Küfür İçermeyen Paylaşım - Siyasi Kişilik - Hakaret


Yargıtay 16. Ceza Dairesi
2019/11074
2020/2040
2020-03-13





Özet:

  • Sanığın sübutu kabul edilen facebook adlı sosyal paylaşım sitesinde, "bir de sokaklara dökülün diyor reis; bu kez sokağa çıkma yasağına uyuyorum. Şimdi git eline beline silah dolayıp üzerimize saldığın askerlerin korusun seni. Militarizm senin taktiğindi. Tabi senaryoda olur mu olur...Darbeye izin vermedik çünkü biz güçlüyüz bizi seçin kafası bu halka cazip gelir" şeklindeki paylaşımlarının, rahatsız edici olduğu görülse de siyasi içeriği itibariyle, iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici nitelik taşımaması nedeniyle demokratik toplumda siyasi kişiliklerden beklenen hoşgörü kapsamında değerlendirilmesi gereken ağır eleştiri olarak kabul edilmesinde hukuki isabetsizlik bulunmadığından kanun yararına bozma isteminin bu talep yönünden reddine,
  • Ancak hüküm, iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir.
  • Yargılama neticesinde sübutu kabul edilen eylemin, iddianamede unsurları gösterilen suçu değil ve fakat bir başka suçu oluşturduğu kanaatine varılmış ise eylemin vasfen ikiye bölünerek bir vasfı yönünden beraat, diğer vasfı yönünden de bir başka karar verilemeyeceği gözetilmeden Cumhurbaşkanına hakaret suçundan sanığın beraatine karar verilip ayrıca aynı eylemin Türk Ceza Kanununun Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama başlıklı maddesi kapsamında kaldığı gerekçesi ile ikinci kez yargılama sonucunu doğuracak biçimde suç duyurusunda bulunulmasında hukuki isabet bulunmamakla, kanun yararına bozma isteminin bu talep yönünden kabulüne karar verilmiştir.

Dosya kapsamına göre,

1-Düzce 3. Asliye Ceza Mahkemesince sanığın sosyal medya üzerinden yapmış olduğu paylaşımın mağdurun onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmadığı, eleştiri niteliğinde kaldığı gerekçesi ile hakaret suçunun unsurlarının somut olayda oluşmadığından bahisle sanığın beraatine karar verilmiş ise de, sanığa isnat edilen eylemin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 299. maddesinde düzenlenen Cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturduğu, bu suçun kovuşturulmasının ise aynı maddenin 3. fıkrası gereğince Adalet Bakanının iznine tabi olduğu, bahse konu suçla ilgili olarak şikayet veya başkaca bir soruşturma veya kovuşturma şartının aranmadığı, Adalet Bakanlığının 10/08/2017 tarihli “Olur”u ile de sanığın, facebook adlı sosyal paylaşım sitesinde 16/07/2016 tarihinde "bir de sokaklara dökülün diyor reis; bu kez sokağa çıkma yasağına uyuyorum. Şimdi git eline beline silah dolayıp üzerimize saldığın askerlerin korusun seni. Militarizm senin taktiğindi. Tabi senaryoda olur mu olur...Darbeye izin vermedik çünkü biz güçlüyüz bizi seçin kafası bu halka cazip gelir" şeklindeki paylaşımlarının Cumhurbaşkanına hakaret eylemi olarak değerlendirilerek Türk Ceza Kanunu’nun 299/3. maddesi uyarınca kovuşturma izni verildiği, sanığın sayın Cumhurbaşkanına yönelik, bahse konu sözleri içeren paylaşımlarda bulunmak suretiyle üzerine atılı suçu işlediğinin sabit olduğu gözetilmeden, sanığın mahkumiyeti yerine yazılı şekilde beraatine dair karar verilmesinde,

2-Eylemin Türk Ceza Kanunu'nun 301.maddesi kapsamında kaldığı kanaatine varılması halinde, atılı suçlardan beraat kararı değil, durma kararı verilerek anılan madde izne tabi olduğundan Adalet Bakanlığından soruşturma izni alınmasını müteakip, ek iddianame tanzimi için durma kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde, isabet görülmemiştir.

5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 14/10/2019 gün ve 94660652-105-81-2919-2019-Kyb sayılı istemlerine müsteniden ihbar ve mevcut evrak Dairemize gönderilmiştir.

