçlarda fail, kendi yetenekleri, algılama gücü, tecrübeleri, bilgi düzeyi ve içinde bulunduğu koşullar altında, objektif olarak varolan dikkat, özen yükümlülüğünü öngörebilecek ve yerine getirebilecek durumda olmalıdır" açıklamalarına yer verilmiştir.
Neticenin öngörülebilir olması, failin yaptığı davranışın bir neticeye sebebiyet verebileceğinin veya bir neticeyi meydana getirme ihtimali bulunduğunun bilinebilme imkânıdır. Gerçekleştirilen bir fiil nedeniyle neticenin meydana gelebilme imkân ve ihtimali varsa öngörülebilirliğin bulunduğu kabul edilecektir. Neticenin öngörülebilir olması, taksirin hem unsurunu hem de sınırını oluşturmaktadır. Başka bir ifadeyle taksiri, kaza ve tesadüften öngörülebilirlik ayırmaktadır. Hiç kimse tarafından öngörülemeyecek bir neticenin söz konusu olduğu durumlarda dikkat ve özen yükümlülüğünden dolayısıyla taksirden bahsedilebilmesi mümkün değildir. Neticenin öngörülebilir olması ile failin neticeyi öngörebilir yetenekte bulunması arasında fark vardır. Neticenin öngörülebilmesi, failin niteliklerine, yeteneklerine, eğitim durumuna veya uzmanlık alanına göre değil objektif olarak ve failden bağımsız şekilde ortalama seviyedeki bir insanın öngörme yeteneğine göre tespit edilmelidir. Eğer objektif olarak neticenin öngörülebilmesi, ortalama bir insanın öngörebilirliği dışında ise bu takdirde neticenin öngörülebilirliğinden bahsedilemeyecektir. Burada öngörülebilecek netice, failin iradi hareketinin sebep olabileceği netice veya neticelerden başkası değildir. Failin öngörebilme yeteneği ise, failin yaşı, zekası, eğitimi, yetenekleri ve uzmanlık alanına göre subjektif olarak belirlenebilecek farklı bir husustur. ( Nebahat Kayaer, Ceza Hukukunda Hekimin Tıbbi Müdahalesi Çerçevesinde İşlenen Taksirle Öldürme Suçu, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi Kamu Hukuku Anabilim Dalı, İzmir 2012, s. 287-288 ). Failin neticeyi öngörmesi veya öngörememesi taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayrımı oluşturmaktadır.
Failin, objektif özen yükümlülüğünün ve buna bağlı olarak meydana gelebilecek neticenin öngörülebilirliğinin idrakinde olması gerekmektedir. Fail ,bilinçli olarak belli bir hukuki değeri korumaya matuf objektif özen yükümlülüğüne, iradi olarak aykırı bir davranışta ( Özgenç, age sayfa 466 ) bulunmalıdır.
Nitekim bu husus doktrinde de; "Öngörülebilirlik, hukuk normları veya genel tecrübe tarafından emredilen özene uyulduğunda tipikliğini gerçekleşmesinin somut olarak müşahede edilebileceğini ve dolayısıyla bundan kaçınılabileceğini ifade etmektedir. Gerekli dikkat ve özen gösterilmediği için kanuni tanıma uygun fiilin gerçekleşeceği öngörülmemiştir. Neticenin öngörülebilirliği, kişilere yüklenen dikkat ve özen yükümlülüğünün tabii bir sonucu olmaktadır. Öngörülebilirlik objektif olarak belirlenmelidir. Zira bir kimse yalnızca öngörülebilir neticeler bakımından sorumlu olabilecektir. Bu nedenle hakim görüş taksirli neticeli suçların haksızlığı bakımından, failin içinde bulunduğu toplum çevresine ait ortalama yetenekteki bir kişinin neticeyi öngörüp öngörmeyeceğini aramaktadır. Şayet netice ortalama bir insanın objektif öngörülebilirliğinin dışında bulunuyorsa, taksirli suçun tipiklik unsuru gerçekleşmiş olmaz." ( M. Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuk Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 7. Baskı, Eylül 2014, sayfa 201 ) şeklinde ifade edilmiştir.
Uyuşmazlığa konu somut olayın özellikleri itibariyle objektif isnadiyet kavramına da ayrıca yer verilmesi gerekmektedir.
Objektif sorumluluk esasını terk ederek tamamen kusur sorumluluğunu benimseyen çağdaş ceza hukuk sistemleri ki, TCK da bunlardan birisidir, failin tipik neticeden sorumlu tutulması için illiyet bağının varlığını yeterli bulmamış, tipik eylemin ortaya çıkardığı/sebep olduğu tipik neticenin de failin eseri olması gereğini şart koşmuştur.
