Gerçeğe Aykırı Reçete Düzenleme


Yargıtay Ceza Genel Kurulu
2003/256
2004/15
2004-01-27





Özet:

  • Sanık Sunay'ın görevde yetkiyi kötüye kullanma, sanık Ergin'in kamu kurumunu dolandırmak ve resmi belgede sahtecilik suçlarından beraetlerine karar verilen olayda Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, sanıklara atılı suçların sabit olup olmadığı hususuna ilişkindir.
  • Sanık Ergin'in eylemleri ile zincirleme biçimde resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarını işlediği kanıtlandığından, sanığın atılı suçlardan beraatine ilişkin Yerel Mahkeme direnme hükmü isabetsiz olup, bozulmasına karar verilmelidir.
  • Sanığın hekim olarak kişisel görevlerinin yanı sıra klinik şefi olarak idari görevlerinin de bulunması, esasen serviste 5 uzman hekimle birlikte çalışması gerekirken, uzun süredir tek uzman hekim olarak sadece asistanlarla çalışmak zorunda kalması, hasta sayısının fazlalığı, akademik kariyeri nedeniyle çeşitli kongre ve sempozyumlara katılarak bildiri sunmak ve hastanede uzmanlık eğitimi alan doktorların tez çalışmaları ile eğitimlerine katkıda bulunmak gibi fazla mesai harcanmasını zorunlu kılan görevlerinin de bulunması karşısında,
  • Sanığın uzun süredir birlikte çalıştığı asistanına güvenip, içeriğindeki değişiklikleri fark etmeksizin sahte order ile reçeteleri imzalamak şeklindeki eyleminin mevcut iş yoğunluğu nedeniyle karşılaşılması olağan bir beşeri hata olarak kabul edilmesi gerektiği, bu nedenle sanığa yüklenen suçun unsurlarının somut olayda gerçekleşmediği anlaşılmaktadır. Bu itibarla, sanık Sunay'ın beraatine ilişkin Yerel Mahkeme direnme hükmünün onanmasına karar verilmelidir.

 

Resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından sanık Ergin Özaltın ile görevde yetkiyi kötüye kullanma suçundan sanık Sunay Sandıkçı'nın beraatlerine, sanık Mustafa Onkur'un nitelikli dolandırıcılık, sanık Sahragül Yılmaz'ın görevde yetkiyi kötüye kullanma su-çundan cezalandırılmalarına ilişkin Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 27.2.2000 gün ve 123-59 sayılı hüküm katılan vekili ile mahkum olan sanıklar vekilleri tarafından temyiz edil-mekle dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 23.9.2002 gün ve 13344-10495 sayı ile;

"Katılan vekilleri sanık Mustafa Onkur hakkında sahtecilik suçundan kurulan beraat hük-münü temyiz etmediğinden bu husus inceleme dışı bırakılmıştır.

Sanık Sahragül Yılmaz'ın eylemleri TCK.nun 64/1. maddesi yollamasıyla 339/1, 80 ve 504/7, 80. maddelerine uyan suçları oluşturduğu halde kül halinde TCK.nun 240. maddesinde yazılı görevi kötüye kullanmak niteliğinde kabulü; karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan el-verişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre (katılan vekillerinin sanıklar Sahragül Yılmaz ve Mustafa Onkur hakkında kurulan hükümlere yönelik temyizi bulunmadığın-dan) adı geçen sanıklar savunmanlarının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle eleştiri dışında usul ve kanuna uygun bulunan hükmün tebliğnameye aykırı olarak onanmasına,

Katılan vekillerinin sanıklar Ergin Özaltun, Sunay Sandıkçı hakkındaki hükümlere yö-nelen temyizine gelince;

Sanıklar Sunay Sandıkçı'nın düzenlediği içerikleri itibariyle sahte raporlarda yazılı olup sanık Mustafa Onkur'un kullanmadığı, tutarı ve dozajı yönünden kullanma olanağının da bulun-madığı ilaçları sanık Ergin Özaltun'ın satmış gibi belge düzenleyerek Emekli Sandığından hak-sız çıkar sağladığı, sanıkların belirtilen eylemlere önceden anlaşmak suretiyle ve doğrudan katıl-dıkları TCK.nun 64/1.maddesi yollamasıyla 339/1, 80 ve 504/7, 80. maddeleri gereğince hüküm-lendirilmeleri gerektiği gözetilmeden yazılı biçimde hüküm kurulması" isabetsizliğinden bozul-muştur.