II-OLAY

20.01.2017 tarihinde yapılan ihbara istinaden başlatılan ve süreçte Düzce Üniversitesi Rektörlüğünce yapılan ihbar kapsamında ki soruşturma dosyasının da birleştirilmesine karar verildiği görülen soruşturma sonunda; Düzce Cumhuriyet Başsavcılığının 15.09.2017 tarihli iddianamesinde özetle; kullanıcısı olduğu facebook sosyal medya hesabından; Cumhurbaşkanına yönelik 16.07.2016 tarihinde ''Bir de sokaklara dökülün diyor reis; bu kez sokağa çıkma yasağına uyuyorum. Şimdi git eline beline silah dolayıp üzerimize saldığın askerlerin korusun seni. Militarizm senin taktiğindi. Tabi senaryoda olur mu olur... Darbeye izin vermedik çünkü biz güçlüyüz bizi seçin kafası bu halka cazip gelir'', üzerinde '' 19//24 temmuzda #kobane'deyiz #sgdf yazısı bulunan "Tır dolusu silah gönderilen yere kucaklarında oyuncak götürecek kadar yüreği güzel insanları katlettiniz '' 20.06.2015 tarihinde '' Mit bu ülkede işe yaramayan b.ktan bir teşkilat. Ancak silah göndertmeye susturmaya ve yarattıkları kaosun çocuklarına oyuncak götüren vatandaşını katletmeye yarayan akçak bir kurum.#SuructaKatliamVar '',28.12.2016 tarihinde ''28/12/2011: İliklerime kadar zılgıtların, ağtların, ağlaşmaların o tizliğini hissetiğim bu tarihi asla unutmayacağım. #roboskikatliami#uluderekatliami'',14.01.2016 tarihinde üzerinde "Barışa imza veren akademisyen Latife Akyüz görevinden uzaklaştırıldı-14.01.2016-Siyasi Haber" yazılı videonun üst kısmına "Niçin mi düzceyi terk etmek istedim? Benden sedat peker çıkmaz, üzgünüm.'', 14.12.2015 tarihinde ''Öğretmen doktor vs. Gibi Silopi ve Cizre'yi terk eden meslek mensuplarında Kürt asıllı olan her kimin biraz şerefi varsa görevini o toprakta yapar. Devletin bu pislik politikasına uymaz. Bu yazdıklarımın adına ne halt diyorsanız deyin'', 03.12.2015 tarihinde '' Önce insan katledersin, sonra yanınada bir silah koyar cesedini süsler, resmini çekersin. Adına terörist der basına sürersin. Devlet babanızın ucuz oyunları böyle piyasaya girer.90ların faili meçhulleri böyle doğdu 2000lerde de devam ediyor. Öldüren devlet, ölen ise halktır, kuşkusuz.'' şeklinde yaptığı paylaşımlarının bir bütün halinde değerlendirildiğinde Cumhurbaşkanına Hakaret, Halkı Kin ve Düşmanlığa Alenen Tahrik Etme ve Suç ve Suçluyu Övme suçlarını oluşturduğu ve bu kapsamda atılı suçları işlediği iddiası ile sanığın cezalandırılması istenilmiştir.

16.07.2016 tarihinde ''Bir de sokaklara dökülün diyor reis; bu kez sokağa çıkma yasağına uyuyorum. Şimdi git eline beline silah dolayıp üzerimize saldığın askerlerin korusun seni. Militarizm senin taktiğindi. Tabi senaryoda olur mu olur... Darbeye izin vermedik çünkü biz güçlüyüz bizi seçin kafası bu halka cazip gelir'' şeklindeki paylaşımına istinaden kovuşturma izni 10.08.2017 tarihinde alınmıştır.