Bu cümleden olarak, meydana gelen tipik neticeden failin sorumlu tutulabilmesi için; fiil ile netice arasında doğal illiyet bağının bulunup bulunmadığının; bilimsel ve mantıksal ilkeler çerçevesinde araştırılması, bu bağın varlığının tespiti halinde ayrıca bu tipik neticenin failin eseri olup olmadığına dair normatif bir değerlendirme yapılması gerekmektedir. Yapılan normatif değerlendirme neticesinde faile objektif olarak tahmil edemeyeceğimiz tipik netice ile tipik fiil arasında illiyet bağının bulunması sonucu değiştirmeyecektir. Önemli olan bu neticenin objektif olarak faile isnat edilip edilemeyeceğidir.
Neticenin objektif olarak faile isnat edilebilmesi öncelikle ve doğrudan, tipik neticenin objektif olarak öngörülebilirliğiyle ilgili bir sorundur. Özen yükümlülüğüne riayet edilmesi halinde, tipik neticenin meydana geleceği objektif olarak öngörülebiliyorsa bu yükümlülüğe uyulmaması nedeniyle öngörülemeyen neticeden sorumlu olmak da kaçınılmaz bir olgu olarak karşımıza çıkacaktır. Bu hususta yukarıda yer verilen açıklamalar yeterlidir.
Her halükarda failin sorumluluğunun öngörülebilirlik ve önlenebilirlik kriterleri kapsamında belirlenmesi gerekir ( Dönmezer-Erman s.66-267, Hafızoğulları-Özen s.293, Öztürk- Erdem s.260, Tezcan-Erdem-Önok s.189 ).
Sorumluluğun, kusurlu bir davranışa dayanmasında zorunluluk olduğu kabul edildiğine göre; objektif özen yükümlülüğüne aykırılık oluşturduğu ileri sürülen tipik eylemin sebep olduğu neticenin de failin hükmedebileceği alan içinde kalması gerekir. Neticenin failin kontrolü dışında gelişen, yönetilemez bir mahiyet arzetmemesi ve genel hayat tecrübeleri açısından beklenebilir, tipik bir netice olması şarttır.
Objektif özen yükümlülüğünün kaynaklarından olan hukuk normlarına muhalefet edilmesi durumunda aslolan, tehlikeyi ortaya çıkmadan önce önlemek için konulmuş yazılı davranış kurallarına, emir ve talimatlara uyulup uyulmadığıdır. Bununla birlikte sorumluluğun, ihlalden kaynaklanan, doğrudan ya da dolaylı tüm sonuçları kapsayacak şekilde genişletilmemesi gerekmektedir. Bu durumda sorumluluğun sınırlarını normun koruma amacı çizecektir. Meydana gelen netice, ihlal edilen norm ile korunan amacın kapsamı dışında başka bir normun koruma alanında kalan dolaylı bir netice ise somut olayın özelliğine göre failin sorumluluğu cihetine gidilmeyebilir.
Keza, failin objektif özen yükümlülüğüne aykırı davranışı ile mağdurun kendi sorumluluğunda olan riskler aynı olayda gerçekleştirilmiş ise, meydana gelen tipik neticenin kategorik olarak faile objektif isnadiyetinden bahsedilmemesi lazım gelir. Bu durumda olaysal ve normatif bir değerlendirmeye de başvurma ihtiyacı doğar. Mağdurun serbest iradesiyle hareket ettiği ve netice bakımından failin katkısının yalnızca neden olma, kolaylaştırma seviyesiyle sınırlı olduğu hâllerde ( Koca-Üzülmez, s. 221 ), mağdurun kendi sorumluluğunda olan risklerin faile objektif olarak isnat edilmesi mümkün olmayacaktır.