Yerel Mahkeme 17.4.2003 gün ve 527-138 sayı ile;

"... Her ne kadar sanıklardan Ergin Özaltun hakkında sahtecilik ve dolandırıcılık suçların-dan cezalandırılması istemi ile dava açılmış ise de; Eczacı olan bu sanığın, müsnet suçları işledi-ğine, daha önce cezalandırılmalarına karar verilen Mustafa Onkur Sahragül Yılmaz'ın eylemle-rine katıldığına dair savunmasının aksine kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden, sanık Eczacı reçetelerde yazılan ilaçları vermiş olduğundan, Eczacının Doktor tarafından reçetelere ya-zılan ilaçları ve dozlarını tartışmaya yetkisi olmadığı gibi, mükellefiyeti de bulunmadığından, re-çeteler sahte olmayıp, tahrifatlı da olmadığından, sanığın Gaziantep'ten beri tedavisi nedeniyle kendisinden zor bulunan ilaçların alınması nedeniyle daha önce cezalandırılan Mustafa Onkur Adana'da tedavi görürken Eczacı olarak ilgilenmesi dolandırıcılık suçuna katıldığının sahte-cilik suçunu işlediğini göstermeyeceğinden sanığın müsnet suçlardan beraatine karar verilmiş, Yüksek Yargıtay 6.Ceza Dairesinin sanıkla ilgili bozma kararına uyulmayarak önceki beraat kararında ısrar edilmiştir.

Her ne kadar daha önce cezalandırılmasına karar verilen Mustafa Onkur'un bilinçli olarak olay tarihinde yattığı Adana Numune Hastanesi Dahiliye Poliklinik Şefi olan Doçent Dr. Sunay Sandıkçı hakkında görevi kötüye kullanmak suçundan dolayı hakkında kamu davası açılmış ise de; Tahkikatın başından beri suçlamayı kabul etmeyen sanığın savunmasına, tanık anlatımlarına, olayın cereyan şekline ve dosya kapsamına nazaran olay tarihinde Adana Numune Hastanesi Dahiliye Polikliniği şefi olan Sunay Sandıkçı Adana Numune Hastanesi Başhekimliği yazıların-dan da anlaşılacağı üzere bu klinikte yeteri kadar şef yardımcısı ve Baş Asistan olmadığı halde büyük bir özveri ile görev yaptığı sırada Asistanı olup, daha önce cezalandırılan Sahragül Yılmaz'ın aldatılarak hasta ordırlarının değiştirilmesi ve yeniden yazılması sonrası Asistanına güvenerek yoğun bir iş ortamı içerisinde kaşesini basarak imzalaması ve reçetelerin de yine Sahragül Yılmaz tarafından yazılması olayında kasıtlı bir davranışı bulunmadığından, sonradan düzenlenen ordırdaki bütün yazılar daha önce cezalandırılan Sahragül Yılmaz'ın eli ürünü oldu-ğundan, Sahragül Yılmaz da bunu inkar etmediğinden, olayda sanık Sunay Sandıkçı'nın kasıtlı bir eylemi olmadığı gibi, ihmal teşkil edebilecek bir eylemi de olmadığından, böyle bir soruş-turmanın açılmasından sonra olayın aydınlığa kavuşması için bu sanık gayret gösterdiğinden, idari soruşturma sırasında da valilikçe bu sanık hakkında soruşturma izni verilmeyip İdare Mah-kemesinin kararı sonucu bu sanık hakkında dava açılmış olduğundan , sanığın müsnet suçtan be-raatine karar verilmiş, Yüksek 6.Ceza Dairesinin sanıkla ilgili bozma kararına uyulmayarak ön-ceki beraat kararında ısrar edilmiştir." gerekçesiyle sanıklar Sunay Sandıkçı ve Ergin Özaltın'ın atılı suçlardan beraatlerine ilişkin önceki hükümde direnmiştir.

