Tazminat Davası - Hakkaniyet İndirimi


Yargıtay 3. Hukuk Dairesi
2020/834
2020/2392
2020-03-16





Özet:

  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 51/1 maddesinde, hâkimin tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirleyeceği açıklanmış olup, bu yasal düzenlemenin, hükmedilecek tazminatın miktarının tayininde gözönünde bulundurulması gerektiği de açıktır. Nitekim,davaya konu taşınmazın zemininde kuru otların mevcudiyeti,gerekli bakımın yeterince yapılmamış olması,mevsim ve bölgedeki iklim koşulları da dikkate alındığında, mahkemece, hükmedilen tazminattan TBK’nın 51/1 maddesi uyarınca uygun bir miktarda hakkaniyet indirimi yapılması gerekirken, bu husus göz ardı edilerek yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
 
Taraflar arasında görülen tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı; zilyetliği kendisine ait taşınmaz üzerinde kurulu bulunan trafoda meydana gelen kısa devre sonucunda, 12/07/2013 tarihinde yangın çıktığını, taşınmaz üzerinde bulunan kendisine ait ağaçların yandığını, zarara uğradığını, Birecik Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2013/67 D.İş sayılı dosyası ile delil tespiti yaptırdığını, bilirkişi raporu ile yangının meydana gelmesinde davalı kurumun kusurlu olduğunun, yanan ağaçların cins ve adetlerinin tespit edildiğini, davalının bakım ve onarım yükümlülüğünü yerine getirmediğini, kendisinin zarara uğramasına sebebiyet verdiğini ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik , maddi zarar kapsamında 10.000,00 TL'nin zararın meydana geldiği tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı ; kendisine husumet yöneltilemeyeceğini, dava dilekçesinde olayın meydana geldiği taşınmaza ait parsel numarasının belirtilmediğini, bu nedenle olaya ilişkin herhangi bir bilgiye davalı şirket kayıtlarında ulaşılamadığını, yokluklarında yapılan delil tespitini de kabul etmediklerini savunarak; davanın reddini istemiştir.

Mahkemece; delil tespit dosyasında alınan bilirkişi raporu doğrultusunda, olayın meydana gelmesinde davalıya atfedilebilecek herhangi bir kusurun bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; Dairemizin 18.06.2015 tarihli ve 2014/18107 E. - 2015/11366 K. sayılı ilamı ile, "...Mahkemece, taşınmazda bulunan trafonun müstakil trafo olup olmadığı, müstakil trafo olması durumunda abonelik sözleşmesi de getirtilerek yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna uygun karar verilmelidir. Mahkemece, tespit dosyasından alınan rapor doğrultusunda eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir..." gerekçesiyle bozulmuştur.

Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde ve alınan bilirkişi raporları doğrultusunda ; davaya konu yangının trafodan kaynaklandığı, enerji dağıtım sisteminin bir parçası olan trafonun davalı kuruma ait olduğu, davalının ilgili yönetmelik gereği trafo ve trafoya bağlı dağıtım panosunun her türlü bakım, onarım ve işletmesinden sorumlu olduğu, bakım ve onarım yükümlülüğünü ihlal ettiği, davalının olayın meydana gelmesinde kusurlu olduğu, alınan ziraat raporuna göre davacının toplam zararının 95.030,65 TL olduğu gerekçesiyle, taleple bağlı kalınarak 10.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-) Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-)Bilindiği üzere zarar, malvarlığında meydana gelen bir azalmayı yani eksilmeyi ifade eder. Bu eksilme, mal varlığının zarar verici eylemin işlenmesi sonucu içine düştüğü durum ile bu eylem olmasa idi mal varlığının bulunacak olduğu durum arasındaki farktan ibarettir. Nitekim tazminatın amacı da, mal varlığındaki eksilmenin giderilmesi ve onun eski duruma getirilmesinin sağlanmasıdır. Bir başka ifadeyle, tazminat miktarı hiçbir zaman gerçek zararı aşmamalıdır.

Yerleşmiş Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere; meyveli ağaçların yaşamına son verilmesinden doğan zararın, bunların kaim değerinin tespiti suretiyle takdiri gerekmektedir. Bir ağacın kaim değerini bulmak için uygulanması gereken yöntem ise, ağaçların bulunduğu yerin ağaçlı değeri ile ağaçsız değeri arasındaki farkın tespiti ile bu farkın o yerde bulunan ağaç sayısına bölünmesi suretiyle gerçeğe en yakın zararın belirlenmesidir.

Somut olayda; mahkemece hükme esas alınan ziraat bilirkişi raporu incelendiğinde, zarar hesabının yukarıda belirtilen yönteme göre yapılmadığı, ağaçların bulunduğu yerin ağaçlı değeri ile ağaçsız değeri arasındaki farkın tespiti ile değer kaybı olacağından bahisle bu fark üzerinden % 40 oranında hakkaniyet indirimi yapılmak suretiyle zarar miktarının belirlendiği anlaşılmaktadır. Rapor, bu haliyle hüküm kurmaya ve denetime elverişli değildir.

O halde, mahkemece; yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular çerçevesinde, önceki bilirkişi dışında seçilecek konusunda uzman üç kişilik ziraat mühendisi bilirkişi heyetinden, meydana gelen zararın tespiti noktasında, Yargıtay ve taraf denetimine elverişli rapor alınmak suretiyle, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yetersiz bilirkişi raporu benimsenerek, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

3-) Bundan ayrı olarak, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 51/1 maddesinde, hâkimin tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirleyeceği açıklanmış olup, bu yasal düzenlemenin, hükmedilecek tazminatın miktarının tayininde gözönünde bulundurulması gerektiği de açıktır.

Nitekim,davaya konu taşınmazın zemininde kuru otların mevcudiyeti,gerekli bakımın yeterince yapılmamış olması,mevsim ve bölgedeki iklim koşulları da dikkate alındığında, mahkemece, hükmedilen tazminattan TBK’nın 51/1 maddesi uyarınca uygun bir miktarda hakkaniyet indirimi yapılması gerekirken, bu husus göz ardı edilerek yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, ikinci ve üçüncü bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK'nın 428. maddesi gereğince davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nın geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK'nın 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 16/03/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

kaynak: (www.corpus.com.tr)