Objektif isnadiyetle ilgili doktrinde de şu değerlendirmeler yapılmıştır: "Objektif isnadiyet, neticenin belirli bir kimsenin eseri olarak görülüp görülemeyeceği anlamına gelmektedir. Eğer meydana gelen netice, üçüncü kişinin veya bir rastlantının eseri ise faile isnat edilemeyecektir. Bu nedenle netice, insanın hükmedebileceği alanın dışında kalıyorsa hukuken önemli olan bir tehlike ya da risk bulunmamaktadır. Hükmedilebilirlik, neticenin önemli derecede idare edilebilirliği anlamına gelmekte olup gerçekleştirilen fiil, hukuken önemli bir tehlike ya da risk oluştursa bile olayın tamamen hayatın olağan akışının ve genel hayat tecrübelerinin dışarısında kalması nedeniyle beklenebilir değilse, netice faile yüklenemeyecektir. Keza gerçekleşen netice, failin hareketi ile tesadüfen birleşen başka sebeplerden meydana gelmişse, bu durumda da neticenin faile isnat edilmesinden söz edilemeyecektir. Bunun gibi sonradan işlenen fiilin daha önceden gerçekleştirilmiş fiilin neticeye ulaşmasını engellemesi hâlinde de önceki fiili gerçekleştiren faile neticenin isnat edilmesi mümkün bulunmayacaktır." ( M. Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara 2014, 7. Baskı, s. 128-131; Berrin Akbulut, Türk Ceza Kanunu İle Kabahatler Kanununun Genel Hükümlerinin Yaptırım Hükümleri Dışında Karşılaştırmalı Olarak İncelenmesi, Adalaet Yayınevi, Ankara 2010, s. 237; Nebahat Kayaer, Ceza Hukukunda Hekimin Tıbbi Müdahalesi Çerçevesinde İşlenen Taksirle Öldürme Suçu, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi Kamu Hukuku Anabilim Dalı, İzmir 2012, s. 111-112 ).
Ancak şu kadarı da var ki, objektif özen yükümlülüğüne aykırı davranılarak icra olunan eylemin sebep olduğu tipik neticenin, objektif olarak faile isnat edilebildiği hâllerde, failin gerekli dikkat ve özeni göstermiş olsaydı dahi neticenin meydana geleceği varsayımı ile failin sorumluluktan kurtulamayacağı kabul edilmelidir. Zira mantık ilmine göre de, bir şeyin vücudu, gerekli bütün şartların/eczasının mevcudiyetiyle takarrur eder. Failin özen yükümlülüğüne aykırı davranışı, meydana gelen tipik neticenin illi şartlarından biri olduğu sürece objektif olarak isnad olunabilen neticeden sorumluluk da söz konusu olmaya devam eder.
B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Sanığın, sevk ve idaresindeki aracıyla saat 14.30 sıralarında seyir hâlindeyken önüne bir bisikletlinin çıkması nedeniyle aracının direksiyon hâkimiyetini kaybettiği ve gidiş yönüne göre sağ tarafındaki elektrik direğine çarparak altı metre uzaklıkta durduğu, sanık ve iki yolcunun araçtan inerek elektrik direğinin olduğu ağaçlık alanda ambulans bekledikleri, yaklaşık beş dakika sonra ...'nun yardım etmek için yaralılara doğru yürüdüğü esnada bahse konu elektrik direğindeki telin üzerine düşmesi sebebiyle elektrik akımına kapıldığı ve otopsi raporuna göre solunum ve dolaşım durmasından dolayı hayatını kaybettiği kabul edilen olayda:
Tipik netice ( ...'nun ölümü ) ile sanığın, 2918 Sayılı Kanun'un 51 ve 52/1-b maddesinde belirtilen "Sürücüler hızlarını, kullandıkları aracın yük ve teknik özelliğine, görüş, yol, hava ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurmak zorundadırlar." kuralını ihlal etmesi nedeniyle taksirli olan davranışı arasında nedensellik/illiyet bağının var olduğunda kuşku bulunmamakta ise de;
Aracın çarptığı elektrik direğine bağlı telin, kazadan yaklaşık beş dakika sonra kendi iradesi ile yardım etmek için olay yerine gelen ölenin üzerine düşmesi suretiyle ölümüne neden olmasının, direk ve tellerde görünür bir hasar da bulunmadığına göre hayatın olağan akışı ve genel hayat tecrübeleri açısından beklenebilir, tipik bir netice olmaması, oluşa göre atipik neticenin, yönetilebilirliği açısından sanığın hakimiyet alanında kaldığı konusunun açıkça ortaya konamaması ve özellikle meydana gelen neticenin, ihlal edilen norm ile korunan amacın kapsamı dışında, başka bir normun koruma alanında kalan dolaylı bir netice olması,
Hususları ile ölenin olaydaki konumu birlikte değerlendirildiğinde; objektif olarak öngörülebilir olduğu söylenemeyen ölüm olayının/tipik neticenin sanığa objektif olarak isnat edilemeyeceğinin, bu nenenle de unsurları itibarıyla oluşmayan müsnet suçtan beraatine karar verilmesi gerektiğinin kabul edilmesi zaruridir.
Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hüküm ve gerekçesinin isabetli olduğuna, usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün isabetli olmadığı düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ : Açıklanan nedenlerle,
1- ) Sakarya 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 09.09.2021 tarihli ve 202-516 Sayılı direnme kararına konu beraat hükmünün gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA, usul ve kanuna uygun bulunan söz konusu hükmün ONANMASINA,
2- ) Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 12.02.2025 tarihli birinci müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 26.03.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.