Düzce 3. Asliye Ceza Mahkemesince iddianamenin kabulüne karar verilmesine müteakip; mahkemenin 2017/529 esasına kayden başlayan, müştekinin şikayet ve katılma talebinde bulunmadığının bildirildiği kovuşturma kapsamında; gerek soruşturma gerekse kovuşturma aşaması sürecinde alınan ifadelerinde özetle; belirtilen paylaşımları Cumhurbaşkanına hakaret etmek ya da Halkı kin ve düşmanlığa tahrik edip suç ve suçluyu övmek gibi bir niyeti olmaksızın hassas olduğu konularda eleştirisel nitelikte ifade özgürlüğü kapsamında yaptığını, suçlamaları kabul etmediğini, duygusal bir ilişki yaşamak isteyen arkadaşının teklifini reddetmesi nedeni ile bu suçlamalara maruz kaldığını beyan eden, adli sicil kaydında sabıkası bulunmayan, süreçte hakkında adli kontrol tedbiri uygulanan sanık hakkında yapılan yargılama sonucunda özetle; 2017/529 esas ve 2018/343 karar sayılı 08.05.2018 tarihli kararla "suçu ve suçluyu övme" ve " halkı kin ve düşmanlığına alenen tahrik etme" suçlarının yasal unsurları oluşmadığından CMK'nun 223/2-a maddesi uyarınca ayrı ayrı beraatine, "Cumhurbaşkanına hakaret" suçu yönünden ise Yargıtay kararları uyarınca Cumhurbaşkanına söylenen sözlerin onur, şeref ve saygınlığı rencide edici boyutta olmayıp, eleştirel, rahatsız edici, kaba davranış niteliğinde kaldığı, hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı anlaşıldığından CMK'nun 223/2-a maddesi gereğince beraatine, iddianame içeriğindeki paylaşımların bir bütün halinde TCK'nun 301/1-2.maddeleri kapsamında kalma ihtimali olduğu, bu konuda ayrıca açılmış bir kamu davasının bulunmadığı anlaşıldığından gereğinin takdir ve ifası için Düzce Cumhuriyet Başsavcılığına ihbarda bulunulmasına karar verildiği görülmüştür.

01.06.2018 tarihinde Cumhuriyet savcısınca görüldüsü yapılan karar gereği 18.05.2018 tarihinde suç duyurusunda bulunulan, istinaf edilmediğinden 29.05.2018 tarihinde kesinleştiğine dair şerhlerin hazırlandığı ancak kanun yararına bozma isteminde bulunulması sürecinde yapılan isteme binaen de 16.05.2019 tarihinde mağdura tebliğ edildiği anlaşılan karara yönelik; Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan ihbara istinaden soruşturma işlemlerine başlanılmış ise de iddianamede belirtilen paylaşımlara ilişkin olarak suçların yasal unsurları oluşmadığından beraatine dair karar verilmesi nedeni ile tekrar soruşturma ve kovuşturma yapma imkanı bulunmadığından kesinleşen kararın kanun yararına bozulmasının istenilmesine müteakip Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 14.10.2019 tarihli talebi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından kesin kararın kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşılmıştır.

III-KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNE İLİŞKİN UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI:

Sanığın facebook adlı sosyal paylaşım sitesinde 16/07/2016 tarihinde yaptığı "bir de sokaklara dökülün diyor reis; bu kez sokağa çıkma yasağına uyuyorum. Şimdi git eline beline silah dolayıp üzerimize saldığın askerlerin korusun seni. Militarizm senin taktiğindi. Tabi senaryoda olur mu olur...Darbeye izin vermedik çünkü biz güçlüyüz bizi seçin kafası bu halka cazip gelir" şeklindeki paylaşımlarının Cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturup oluşturmadığı ve yapılan yargılama neticesinde aynı eylemin Türk Ceza Kanunu'nun 301.maddesi kapsamında kaldığı kanaatine varılması halinde,durma kararı yerine eylemin vasfen bölünerek Cumhurbaşkanına hakaret suçundan sanığın beraatine karar verilmesinde hukuki isabet bulunup bulunmadığı hususundadır.

IV-HUKUKSAL DEĞERLENDİRME:

Ayrıntıları, 14.11.1977 tarih, 3-2 sayılı içtihadı birleştirme kararı ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen istikrar kazanmış kararlarında (03.04.2012 tarih 2011/10-438 - 2012/141 sy. 10.05.2011 tarih 6-80-90 sy. 14.12.2010 tarih 4-210-259 sy. 15.06.2010 tarih 9-117-146 sy. 23.06.2009 tarih 9-30-177 sy. gibi) açıklandığı üzere: 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinde, olağanüstü ve istisnai bir kanun yolu olarak düzenlenen kanun yararına bozma ile; hakim ya da mahkemelerce verilen ve temyiz veya istinaf incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar yahut hükümlerdeki gerek maddi gerekse usule ilişkin hukuka aykırılıkların hem ilgilisi hem de toplum açısından giderilmesi ile ülkede uygulama birliğinin sağlanması amaçlanmaktadır. Ancak kesin kararlara karşı kabul edilmesi nedeniyle bu amaçlara hizmet etmeyen, sadece yapılan uygulamanın hatalı olduğunun tespiti ile yetinilmesi sonucunu doğuran hukuka aykırılıkların bu yolla çözülmesinde kanun yararı olmadığı gibi bu uygulamanın kesin hükmün otoritesini sarsacağı da açıktır.