Bu hükmün de katılan vekili ile hakkındaki mahkumiyet hükmü onanarak kesinleştikten sonra davaya katılma istemi reddedilen hükümlü Sahragül Yılmaz vekili tarafından temyiz edil-mesi üzerine dosya Yargıtay C.Başsavcılığının her iki sanık hakkındaki hükümler yönünden "bozma" istekli 7.10.2003 gün ve 117189 sayılı tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığa gönderil-mekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.

CEZA GENEL KURULU KARARI

Gerçeğe aykırı reçete düzenlediği iddiası nedeniyle yargılanarak görevde yetkiyi kötüye kullanma suçundan mahkum olan ve hakkındaki hüküm onanarak kesinleşmiş bulunan hükümlü Sahragül Yılmaz'ın, diğer sanıklar Ergin Özaltın ve Sunay Sandıkçı yönlerinden kurulan beraat hükümlerinin bozulması üzerine vekili aracılığı ile gerçekleştirdiği davaya müdahale istemi Ye-rel Mahkemece reddedilmiş olup, bu karara karşı hükümlü Sahragül Yılmaz vekili tarafından ni-hai kararla birlikte temyiz isteminde bulunulmuş ise de Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27/1. maddesi uyarınca bu husus ön sorun olarak nitelenip öncelikle ele alınarak, hükümlü Sahragül Yılmaz'ın suçtan doğrudan zarar gören kişi konumunda olmaması nedeniyle davaya müdahale hakkının, dolayısıyla hükmü temyize yetkisinin bulunmadığı anlaşıldığından, vekilinin vaki temyiz isteminin CYUY'nın 317. maddesi uyarınca oybirliği ile reddine karar verilerek, temyiz incelemesi katılan vekilinin istemine hasredilmiştir.

Sanık Sunay Sandıkçı'nın görevde yetkiyi kötüye kullanma, sanık Ergin Özaltın'ın kamu kurumunu dolandırmak ve resmi belgede sahtecilik suçlarından beraetlerine karar verilen olayda Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, sanıklara atılı suçların sabit olup olmadığı hususuna ilişkindir.

İnceleme konusu olayda;

