Tevziat Saatleri - Tevsik Edilme - Usulsüz Tebligat


Yargıtay 8. Hukuk Dairesi
2019/5759
2019/11757
2019-12-24





Özet:

  • Tebligat Yönetmeliğinde öngörülen şekilde ve maddede belirtilen kişilere sorularak imzaları da alınmak suretiyle, imzadan çekinmeleri halinde, bu husus da belirtilerek, muhatabın adreste geçici olarak bulunmama sebebi ve tevziat saatlerinden sonra geleceği “tevsik edilmeden”, Tebligat Kanunu’nun 21/1. maddesine göre yapılan tebligat işlemi geçersizdir. Zira bu belgeleme işlemi, devamı işlemleri belirlemesi yanında muamelenin doğru olup olmadığına karar verilmesi yönünden yardımcı olacak ve tebliği isteyen makam ve hakimin denetimini sağlayacaktır.
  • Tebligat Kanununun 21/1. maddesine göre yapılan tebligatlarda tebliğ tarihi, maddenin son cümlesinde açıkça belirtildiği üzere, iki numaralı fişin, yani ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarihtir. Tebliğ tarihinin bu şekilde belirlenmesi ve geçerli sayılabilmesi, tebliğ memurunun yukarıda açıklanan araştırmayı mutlaka yapmasına ve belgelemesine bağlıdır.
  • Yapılan tebligat muhatabın dışarıda olması nedeniyle muhtara bırakılmış ancak, tebliğ evrakında, muhatabın geçici olarak mı, sürekli olarak mı dışarıda olduğu ve dışarıda İfadesi ile nerenin kasdedildiği hususlarında bir açıklama yapılmamıştır. Bu haliyle yargılamaya taraf teşkili sağlanmadan devam edilerek hüküm tesis edilmiştir.
  • Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir.
  • Davalı vekili, duruşmaya katılamayacağını beyanla mazeret bildirmiş, Mahkemece duruşmada davalı vekilinin mazeret bildirdiği tespit altına alınmış ancak vekilin mazereti hakkında olumlu olumsuz bir karar verilmeden, davalının savunma hakkı kısıtlanarak hüküm tesis edilmiştir. Mahkemece, açıklanan hususlar gözardı edilerek, araştırılacak başka bir husus kalmadığından bahisle hüküm tesis edilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.

Davacı R.Y., dava konusu 3 parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, komşu 2 parsel sayılı taşınmazın ise davalılara ait olduğunu, davalıların dava konusu taşınmaza duvar yapmak suretiyle tecavüzde bulunduğunu açıklayarak, davalıların müdahalesinin önlenmesine ve duvarın yıkılmasına karar verilmesini istemiştir.

Davalılar davaya cevap vermemiştir.

Mahkemece davanın kabulüne dair kesin olarak verilen kararın kanun yararına bozulması Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca istenilmiştir.

Dava, çaplı taşınmaza el atmanın önlenmesi ve kal isteklerine ilişkindir.

1. Anayasa'nın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Kamu düzeni ile ilgili olan bu hak çerçevesinde, tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur.

Yargılamanın hukuka uygun ve sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunmanın özgürce ileri sürülebilmesi ve delillerin eksiksiz olarak toplanıp tartışılabilmesi, öncelikle tarafların yargılamadan haberdar edilmeleri ile olanaklıdır. Hasımsız davalar hariç olmak üzere, dava dilekçesi ile duruşma gün ve saati karşı tarafa tebliğ edilmeden ve taraf teşkili sağlanmadan davaya bakılamaz ve yargılama yapılamaz.

Somut olayda, dava başlangıçta A.Y. ve S.Y. aleyhine açılmış olup, daha sonra taşınmazın diğer paydaşları Ü.T., D.Y., A.Y., G.D. ve M.Y.’ın davaya dahil edilmelerine karar verilmiştir.

Ancak

a) Davaya dahil edilmelerine karar verilen paydaşlardan D.Y. ve A. Y.’a gönderilen dava dilekçesi, tensip zaptı, duruşma zaptı ve bilirkişi raporu tebliğine ilişkin tebliğ evrakları muhatapların adreste tanınmadığı gerekçesiyle iade edilmiş, adı geçen davalılara usulüne uygun tebliğler yapılmadan yargılama sonlandırılmıştır.

b) Davaya dahil edilmesine karar verilen Ü.T. ile ilgili tebligatın incelenmesinde ise; tebligat muhatabın dışarıda olması nedeniyle muhtara bırakılmış ancak, tebliğ evrakında, muhatabın geçici olarak mı, sürekli olarak mı dışarıda olduğu ve dışarıda ifadesi ile nerenin kasdedildiği hususlarında bir açıklama yapılmamıştır,

7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun “Tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina” başlıklı 21/1. maddesinde; “Kendisine tebligat yapılacak kimse veya yukarıdaki maddeler mucibince tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru, tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir ve memurlarına imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır” hükmü yer almaktadır.

