Kamu Hizmetinin Görülmesi Sırasında Meydana Gelen Trafik Kazalarında İdari Yargının Görev Alanı: Danıştay İDDK dan Emsal Karar

05 Şubat 2026, 10:35 - 11

Kamu Hizmetinin Görülmesi Sırasında Meydana Gelen Trafik Kazalarında İdari Yargının Görev Alanı: Danıştay İDDK dan Emsal Karar


Bu kararı Favorilerinize Eklemek veya Kopyalayabilmek için giriş yapın veya üye olun
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu
2024/3148
2025/1552
2025-07-16





Özet:

  • Bir astsubayın mahkûm sevki için idarece kiralanan ticari taksiyle kaza yaparak şehit olması üzerine açılan tazminat davasında, yerel mahkeme "trafik kazası adli yargıda görülür" diyerek görevsizlik kararı vermiştir.

  • Danıştay İDDK, uyuşmazlığın özünün basit bir trafik kazası değil, idarenin hizmeti kötü organize etmesi (68 yaşında yorgun şoför ve uygunsuz araç seçimi) olduğunu saptamıştır.

  • Sonuç olarak; idarenin kamu hizmetini yürütürken kullandığı yöntem ve araçlardan doğan zararların "hizmet kusuru" kapsamında olduğu ve davanın idari yargıda görülmesi gerektiği belirtilmiştir.

Dava konusu istem: Tavşanlı İlçe Jandarma Komutanlığında astsubay olarak görev yapan davacılar murisinin,... Asliye Ceza Mahkemesinde yargılaması yapılan şahsın Tavşanlı İlçesinden İstanbul'a sevkine nezaret etmesi amacıyla Tavşanlı Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı doğrultusunda görevlendirilmesi üzerine görev sırasında Tuzla mevkiinde meydana gelen trafik kazası neticesinde vefat ettiğinden bahisle, olayda davalı idarelerin kusursuz sorumluluğunun bulunduğu ileri sürülerek uğradıkları iddia edilen zararlara karşılık fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla anne ve babanın her biri için ayrı ayrı 10.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi, kardeşlerden her biri için ayrı ayrı 25.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 320.000,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 19/01/2011 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Kanun'un 14. maddesiyle değişik 110. maddesi uyarınca, Kanun'un, karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri, bu kapsamda trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazaları nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan işbu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği, nitekim Uyuşmazlık Mahkemesinin 29/01/2018 tarih ve E:2017/788, K:2018/20 sayılı; 25/02/2019 tarih ve E:2019/117, K:2019/146 sayılı; 29/04/2019 tarih ve E:2019/286, K:2019/273 sayılı; 20/05/2019 tarih ve E:2019/346, K:2019/385 sayılı; 25/11/2019 tarih ve E:2019/591, K:2019/749 sayılı kararlarının da bu yönde olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar verilmiştir.

Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin... tarih ve E:..., K:...sayılı kararıyla; uyuşmazlıkta zarara sebebiyet veren olayın, araçtan ve araç sürücüsünün kusurundan kaynaklandığı görüldüğünden, özel hukuktaki araç işletenin hukuki sorumluluğundan kaynaklandığı anlaşılan dava konusu uyuşmazlığın görüm ve çözümünün adli yargının görevinde olduğu, nitekim Uyuşmazlık Mahkemesinin 16/06/2013 tarih ve E:2003/48, K:2013/52 sayılı kararının da bu yönde olduğu, davacılar tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun gerekçeli olarak reddine karar verilmiştir.