Emekli Sandığı Adana Bölge Müdürlüğünün Genel Müdürlüğe hitaben yazdığı 23.5.2000 günlü yazıda; Kurumun altı mensubunun hemofili hastası oldukları gerekçesiyle çeşitli hasta-neler tarafından düzenlenen reçetelerde yazılmış olan Faktör VIII adlı ilacın bedellerinin öden-mesi sırasında usulsüzlük yapıldığı kanısının oluşması nedeniyle önceden gönderdikleri yazı ge-reğince Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından inceleme ve araştırma yapılarak ilgililer hakkında gerekli işlemlerin başlatıldığı, bundan sonra mensuplardan ikisi adına ikişer, biri adına üç, diğer ikisi adına da dörder reçete düzenlendiği halde, Mustafa Onkur adına düzenlenen reçete sayısı ve meblağında aşırı yükselmeler bulunduğu, 1.12.1999 ve 16.5.2000 tarihleri arasında bu kişi adına 31 reçete düzenlendiği, toplam 873.640.243.143 liranın Adana'da faaliyet gösteren Özaltın Ec-zanesince fatura edildiği, anılan eczaneye 645.296.667.359 lira ödendiği, ayrıca 228.334.243.143 liralık ödenmesi gereken reçete bedeli bulunduğu, doz hesabı yapıldığında, haftada 98.000 IU, günde ise 14.000 IU'luk Faktör VIII uygulaması yapıldığının gözlendiği, günlük dozun sürekli olarak anılan miktarda yüklenemeyeceği kanaatinin oluşması üzerine konunun uzmanı olan dok-torlardan sözlü teyit alındığı, ödenen reçete bedellerinin yüksek boyuta ulaşması nedeniyle konunun Teftiş Kurulu Başkanlığınca incelenmesinin uygun olacağının bildirilmesi üzerine, Ge-nel Müdürlük tarafından konunun araştırılması için iki müfettiş görevlendirilmiş, bu araştırma ve inceleme sırasında babasının Emekli Sandığı mensubu kendisinin de üniversite öğrencisi olması nedeniyle kurumun sağlık hizmetlerinden yararlanmakta olan Mustafa Onkur isimli hastanın yaklaşık 6,5 aylık zaman dilimi içinde 4 aya yakın bir süreyle ve hemen tümü Gaziantep Devlet Hastanesinde, 6.4.2000 ve 13.4.2000 tarihleri arasında da Adana Numune Hastanesi Dahiliye Servisinde yatarak tedavi gördüğünün belirlenmesi üzerine araştırmalar bu iki Hastane üzerinde yoğunlaştırılmış, Mustafa Onkur'un Adana Numune Hastanesinde bulunan hasta dosyasında inceleme yapılırken, bu hastaya ait olmakla birlikte çeşitli yönlerden farklılıklar taşıyan biri fo-tokopi, diğeri ise matbu hasta tabela kağıdının boş kısımlarının elle doldurulması suretiyle oluş-turulmuş ayrı bir order daha bulunduğu, esasen tek bir belge bulunması gerekirken, birbirinden farklı bilgiler taşıyan iki belge bulunması, yine bu iki belgede Mustafa Onkur isimli hastaya ve-rilen Faktör VIII oranlarının farklı olması, keza bu belgelerdeki bilgiler ile hemşirelerce düzen-lenen ve hastaya verilen ilaç adet ve dozajlarını gösteren hemşire takip notu ve tedavi kayıt defterindeki kayıtlar arasında farklılıklar bulunması, Mustafa Onkur isimli hasta adına has-tanede yattığı süre içinde düzenlenen 6.4.2000 ve 12.4.2000 günlü iki ayrı reçeteden birinde yazılı olan Faktör VIII isimli ilacın ünite değerinin doktor order'ı ile farklılık göstermesi, keza 12.4.2000 tarihli reçetede aynı ilacın flakton sayısının sonradan sürşarj yapılmak suretiyle art-tırılması nedeniyle, bir ilaç yolsuzluğundan kuşkulanılarak, belgelerde imza ve kaşeleri bulunan sanıklardan Adana Numune Hastanesi Dahiliye Klinik Şefi Doç.Dr. Sunay Sandıkçı ile Halk Sağlığı Uzmanlık eğitimi almakta olup suç tarihinde aynı klinikte görevlendirilmiş bulunan Dr. Sahragül Yılmaz hakkında görevi ihmal ve görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçlarından dolayı suç duyurusunda bulunulduğu, Adana Valisi tarafından haklarında yaptırılan ön inceleme sonunda her iki sanık yönünden de soruşturma izni verilmemesine karar verildiği, vaki itiraz üzerine Bölge İdare Mahkemesince Valilik kararının kaldırıldığı ve Adana C.Başsavcılığı ta-rafından doktor sanıklar Sunay Sandıkçı ve Sahragül Yılmaz ile Mustafa Onkur isimli hasta ve ilaçları fatura eden Özaltın Eczanesinin sahibi Eczacı sanık Ergin Özaltın haklarında kamu dava-sı açıldığı anlaşılmaktadır.

