Bu kararı Favorilerinize Eklemek veya Kopyalayabilmek için giriş yapın veya üye olun
Davacılar, babalarının sağlığında eşine (davalıya) verdiği vekâletnamenin kötüye kullanıldığını, taşınmaz satış bedelleri ve kira gelirlerinin terekeye aktarılmadığını ileri sürerek alacak talebinde bulunmuştur.
Yerel mahkeme, hangi işlemin usulsüz olduğuna dair somut delil sunulmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiş; ancak Yargıtay, vekilin müvekkiline (ve dolayısıyla mirasçılarına) hesap verme borcunun yasal bir zorunluluk olduğunu hatırlatmıştır.
Karar uyarınca, vekilin vekâlet süresince edindiği her şeyi iade etme yükümlülüğü "yapma borcu" değil bir "verme borcu" olup, mahkemenin bu çerçevede derinlemesine inceleme yapması gerektiği vurgulanarak hüküm bozulmuştur.
I. DAVA
Davacı vekili; davacıların murisi ... ...'nın 26.06.2016 tarihinde vefat ettiğini, mirasçılarından ... ...'nın 21.07.2016 tarihinde ölümü ile geriye mirasçı olarak davalı ve davacıların kaldığını, muris ... ...'dan evvel vefat eden davacıların annesi ... ...'nın 2002 yılında vefatı ile adına kayıtlı 297 ada, 51 parsel nolu taşınmazda davacıların hak sahibi olduğunu, ... ...'dan intikal eden taşınmaz üzerinde bulunan binada 2 dükkân ve 8 dairenin yer aldığını, dairede ikamet eden ailenin diğer bölümleri kiraya vererek tasarruf etmekte olduklarını, söz konusu taşınmazın ölümüne kadar ... ... tarafından kullanılarak kiraya verildiğini, ... ...'nın ... ...'nın ölümününden sonra davalı ... ... ile evlendiğini ve davalının baskısı ile davacıların kira gelirlerinden yoksun bırakıldıklarını, davalının muris adına kira gelirlerini toplayarak kendisi ve diğer davalılar olan annesi ve kardeşleri adına haksız kazanımlar elde ettiğini, muris ... ...'dan alınan vekaletin kötüye kullanıldığını, davalının muris ... ...'nın tüm tasarruflarına el koyarak kendi yararına kullandığını, muristen alınan vekaletin hukuki ehliyet nedeni ile geçersiz olduğunu, davalı ... tarafından yürütülen işlemler nedeni ile kendisinin ve kardeşleri olan diğer davalıların sebepsiz zenginleştiğini belirterek, davalıların davacılar aleyhine sebepsiz zenginleşme miktarının mahkemece tespiti ile miras payı oranında davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalılar ... ..., ..., ... ... vekili; dava dilekçesinde hangi davalıdan ne miktarda istendiği hususunda açıklık içermediğini, davacıların murisinin yaptığı harcama ve tasarrufların davalılardan talep edilemeyeceklerini, ayrıca murisin sağlığında davacılara kazandırmalarda bulunduğunu, murisin iki dairesinin davacı ...'ın kiraya verip gelirinin davacılar tarafından alındığını, vefat eden ... ...'nın bir dairede ücretsiz ikamet ettiğini, bir dairenin de kirasını aldığını, davacıların terekeden mal kaçırma işlemlerinin devam ettiğinin, davalıların düzenli gelirlere sahip olduklarının, davalı ...'in terekede bulunan ve evlilikten sonra alınan tüm mallarının yarısında hak sahibi olduğunu, diğer mallarında 1/4 oranında hak sahibi olduğunu, davalılardan ...'nin emekli maaşına sahip olduğunu, Erzurum ilinde taşınmazları bulunup kira gelirleri elde ettiğinin ve oğlu ... ile oturduğunu, ...'nin de Ümraniye Belediyesinden emekli olduğunun, davalı ...'in de aynı şekilde Ümraniye Belediyesinde çalışmakta olduğunu, ...'nin tekstil firmasında çalıştığını, ...'nın telefon alım-satım işi ile uğraştığını, ... ...'nın geçmişte yaptığı boşanmadan dolayı aldığı tazminat ile babasından kalan taşınmazlar nedeni ile kira gelirine sahip olduğunun ve davalıların mal varlıklarını murise ait mal varlığı olmadığını belirterek da davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacılar tarafından murisin sağlığında satılan mal varlığının getirilerinin hesaplanarak ve kira gelirlerinin hesaplanarak davacıların miras payları karşılığı alacak talep edildiği görülmekle birlikte somut olarak hangi işlemin usulsüz olarak yapıldığı ve davalı ... ...'nın hangi tutara el koyduğu ve murisin iradesi hilafına diğer davalılara kazanç sağladığı hususunda somut beyan ve delilin bulunmadığı, tasarruflarının karşılığının ölümünden sonra araştırılarak murisin asgari yaşam standardına göre harcanacak kısım düşüldükten sonra bakiye kısmın terekeye dahil kabul edilerek davalı ... ve