Ölüm ve Cismani Zarar - Taraf Ehliyeti


İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
2018/2024
2020/3378
2020-07-14





Özet:

  • Dava, yaralamalı trafik kazasından kaynaklanan tedavi gideri iş göremezlik ve manevi tazminat istemine ilişkin olup istinaf açısından uyuşmazlık konusu HMK'nın 355. maddesine göre kamu düzeni ve istinaf nedenleri ile sınırlı olmak üzere İlk Derece Mahkemesince verilen kararın usul, yasa ve dosya içeriğine uygun olup olmadığıdır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 50. maddesinde medenî haklardan yararlanma ehliyetine sahip olanların, davada taraf ehliyetine de sahip olduğu düzenlenmiştir. Kanunun 114/1-d. maddesinde ise taraf ehliyeti, dava şartları arasında sayılmıştır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 599. maddesi gereğince mirasçılar, miras bırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak, kanun gereğince kazanırlar. Kural olarak ölü kişiye karşı dava açılamaz. Aynı şekilde kural olarak ölü kişi aleyhine dava açılması halinde davanın mirasçılarına yöneltilmesine de olanak yoktur.

İNCELENEN DOSYANIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

KARAR TARİHİ: 14/11/2017

NUMARASI: 2014/468 Esas - 2017/758

DAVA: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan)