Daire kararının özeti: Danıştay Onuncu Dairesinin 20/03/2024 tarih ve E:2020/6950, K:2024/995 sayılı kararıyla;

Anayasa'nın 125. maddesinin son fıkrası ve 2577 sayılı Kanun'un 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendine yer verilerek;

Genel anlamı ile tam yargı davalarının, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olduğu ve idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağladığı;

İdarenin kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olduğu; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararların, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edildiği;

İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusurunun, hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleştiği ve hizmet kusurundan dolayı sorumluluğun, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturduğu;

İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu;

Kusursuz sorumluluğun ise, kamu hizmetinin görülmesi sırasında kişilerin uğradıkları özel ve olağan dışı zararların idarece tazmini esasına dayandığı ve kusur sorumluluğuna oranla ikincil derecede bir sorumluluk türü olduğu; başka bir anlatımla idarenin, yürüttüğü hizmetin doğrudan sonucu olan, idari faaliyet ile nedensellik bağı kurulabilen, özel ve olağan dışı zararları kusursuz sorumluluk ilkesi gereği tazminle yükümlü olduğu, bu bağlamda, kamu görevlilerinin görevini yaparken, görevi nedeniyle uğramış olduğu zararların da kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca tazmini gerektiği;

Dava dosyasının incelenmesinden, Tavşanlı İlçe Jandarma Komutanlığında astsubay olarak görev yapan davacılar murisinin,... Asliye Ceza Mahkemesinde yargılaması yapılan şahsın Tavşanlı ilçesinden İstanbul'a sevkine nezaret etmesi amacıyla Tavşanlı Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı doğrultusunda görevlendirildiği, şahsın sevki sırasında İstanbul'a doğru gidilmekteyken Tuzla mevkiinde meydana gelen trafik kazası neticesinde davacılar murisinin vefat ettiğinden bahisle, olayda idarelerin kusursuz sorumluluğunun bulunduğu ileri sürülerek, uğranıldığı iddia edilen zararların davalı idarelerce karşılanması istemiyle bakılan davanın açıldığı;

Bu haliyle, bakılan uyuşmazlığın özel hukuktaki araç işletenin hukuki sorumluluğundan değil, olay tarihinde davacılar yakınının kamu görevlisi olduğu ve olayın gerçekleşmesinde davalı idarelerin kusursuz sorumluluğunun bulunduğu iddiasından kaynaklandığı anlaşıldığından, davanın görüm ve çözümünde idare mahkemelerinin görevli olduğu sonucuna ulaşıldığı;

Bu itibarla, davanın görev yönünden reddi yolundaki Mahkeme kararına yönelik istinaf başvurusunun gerekçeli olarak reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında usul kurallarına uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının bozulmasına karar verilmiştir.

Bölge İdare Mahkemesi ısrar kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; istinaf başvurusunun gerekçeli olarak reddi yolundaki ilk kararda ısrar edilmiştir.

TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacılar tarafından; ısrar kararında uyuşmazlığın tek bir boyutu ile değerlendirilerek hatalı karar verildiği; olayda, kamu görevlisi olan, kamu hizmeti yapmak üzere davalı idare tarafından görevlendirilen ve bu görevi yerine getirmek üzere idarenin tahsis ettiği özel bir taksi ile seyahat etmekte iken geçirdiği trafik kazası nedeniyle vefat eden müteveffanın idari faaliyet ile nedensellik bağı kurulabilen, yürütülen kamu hizmeti nedeni ve etkisiyle meydana gelen ve davalı idarenin yürüttüğü kamu hizmetinin doğrudan sonucu olan zararın, idarenin kusursuz sorumluluğu ilkesine göre tazmini gerektiği; kamu hizmetinin özel bir taksi aracılığı ile yürütülmüş olması ve zararın bu sırada meydana gelmiş olmasının, idarenin tazmin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : Davalı idareler tarafından, ısrar kararının hukuka ve usule uygun bulunduğu, davacılar tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen sebeplerin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı, istemin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin kabulü ile ... Bölge İdare Mahkemesi...İdari Dava Dairesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı ısrar kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:

MADDİ OLAY :

Tavşanlı İlçe Jandarma Komutanlığında astsubay olarak görev yapan davacılar murisinin, ... Asliye Ceza Mahkemesinde yargılaması yapılan şahsın Tavşanlı İlçesinden İstanbul'a sevkine nezaret etmesi amacıyla Tavşanlı Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı doğrultusunda görevlendirilmesi üzerine görev sırasında ... mevkiinde meydana gelen trafik kazası neticesinde vefat ettiğinden bahisle, olayda davalı idarelerin kusursuz sorumluluğunun bulunduğu ileri sürülerek uğradıkları iddia edilen zararlara karşılık fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla anne ve babanın her biri için ayrı ayrı 10.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi, kardeşlerden her biri için ayrı ayrı 25.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 320.000,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle temyizen incelenen dava açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT :

Anayasa'nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde de, idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları muhtel olanların idareye karşı tam yargı davası açabilecekleri hükümlerine yer verilmiştir.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 6099 sayılı Kanun ile değişik "Görevli ve Yetkili Mahkeme" başlıklı 110. maddesinde, işleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanun'dan doğan sorumluluk davalarının, adli yargıda görüleceği; zarar görenin kamu görevlisi olmasının, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemeyeceği hükmü yer almıştır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

Bölge İdare Mahkemesinin ısrar kararında ve Danıştay Onuncu Dairesinin bozma kararında, 2918 sayılı Kanun'un 6099 sayılı Kanun ile değişik "Görevli ve Yetkili Mahkeme" başlıklı 110. maddesinde düzenlenen "sorumluluk davaları" ibaresinin kapsamının farklı yorumlanarak farklı sonuçlara ulaşıldığı görülmektedir.

Konunun açıklığa kovuşturulabilmesi için tam yargı davalarının ve uyuşmazlığın niteliğinin ortaya konulması gerekmektedir.

Öncelikle, idarelerin, kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.

Söz konusu yükümlülüğe aykırılık haline ilişkin olarak Anayasa'nın 125. maddesinde; idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükmü yer almış; 2577 sayılı Kanun'un 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde de, idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları muhtel olanların idareye karşı tam yargı davası açabilecekleri kuralı getirilmiştir.

Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.

İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.

İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.

Kusursuz sorumluluk ise, kamu hizmetinin görülmesi sırasında kişilerin uğradıkları özel ve olağan dışı zararların idarece tazmini esasına dayanmakta olup; kusur sorumluluğuna oranla ikincil derecede bir sorumluluk türüdür. Başka bir anlatımla idare, yürüttüğü hizmetin doğrudan sonucu olan, idari faaliyet ile nedensellik bağı kurulabilen, özel ve olağan dışı zararları kusursuz sorumluluk ilkesi gereği tazminle yükümlüdür.

Temyize konu edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden, Tavşanlı İlçe Jandarma Komutanlığında astsubay olarak görev yapan davacılar murisinin, ... Asliye Ceza Mahkemesinde yargılaması yapılan dava dışı şahsın Tavşanlı ilçesinden İstanbul'a sevkine nezaret etmesi amacıyla Tavşanlı Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı doğrultusunda görevlendirildiği, şahsın sevki sırasında İstanbul'a doğru gidilmekteyken ... mevkiinde meydana gelen trafik kazası neticesinde davacılar murisinin vefat ettiğinden bahisle uğranıldığı iddia edilen zararların davalı idarelerce karşılanması istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Davacıların dava dilekçesindeki iddiaları incelendiğinde; "müteveffa astsubay İsa Boztoprak'ın tek başına görevlendirildiği, bu görevlendirmede kullanılan aracın mahkum taşımaya elverişsiz ticari bir taksi olduğu, idarece şoför olarak tayin edilen kişinin ise 68 yaşında ve aynı gün mesai yapmış bir taksici olduğu, kazanın taksicinin uyuması nedeniyle gerçekleştiği" yönündeki iddiaların, kamusal görevin yürütülmesinde kiralanan aracın uygun olup olmamasından kaynaklanan hizmet kusuruna yönelik iddialar olduğu anlaşılmaktadır.

Diğer yandan, davacılar dava dilekçesinde, bir kamu hizmetinin ifası sırasında meydana gelen ve idari eylemden doğan zaraların davalı idarelerce "idarenin kusursuz sorumluluğu" ilkesine göre tazminini talep etmektedirler.

