Mevsimlik İşçi - Daimi Kadroya Geçiş


Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2020/79
2021/325
2021-03-23





1. Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Samsun 1. İş Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesi tarafından yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunun usule ilişkin bozma kararından sonra mahkemece verilen karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

4. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi:

5. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 2001 yılında kadroya alınması sırasında önceki hizmet süresinin derece ve kademe tespitinde dikkate alınmaması nedeni ile emsal işçilere göre eksik ücret aldığını ileri sürerek, yapılan intibakın hatalı olduğunun tespiti ile derece ve kademesinin belirlenerek ücret, yıpranma primi, yasal ve akdi ilave tediye farkı alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Cevabı:

6. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, toplu iş sözleşmesi ve ek protokollere göre intibakının yapılarak işe başlatıldığını, emekli olmasından sonraki toplu iş sözleşmesi hükümlerinden faydalanmasının mümkün olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkeme Kararı:

7. Samsun 1. İş Mahkemesinin 12.06.2014 tarihli ve 2014/81 E., 2014/434 K. sayılı kararı ile; davacının 26.10.2000 tarihli Protokol hükümleri uyarınca sürekli işçi kadrosuna geçirilme koşullarını bildiği ve yapılan işlemin rızası ile gerçekleştirilmesine rağmen on yıldan fazla bir süre geçtikten sonra fark ücret isteğinde bulunamayacağı, 2013 yılında Toplu İş Sözleşmesi ile idarenin intibakı kabul ederek bu yönde bir işlem yapmasının da davacıya böyle bir hak bahşetmeyeceği, zira davacının emekli olduğu ve sendika üyeliğinin sona erdiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:

8. Samsun 1. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

9. Yargıtay (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesinin 18.12.2014 tarihli ve 2014/14392 E., 2014/22954 K. sayılı kararı ile; “…Dosya kapsamına göre başlangıçta taraflar arasındaki işin mevsimlik nitelik taşıdığı gerekçesiyle; her yıl değişen tarih ve sürelerde davacının sigorta primlerinin yatırılmış olduğu, davacının yaptığı iş değişmeksizin kadroya alınması suretiyle tüm yılı kapsar şekilde sigorta primlerinin yatırılmaya devam edildiği anlaşılmaktadır. Yukarıdaki mevsimlik işe dair açıklamalar ile söz konusu tespit birlikte değerlendirildiğinde; davalı idare tarafından davacı ve arkadaşlarının kadroya alınması suretiyle tüm yıl benzer işlerde çalıştırılıyor olması daha önceki mevsimlik çalışmalarının niteliğini değiştirmez ise de, hukuken yok sayılması adeletsiz sonuçlar doğurur. Keza zincirleme olarak yenilenen bu sözleşmeler belirsiz süreli hal almıştır ki; kadroya alınmadan önceki çalışma ile kadroya alınmadan sonraki çalışma arasında niteliksel bir fark yaratılması ya da kadroya alınmadan evvelki çalışma yok sayılarak davacı ve arkadaşları hakkında yeni işe girmiş gibi işlem yapılmasının kanuni bir dayanağı da bulunmamaktadır.

Ayrıca Mahkemece davalı idare ile davacının üyesi bulunduğu sendika arasında imzalanan 26.10.2000 tarihli protokole atıf yapılmış ise de Toplu İş Sözleşmesi ile ancak İş Kanunda işçilere tanınmış haklar işçi lehine genişletilebileceği, aksine düzenlemelerin geçerlilik taşımayacağı unutulmamalıdır. Bu sebeple işçi aleyhine sonuç doğuran protokole geçerlilik tanınması mümkün değildir.

Yine Borçlar Hukukuna genel ilkeleri itibariyle bağlı olmasına karşın ondan ayrılarak bir alt (özel) hukuk dalı olarak İş Hukukunun ortaya çıkışının temel sebebi; yapıları itibariyle eşit olmayan taraflar arasındaki hukuki ilişkileri düzenliyor olmasıdır. Bu sebeple işverene bağımlı ve ekonomik geleceği işverene bağlı olarak çalışan işçinin kadroya alındığı tarihten sonra mevcut uygulamayı zımnen kabul etmiş olduğu varsayılamaz. Keza hak arama özgürlüğü Anayasal teminat altında olup bu hakkı kullanma zamanı hak sahibi aleyhine değerlendirilemez.

