Kamu İhalesi - Ceza Davası - Hukuk Davası


Yargıtay 15. Hukuk Dairesi
2015/4955
2016/553
2016-02-01





Özet:

  • Maddi olayları ve yasak fiilleri saptayan ceza mahkemesi kararının, tarafları yönünden kesin delil niteliği taşıdığı, ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılmasının mümkün olmadığı,
  • Eldeki davada yüklenici şirketin yetkilisi ve temsilcisi olan sanık hakkında yapılan ihale nedeniyle ilgili kuruma teminat mektuplarının aslı yerine renkli fotokopilerini vererek kamu zararının oluşmasına neden olduğu iddiası ile dolandırıcılık suçundan açılan kamu davasında dolandırıcılık kastı bulunmadığından beraatine karar verilmiş ise de,
  • Kararın gerekçesi incelendiğinde, mahkemenin 4735 sayılı Kanunun 25. maddesinde sayılan yasak fiil ve davranışın varlığını tespit ettiği anlaşılmakla, anılan Yasanın 20/b maddesinde, sözleşmenin uygulanması sırasında yüklenicinin 25. maddede sayılan yasak fiil ve davranışlarda bulunduğunun belirlenmesi durumunda ayrıca protesto çekmeye gerek kalmaksızın kesin teminat ve varsa ek kesin teminatların gelir kaydedileceği ve sözleşmenin feshedilerek hesabın genel hükümlere göre tasfiye edileceği düzenlenmiş olup,
  • Kesin teminatın gelir kaydedilebilmesi için ayrıca yüklenicinin bu yasak fiil ve davranıştan dolayı mahkum olması koşulu aranmadığından, iş sahibi tarafından açılan güncellenmiş teminat mektup bedellerinden nakdi teminat bedeli mahsup edildikten sonra kalan miktarın tahsili talebiyle başlatılan ilamsız icra takibine davalı borçlu tarafından yapılan itirazın iptali ile takibin devamına yönelik davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği gözetilmelidir.

 

Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davalı-birleşen dosyada davacı temsilcisi tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış, eksiklik nedeniyle mahalline iade edilen dosya ikmâl edilerek gelmiş olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:

- K A R A R -

Uyuşmazlık, kamu ihale sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, yüklenici tarafından açılan davada davalı idarece kesin teminat mektuplarının haksız yere irad kaydına karar verildiği iddia edilerek kesin teminat mektup bedellerinden borçlu olmadığının ve emanete alınan nakdi teminatın güncellenmiş borçtan mahsup edilmesine ilişkin işlemin doğru olmadığının tespiti; iş sahibi tarafından açılan davada ise güncellenmiş teminat mektup bedellerinden nakdi teminat bedeli mahsup edildikten sonra kalan miktarın tahsili istemi ile başlatılan ilâmsız icra takibine davalı borçlu tarafından yapılan itirazın iptâli ile takibin devamı istenmiş; mahkemece asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine dair verilen karar, davalı-birleşen dosya davacısı tarafından temyiz olunmuştur.

Kamu İhale Kanunu'nun 25. maddesinde, sözleşmenin uygulanması sırasında yüklenicinin maddede 7 bent halinde sayılan yasak fiil ve davranışlarda bulunduğunun tespit edilmesi halinde ayrıca protesto çekmeye gerek kalmaksızın kesin teminatın gelir kaydedileceği ve sözleşmenin fesh edilerek hesabın genel hükümlere göre tasfiye edileceği düzenlenmiştir.

Somut olayda, ihale konusu işin sözleşmeye bağlanmasından sonra davacı-birleşen davada davalı yüklenici tarafından ihale dosyasındaki teminat mektubu aslının renkli fotokopisi ile değiştirildiği, böylelikle 25. maddede sayılan yasak fiil ve davranışta bulunulduğu anlaşılmaktadır. Her ne kadar yüklenici hakkında dolandırıcılık suçundan kamu davası açılmış ve bu davada yüklenicinin beraatına karar verilmiş ise de; hukuk hakimi kural olarak ceza mahkemesinin beraat kararı ile bağlı değildir. Ancak; aynı olay nedeniyle ceza yargılamasında hükme dayanak yapılan maddi olgular ile bağlıdır.

Nihayet, ceza mahkemesi kararlarının hukuk davasına etkisi, hukukumuzda mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 53.maddesinde düzenlenmiştir. Anılan yasa maddesinde, “Hakim, kusur olup olmadığına yahut haksız fiilin failinin temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için ceza hukukunun sorumluluğa ilişkin hükümleri ile bağlı olmadığı gibi, ceza mahkemesinde verilen beraat kararı ile de mukayyet değildir. Bundan başka ceza mahkemesinin kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarının tayini hususunda dahi hukuk hakimini takyit etmez.” hükmü öngörülmüştür (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.74).

