Şirket Feshi Ve Tasfiyesi


İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
2018/2157
2020/655
2020-07-02





Özet:

  • Dava, TTK 636/3 maddesi uyarınca limited şirketin haklı nedenle fesih ve tasfiyesi istemine ilişkindir. 
  • Mahkemece yargılama aşamasında dinlenen tanık anlatımları, davalı şirket defter ve kayıtları da incelenmek suretiyle alınan bilirkişi kurulu rapor içeriğindeki tespitlere dayalı olarak, 
  • Davalı şirketin halen gayrı faal olduğu ve ana sözleşme kuruluş amacına uygun faaliyeti bulunmadığı, daha önce üretim faaliyeti gösterdiği fabrika binasını da kiraya verdiği, bu kira gelirinden başka gelir ve faaliyeti bulunmadığı, 
  • Davalı şirket tarafından 3. kişiye kiralanan tesislerden 2014-2015 yılında herhangi bir kira geliri de elde edilmediği, son iki yıla ait kira bedelleri akıbeti hakkında herhangi bir tespit yapılamadığı, 
  • Davalı şirketin son iki yılı zarar ile kapattığı, sermaye artış kararlarına karşı diğer ortakların da muhtelif davalar açtığı ve derdest bulunduğu, ek bina yapımı için ortaklar kurulu kararı alınmadan yapıldığı, 
  • Taraflar arasında birçok dava ikame edildiği gibi, yine şirket ve ortakları arasında muhtelif şikayetlerle suç duyurularında bulunulduğu, ayrıca davacı tarafından davalı şirket aleyhinde icra takipleri yapıldığı, tüm bunlara göre TTK'nın 636/3. maddesi uyarınca haklı sebeple davanın kabulü ile davalı şirketin fesih ve tasfiyesi yönünde verilen karar isabetlidir.
 