Emsal mahiyetteki Mersin İş Mahkemelerince verilmiş kabul kararları Dairemizin 2014/131...140, 306...313, 386, 496...500, 757...761 Esas sayılı ilamları ile, Şanlıurfa İş Mahkemelerince verilmiş kabul kararları Dairemizin 2013/5838...6077 Esas sayılı ilamları ile, Antalya iş mahkemesince verilmiş kabul kararları Dairemizin 2014/8391...8399 Esas sayılı ilamları ile, Artvin Asliye Hukuk (İş) Mahkemelerince verilmiş kabul kararları Dairemizin 2014/10516...10530 Esas sayılı ilamları ile onanarak kesinleşmiş bulunmaktadır.

Tüm bu tespitler ve emsal mahiyetteki kararlar karşısında, davacının kadroya geçirilmeden evvelki çalışmalarının çalışma süresine dahil edilmesi suretiyle derece ve kademesinin belirlenerek eğer var ise fark alacaklarının hüküm altına alınması gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi isabetsiz olmuştur…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Direnme Kararı:

10. Samsun 1. İş Mahkemesinin 27.04.2015 tarihli ve 2015/243 E., 2015/444 K. sayılı kararı ile; mevsimlik iş ve yıllık izin ücreti alacağı ile ilgili açıklamalarda bulunulduktan sonra bir işçinin daha önce 330 günün altında çalışırken daha sonra 330 günün üstünde çalıştırılıyorsa ve bu işlemde kötü niyetin bulunmaması hâlinde o işçiye yıllık ücretli izin verilebilmesi için önceki çalışmalarının mevsimlik statüde geçmediğinin kabul edilmesi gerektiği, somut olayda böyle bir durum bulunmadığından davacı işçiye 1999 yılı için yıllık ücretli izin verilemeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

11. Samsun 1. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen bu kararına karşı süresi içinde davacı vekilinin temyiz isteminde bulunması üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.10.2018 tarihli ve 2018/(7)9-834 E., 2018/1462 K. sayılı kararı ile “…Bu genel açıklamaların ışığında ön sorun değerlendirildiğinde; Mahkemece 27.04.2015 tarihli direnme kararında; önceki kararın Yargıtay 7. Hukuk Dairesi kararı ile bozulduğu ifade edildikten sonraki paragrafta dava ve cevap dilekçesinden, celp olunan belgelerden, davacı işçinin özlük dosyasının incelenmesinden, bordrolardan, dinlenen tanık beyanlarından, aldırılan bilirkişi raporundan, buna göre dosya kapsamı göz önüne alınarak mahkemenin verdiği ret kararının gerekçesinden, Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin verdiği bozma kararından ve bozma kararında gösterdiği gerekçe ve tomar dosya kapsamından bozma kararına katılmayarak önceki kararda direnildiği belirtilmiş olup mevsimlik iş ve yıllık izin alacağı ile ilgili açıklamalarda bulunulduktan sonra bir işçinin daha önce 330 günün altında çalışırken daha sonra 330 günün üstünde çalıştırılıyorsa bu işlemde kötü niyetin bulunmaması hâlinde o işçiye yıllık ücretli izin verilebilmesi için önceki çalışmalarının mevsimlik statüde geçmediğinin kabul edilmesi gerektiği, somut olayda böyle bir durum bulunmadığından davacı işçiye 1999 yılı için yıllık ücretli izin verilemeyeceği gerekçesiyle direnilmiştir.

Oysa davacının talebi intibakının yanlış yapıldığının tespiti ile derece ve kademesinin belirlenerek ücret farkı, yıpranma prim farkı, yasal ve akdi ilave tediye farkı alacaklarının hüküm altına alınması olup, yıllık izin alacağı talebi bulunmadığı hâlde mahkemece direnme kararının tüm gerekçesinin yıllık izin ücretine ilişkin olduğu, bu hâli ile talep konusu olmayan bir konuda direnme gerekçesi oluşturulduğu görülmektedir.