Bu açık hüküm karşısında, ceza mahkemesince verilen beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve illiyet gibi esasların hukuk hakimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır.

Ne var ki, hukuk hakiminin bu bağımsızlığı sınırsız değildir. Gerek öğretide ve gerekse Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hakiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusu ile hukuk hakiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemleri saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır.

Nitekim aynı ilkeler kararlı biçimde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 10.12.1975 gün ve 11 E., 406 K. ; 25.11.1983 gün ve 4-261E,1220 K.; 17.06.1998 gün ve 1998/19-523 E.-508 K.; 28.11.2001 gün ve 2001/11-1103 E.,1084 K.; 21.11.2001 gün ve 2001/4-955 E., 1073 K ; 06.02.2002 gün ve 2002/19-16 E.-47 K; 01.05.2002 gün ve 2002/10-345 E. 2002/342 K.; 25.02.2004 gün ve 2004/11-115 E. 108 K; 12.05.2004 gün ve 2004/4-290 E. 289 K; sayılı ilâmlarında da açıklıkla kabul edilip, vurgulanmıştır.

Ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir. Bunun nedeni, ceza yargılamasındaki ispat araçları bakımından ceza hakiminin hukuk hakiminden çok daha elverişli konumda bulunmasıdır. Maddi olgu saptanarak beraat kararı verilmiş ise; bu yön, hukuk yargılaması sırasında dışlanamaz ve aksi benimsenemez. Yerleşik yargısal uygulamalar bu doğrultudadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 26.2.2003 gün ve 2003/15-127 E., 2003/102 K. sayılı kararında bu husus belirtilmiştir

Somut olayda; temyize konu hukuk davalarının davacı-karşı davalısı olan yüklenici şirketin yetkisili ve temsilcisi olan sanık Metin Aktay hakkında yapılan ihale nedeniyle ilgili kuruma teminat mektuplarının aslı yerine renkli fotokopilerini vererek kamu zararının oluşmasına neden olduğu iddiası ile dolandırıcılık suçundan TCK'nın 158/1-e maddesi uyarınca cezalandırılması için kamu davası açıldığı, Bingöl Ağır Ceza Mahkemesi'nce yapılan yargılama sonucunda mahkemenin 24.03.2015 tarih 2013/295 Esas 2015/134 Karar sayılı kararıyla sanığın teminat mektuplarını fotokopi çekmek üzere ilgili kurumdan aldığı, sonrasında teminat mektubu asıllarını kuruma iade etmeyip yerine renkli fotokopilerini verdiği, asıllarını ise mektubu veren banka şubesine teslim ederek çıkışını yaptırdığı sabit görülmüş, ancak daha önce karara bağlanan temyize konu eldeki .. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin .. sayılı hukuk davasına ve bu davada alınan bilirkişi raporuna atıf yapılarak işin geçici kabulün yapıldığı, işin geç ya da eksik teslim edildiğine dair bir iddianın ileri sürülmediği, idare tarafından teminatın gelir kaydedilmesini gerektirir bir durumun ve idare zararının bulunmadığı, idare elindeki teminat mektubunun renkli fotokopi olduğunun kesin kabul aşamasında anlaşıldığı, sanığın kastının dolandırıcılık

olmadığı gerekçesiyle beraat kararı verilmiş ve temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Ceza mahkemesi kararının gerekçesi incelendiğinde, mahkemenin 4735 sayılı Yasa'nın 25. maddesinde sayılan yasak fiil ve davranışın varlığını tespit ettiği, ancak isnat edilen dolandırılıcık suçunun yasal koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle beraat kararı verildiği anlaşılmaktadır.

4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu'nun 20/b maddesinde, sözleşmenin uygulanması sırasında yüklenicinin 25. maddede sayılan yasak fiil ve davranışlarda bulunduğunun tespit edilmesi halinde ayrıca protesto çekmeye gerek kalmaksızın kesin teminat ve varsa ek kesin teminatların gelir kaydedileceği ve sözleşmenin feshedilerek hesabın genel hükümlere göre tasfiye edileceği düzenlenmiştir. Anılan düzenlemeye göre kesin teminatın gelir kaydedilebilmesi için sözleşmenin uygulanması sırasında yüklenicinin yasak fiil ve davranışta bulunması yeterli görülmüş, ayrıca bu fiil ve davranıştan ötürü mahkum olması şartı aranmamıştır. Açıklanan nedenlerle davalı-birleşen davada davacı iş sahibi idarenin dava konusu yapılan işlemlerinde kamu ihale mevzuatına ve sözleşmeye aykırılık bulunmadığından yüklenici tarafından açılan asıl davanın reddi, iş sahibi tarafından açılan birleşen davanın ise kabulü gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile aksine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenlerle davalı-birleşen dosyada davacı temsilcisinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün temyiz eden davalı-birleşen dosya davacısı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalı-birleşen dosya davacısına geri verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 01.02.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

(www.corpus.com.tr)