Aynı nedenlerle olağan yasa yollarına göre, kapsamının dar ve sınırlı olması, hukuka aykırılığın, davanın özüne ve cezaya esaslı bir şekilde etki etmesi, tüm hukuka aykırılıkların bir defada giderilmesi gerekmektedir.

Hakim ya da mahkeme tarafından değiştirilmesi, geri alınması her zaman mümkün olan kararlarda yasanın aradığı kesinlikten bahsedilemez.

Ciddi boyuta ulaşmayan, maddi meseleye ilişkin olan, hakimin kanaat ve takdir yetkisi kapsamında kalan hususlar ile infaz aşamasında, soruşturma ya da kovuşturma safhasında alınacak bir kararla giderilebilecek nitelikte olanlar gibi başka bir yol ve yöntemle giderilmesi mümkün olan hukuka aykırılıkların, kanun yararına bozma konusu olamayacağı kabul edilmektedir.

Sübutu kabul edilen eylemin suç oluşturup oluşturmayacağı ya da hangi suçu oluşturacağı yönündeki hukuki tespit, kabul ve uygulamaların yukarıda sayılan, uygulama birliği ve hukuk güvenliği amaçları bağlamında kanun/kamu yararı taşıdığından kanun yararına bozma yasa yoluna konu olabileceğinde şüphe yoktur. Yüksek Ceza Genel Kurulu da aynı görüştedir.(23.6.2009 t,2009/7-69,176 sy)

Ancak ayrıntıları Ceza Genel Kurulu'nun 25.10.1993 tarih 260/281 sayılı kararında da açıklandığı üzere; olaya ilişkin deliller toplanıp değerlendirilmişse, delil takdiri yapılarak verilen bu karar aleyhine noksan kovuşturma yapıldığından ya da takdirinde yanılgıya düşüldüğünden bahisle kanun yararına bozmaya gidilemez.

AİHS'nin 6. ve Anayasanın 36/1.maddeleri ile teminat altına alınan adil yargılama hakkı kapsamında kalan ve ceza yargılama hukukunun temel ilkelerinden olan "çifte yargılama yasağı/Ne bis in idem" kuralı gereğince, nihai bir kararla mahkum edilen ya da beraat eden kimse, aynı egemenlik alanı içinde aynı fiilden dolayı yeniden yargılanamaz ve cezalandırılamaz. AİHS 7 nolu protokolün 4.maddesi ile Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesinin 14/7. Maddeleri de bu kuralı güvenceye bağlamıştır.

Ne var ki, asıl amacı maddi gerçeğe insan onuruna yaraşır biçimde ulaşmak olan ceza yargılamasının, adli hatalar nedeniyle mutlak hakikate ulaşamaması muhtemel ve vakıadır. Bu nedenle kesin hükmün otoritesine istisna olmak üzere olağanüstü yasa yolları benimsenmiştir. 5271 sayılı CMK'nın 309.maddesinde düzenlenen kanun yararına bozma, 311-314. Maddelerinde düzenlenen yargılamanın yenilenmesi ve 308.maddesinde yer alan Yargıtay C.Başsavcılığının itarızı da bu istisnalardandır.

Aynı fiilden dolayı aynı kişi ancak bir defa kovuşturulabilir; aynı fiilden aynı kişinin birden fazla defa kovuşturulması yasaktır. Yani önceden verilmiş bir kesin hüküm sonraki muhakemeyi önler. Bunun için aynı kişi ve aynı eylem hakkında verilmiş olması gerekir. Sanığın gerçekleştirdiği eylemin hukuki nitelemesinde farklılaşmanın bir önemi yoktur.Önemli olan maddi olayın aynı olay olmasıdır. (Kunter/Yenisey/Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi,Onaltıncı Bası, Beta Yayınları, İstanbul, 2008 s.126.) Fikri içtima veya Normların içtimaında, bir kez mahkûmiyet veya beraat kararı verildiği zaman artık, bir daha o fiil için dava açılmaz.

Diğer taraftan TC Anayasasına göre, Cumhurbaşkanı devletin başıdır ve bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder. Bu nedenledir ki Cumhurbaşkanına Hakaret suçu, kişilere ve şerefe karşı suçlar içerisinde değil Devlete karşı işlenmiş suçlar bölümünde düzenlenerek Devleti temsil eden Cumhurbaşkanlığı makamının saygınlığının korunması amaçlanmıştır. Devlete karşı işlenen suçlardan bir kısmının gerçek mağdurunun makamı temsil eden gerçek kişi olmakla birlikte, Devlete ilişkin hukuki yararın korunması, kişiye nazaran daha üstün tutulmuştur.