Bununla birlikte direnmeye konu dosyada tanık dinlenmediği ve bilirkişi raporu aldırılmadığı hâlde bu hususların da direnme gerekçesi yapıldığı anlaşılmaktadır.

O hâlde, mahkemece yapılacak iş dava ile ilgisi olmayan gerekçenin çıkartılıp Anayasa’nın 141’inci maddesinin üçüncü fıkrası ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK’nın 297’nci maddesi gözetilerek ve özellikle bozma kararında yer verilen bozma gerekçesine karşı, direnmenin gerekçesini de (gerekirse yeni bir hüküm oluşturmayacak şekilde yasal sınırlarda genişleterek) açıkça kaleme alarak kararda göstermek olmalıdır.

Şu duruma göre açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler gözetilerek anlaşılabilir ve denetlenebilir nitelikte direnme kararı verilmek üzere salt bu usuli eksikliğe dayalı olarak direnme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir…” gerekçesiyle karar usulden bozulmuştur.

12. Samsun 1. İş Mahkemesinin 17.10.2019 tarihli ve 2019/52 E., 2019/712 K. sayılı kararı ile; Yargıtay bozma kararı doğrultusunda bilirkişi raporu alındığı, davacının derece ve kademesi tespit edilmekle birlikte fark alacağının da belirlendiği, dava dilekçesinde talep edilen miktarla sınırlı olacak biçimde hüküm kurulduğu belirtilmiş, karar süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

13. Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda davacı işçinin daimi kadroya geçirilmeden önce mevsimlik işçi statüsünde geçen çalışmalarının, çalışma süresine dahil edilmesi suretiyle daimi kadroya geçtiği tarih itibariyle derece ve kademesinin belirlenmesinde dikkate alınıp alınamayacağı, buradan varılacak sonuca göre fark işçilik alacaklarına hak kazanıp kazanamayacağı noktasında toplanmaktadır.

III. ÖN SORUN

14. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında öncelikle; davalı nezdindeki çalışması sona eren davacı açısından derece ve kademesinin tespiti ile birlikte toplam 300,00TL fark alacağın faizi ile birlikte davalıdan tahsiline ve davacının davalıdan toplam 2.370,80TL alacağının olduğunun tespitine dair verilen kararın, hüküm altına alınan ve tespit edilen alacak miktarı dikkate alındığında karar tarihi olan 17.10.2019 tarihi itibari ile geçerli 3.200,00TL olan kesinlik sınırının altında kalıp kalmadığı, buradan varılacak sonuca göre davalı vekilinin temyiz isteminin miktardan reddine karar verilmesinin gerekip gerekmediği hususu ön sorun olarak tartışılmıştır.

IV. GEREKÇE

15. 01.10.2011 tarihinde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) yürürlüğe girmiş, anılan Kanun’un 450. maddesiyle de 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) ek ve değişiklikleriyle birlikte tümüyle yürürlükten kaldırılmıştır. Bununla birlikte yasa koyucu uygulamada birtakım sorunların ortaya çıkmasını engellemek için Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda geçiş hükümlerini ayrıca düzenlemiştir.

16. Bu bağlamda HMK’nın geçici 3. maddesi;

“(1) Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.

(2) Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/09/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. (Ek cümle: 1/7/2016-6723/34 md.) Bu kararlara ilişkin dosyalar bölge adliye mahkemelerine gönderilemez.

(3) Bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır.” hükmünü içermekle birlikte, 28.07.2020 tarihli ve 31199 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 47. maddesi ile geçici 3. maddenin ikinci fıkrasındaki “454” ibaresi “444” şeklinde değiştirilerek yeniden düzenlenmiştir.

17. Yukarıdaki düzenlemelerden, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilmiş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar HUMK’nın 26.09.2004 tarih ve 5236 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önceki 427 ila 444. madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı açıkça anlaşılmaktadır.