KARAR TARİHİ: 14/07/2020

Yukarıda yazılı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 31.05.2009 günü saat 03:30 sıralarında davacıların evlerine gitmek için davalılardan taşımacı ...'ın maliki, ...’in sürücüsü olduğu ve kaza tarihinde davalı ... Sigorta A.Ş.'ne ... no'lu KTK Zorunlu Mali Mesuliyet Sigorta Poliçesi ile sigortalı ... plakalı davacıların içinde olduğu ticari taksinin ... Caddesi ile ... Caddesinin kesiştiği kavşağa geldiğinde ... Caddesinden hızla gelen davalılardan ...'ın maliki ...’ın sürücüsü olduğu ... plakalı araçla çarpıştığını, kaza sonucunda davacılar ağır biçimde yaralandıklarını, kaza sırasında ehliyetsiz ve alkollü olduğu anlaşılan ... plakalı araç sürücüsü davalı ... olay yerinden kaçtığını, kazayla ilgili İstanbul 52. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/802 Esas, 2013/295 Karar sayılı dosyasıyla açılan ceza davası sonucunda 18/04/2013 tarihinde bu kişinin mahkumiyetine dair verilen kararın kesinleştiğini, trafik kazası sonucu bedensel zarara uğrayan davacı müvekkil ... için fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 3.000,00 TL, ... için 7.000,00 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte ortaklaşa ve zincirleme davalılardan (davalı sigorta şirketi ve Güvence Hesabı’nın sorumluluğu teminat limiti ile sınırlı ve faiz başlangıcı dava tarihinden itibaren olmak üzere) alınarak davacıya ödenmesine, davacı müvekkillerin her biri için 50.000,00 er TL olmak üzere 100.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte ortaklaşa ve zincirleme (3 no'lu davalı Güvence Hesabı ve 6 no'lu sigorta şirketi dışındaki) davalılardan alınarak davacılara ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... Sigorta vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu ... adına tescilli ... plakalı araç için; Karayolları ZMSS Poliçesi düzenlenmiş olduğunu, haksız ve mesnetsiz açılan davanın tamamen reddini talep etmiştir. Davalı Güvence Hesabı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı kurumun sorumluluğundan bahsedebilmek için öncelikle kazaya sebebiyet veren ve sigortasız olduğu iddia edilen ... Plakalı aracın kaza tarihini kapsar şekilde geçerli sigorta poliçesinin olup olmadığının tespitinin gerektiğini, davacı yanca talep edilen faizin reddini, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davacı yan üzerine bırakılmasını talep etmiştir. Diğer davalıların cevap dilekçesi sunmadığı ve duruşmalara katılmadığı görülmüştür. İlk Derece Mahkemesince; "davalılar ... Sigorta A.Ş., ..., ... ile açılan davanın feragat nedeniyle reddine, tahsilde tekerrür olmamak üzere .. ile ilgili 98.868,00 TL'nin davalılardan ... Ve ... ile ilgili 31/05/2009 tarihinden Güvence Hesabı ile ilgili dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte ... ile ilgili 421,00 TL'nin 31/05/2009 tarihinden itibaren ... Ve ...'dan alınarak davacıya verilmesine, bakiye istemin reddine, her bir davacı ile ilgili 10.000,00 TL den toplam 20.000,00 TL'nin, davalılar ... Ve ...'dan 31/05/2009 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan alınarak, davacıya verilmesine, bakiye istemin reddine " karar verilmiştir. Bu karara karşı davalı ... mirasçıları vekili, davacı vekili, davalı Güvence Hesabı vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. Davacılar vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; yargılama devam ederken kazada %25 kusurlu olan ... plakalı araç sürücüsü ..., araç sahibi ... ve bu aracın kaza tarihindeki sigortacısı ... Sigorta A.Ş. hakkındaki davadan feragat ettiklerini, davalı ... Sigorta A.