Suç doğrudan doğruya Cumhurbaşkanı olan kişiye karşı işlenmekte ise de, suçla korunan ve bu nedenle ihlal edilen hukuki değer Devletin siyasal iktidar yapısıdır. (Özek, Çetin, Siyasi İktidar Düzeni ve Fonksiyonları Aleyhine Cürümler, İst 1967 s. 10)

Ceza himayesinin konusu Devlet kuvvetlerinin korunmasıdır. (Faruk Erem, Türkiye Barolar Birliği Dergisi 1991/1, Manzini V trattato di diritto penale İtaliano, IV (Torino,1926 s. 198)

Suçun faili herkes olabilir. Cumhurbaşkanlığı sıfatı seçimle değil ant içmekle başlar. Suçun görevin devamı sırasında işlenmesi gerekli olduğu gibi görevden kaynaklanması şart değildir. (CGK 02.04.1990 tarih 84/106 sy karar)

Hakaret, bir kişiye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek şekilde bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle onur, şeref ve saygınlığa saldırmasıdır. Eylemin yüze karşı ya da yoklukta işlenmesi arasında fark yoktur. Gıyapta hakarette ihtilat öğesi aranmamaktadır.

Serbest hareketli suç olup, sözler, imalı şarkılar, yazı, çizim, resim, nefreti gösteren hareketler ve bunun gibi davranışlarla işlenebilir.

Manevi unsur genel kasttır. Mağdurun sıfatı bilinerek hareket edilmelidir. Saikin siyasi olması şart değildir. Cumhurbaşkanlığı sıfat veya vazifesiyle alakalı saike de lüzum yoktur. (Erem. age)

Bir eylemin hukuk düzeni tarafından cezalandırılması ancak onu hukuka uygun kılan diğer bir anlatımla hukuka aykırılığı ortadan kaldıran bir nedenin bulunmamasına bağlıdır. İfade hürriyeti, basın özgürlüğü, haber verme ve eleştiri hakkı gibi bir hakkın kullanmasına ilişkin hukuka uygunluk nedenleri mevcut ise hukuk düzeni tarafından kişi cezalandırılmayacaktır. Ancak, eleştiri hak ve görevi kötüye kullanılmamalı, ifade veya yazıda küçültücü, incitici, abartılı sözlerden kaçınılmalıdır. Sayılan öğelerden birinin olması halinde haber verme ve eleştiri hakkından söz edilmeyecek eylem hukuka aykırı olacaktır.

Hakaret suçları ifade özgürlüğünü sınırlayan hallerden bir tanesidir. Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde vazgeçilmez ve devredilmez bir niteliğe sahiptir. İfade hürriyeti insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkan ve özgürlüğüdür. Temel hak ve özgürlüklerden olan bu hak birçok Uluslararası belgeye, Anayasa ve yasalara konu olmuştur. Bu cümleden olarak, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 19. maddesinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10/1.maddesinde, T.C. Anayasasının 25 ve 26. maddelerinde birbirlerine benzer şekilde; "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir." biçiminde teminat altına alınmıştır.

Demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden birini ve toplumun ilerlemesi ve bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade hürriyeti sadece kabul gören veya zararsız veya kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir. Bunlar demokratik bir toplumun olmazsa olmaz tolerans ve hoşgörüsünün gerekleridir. (Tezcan, Erdem Sancaktar, Türkiye'nin İnsan Hakları sorunu 2. baskı sy 462)

Ancak mutlak haklardan olmayan ifade hürriyetinin sonsuz ve sınırsız olmadığı, kısıtlı da olsa belli şartlarda sınırlandırılabileceği de aynı metinlerde yer bulmuştur. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 10/2 maddesine göre; görev ve sorumluluklar da yükleyen bu hakkın kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda başkalarının şöhret ve haklarının korunması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir. Anayasanın 26/2. maddesine göre de: "Bu hürriyetlerin kullanılması... başkalarının şöhret veya haklarının... korunması amaçlarıyla sınırlanabilir."

İfade özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemelerin dar yorumlanması, sınırlandırma için önemli bir toplumsal ihtiyaç veya zorunluluğun bulunması, bu sınırlandırmanın meşru bir amacı gerçekleştirmek için yapılması, sınırlandırmada aşırıya gidilmemesi ve her halükarda hakkın özünü zedelemeyecek ölçüde yapılması gerekmektedir.

İftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzeni cebir yoluyla değiştirmeye yönelen nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle ceza yaptırımlarına bağlanmaktadır.

Bu doğrultuda Cumhurbaşkanına Hakaret suçları TCK 299. maddede yaptırıma bağlanmıştır. Suçun koruduğu hukuki yarar yukarıda da izah edildiği üzere Cumhurbaşkanının şeref ve saygınlığıdır. Bu suçun oluşumu için "Onun sosyal değeri konusunda kendisinin veya toplumun düşünce veya duyguları sarsıcı fiil veya sıfatlar isnat veya izafe edilmelidir. Ne tür hareketlerin şeref ve itibari ihlal edici olduğu, toplumda hakim olan ortalama düşünüş ve anlayışa göre belirlenmelidir, bunun tayininde ölçü bireyin özel duyarlılığı değildir. Bu itibarla basit bir saygısızlık hakaret ve sövme olarak nitelendirilemez" (Erman, hakaret ve sövme suçları sy 80 vd)

Demokratik toplumlarda siyasiler, üst düzey bürokratlar ile kamuya mal olmuş kişiler, diğer insanlara nazaran ağır eleştirilere daha fazla katlanmalıdırlar. Ancak hakarete hiçbir kimse katlanmak zorunda değildir. İfade hürriyeti bakımından eleştiri ve hakaret ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken kavramlardır. Kaba sövme hiçbir koşulda eleştiri olarak kabul edilemez. Türk toplumunun önemli bir kesiminin kendilerini siyasi liderleriyle özdeşleştirdiği, liderlerine yapılan ve kamuya yansıyan hakaretleri kendilerine yapılmış gibi algılayarak aşırı reaksiyon gösterdikleri, bu hakaretlerin toplumdaki kutuplaşmayı artırdığı, hakaret ve sövme fiillerinin, adi olaylarda dahi birçok öldürme ve nitelikli yaralamalara sebebiyet verdiği gözetildiğinde, bu fiillerin orantılı bir yaptırıma bağlanmasının toplumsal barışın ve kamu düzeninin korunması bakımından da demokratik toplumda zorlayıcı bir ihtiyacın karşılanması kapsamında değerlendirilmesi gerekir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde: Sanığın sübutu kabul edilen facebook adlı sosyal paylaşım sitesinde 16/07/2016 tarihinde, "bir de sokaklara dökülün diyor reis; bu kez sokağa çıkma yasağına uyuyorum. Şimdi git eline beline silah dolayıp üzerimize saldığın askerlerin korusun seni. Militarizm senin taktiğindi. Tabi senaryoda olur mu olur...Darbeye izin vermedik çünkü biz güçlüyüz bizi seçin kafası bu halka cazip gelir" şeklindeki paylaşımlarının, rahatsız edici olduğu görülse de siyasi içeriği itibariyle, iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici nitelik taşımaması nedeniyle demokratik toplumda siyasi kişiliklerden beklenen hoşgörü kapsamında değerlendirilmesi gereken ağır eleştiri olarak kabul edilmesinde hukuki isabetsizlik bulunmadığından kanun yararına bozma isteminin 1 numaralı talep yönünden reddine,

Ancak hüküm, iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir.(TCK Madde 225/1) Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir.(TCK Madde 225/2) Yargılama neticesinde sübutu kabul edilen eylemin, iddianamede unsurları gösterilen suçu değil ve fakat bir başka suçu oluşturduğu kanaatine varılmış ise eylemin vasfen ikiye bölünerek bir vasfı yönünden beraat, diğer vasfı yönünden de bir başka karar verilemeyeceği gözetilmeden Cumhurbaşkanına hakaret suçundan sanığın beraatine karar verilip ayrıca aynı eylemin Türk Ceza Kanununun 301.maddesi kapsamında kaldığı gerekçesi ile ikinci kez yargılama sonucunu doğuracak biçimde suç duyurusunda bulunulmasında hukuki isabet bulunmamakla, kanun yararına bozma isteminin 2 numaralı talep yönünden kabulüne karar verilmiştir.

V-SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin;

1 numaralı bozma istemi yönünden REDDİNE;

2 numaralı bozma istemi yönünden kabulü ile Düzce 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 08.05.2018 tarihli ve 2017/529 esas, 2018/343 sayılı kararının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309/4-c. maddesi uyarınca aleyhe tesir etmemek ve yeniden yargılanmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA, dosyanın gereği için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 13.03.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.