İNCELENEN DOSYANIN

MAHKEMESİ: İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi

NUMARASI : 2014/1572 Esas - 2018/344

TARİHİ: 05/04/2018

DAVA: Şirket Feshi ve Tasfiyesi

Taraflar arasındaki şirket feshi ve tasfiyesi davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne ilişkin karara karşı davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 25/12/1997 tarihinden itibaren davalı şirketin ortağı olup kuruluşunda 1/6 hisseye sahipken daha sonra hissesinin %0,87 oranına düşürüldüğünü, şirketin davacı ve kardeşleri tarafından kurulduğunu, daha sonra kardeş ortaklardan ... ve ... vefatı, ... de ortaklıktan ayrılması sonucunda davacı ve kuruluştaki kardeşlerinin çocuklarının anlaşamadıklarını, şirket yönetimindeki uyumsuzluk nedeniyle faaliyetine devam edemediğini, ana sözleşmede belirtilen amacın yerine getirilmesi için başlangıçta bulunan makine ve teçhizatların şu anda mevcut olmadığını, şirketin faaliyet için kullandığı fabrika binasının 3. şahıslara kiraya verildiğini, şirketin tek gelirinin kira olup, aylık yaklaşık 9.000,00 TL miktarında bulunduğunu ve ortaklar arasında uzun zaman devam eden husumet nedeniyle şirketin atıl hale gelip, kiradan elde edilen gelirin de paylaştırılmadığını, şirketin en son sermaye arttırımında kullanılan paranın da, ortaklardan ... ve müdür ... tarafından diğer ortakların paylarının azaltılması için aynı zaman dilimi içinde aynı miktar paranın birkaç kez hesaba yatırılıp çekilmesi şeklinde usulsüz olarak işlem yapılıp sonuçlandırıldığını belirterek, davalı şirketin haklı nedenler doğrultusunda feshine ve tasfiyesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının hissesinin usulüne göre alınan sermaye arttırım kararlarına dayalı olarak düştüğünü ve kararlarda herhangi bir usulsüzlük bulunmadığını, nitekim sermaye arttırım kararlarının iptali için açılan davaların mahkemenin 2014/109 Esas ve İstanbul 7. ATM'nin 2014/1030 Esas sayılı dosyaları yönünden devam ettiğini, anılan davaların bekletici mesele yapılması gerektiğini, sermaye arttırımına ilişkin kararlarda yasaya aykırı bir yönün olması halinde zaten söz konusu kararların anılan davalarda verilecek kararlar ile iptal edileceğini, şirket binasının kiraya verildiği doğru olmakla birlikte bu işlemin 04/01/2012 ve 31/05/2012 tarihli genel kurul kararlarıyla yapıldığını, elde edilen kira gelirinin şirket borçlarının ödenmesi için kullanıldığını, ticari defterler incelendiğinde bu hususun saptanacağını, şirketin hali hazırdaki müdürü ... hakkında davacı tarafından yapılan şikayet üzerine İstanbul C. Başsavcılığının 2013/146761 Soruşturma sayılı dosyasında takipsizlik kararı verildiğini, davacının, şirketin eski müdürü olup bu dönemde birçok usulsüz işlem yaptığını ve İstanbul 6. ATM'nin 2010/235 Esas 2011/192 Karar sayılı karar ile şirket müdürlüğünden azledildiğini ve davacının şirket müdürlüğünden mahkeme kararıyla azledilmesinden sonra defterlerini ve hesaplarını şirkete teslim etmediğini, bu nedenle hakkında İstanbul C. Başsavcılığına şikayette bulunulduğunu ve 2013/178486 Soruşturma nolu dosyasında tahkikatın devam ettiğini, davacının müdür olduğu dönemde şirkette kaçak elektrik kullanıldığını, daha sonra müdürlükten mahkeme kararıyla alınmasından sonra şirketi kaçak elektrik kullandığı gerekçesiyle şikayet ettiğini, şirketin şu andaki kiracısına 200.000,00 TL elektrik cezası geldiğini, bu nedenle kiracı tarafından söz konusu borca mahsuben kira ödemesinin kesildiğini, limited şirketlerin tek ortaklı bile olabildiğini, bu nedenle davacının fesih isteminin yerinde olmadığını, kötüniyetli bu davanın açıldığını belirterek haksız davanın reddini aksi halde davacının ortaklık payının ödenmesi ile şirketten çıkarılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesi 05/04/2018 tarihli, 2014/1572 Esas - 2018/344 Karar sayılı kararında, "...TTK. 636/2. maddesi uyarınca her ortağın haklı sebeplerin varlığı halinde şirketin feshini isteyebileceği, bu istem yerine mahkeme ortağın payının gerçek değerinin