Belirtilen süreç sonunda açıklığa kavuşturulduğu anlaşılan somut olayda, babasının Emekli Sandığı mensubu olması kendisinin de öğrenci olması nedeniyle kurumun tedavi hizmet-lerinden yararlanma olanağı bulunan ve hemofili hastası olduğu anlaşılan sanık Mustafa Onkur'un 6.4.2000 tarihinde Adana Numune Hastanesi Dahiliye Kliniğine başvurması üzerine Klinik Şefi olan sanık Doç. Dr. Sunay Sandıkçı tarafından muayenesi yapılıp pnomomi ön tanısı ile Dahiliye Servisine yatırıldığı, yatış ordır'ını düzenleyen sanık Sunay'ın pnömoni hastalığının tedavisi ile ilgili ilaçları yazdığı, ayrıca Mustafa Onkur'un hemofili hastası olduğunu söylemesi nedeniyle sanık Sunay'ın ilaçların damar içi yolla uygulanması gerektiğini ordıra not ettiği, yine uyarıcı olması bakımından ordırın üst bölümüne (pnömoni+hemofili) ibaresini yazdığı, ancak bu aşamada hemofili hastalığına ilişkin bir şikayet ve bulgu saptanmadığından Faktör VIII isimli ilacı yazmadığı, gece pnömoni hastalığı ile ilgili ilaçların uygulanması sırasında sanık Mustafa Onkur'un damardan ilaç almayı ısrarla reddedip hemşirelerle tartışması üzerine nöbetçi doktor Haluk Ulusan'ın da uygun görmesiyle enjeksiyonun kas içine uygulandığı, enjeksiyondan sonra aynı gece hasta yakını olduğunu söyleyen iki kişinin nöbetçi doktorun odasına giderek hastanın kalçasında şiddetli bir ağrısı bulunduğunu ve hemofilisi olduğunu söyleyerek Faktör VIII yap-tırıp yaptıramayacağını sormaları üzerine nöbetçi doktorun da sanık doktor Sunay Sandıkçı'yı telefonla aradığı, Faktör VIII verilebileceğini ancak dozunu bilemediğini söyleyen sanık Sunay'ın evindeki kaynaklardan bu ilacın dozunu araştırıp hesaplayarak daha sonra telefonla nöbetçi hekime bildirdiği, bu arada hasta yakınlarının bu ilaçla ilgili reçete yazması hususunda ısrarda bulundukları, ancak nöbetçi hekimin saatin 24.00 olması nedeniyle bu saatte onaylatama-yacaklarını, kendilerinde ilaç var ise bunu yaptırabileceğini, ertesi günü yazabileceğini, söyle-yerek ayrıldığı, ertesi sabah vizit sırasında Mustafa Onkur'un gece kas içine uygulanan iğne nedeniyle şikayetçi olup kalçasında kanama olduğunu, gece yanında getirdiği Faktör VIII'in uy-gulandığını, ayrıca tuvalette düşmesi nedeniyle dizinde şişlik bulunduğunu söylediği, bunun üze-rine sanık Sunay Sandıkçı'nın hastanın 80 kg ağırlığında olduğu varsayımından hareketle kg ba-şına 60 ünite hesabıyla 5000 ünite Faktör VIII verilmesi ve bunun günde üç kez tekrarlanması gerektiğini belirterek, 3x5000 ünite olmak üzere günlük toplam 15.000 ünite Faktör VIII uygu-lanması hususunda asistanlarına talimat verdiği, yine aynı gün Eczaneden aranarak Faktör VIII ihtiva eden ilaçlardan ellerinde sadece 250 ünitelik bulunduğunun söylenmesi üzerine günlük tedaviye 250 ünitelik flakonlardan 3X20 flakon dozunda başlanıp devam edilmesini söylediği, nitekim dosyada fotokopisi bulunan gerçek order'a da dozun bu şekilde yazıldığı ve hemşirelerin de bu dozu uyguladıkları, ancak aynı gün serviste nöbetçi olan asistan Dr.Sahragül