Davacıların iddiaları bir bütün olarak dikkate alındığında, davanın, 2918 sayılı Kanun'da öngörülen sorumluluk davasından farklı nitelikte olduğu ve bu haliyle, uyuşmazlığın, özel hukuktaki "araç işletenin hukuki sorumluluğu"ndan değil, "olay tarihinde davacılar yakınının kamu görevlisi olduğu ve olayın gerçekleşmesinde davalı idarelerin sorumluluğunun bulunduğu iddiası"ndan kaynaklandığı anlaşıldığından, davanın görüm ve çözümünde idare mahkemelerinin görevli olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Bu durumda; İdare Mahkemesince, davacıların dava dilekçesinde yer alan iddiaları bir bütün olarak dikkate alınmak suretiyle, olayda idarenin hizmet kusurunun veya kusursuz sorumluluğunun bulunup bulunmadığı incelenmek suretiyle bir karar verilmesi gerekmektedir.

Bu itibarla, davanın görev yönünden reddi yolundaki Mahkeme kararına yönelik istinaf başvurusunun gerekçeli olarak reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi ısrar kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU:

Açıklanan nedenlerle;

Davacıların temyiz istemlerinin kabulüne;

Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle görev yönünden reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik yapılan istinaf başvurusunun gerekçeli olarak reddi yolundaki ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı ısrar kararının BOZULMASINA,

Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine,

16/07/2025 tarihinde, kesin olarak, oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesince verilen ısrar kararının usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, davacıların temyiz istemlerinin reddi ile ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı ısrar kararının onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.

KARŞI OY

Anayasa'nın 125. maddesinde; idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmıştır. Bu kapsamda idare, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.

İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır.

Konuya ilişkin özel nitelikte bir düzenleme olan 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 19/01/2011 tarih ve 27820 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6099 sayılı Kanun'un 14. maddesi ile değişik "Görevli ve Yetkili Mahkeme" başlıklı 110. maddesi üzerinde ayrıca durulması gerekmektedir.

Anılan düzenlemede, işleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanun'dan doğan sorumluluk davalarının, adli yargıda görüleceği, zarar görenin kamu görevlisi olmasının, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemeyeceği, hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümlerinin uygulanacağı kurala bağlanmıştır.

İşletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin kurallar ile tam yargı hukukuna ilişkin kuralların zamanaşımı, kurtuluş kanıtı ve benzeri açılardan bir çatışma içinde olduğu, mevzuat ve uygulama uyumunun adli yargı seçeneğinde sağlanabileceği temel fikrinden hareketle getirilen bu düzenleme ile 2918 sayılı Kanun kapsamında işleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin davaların adli yargı yerinde çözümleneceği tartışmasız şekilde kurala bağlanmıştır.

Anayasa Mahkemesi de 26/12/2013 tarih ve E:2013/68, K:2013/165 sayılı kararında 2918 sayılı Kanunun 110. maddesinin anılan hükmü hakkında;

- “İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına, kamu ya da özel araç olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun'dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir.

İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek, söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır.

Öte yandan, 2918 sayılı Kanun'da tanımlanan karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa'nın 2., 125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.”,

gerekçesine yer verilerek, Anayasa'ya aykırılık itirazını reddetmiş ve anılan hükmü Anayasa'ya aykırı bulmamıştır.

2918 sayılı Kanun'un 110. maddesinin gerekçesi ile anılan maddeye ilişkin yukarıda alıntılanan Anayasa Mahkemesi kararı birlikte değerlendirildiğinde uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevli olduğu düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

KARŞI OY

... Bölge İdare Mahkemesi...İdari Dava Dairesinin temyize konu ... tarih ve E:..., K:... sayılı ısrar kararının, Danıştay Onuncu Dairesinin 20/03/2024 tarih ve E:2020/6950, K:2024/995 sayılı kararında yer alan gerekçe doğrultusunda bozulması gerektiği oyuyla, karara gerekçe yönünden katılmıyorum.

KARARI YAZDIR


Bu kararı Favorilerinize Eklemek için giriş yapın veya üye olun

Bu kategorideki diğer İçtihatlardan bazıları