ödenmesi ve bu şekilde ortaklıktan çıkarılması ya da duruma uygun düşen kabul edilebilir başka bir çözüme karar verilmesi mümkündür. Haklı sebep, sürekli bir borç ilişkisine devam etmeyi dürüstlük kuralı gereği çekilmez hale getirdiği kabul edilebilecek hukuki olgudur. Limited ortaklığa ilişkin düzenlemede haklı sebebin tanımına yer verilmediği görülmektedir. Ancak kollektif ortaklığın haklı sebeple feshini düzenleyen TTK 245. maddesinin bu konuda aydınlatıcı olduğu, her olayın özelliklerine, ortaklar arasında ilişkilere göre haklı sebebin tayin edilmesi gerektiği Yüksek Mahkemenin yerleşik kararlarıyla sabit hale gelmiştir. Şirketin kuruluşuna yol açan fiili veya kişisel sebeplerin şirketin işletme konusunun elde edilmesini imkansız kılması veya güçleştirecek şekilde ortadan kalmış olması halinde haklı sebebin varolduğu kabul edilmelidir. Ortakları, şirket ortağı olmaya yönelten nedenlerin, ortaklık maksadının gerçekleşmesini imkansız kılan yahut aşırı derecede güçleştirecek biçimde ortadan kalkması durumunda çekilmezlik olgusunun gerçekleştiği sonucuna varılmalıdır. Nesnel sayılabilecek olguların yanı sıra kişisel sebeplerinde şirketin feshi için haklı sebep olarak kabul edilmesi mümkündür. Somut olayda şirket ortaklarından ... ve ...'in, davacı şirket ortağı hakkında hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma, zimmet ve dolandırıcılık suçlarına ilişkin olarak İstanbul C. Başsavcılığına şikayette bulunulduğu, anılan savcılığın 2013/178486 nolu soruşturma dosyasında tahkikat yapıldığı ve neticede 10.03.2015 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, yine İstanbul C. Başsavcılığının 2013/146761 Soruşturma nolu dosyasında şirket ortaklarından ... ve ... ile davacı ...'in ortak ... hakkında hizmet nedeniyle güvenli kötüye kullanma ve dolandırıcılık suçundan dolayı şikayette bulundukları yapılan soruşturma neticesinde 04.07.2014 tarihinde takipsizlik kararı verildiği anlaşılmıştır. İstanbul 6. ATM'nin 201/235 E. 2011/192 K. sayılı kararı ile şirket müdürü olan davacının şirkete ait defter ve kayıtları incelemeye ibraz etmediği ve müdür olarak TTK. 68/4. maddesine uygun şekilde defterlerin zayi olduğu konusunda mahkemeye başvuru yapmadığı gerekçesiyle şirket müdürlüğünden azline karar verildiği ve bu kararın kesinleştiği anlaşılmıştır. Şirketin faaliyetini yürüttüğü binanın, şirket ortakları davacı ile ... katılımı olmaksızın alınan ortaklar kurulu kararı ile başka bir firmaya kiraya verildiği anlaşılmış, şirketin imalat için gerekli olan makinelerini 2012 yılında sattığı hususu da tanık beyanları içeriğinden tespit edilmiştir. Dosyada mevcut bulunan bilirkişi raporunda ifade edildiği şekilde şirketin 2013, 2014 ve 2015 yıllarında hiçbir ticari faaliyetinin bulunmadığı, gayri faal olduğu görülmektedir. Yapılan açıklamalar içeriğine göre ortaklar arasında kişisel olarak çekişmenin bulunduğu ve bunun şirketin faaliyetini yapamamasında etkili bulunduğu anlaşılmıştır. Haklı sebeple fesih davası açılabilmesi için davayı açan ortağın, kişisel anlaşmazlıklarda kendi eylem ve işleminin bulunmaması gerektiği, hiçkimsenin kendi kusuruna dayalı olarak herhangi bir hak elde edemeyeceği ancak davayı açan dışında diğer ortakların da kusurlu olması ve ortaklığın devamının sağlanamayacağı boyutta kişisel çekişmelerin olması halinde ortaklığın sona erdirilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Başka bir deyişle her iki tarafın kusuru mevcutsa artık kimsenin kendi kusuruna dayanamayacağı yönündeki kuralın katı bir şekilde uygulanmasının mümkün bulunmadığı kabul edilmelidir. Her ne kadar davacının, şirket müdürü olduğu dönemde defterleri ibraz etmediği ve yasa gereği defterlerin zayi olduğuna ilişkin mahkemeden talepte bulunmadığı gerekçesiyle şirket müdürlüğünden mahkeme kararı ile azledilmiş olduğu anlaşılmakla, diğer ortakların davacı hakkında savcılığa şikayette bulunmaları, davacının da hali hazırdaki şirket müdürü hakkında şikayetçi olması, savcılıkta bu konularla ilgili tahkikatın