Ş. vekili Av. ..., davanın 25/06/2014 tarihli 3. duruşmasında feragati kabul etmiş, yargılama gideri ve vekalet ücreti talebi olmadığını beyan etmesine karşın ilk derece mahkemesi hatalı olarak hükmün sonuç kısmının 5/b. fıkrasında 1.980,00 TL kanuni vekalet ücretinin davacı müvekkillerden tahsiline karar verdiğinden kararın bu kısmı usul ve yasaya aykırı olduğunu, yine hükmün sonuç kısmının 9. fıkrasında Adli Tıp Kurumu Başkanlığınca düzenlenen 26/01/2015 tarihli, Seri ... nolu, ... no'lu fatura 511,00 TL’nin hatalı biçimde davacı müvekkillerden tahsiline karar verildiğini, oysaki, bu tutar yargılama giderlerinden olup zaten davası kabul edilen davacı müvekkillerime değil, davalılar ..., ... ve Güvence Hesabı’ndan tahsili ile hazine adına irat kaydedilmesine karar verilmesi gerektiğini, kararın bu kısmı da usul ve yasaya aykırı olduğunu, dava dosyasında yargılama giderlerinin tamamı, davacı müvekkillerin maddi tazminat talepleri ile ilgili konularda (bilirkişi incelemesi sair) yapıldığını, davacı müvekkillerinin maddi tazminat taleplerini tam olarak kabul edildiğini, bu nedenle hükmün sonuç kısmının 10. fıkrasında davacı müvekkiller tarafından yapılan 2.062,50 TL yargılama giderlerinin tamamının davalılar ..., ... ve Güvence Hesabı’ndan tahsiline karar verilmesini gerekirken 1.233,99 TL tahsiline karar verilmesinin hatalı olduğu gibi hükmün sonuç kısmının 11. fıkrasında Güvence Hesabı tarafından yapılan yargılama giderinin 20,09 TL'lik kısmının davacı müvekkillerinden tahsiline karar verilmesinin de hatalı olduğunu, davacıların yargılama harç ve giderlerini ödeyemeyecek ölçüde yoksul olduklarından, yargılama harç ve giderlerinden muaf tutulmaları için adli müzaheret talepli olarak davayı açtıklarını, Sayın Mahkemece de adli müzaheret taleplerinin kabul edildiğini, bu nedenle istinaf taleplerindeki haklılıkları da gözetilerek HMK’nun 334 - 340. maddeleri uyarınca davacı müvekkillerin istinaf harç ve giderlerinden muaf tutulmalarına karar verilmesini, her şeyden önce hükmün hiçbir tereddüte yer vermeyecek ölçüde açık, net ve anlaşılır olması gerektiğini, hükmün sonuç kısmında her iki davacının hukuki durumunun ayrı ayrı ele alınıp ayrı ayrı fıkralarda yazılması gerektiğini, hüküm fıkrasında maddi hata ve yazım hatalarının yapıldığını, fıkralarının kendi içinde çeliştiğini, bu nedenle hüküm fıkralarının düzeltilmesi gerektiğini, davacı ...'in kaza sonucu %23 oranında malul kaldığını, yine aynı kazada yaralanan diğer davacı eşi ile birlikte acı dolu günler yaşadıklarını, davacı ...'ın üst çene dişleri kırıldığı, bu nedenle alt dişlerinin de sökülmek zorunda kaldığını, ceza dosyasından sürücünün kaza sırasında alkollü ve ehliyetsiz olduğunun anlaşıldığını, ayrıca kaza yerini terk ettiğini, bu nedenle mahkemece hükmedilen manevi tazminat miktarının çok düşük olduğunu belirterek istinaf yasa yoluna başvurmuştur. Davalı Güvence Hesabı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; müvekkil kurum yalnızca kaza tarihinde trafik sigortası bulunmadığı iddia olunan ... plakalı aracın kusuru oranında (%80) söz konusu zararı tazmin etmekle yükümlü olduğunu, Güvence Hesabı'nın kazaya %20 kusur ile sebebiyet veren ... Sigorta A.Ş. Tarafından sigortalı ... plakalı aracın kusurundan sorumlu olmadığını, kararın %100 kusur oranı üzerinden tesis edilmesinin hatalı olduğunu ve kararın bozulması gerektiğini, geçici iş göremezlik kaybından doğan zararın tazmini hususunda müvekkil Güvence Hesabı'nın yalnızca bedensel zararlar ile sınırlı olduğundan sorumluluğunun bulunmadığını, Genel Şartların A.2.d maddesinde zarar tanımı içinde bu geçici iş göremezlik zararı yer almadığını, yine Genel Şartların A.5. Maddesinde geçici iş göremezlik tazminatı teminatlarda da yer almadığını, söz konusu bu düzenlemeler ile dolayı zarar niteliğinde olan geçici iş göremezlik tazminat taleplerinin teminat kapsamı dışında bırakıldığının açık bir şekilde ifade edildiğini, bu taleplere bağlı olarak tazminat taleplerinin Güvence Hesabı yönünden kabul edilmesi hatalı olup, kararın bozulması gerektiğini belirterek istinaf yasa yoluna başvurmuştur. Davalı ... mirasçıları vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davalı ...'