Madde metni, iki hali birlikte düzenlemiştir. Bunlardan ilki “adreste bulunmama”, diğeri ise “tebellüğden imtina”dır. Muhatabın adreste bulunmaması halinde tebliğ memurunun ne şekilde davranması gerektiğini düzenleyen Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik'in 30. maddesinin birinci fıkrasında; “Adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine meşruhat verilerek çıkarılan tebligatlar hariç olmak üzere, muhatap veya muhatap adına tebliğ yapılabilecek olanlardan hiçbiri gösterilen adreste sürekli olarak bulunmazsa, tebliğ memurunun, adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar heyeti veya meclisi üyeleri, kolluk amir ve memurlarından araştırarak beyanlarını tebliğ mazbatasına yazıp imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde bu durumu yazarak imzalaması gerekir.” hükmünün yer aldığı, Tebligat Kanunu'nun "Tebligat Mazbatası" başlıklı 23.maddesinin 7.bendinde; " 21 inci maddedeki durumun tahaddüsü halinde bu hususlara mütaallik muamelenin yapıldığının, adreste bulunmama ve imtina için gösterilen sebebin tebligat mazbatasına yazılmasının" emredildiği, "Tebliğ mazbatasında bulunması gereken bilgiler ve tanzimi" başlıklı Tebligat Yönetmeliğinin 35.maddesinin (f) bendinde ise; "30 uncu ve 31 inci maddelerdeki durumların gerçekleşmesi halinde bu hususlarla ilgili hangi işlemlerin yapıldığının, adreste bulunmama ve kaçınma için gösterilen sebebin tebligat mazbatasına yazılacağının" hüküm altına alındığı görülmektedir.

Burada Yönetmeliğin 30. maddesi, tebliğ memuruna ilgilinin neden adreste bulunmadığını “tahkik etme” görevini yüklemiştir. Buna göre tebliğ memuru tahkik etmekle kalmayıp, tevsike yönelik olarak yaptığı tahkikatın sonucunu Tebligat Kanunu'nun 23/7. ve Tebligat Yönetmeliğinin 35/f bendi gereğince tebliğ evrakına yazacak ve maddede açıkça belirtildiği üzere ilgilisine imzalatacaktır. Ancak bu şekilde yapılan işlemin, usulüne uygun olup olmadığı, hakim tarafından denetlenebilir. Muhatabın, tebliğ adresinde ikamet etmekle birlikte, kısa ya da uzun süreli ve geçici olarak adreste bulunmadığının, tevziat saatlerinden sonra geleceğinin beyan ve bunun tevsik edilmesi halinde ancak, maddede sayılanlardan, örneğin; muhtara imza karşılığı tebliğ edilip, 2 numaralı fişin kapıya yapıştırılması ve komşunun durumdan haberdar edilmesi işlemlerine geçilebilecektir. Tahkikatta muhatabın adresten kesin olarak ayrıldığının ya da öldüğünün veya tebligatın, tebliğ evrakında belirtilen tarihten önce yapılamayacağının anlaşılması halinde Tebligat Yönetmeliğinin 30. maddesinin 2., 3., 4. ve 5. fıkraları gereğince işlem yapılacaktır. Bu itibarla, Tebligat Yönetmeliğinin 30. maddesinde öngörülen şekilde ve maddede belirtilen kişilere sorularak imzaları da alınmak suretiyle, imzadan çekinmeleri halinde, bu husus da belirtilerek, Tebligat Yönetmeliğinin 35.maddesi gereğince muhatabın adreste geçici olarak bulunmama sebebi ve tevziat saatlerinden sonra geleceği “tevsik edilmeden”, Tebligat Kanunu’nun 21/1. maddesine göre yapılan tebligat işlemi geçersizdir. Zira bu belgeleme işlemi, devamı işlemleri belirlemesi yanında muamelenin doğru olup olmadığına karar verilmesi yönünden yardımcı olacak ve tebliği isteyen makam ve hakimin denetimini sağlayacaktır. Tebligat Kanununun 21/1. maddesine göre yapılan tebligatlarda tebliğ tarihi, maddenin son cümlesinde açıkça belirtildiği üzere, iki numaralı fişin, yani ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarihtir. Tebliğ tarihinin bu şekilde belirlenmesi ve geçerli sayılabilmesi, tebliğ memurunun yukarıda açıklanan araştırmayı mutlaka yapmasına ve belgelemesine bağlıdır.

Az yukarıda açıklandığı üzere, Ü.T.’ya yapılan tebligat muhatabın dışarıda olması nedeniyle muhtara bırakılmış ancak, tebliğ evrakında, muhatabın geçici olarak mı, sürekli olarak mı dışarıda olduğu ve dışarıda ifadesi ile nerenin kasdedildiği hususlarında bir açıklama yapılmamıştır.

Bu haliyle yargılamaya taraf teşkili sağlanmadan devam edilerek hüküm tesis edilmiştir.

2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 27. maddesinde yer bulan “Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir.

Davalı S.Y. vekili, 13.06.2019 tarihli duruşmaya katılamayacağını beyanla mazeret bildirmiş, Mahkemece duruşmada davalı vekilinin mazeret bildirdiği tespit altına alınmış ancak vekilin mazereti hakkında olumlu olumsuz bir karar verilmeden, davalının savunma hakkı kısıtlanarak hüküm tesis edilmiştir.

Mahkemece, açıklanan hususlar gözardı edilerek, araştırılacak başka bir husus kalmadığından bahisle hüküm tesis edilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ:

Yukarıda açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nin 363. maddesi gereğince sonuca etkili olmamak kaydıyla kanun yararına BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere kararın bir örneğinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 24.12.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.