yürütülmesi, şirketin faaliyetini gerçekleştireceği fabrikanın ortak olan davacının katılımı olmaksızın başkasına kiraya verilmesi, imalat için gerekli olan makine ve teçhizatların satılması nedeniyle davacının iş bu davayı açmakta haklı bulunduğu, şirketin feshi için haklı nedenlerin oluştuğu kanaatine varılmıştır. Şirketin ana sözleşmesinde faaliyet konusu açıkça tanımlanmış olup, hali hazırda bu faaliyeti gerçekleştirmediği dosya içeriğiyle sabit hale geldiğinden huzurdaki davanın kabulü ile davalı şirketin feshine karar verilmesi gerekmiştir. Davalı şirketin 31.12.2013 tarihli sermaye arttırımına ilişkin genel kurul kararının iptali için açılan ve mahkememizde görülen 2014/109 E. sayılı dava dosyası, iş bu dosya bakımından bekletici mesele yapılmış ise de, bekletici mesele yapılan dosyada verilecek kararın davacının şirket ortaklığından ayrılması yönünde karar verilmesi halinde ayrılma payının hesabı bakımından neticeye etki edecek nitelikte bulunduğu, yukarıda ayrıntılarıyla izah edildiği üzere şirketin ana sözleşmesinde tanımlanan faaliyet konusu başka bir deyişle amacını gerçekleştirmekten uzak durumda bulunduğu zira faaliyetini yaptığı fabrikanın başka kişilere kiraya verildiği, faaliyet konusu olan imalat, alım satım veya ithalat ya da ihracat yapmadığı gayri faal durumda olduğu dikkate alındığında artık davacının ortaklıktan ayrılmasına karar verilmesinin uygun bir çözüm olarak kabul edilemeyeceği, TTK. 636/2. maddesi kapsamında şirketin feshi için haklı nedenlerin mevcut bulunması karşısında anılan dosyanın neticesinin beklenmesine gerek görülmemiş, bu yöndeki karardan vazgeçilerek davanın kabulüne ilişkin aşağıdaki hüküm kurulmuştur. .." gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle: Mahkemenin haksız olarak davanın kabulüne, ...Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin Feshine ve Tasfiyesi'ne karar verdiğini, verilen kararın hatalı ve hukuka aykırı olduğunu, davacı yanın açmış olduğu dava ile şirketteki payının 1/6 hisseden %0.87 hisseye düşürüldüğünü, şirketin amacına yönelik faaliyet göstermediğini, şirket binasının kiraya verildiğini ve kiraların usulüne uygun dağıtılmadığını ileri sürdüğünü ve devamla müvekkili şirketin feshine ve tasfiyesine karar verilmesini talep ettiğini, davacının hissesi usulüne göre alınmış sermaye arttırım kararlarına dayanarak düşmüş olup bu kararlarda her hangi bir usulsüzlük bulunmadığını, Nitekim, bu konuda açılan davaların, İstanbul 1.Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2014/109 Esas ve İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1030 Esas sayılı dosyaları yönünden devam ettiğini, söz konusu davaların sonuçlarının iş bu dava açısından bekletici mesele yapılması gerektiğini, bu davaların sonucu davacının davadaki iddiaları ile direk ilgili olduğunu, Şirket fabrika binası her ne kadar kiraya verilmiş ise de, söz konusu kiraya verme işleminin 04/01/2012 tarihli genel kurul kararı ile gerçekleştiğini, şirketin, davacı ...’in olumsuz davranışları nedeni ile maddi olarak dar boğaza girdiğini ve ticareti konusunda sıkıntıya düştüğünü, bu maddi sıkıntılardan çıkmak için fabrika binası genel kurul kararı ile geçici bir çözüm olarak kiraya verildiğini, şirketin söz konusu sıkıntılarını aşmak üzere olup, ticaretine devam edeceğini, müvekkili şirketin yavaş yavaş ticari faaliyetine de başladığını, Nitekim, davacı ...'in şirketin eski müdürü olup şirket müdürlüğünden İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2010/235 Esas ve 2011/192 Karar numaralı mahkeme kararı ile çıkarıldığını, ...’in şirket müdürlüğünden azlinden sonra şirketin ciddi bir vergi borcu yükü ile karşı karşıya kaldığını, davacı ... kendi döneminde şirkette kaçak elektrik kullandığını, daha sonra müdürlükten mahkeme kararı ile çıkarıldıktan sonra, şirketi kaçak elektrik kullandığı gerekçesi ile şikayet ettiğini, bu nedenle, şirketin şu andaki kiracısına 200.000,00TL’ye yakın elektrik ve cezası geldiğini, ...’in döneminden kaynaklanan, söz