18. Bilindiği üzere, 21.07.2004 tarihli ve 25529 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak, öngördüğü istisnalar dışındaki hükümleri yayım tarihinde yürürlüğe giren, 14.07.2004 tarihli ve 5219 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un yürürlük tarihinden sonra yerel mahkemelerce verilen hükümler yönünden 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 427. maddesindeki temyiz (kesinlik) sınırını bir milyar TL; yine yürürlük tarihinden sonra Yargıtay Daireleri ve Hukuk Genel Kurulunca temyiz incelemesi sonucunda verilen kararlara karşı karar düzeltme yoluna gidilebilmesi için 440/III-1. maddesinde aranan parasal sınırı da altı milyar TL olarak değiştirmiştir. 5219 ve 5236 sayılı Kanunlara göre katsayı artışı uygulanarak bu sınırlar arttırılmıştır.

19. Somut olayda, Hukuk Genel Kurulunun usule ilişkin bozma kararı sonrasında mahkemece yapılan yargılama sonucunda kararın verildiği 17.10.2019 tarihinde bu miktar 3.200,00TL’dir.

20. 16.07.1981 tarihli ve 2494 sayılı Kanun’un geçici maddesi ile temyiz ve karar düzeltme sınırlarına ilişkin değişikliklerin, Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra verilecek nihai kararlara yönelik temyiz ve karar düzeltme istemleri hakkında uygulanacağı belirtilmiş; dolayısıyla, dava hangi tarihte açılmış olursa olsun, temyiz ve karar düzeltme sınırlarının saptanmasında, hakkında bu yollara başvurulan hükmün verildiği tarihteki yasal durumun esas alınacağı kabul edilmiştir.

21. Bir mahkeme kararının temyiz edilip edilemeyeceği belirlenirken, temyiz hakkının doğduğu (kararın verildiği) tarihteki hukuksal durum esas alınmalı; karar tarihinde yürürlükte bulunan kanun hükmü temyiz sınırı yönünden hangi düzenlemeyi içeriyor ise, ona bağlı kalınmalıdır. Buradaki “karar” teriminin, yerel mahkemenin, Özel Daire bozmasına karşı verdiği direnme kararını da kapsayacağında duraksama bulunmamaktadır.

22. Eldeki davada temyize konu alacak miktarının ne olduğunun açıklanmasında yarar bulunmakta olup davacı vekili, müvekkilinin 02.02.2001 tarihinden önce mevsimlik işçilikte geçen hizmet süresinin kadroya alındığı 02.02.2001 tarihinde dikkate alınmadığından derece ve kademesinin hatalı belirlendiğini iddia ederek, derece ve kademesinin tespiti ile fark işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiştir.

23. Hukuk Genel Kurulunun usule ilişkin bozma kararından sonra mahkemece bilirkişi raporu doğrultusunda davacının olması gereken derece ve kademeye dair tespiti yapılarak, “Ücret farkı, akdi ilave tediye farkı, yasal ilave tediye farkı, yıpranma prim farkı alacağı olmak üzere toplam brüt 300 TL. nin dava tarihi olan 13/01/2014 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine” ve “Davacının davalıdan 1.445,20 TL brüt ücret farkı alacağı, 254,10 TL brüt akdi ilave tediye farkı alacağı, 382,46 TL brüt yasal ilave tediye farkı alacağı, 289,04 TL brüt yıpranma prim farkı alacağı olduğunun tespitine…” dair hüküm kurulmuştur.

24. Bu durumda kararı temyiz eden davalı aleyhine hüküm altına alınıp tespit edilen ve uyuşmazlık konusu olan toplam alacak miktarı olan 2.370,80TL, açık biçimde kararın verildiği 17.10.2019 tarihinde geçerli 3.200,00TL tutarındaki temyiz edilebilirlik sınırının altında olduğundan, anılan karara karşı temyiz yasa yoluna gidilmesi miktar itibariyle mümkün değildir.

25. Şu hâlde davalı vekilinin mahkeme kararına yönelik temyiz isteminin miktar itibari ile reddine karar verilmelidir.

V. SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

Davalı vekilinin karara yönelik temyiz isteminin miktar itibariyle kesin olduğundan REDDİNE,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 23.03.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.