ın kazadan önce vefat ettiğini, davanın mirasçılara karşı açılmadığından taraf teşkili sağlanmadan verilen kararın kaldırılması gerektiğini, davacılardan ... kaza sonucu % 13.1 oranında malul kalmış olduğundan bu davacı için 10.000 TL manevi tazminat uygun olup, bu davacı için manevi tazminat yönünden kararı istinaf etmediklerini, ancak davacılardan ... kazada her hangi bir yara almamış, her hangi bir şekilde malul kalmadığı, istinafa konu kararda bu davacı için verilen 10.000 TL manevi tazminatın mesnetsiz ve çok fahiş olup, kararı bu yönden istinaf ediyor, kararın ortadan kaldırılmasına veya bozulmasına karar verilmesini talep ederek istinaf yasa yoluna başvurmuştur. Dava, yaralamalı trafik kazasından kaynaklanan tedavi gideri iş göremezlik ve manevi tazminat istemine ilişkin olup istinaf açısından uyuşmazlık konusu HMK'nın 355. maddesine göre kamu düzeni ve istinaf nedenleri ile sınırlı olmak üzere İlk Derece Mahkemesince verilen kararın usul, yasa ve dosya içeriğine uygun olup olmadığıdır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 50. maddesinde medenî haklardan yararlanma ehliyetine sahip olanların, davada taraf ehliyetine de sahip olduğu düzenlenmiştir. Kanunun 114/1-d. maddesinde ise taraf ehliyeti, dava şartları arasında sayılmıştır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 599. maddesi gereğince mirasçılar, miras bırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak, kanun gereğince kazanırlar. Kural olarak ölü kişiye karşı dava açılamaz. Aynı şekilde kural olarak ölü kişi aleyhine dava açılması halinde davanın mirasçılarına yöneltilmesine de olanak yoktur. Zira ölü kişinin taraf ehliyeti bulunmamaktadır (HMK m.114/1-d, m. 50 ve TMK m. 28) Ancak HMK'nun 124. maddesinde; “Bir davada taraf değişikliği, ancak karşı tarafın rızası ile mümkündür. Bu konuda kanunlarda yer alan özel hükümler saklıdır. Ancak, maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hakim tarafından kabul edilir. Dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hakim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir. Bu durumda hakim, davanın tarafı olmaktan çıkarılan ve aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermeyen kişi lehine yargılama giderlerine hükmeder. ” şeklinde düzenleme yer almaktadır. Şu halde davalının sağ olup olmadığını tespit edememe bir yanılgıya dayanıyor ve bu durum açıkça dürüstlük kuralını ihlal etmiyorsa, daha sonra da kendilerine karşı dava açılması muhtemel olan mirasçılara karşı davaya devam edilmesi mümkün olmalıdır (HGK'nun 11.09.2013 günlü ve E 2013/14-612, K 2013/1297 sayılı ilamı, Yargıtay 17. HD. Esas No:2016/20273, Karar No:2017/3971, Karar Tarihi: 12.4.2017).Somut olayda, davalı ...'ın maliki olduğu ... plakalı araçla, davacıların yolcu olarak bulunduğu ticari aracın çarpışmasıyla meydana gelen kaza nedeniyle yaralanan davacıların tazminat isteğine ilişkin olup, dava dilekçesi ve diğer tüm tebligatlar, gerekçeli karar davalı ...'a tebliğ edildiği (Aynı işyerinde çalışana) ancak bu davalının mirasçılarının istinaf dilekçelerinde davalı ...'ın davadan çok önce vefat ettiğine ilişkin veraset belgesi sundukları görülmüştür. Davacı vekili istinafa verdiği cevap dilekçesinde HMK'nun 124. maddesi gereği mirasçıları davaya dahil edilmesini talep ettiği görülmüştür. Bu nedenle mahkemece, tüm dosya kapsamında bulunan deliller değerlendirilerek davacının kendisinden beklenen tüm çaba, özen ve önlemlere rağmen davalının sağ olup olmadığını tespit etmesinin mümkün olmadığı değerlendirilerek sonucuna göre HMK'nun 124. maddesinin uygulanması gerektiği sonucuna varılırsa davalı ... mirasçılarının davaya dahil edilmesi sağlanarak taraf teşkili sağlandıktan sonra sonucuna göre bir karar verilmesi, aksi takdirde davalı ... aleyhine açılan davanın HMK m.114/1-d ve 115/2.maddesi gereğince usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde ölü kişi hakkında yargılama yapılarak karar verilmesi doğru olmamıştır. Anayasa'nın 141/3. maddesine göre bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. HMK'nın 298/2.maddesi gereğince, gerekçeli karar tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. HGK'nın 24.02.2010 tarihli 2010/1-86 Esas ve 2010-108 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere; "Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur. ” Yine Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 10.04.1992 gün ve 1991/7 Esas, 1992/4 Karar sayılı ilamında mahkeme kararında çelişki bulunması halinde bunun mutlak bozma nedeni olacağı belirtilmiştir. Hüküm ve gerekçenin çelişkili olması