Limited Şirket Müdürünün Azli Davasında Pay Devrinin Aktif Husumet Üzerindeki Belirleyici Etkisi

03 Şubat 2026, 16:41 - 15

Limited Şirket Müdürünün Azli Davasında Pay Devrinin Aktif Husumet Üzerindeki Belirleyici Etkisi


Bu kararı Favorilerinize Eklemek veya Kopyalayabilmek için giriş yapın veya üye olun
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
2022/1751
2025/300
2025-03-21





Özet:

  • Bir şirket ortağı, müdürün kötü yönetimi ve şirketin borca batık hale gelmesi nedenleriyle TTK 630/3 uyarınca azil davası açmış ve ilk derecede davayı kazanmıştır.

  • Ancak istinaf (BAM) aşamasında, davacı ortağın şirketteki tüm paylarını üçüncü bir kişiye devrettiği ticaret sicil kayıtlarından tespit edilmiştir.

  • Mahkeme, müdürün azlini isteme yetkisinin "ortaklık sıfatına" sıkı sıkıya bağlı olduğunu ve dava sürerken bu sıfatın kaybedilmesi halinde davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddedilmesi gerektiğini hükme bağlamıştır.

Taraflar arasındaki ticari şirketin yöneticilerin azli istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle davanın davalı şirket yönünden usulden reddine, davalı şirket müdürü yönünden kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı davalılar vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ve davalılardan ...'un davalı şirketin ortakları olduğunu, davalı ...'un aynı zamanda şirketin müdürlüğü görevini ifa ettiğini, şirket müdürü davalının ... şubesinden teminat mektubu ve nakdi kredi kullandığını ve geri ödemediğini, yine ...'tan kredi kullanarak geri ödememesi üzerine banka tarafından dava dilekçesinde tarih ve yevmiye numaralarını belirttiği ihtarnamelerin keşide edildiğini, ... Bankası A.Ş.tarafından verilen çeklerin kullanılmasına rağmen çek bedellerinin ödenmediğini ve bu nedenle İstanbul 7.İcra Ceza Mahkemesi'nin 2018/742 esas ve İstanbul 9.İcra Müdürlüğünün 2019/30318 esas sayılı dosyalarının bulunduğunu, yine şirketin ödenmeyen vergi ve SGK borçlarının olduğunu, davalı şirket müdürünün şirket sözleşmesinden kaynaklanan yükümlülüklerini ihlal ettiğini beyanla TTK 630/3 m.gereğince davalı şirket müdürünün yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP

Davalı ... vekili sunduğu cevap dilekçesinde özetle; davanın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, davalının şirket müdürlüğü görevini gereği gibi yerine getirdiğini, şirketin bankadan teminat mektubu alması ve nakit kredi kullanmasının ticari faaliyetlerinin gereği olduğunu, dava dilekçesinde belirtilen ... kullanılan kredi borcunun geri ödendiğini, yine şirketin SGK ve vergi borçlarının yapılandırıldığını ve ödemelerinin devam ettiğini beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Diğer davalı şirkete usulüne uygun olarak tebligat yapıldığı halde şirket adına cevap dilekçesi sunulmadığı görülmüştür.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece; dosyaya sunulan ve Mahkemece de benimsenen bilirkişi heyeti 2. ek raporu dikkate alınarak, davalı şirketin ... Bankası A.Ş.'den kullandığı nakdi ve gayrınakdi kredi borçlarını ödememesi nedeni ile aleyhine başlatılan İstanbul 9.İcra Dairesi'nin 2019/30318E. sayılı takip dosyasının derdest olduğu, şirketin revize edilen kredi borçları ile dosyaya celp edilen vergi ve SGK prim borçları dikkate alındığında, şirketin 31/12/2019 tarihli kaydi değer bilançosuna göre şirketin varlıklarının (aktiflerinin) borçlarını (pasiflerini) karşılamaya yeterli olmadığının sabit olduğu, her ne kadar dava tarihinden şirketin kredi borçları dosyaya sunulan borç tasfiye sözleşmesi ile yapılandırılmış ise de; her davanın açıldığı tarihteki koşullara göre değerlendirileceği ve dava tarihinden sonra kredi borcunun yapılandırılmasının -yapılandırma gereğince tüm taksitlerin de ödenerek borcun tamamen tasfiye edilmediği gözetildiğinde- dava konusu azil istemi yönünden dava konusu talebi konusuz bıraktığının kabul edilemeyeceği, bu durumda ise; toplanan tüm delillere göre davalı şirketin borca batık durumda olup davalı şirket müdürü yönünden yönetim ve temsil yetkisinin kaldırılmasını gerektirir nitelikte kötü yönetim olgusunun gerçekleştiğinin kabulü gerektiği kanaatine varılmakla, davalı şirket müdürü yönünden haklılığı sabit davanın kabulü ile davalı şirket müdürünün yönetim ve temsil yetkisinin kaldırılmasına, diğer davalı şirket yönünden ise; davanın azli talep edilen Şirket müdürüne yöneltilmesi gerekli ve yeterli olup davalı şirketin taraf ehliyeti bulunmadığından, aleyhine açılan davanın HMK 114/1-d ve 115/2.m. gereğince taraf ehliyeti yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, icra dosyası borcuna ilişkin dava sürecinde de belirtildiği gibi borcun yapılandırılmasına ilişkin anlaşma yapılmış olmasına rağmen tüm borç ödenmediğinden işbu yapılandırmanın dikkate alınmadığını, bu hükmün yapılandırma uygulamasının amacı ve pratik uygulaması ile bağdaşmadığını, bilirkişi ikinci ek raporunda şirketin 31/12/2019 tarihli kaydi değer bilançosuna göre şirketin borçlarının şirketin varlıklarından fazla olduğunu, aynı bilirkişi heyetince hazırlanan birinci ek raporda ise şirket faaliyetinin 2018 ve 2019 yılında karla sonuçlandığını, şirketin 31/12/2019 tarihli kaydi değer bilançosuna göre varlıklarının borçlarını karşılamaya yettiği belirtildiğini, öncelikle ilk raporda varlıkları borçlarından fazla olan şirketin ikinci raporda varlıklarının borçlarından az durumda gösterilmesi ve bu hususun aynı bilirkişilerce belirtilmesinin çelişki oluşturduğunu, bilirkişiler ikinci raporda muhasebe ilkelerine aykırı olarak şirketin borçlarının tutarını 12/03/2021 ve 17/03/2021 tarihi itibariyle bilançoya dahil ettiğini, ikinci ek raporda şirketin Sosyal Sigortalar borcunun 12/03/2021 tarihi itibariyle olduğu, vergi borçlarının da 17/03/2021 tarihi itibariyle olan tutarların işlendiği görüldüğünü, bilirkişilerin 31/12/2019 tarihli bilançoyu oluştururken 2020 ve 2021 faaliyet dönemine ilişkin vergi ve SGK borçlarını da bilançonun pasifine dahil ettikleri anlaşıldığını, dava konusu şirketin varlıkları içinde bulunan taşınmazların değerini ise 2019 yılı değerleri ile hesapladığını, dava konusu şirketin varlıkları içinde bulunan taşınmazların değerinin icra dosyasında bilirkişilerce 2021 tarihi itibariyle 40.000.000,00 TL'nin üzerinde olduğunun tespit edildiğini, ikinci ek raporda bilanço hesabında şirketin 17/03/2021 tarihinde 4.794.396,70 TL banka kredi borcunun yanında 2.994.512,99 TL teminat mektuplarından oluşan gayri nakit kredisinin bulunduğu belirtildiğini, şirket pasifinin hesabında bilirkişilerce kredi borcu ile teminat mektuplarından oluşan risk borcu da toplandığını, bu şeklen doğru olsa da gayrinakdi kredi banka genel kredi borcunun içinde bulunduğunu, ayrıca yapılan icra takibinin de dahilinde olduğunu, alınan teminat mektuplarının birçoğunun teminat olarak verildikleri müesseselerde risk oluşturmadan bulunduğunu, sonuç olarak aynı borcun iki kez bilançoda gösterilmiş olduğunu, bu da dayanak raporda bilirkişilerce yapılan hesaplamaların genel kabul gören muhasebe ilkelerine aykırı, gerçeklikten uzak ve davacı lehine zorlama olduğunu gösterdiğini, mahkeme kararında şirketin 2019 yılına ait bilançosunu dikkate aldığını, ancak 2019 yılı bilançosu dava tarihi itibariyle dikkate alınamayacağını, kaldı ki gerçek değerlerle yapılan bilançoya göre şirket 2019 yılında da karda olduğunu, bu durumun da birinci ek raporda belirtiliğini, dava konusu şirket beton kalıpları direk, vs gibi imalat işleri yaptığını, TCDD, Kara Yolları gibi bazı kamu kurumlarının da ihalelerine girdiğini, imalatta kullandığı ham maddeler olan demir ve çimento başta olmak üzere, bu ham maddelerin tümü nakit olarak alınması gereken malzemeler olup bu itibarla da işin kapsamına göre finans kurumlarından kredi çekmesi yoluna başvurulduğunu, yine ülkemizde yaşanan ekonomik kriz nedeniyle yer yer ödemelerde gecikme ve aksamalar yaşandığını, bu hususların oluşturduğu birtakım ihtilafları ve sorunları şirketin temsilinde özensizlik ve sadakatsizliğe bağlamak yerinde olmadığını, ticari faaliyette risk alınmadan kar oluşturulması düşünülemeyeceğini, davacı taraf dilekçesinde her ne kadar ...'ye olan ve ödenmeyen bir borçtan bahsetmişse de 08/06/2022 tarihli son celsede de ifade ettiği gibi bu borcun tamamı da davacı tarafından ödendiğini, bu nedenle bu iddia gerçeği yansıtmadığını, şirketin halen farklı ihaleler aldığını, ayrıca ... Bankası A.Ş.'ye olan borcun tamamen ödendiğini bildirerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir.

HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Dava; TTK 630/3 m.gereğince limited şirket müdürünün haklı nedenle azli istemine ilişkindir.

6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;

TTK'nun 630/2. maddesi uyarınca her ortak, haklı nedenlerin varlığı halinde limited şirket yöneticilerinin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını mahkemeden talep edebilirler. Anılan maddenin sonraki fıkrasında ise; yöneticinin, özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesinin veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesinin haklı sebep olarak kabul olunacağı düzenlenmiştir.

Uyap sistemi üzerinden temin edilip dosya kapsamına alınan 20/09/2024 tarih, 11169 sayılı Ticaret Gazetesi incelendiğinde; davacı ...'un davalı şirkette bulunan paylarını dava dışı ...'e devrettiği, gerçekleşen pay devrine bağlı olarak davalı şirketin son ortaklık yapısının dava dışı ... ve davalı ...'dan teşekkül ettiği görülmüştür.

Husumet konusu, taraflarca ileri sürülmese dahi gerek mahkemece, gerekse Yargıtayca tarafların husumet konusunda bir savunmasının olup olmadığına bakılmaksızın kendiliğinden gözetilir.

Dava ehliyeti, kişinin bizzat veya vekili aracılığıyla bir davayı davacı veya davalı olarak takip etme ve usuli işlemleri yapabilme ehliyetidir. Dava ehliyeti, medeni hakları kullanma ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekildir; dolayısıyla, medeni hakları kullanma ehliyetine (fiil ehliyetine) sahip gerçek ve tüzel kişiler dava ehliyetine de sahiptirler.

Taraf sıfatına gelince; bir hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bir hakkın sahibinin kim olduğu, dolayısıyla o hakkı dava etme yetkisinin kime ait olduğu, (o davada davacı sıfatının kime ait olacağı) tamamen maddi hukuk kurallarına göre belirlenir. Ancak, bir davanın davacısının o dava yönünden davacı sıfatına sahip bulunmadığının belirlenmesi halinde, mahkeme dava konusu hakkın mevcut olup olmadığını inceleyemeyeceği ve sıfat yokluğundan davanın reddine karar vermek zorunda olduğu için, taraf sıfatı usul hukukunun da düzenleme alanındadır. Eş söyleyişle, sıfat, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir (Bkz. Baki Kuru- Ramazan Arslan- Ejder Yılmaz, Medeni Usul Hukuku, 7. baskı, Ankara 1995, s. 231). Bu nedenle davanın tarafları, taraf ehliyetine sahip olmalıdır. Yani bir davada taraf olabilmek için, ya hakiki şahıs; ya da hükmi şahıs olmak gerekir. Zira taraf ehliyeti, medeni hukukun haklardan istifade ehliyetine tekabül eder (Bkz. Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Hukuku, C. I-II, 7. Baskı, İstanbul 2000, s. 288).