diğerlerinin söz konusu tutarları sebepsiz zenginleşmeye kaynak olarak kullandıkları iddiasının ispattan yoksun soyut iddia niteliğinde olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; başvurunun esastan reddine karar verilmiş, karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili; davalılar adına alınan taşınmaz ve davalılar lehine yapılan tasarruflar ile ilgili hiç bir inceleme yapılmadığını, hukuki nitelendirmede açıkça yanılgıya düşüldüğü, davanın konusu davalılar adına yapılan taşınmaz alımları ve diğer tasarruflar olmadığını, bu alım ve tasarrufların değeri kadar alacak davası olduğunu, taleplerini 29.11.2018 tarihli dilekçe ile somutlaştırdıklarını, sebepsiz zenginleşmenin miktarının tespiti için kira gelirlerinin tespiti ile birlikte satılan araç, taşınmaz ve kooperatif hissesinin değerinin de tespiti gerektiğini, tanık beyanlarının dikkate alınmadığını, ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, davalı ... ...'nın, davacıların murisine ait taşınır ve taşınmazların kira geliri ve satışlarından elde ettiği bedeller ile kendisi ve yakınları adına tasarruflarda bulunduğu iddiasına dayalı alacak talebine ilişkindir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillere göre; davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 508. maddesi hükmü gereğince vekil, talep üzerine yaptığı işin hesabını vermeye ve müvekkili nam ve hesabına edindiği herşeyi iade etmeye, iade edinceye kadar da almış olduğu şeyleri saklamaya zorunludur. Bu nedenle de zamanaşımı vekalet ilişkisi sürdükçe işlemez. Bir başka deyişle zamanaşımı vekalet ilişkisinin istifa, azil, ölüm vs. gibi sebeplerle son bulması ya da vekilin hesap vermesi ile işlemeye başlar ve TBK'nın 147. maddesi ücret gibi dönemsel nitelikte ödenen alacakların beş yıllık zamanaşımına tabi olacağını belirtmiş olduğundan vekalet ücret alacağı da 5 yıllık zamanaşımı süreye tabidir (Dairemizin 26.09.2022 tarihli ve 2022/5442 E., 2022/6969 K. sayılı ilamı).
Diğer taraftan, vekâlet sözleşmesi ölümle son bulmakta ise de; vekilin hesap verme borcu, müvekkilin ölümü ile sona ermeyip, bu alacak müvekkilin mirasçılarına geçmekte; vekil öldüğü takdirde ise bu borcu vekilin mirasçıları yerine getirmek mecburiyetinde olmaktadır. (Dairemizin 22.12.2021 tarihli ve 2021/1236 E. sayılı ilamı)
Vekilin vekâletin ifası için veya ifa dolayısıyla aldıklarını müvekkile verme borcu (iade borcu) kapsamında vekil, müvekkilinin sözleşme gereği olarak talep ettiği işin yapılması için her ne ad altında olursa olsun almış olduğu şeyleri müvekkile iade ile yükümlü bulunmaktadır. Vekil her ne ad altında olursa olsun almış olduğu şeyi müvekkile tediyeye zorunludur.
İade borcu vekâlet sözleşmesinin niteliğinden kaynaklanmaktadır, çünkü vekil sözleşme konusu işi kendisi yararına değil, müvekkili için görmektedir. Müvekkilin alınanların teslimine ilişkin alacağı, ifaya yönelen akdi bir alacaktır, yoksa bir tazminat alacağı değildir.
Alınanları teslim borcu, vekâletin konusu olan işi görme borcu gibi bir yapma borcu değil, bir verme borcudur. Vekil, vekâleti başarı ile ifa edememiş olsa ve kendisine bir özen eksikliği isnat olunamasa dahi; fiilen aldığı ve halen elinde bulunan şeyleri müvekkile vermekle yükümlüdür.
Vekil, müvekkili hesabına kazandığı hakları bunların devrine ilişkin şekillere uyarak müvekkile devretmeli, onun adına aldığı şeylerin zilyetliğini de ona geçirmelidir. Vekâletin icrası, vekil için hak kazandığı ücret dışında, bir zenginleşmeye yol açmamalıdır.
Vekilin iade borcunun kapsamına, vekilin üçüncü kişilerden aldığı değerler ve paralar ile avanslar gibi müvekkilin işin ifa edilmesi için vekile verdiklerinden arta kalanlar girmektedir.
Diğer taraftan, vekâlet ilişkisi çerçevesinde, tarafların aralarında anlaşmak suretiyle vekilin bu yükümlülüğünü ortadan kaldırmaları mümkün değildir.
Bu itibarla İlk Derece Mahkemesince, vekaletle yapılan işlemde vekilin hesap verme borcu gözetilerek davacı delilleri toplanarak sonuca göre hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme ile davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE,
Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
KARARI YAZDIR
Bu kararı Favorilerinize Eklemek için giriş yapın veya üye olun