halinde yasaya uygun biçimde, gerekçeyi içeren bir hüküm olduğundan söz edilemez. Kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası arasında çelişki yaratılması, Anayasa ile teminat altına alınan yargılamanın açıklığı, adil yargılanma hakkı prensibine ve kararların gerekçeli olması gerektiğine dair anayasa ve yasa hükümlerine de açıkça aykırıdır. İlk Derece Mahkemesinin gerekçeli karar ve hüküm fıkrasının yukarıda belirtilen açıklamalardaki hükümlere göre uygun olmadığı, mahkemenin kısa kararında 3 nolu bendinde "Güvence ile ilgili açılan davanın reddine" yazılmış gerekçeli kararın hüküm fıkrasında ise "Tahsilde tekerrür olmamak üzere ... ile ilgili 98.868,00 TL Nin davalılardan ... ve ... ile ilgili 31/05/2009 tarihinden GÜVENCE ile ilgili dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte ... ile ilgili 421,00 TL. Nin 31/05/2009 tarihinden itibaren ... VE ...'dan alınarak davacıya verilmesine," şeklinde yazılarak çelişki oluşmuştur. Ayrıca kısa kararda tarafların isimlerinin de hatalı yazıldığı görülmüştür. Davacılar vekilinin yargılama devam ederken davalılar, ..., ... ve ... Sigorta A.Ş. hakkındaki davadan feragat ettikleri ve duruşma sırasında davalı ... Sigorta A.Ş. vekili Av. ...'ın yargılama gideri ve vekalet ücreti talebi olmadığını imzalı beyanı ile doğruladığı halde, mahkemece kurulan hükmün sonuç kısmının 5/b. fıkrasında "1.980,00 TL. vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalı ... Sigorta A.Ş.ye verilmesine" şeklinde oluşturulan hüküm hatalı olmuştur. Yine yargılama giderlerinin davanın tamamen veya kısmen kabulüne göre düzenlenmediği, davacıların maddi tazminat taleplerinin tam olarak kabul edildiği gözetilmeden hüküm kurulması da doğru değildir. Ayrıca hüküm fıkralarında "... ile ilgili 98.868,00 TL'nin davalılardan ... Ve ... ile ilgili 31/05/2009 tarihinden Güvence Hesabı ile ilgili dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte ... ile ilgili 421,00 TL'nin 31/05/2009 tarihinden itibaren ... Ve ...'dan alınarak davacıya verilmesine, bakiye istemin reddine, her bir davacı ile ilgili 10.000,00 TL den toplam 20.000,00 TL'nin, davalılar ... Ve ...'dan 31/05/2009 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan alınarak, davacıya verilmesine, bakiye istemin reddine " şeklinde kurulan hükmün anlaşılır ve net olmadığı," ilgili" diye nitelendirilen dava konusunun belli olmadığı da görülmüştür. Hükmün bu haliyle infaz kabiliyeti de bulunmamaktadır. Bu nedenlerle davacı vekilinin bu yönlerden istinaf itirazları yerindedir. Açıklanan nedenlerle, davacı vekili ve davalı ...'ın mirasçıları vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-a/6. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın yukarıda belirtilen şekilde işlem yapılmak üzere mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş; Daire karar içeriğine göre davalı Güvence Hesabının istinaf başvurusu ve davacı vekili ile davalı ...'ın mirasçılarının manevi tazminata ilişkin istinaf talepleri bu aşamada inceleme konusu yapılmamıştır.

KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere : 1-Davacı vekili ve davalı ...'ın mirasçıları vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile yukarıda esas ve karar numarası belirtilen İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a/6. maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 2-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 3-Davalı Güvence Hesabının istinaf başvurusu hakkında bu aşamada karar verilmesine yer olmadığına, 4-İstinaf karar harcının istek halinde İlk Derece Mahkemesince yatırana iadesine, 5-Duruşma yapılmadığından, vekalet ücreti hükmedilmesine yer olmadığına, 6- Davalı Güvence Hesabının yapmış olduğu yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 7- Davacı vekili ve davalı ... mirasçıları tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin İlk Derece Mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, 8-İstinaf aşaması için yatırılan gider avansından artan kısmın yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/1-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.14/07/2020