Diğer taraftan, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkinin varlığı medeni usul hukukumuzda "sıfat" olarak tanımlanmaktadır ve bir davada taraf olarak gösterilen kişilerin o dava ile ilgili kimseler olması zorunludur. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olmasına karşın, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir. Sübjektif bir hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine ait olduğundan, anılan hakka ilişkin bir davada davacı olma sıfatı da hakkın sahibine aittir ve buna aktif husumet denilmektedir. Bir sübjektif hak kendisinden istenebilecek olan kişi ise, o hakka uymakla yükümlü olan kimsedir ve bu da pasif husumet (davalı sıfatı) olarak adlandırılmaktadır. Sübjektif hakkın sahibi olan kimse ile o hakka uymakla yükümlü bulunan kişinin kimler olduğunun saptanması, bir başka anlatımla davada davacı ve davalı sıfatlarının kimlere ait olduğu hususu, dava konusu (sübjektif) hakkın özüne ilişkin maddi hukuk sorunudur. Dava açan veya aleyhine dava açılan kişiler o davada davacı veya davalı olarak taraf sıfatına sahip değillerse, mahkemece dava konusu hakkın esası (var olup olmadığı) hakkında inceleme yapılmadan dava sıfat yokluğundan reddedilir. Taraf sıfatı (husumet) ve sıfat yokluğu, davada taraf olarak görünen kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itiraz niteliğindedir ve yargılamanın her aşamasında, isteme gerek kalmaksızın Mahkemece kendiliğinden gözetilmesi zorunludur.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 04/12/2023 tarih, 2023/6235 Esas, 2023/7042 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, ortaklık hak ve sıfatına bağlı olarak açılan işbu davalarda, dava açan kişinin davanın başından sonuna kadar bu sıfatını sürdürmesi gereklidir. Şayet yargılama sırasında bu sıfatı sona erecek olursa, artık davayı takip ve sonuçlandırmakta hukuki yararı kalmaz. Aktif dava ehliyetine ilişkin olan bu hususlar mahkemece resen göz önüne alınır.

Bu bağlamda somut olay irdelendiğinde; yöneticinin azli davası şirket ortağı tarafından açılabilecek olup, ortağın bu sıfatının iptal davasının kesinleşmesine kadar devam etmesi gerekeceği, davacının 20/09/2024 tarihinde paylarını dava dışı üçüncü kişiye devrederek davalı şirket ortaklığı sıfatı sona erdiği, aktif husumet ehliyetinin kalmadığı gözetilerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekmiştir.

Tüm bu nedenlerle davalıların istinaf başvurusunun kamu düzenine aykırılık gözetilerek kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davacının davasının aktif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM : Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;

A)1-Davalıların istinaf başvurusunun kamu düzeni gözetilmek suretiyle HMK'nun 353/(1)b.2 maddesi gereğince KABULÜNE,

Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 08/06/2022 tarih ve 2019/504 Esas 2022/464 Karar sayılı kararının kamu düzenine aykırılık gözetilerek KALDIRILMASINA,

B)1-Davacının davasının aktif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle REDDİNE,

Alınması gereken 615,40 TL harçtan peşin alınan 44,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 571,00 TL harcın davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına,

Davacı tarafından yapılan yargılama masraflarının davacı üzerinde bırakılmasına,

Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,

Davalılar kendisini vekille temsil ettirdiğinden kararın kaldırma gerekçesi gözetilerek karar tarihindeki AAÜT hükümlerine göre taktir ve tayin olunan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,

Artan avansın karar kesinleştiğinde ve istem halinde taraflara iadesine,

C)1-Davalılar tarafından yatırılan 80,70 TL maktu istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,

İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kararın kaldırma gerekçesi gözetilerek üzerinde bırakılmasına,

İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,

Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.21/03/2025

KARARI YAZDIR


Aşağıdaki arama terimleri ile ilgili kararlara etiketlere tıklayarak ulaşabilirsiniz :
TTK Madde 630 Müdürün Azli Aktif Husumet Yokluğu Pay Devri Limited Şirket Ortaklık Hakları Borca Batıklık Kötü Yönetim
Bu kararı Favorilerinize Eklemek için giriş yapın veya üye olun

Bu kategorideki diğer İçtihatlardan bazıları