Haksız Fiil Sebebiyle Ceninin Manevi Tazminat Hakkı


Yargıtay 21. Hukuk Dairesi
2016/12343
2018/1508
2018-02-20





Özet:

  • Davacı çocuğun 18/05/2010 tarihinde doğduğu dosya içerisindeki nüfus kayıtlarından anlaşılmaktadır.
  • Haksız fiil nedeniyle manevi tazminata hak kazanabilmek için haksız fiil tarihinde taraf ehliyetinin bulunması, diğer bir deyişle sağ olması gerektiği açıktır. Kişilik sağ olarak doğumla başlar ve ölümle son bulur.
  • Bunun tek istisnası cenin için söz konusu olup Hukukumuzda, ceninin medeni haklardan yararlanma (hak ehliyeti) ehliyetinin, geciktirici koşula bağlı bir ehliyet olduğu kabul edilmektedir.
  • Medeni Kanun‘un ilgili maddesinde de hüküm altına alındığı üzere; medeni haklardan yararlanma ehliyeti, ceninin kişilik kazandığı anda (tam olarak sağ doğum) gerçekleşir. Ancak geriye etkili olarak ana rahmine düştüğü günden itibaren hüküm doğurur.
  • Haksız fiil tarihindeki cenin sağ olarak doğmak koşuluyla haksız fiil nedeniyle maddi ve manevi tazminat isteyebilir.
  • Somut olayda 18/05/2010 doğum tarihli davacının 14/03/2010 olan olay tarihinde sağ olmasa da tıbben cenin halinde bulunduğu açıktır.
  • Dolayısıyla manevi tazminat hukuka aykırı bir eylem yüzünden çekilen elem ve üzüntünün karşılığı olup, davacı çocuk bakımından bu durumun doğumla birlikte ortaya çıkacağı ortadadır. Bu nedenle davacı çocuk hakkında manevi tazminata hükmetmek gerekmektedir.

K A R A R

Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenler ile temyiz kapsam ve nedenlerine göre davalılar ...Ltd.Şti.,...- ... ve ... Belediyesi‘nin tüm, davacıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine,

Dava, sigortalının iş kazası sonucunda vefatı nedeniyle yakınlarının ( eş, çocuk, anne, baba ve kardeş) maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir

Mahkemece; asıl dava yönünden ; davanın kısmen kabulüne, birleşen dava yönünden; davanın kabulüne, eş için 94.728,48 TL maddi, takdiren 25.500,00 TL manevi, çocuk için 33.534,64 TL maddi, anne ve baba için 17.000,00 er TL manevi, kardeşler için 4.750,00 er TL manevi tazminatın, kaza tarihi olan 14/03/2010 tarihinden itibaren yasal faizi ile davalılar ...Ltd.Şti., ...- ... ve ... Belediyesi‘nden - kusurlarına isabet eden kısım kadarıyla - alınarak davacılara verilmesine, davacı çocuğun manevi tazminat taleplerinin reddine, karar verilmiştir.

1-İş kazasına dayalı maddi ve manevi zararların giderilmesine ilişkin tazminat davalarında kusuru bulunan işverenler arasındaki sorumluluk müşterek ve müteselsil sorumluluktur. Zira birden çok kimsenin birlikte neden oldukları zarardan sorumluluklarını düzenleyen BK. nun 50. maddesi, ya da birden çok kimsenin değişik nedenlerle meydana getirdikleri aynı zarardan sorumluluklarını düzenleyen BK. nun 51. maddesi uyarınca (TBK’nun 61. Maddesi) ve aynı Yasanın 142. (TBK’nun 163.) maddesi hükmüne dayanarak davacı, zararının tümünü müteselsil sorumlulardan biri aleyhine açacağı bir dava ile isteyebileceği gibi, sorumluların hepsi aleyhine açacağı bir dava ile de talep edebilir. Aynı Yasanın 141. (TBK 163) maddesi gereğince teselsül, ister yasadan, ister sözleşmeden doğmuş olsun, bu kuraldan yararlanma hakkı sadece zarara uğrayanın, daha geniş bir deyim ile alacaklınındır.

Somut olayda, davacı, dava dilekçesinde, ıslah dilekçesinde ve ek dava dilekçesinde hüküm altına alınacak maddi ve manevi tazminatların davalılardan müşterek ve müteselsil sorumluluk esaslarına göre tahsilini talep etmiştir. Davalıların zararlandırıcı sigorta olayına müşterek kusurlu hareketleriyle neden oldukları dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden açıkça anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenle hüküm altına alınan tazminatların davalılardan müşterek ve müteselsil sorumluluk esasına göre tahsiline karar verilmek gerekirken, bu yönün göz ardı edilerek davalıların kusurları oranlarında sorumluluklarına karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.

2- Gerek mülga BK’nun 47 ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı TBK’nun 56. maddesinde hakimin bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verebileceği öngörülmüştür. Hakimin manevi zarar adı ile ölenin yakınlarına verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.

Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hakimin takdirine bırakılmış ise de hükmedilen tutarın uğranılan manevi zararla orantılı, duyulan üzüntüyü hafifletici olması gerekir.

Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23.6.2004, 13/291-370)

Bu ilkeler gözetildiğinde, davacı eş, anne, baba ve kardeşler yararına hükmedilen manevi tazminatların az olduğu açıktır.

3- Öte yandan, davacı çocuk...‘nin 18/05/2010 tarihinde doğduğu dosya içerisindeki nüfus kayıtlarından anlaşılmaktadır. Haksız fiil nedeniyle manevi tazminata hak kazanabilmek için haksız fiil tarihinde taraf ehliyetinin bulunması, diğer bir deyişle sağ olması gerektiği açıktır. Taraf ehliyeti, 4721 sayılı Medeni Kanun‘un 8. maddesinde düzenlenen - medeni hukuktaki- medeni haklardan yararlanma (hak) ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekildir. Medeni haklardan yararlanma ehliyetine sahip her gerçek kişinin yaşadığı sürece taraf ehliyeti vardır. Kişilik sağ olarak doğumla başlar ve ölümle son bulur. Bunun tek istisnası cenin için söz konusu olup Hukukumuzda, ceninin medeni haklardan yararlanma (hak ehliyeti) ehliyetinin, geciktirici koşula bağlı bir ehliyet olduğu kabul edilmektedir. 4721 sayılı Medeni Kanun‘un 28. maddesinde de hüküm altına alındığı üzere; medeni haklardan yararlanma ehliyeti, ceninin kişilik kazandığı anda (tam olarak sağ doğum) gerçekleşir. Ancak geriye etkili olarak ana rahmine düştüğü günden itibaren hüküm doğurur. Haksız fiil tarihindeki cenin sağ olarak doğmak koşuluyla haksız fiil nedeniyle maddi ve manevi tazminat isteyebilir. Somut olayda 18/05/2010 doğum tarihli davacı ...‘nin 14/03/2010 olan olay tarihinde sağ olmasa da tıbben cenin halinde bulunduğu açıktır. Dolayısıyla manevi tazminat hukuka aykırı bir eylem yüzünden çekilen elem ve üzüntünün karşılığı olup, davacı çocuk ... bakımından bu durumun doğumla birlikte ortaya çıkacağı ortadadır.

Bu nedenle davacı çocuk ... hakkında manevi tazminata hükmetmek gerekirken, yerinde olmayan gerekçe ile manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davacıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ:Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalılara yükletilmesine, 20/02/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.