konusu kaçak elektrik cezası bedellerinin, kira ile ancak ödenebildiğini, bilirkişi raporuna göre şirket ticari defter ve kayıtlarında bu anlamda herhangi bir usulsüzlüğe rastlanmadığını, şirket binasının üzerinde bulunduğu arsanın 2-B arazisi olarak adlandırılan bir mülk olduğunu, yıllarca bu arsa ve binaya emlak vergisi ödendiğini, bilirkişi raporunda arsanın mülkiyetinin 06/08/2015 tarihinde Satış yolu ile İstanbul Büyükşehir Belediyesine geçmiş olduğu belirtilse de, şirket ortakları ve müdürünün arsanın tekrar şirketin bünyesine katılması için ne gerekiyorsa yapmak istediklerini, ...’in açmış olduğu şirketin feshi talebi kabul edilmesi halinde, ... San.ve Tic. Ltd. Şti. kurumsallığını kaybedeceğinden dolayı şirketin İstanbul Büyükşehir Belediyesi mülkiyetine geçen arsa ve bina üzerinde hak talep etme hakkının sıkıntıya düşeceğini, davacı ...’in gerçekte esas amacının da bu arsa üzerinde şahsi olarak hak iddia etmek olduğunu ileri sürerek istinaf incelemesinin duruşmalı yapılarak istinaf incelemesi neticesinde, haksız ve hukuka aykırı mahkeme kararının bozulmasını talep etmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE Dava, TTK 636/3 maddesi uyarınca limited şirketin haklı nedenle fesih ve tasfiyesi istemine ilişkindir. Mahkemece yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi HMK 355. maddesi uyarınca istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzenine aykırılık yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davalı vekilince davalı şirketin sermaye arttırımına ilişkin alınan kararların iptali istemli açılmış olan mahkemenin 2014/109 Esas ve İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1030 Esas sayılı davalarının sonuçları beklenmeden karar verilmesinin doğru olmadığı ileri sürülmüşse de, söz konusu davalarda davacının taraf olmadığı, kaldı ki mahkemece yargılama sonucunda ulaşılan sonuca göre şirketin fesih ve tasfiyesine karar verildiği gözetildiğinde davacı vekilinin bu yöndeki istinaf nedeni yerinde görülmemiştir. Mahkemece yargılama aşamasında dinlenen tanık anlatımları, davalı şirket defter ve kayıtları da incelenmek suretiyle alınan bilirkişi kurulu rapor içeriğindeki tespitlere dayalı olarak, davalı şirketin halen gayrı faal olduğu ve ana sözleşme kuruluş amacına uygun faaliyeti bulunmadığı, daha önce üretim faaliyeti gösterdiği fabrika binasını da kiraya verdiği, bu kira gelirinden başka gelir ve faaliyeti bulunmadığı, davalı şirket tarafından 3. kişiye kiralanan tesislerden 2014-2015 yılında herhangi bir kira geliri de elde edilmediği, son iki yıla ait kira bedelleri akıbeti hakkında herhangi bir tespit yapılamadığı, davalı şirketin son iki yılı zarar ile kapattığı, sermaye artış kararlarına karşı diğer ortakların da muhtelif davalar açtığı ve derdest bulunduğu, ek bina yapımı için ortaklar kurulu kararı alınmadan yapıldığı, taraflar arasında birçok dava ikame edildiği gibi, yine şirket ve ortakları arasında muhtelif şikayetlerle suç duyurularında bulunulduğu, ayrıca davacı tarafından davalı şirket aleyhinde icra takipleri yapıldığı, tüm bunlara göre TTK'nın 636/3. maddesi uyarınca haklı sebeple davanın kabulü ile davalı şirketin fesih ve tasfiyesi yönünde verilen karar isabetli olup, aksi yöndeki davalı vekilinin istinaf başvuru nedenleri yerinde görülmediğinden HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.

HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-HMK'nın 353/1.b.1.maddesi uyarınca davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru harçlarının Hazineye irad kaydına,3-Davalı tarafından istinaf kanun yoluna başvuru için yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına,4-Duruşma açılmadığından avukatlık ücreti tayinine yer olmadığına,5-Gerekçeli kararın Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara tebliğine,6-Dosyanın, karar kesinleştikten sonra, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, oybirliğiyle ve temyiz yolu açık olarak karar verildi. 02/07/2020

kaynak:(www.corpus.com.tr)