Yılmaz'la görüşen hasta Mustafa Onkur'un yanında getirdiği 500 ünitelik flakonun kutusunu gösterip kendisinin devamlı bunlardan kullandığını, yattığı ilk gece hastanede de bundan uygulandığını belirterek reçete yazmasını istediği, daha önce hemofili hastalığı ile karşılaşmadığı ve doz hesap-laması ile Faktör VIII ilacının fiyatı konusunda yeterli bilgisi bulunmadığı anlaşılan Dr. Sahragül Yılmaz'ın deneyimsizliğinden yararlanmak suretiyle, esasen Dr.Sunay Sandıkçı tarafından 250 ünitelik flakonlardan günde 3x20 adet uygulanacağı yolunda talimat bulunmasına ve hemşireler tarafından bu dozda ilaç kullanılmasına karşın, Dr. Sahragül Yılmaz tarafından düzenlenen re-çeteye 500 ünitelik flakonlardan günde 3x20 adet Faktör VIII yazdırmak suretiyle, reçetedeki ilaç miktarının bir misli fazla yazılmasını sağladığı, Adana Numune Hastanesindeki laboratuar imkanlarının kandaki Faktör VIII düzeyini ölçmeye elverişli olmaması nedeniyle takip eden günlerde Balçova Hastanesine sevk edilmek istenmişse de, hasta Mustafa Onkur'un kendisi ile ilgilenecek yakınının bulunmaması nedeniyle sevki kabul etmediği, Özaltın Eczanesinin sahibi olan sanık Ergin Özaltın'ın ise Mustafa Onkur'un hastanede yattığı süre içinde birçok kez ken-disini ziyaret ettiği, ayrıca kullanılan Faktör VIII ilaçlarını teslim ettiği, yatan hastalara ait re-çetelerin beş günlük kullanım için gerekli dozu aşamaması nedeniyle, bu sürenin dolmasından sonra asistan Dr. Sahragül Yılmaz tarafından 12.4.2000 günlü ikinci reçetenin düzenlendiği ve öncekinde olduğu gibi 500 ünitelik 3x20 Flakon Faktör VIII yazılmak suretiyle, Mustafa Onkur'un gerçekte kullandığının iki misli Faktör VIII reçete edildiği, ancak 13 Nisan 2000 tari-hinde Mustafa Onkur'un iyileştiğini ve tedavisine dışarıda devam etmek istediğini belirterek ta-burcu olmak istemesi üzerine taburcu edildiği, aynı gün Mustafa Onkul ile sanık Ergin Özaltın'ın birlikte Dr.Sahragül Yılmaz'ın yanına gidip, ilk gün hastaya yapılan ancak order'a yazılmamış olan Faktör VIII'in bedelinin Emekli Sandığı tarafından ödenmediğini, ayrıca hastaya 500 ünitelik flakonlar kullanıldığını, Dr.Sunay Sandıkçı'nın haberi olduğunu söyleyerek doktor or-der'ını ellerindeki örneğe göre yeniden düzenlemesini istedikleri, tez çalışmaları yüzünden kli-nikte sınırlı sürelerle bulunabilen ve tedavide uygulanan doz konusunda bilgisi bulunmayan Dr. Sahragül Yılmaz'ın Klinik Şefinin de haberinin olduğunu düşünerek, öncekinden farklı olarak Faktör VIII ilaçlarını gerçekte kullanılandan çok daha fazla gösteren yeni bir order düzenlediği, ayrıca 12.4.2000 tarihli reçetede dozu gösteren rakamlardan biri üzerinde oynama yaparak flakon adedini bir misli daha arttırarak 500 ünitelik 3x40 flakon haline getirmek suretiyle reçete ile sahte order'ı uyumlu hale getirdiği, kaşeleyip imzaladıktan sonra diğer asistanlarla birlikte ça-lışmakta ola Dr. Sunay Sandıkçı'ya gönderip ona da imzalatıp kaşelettikten sonra hasta Mustafa Onkur ve eczacı Ergin Özaltın'a verdiği, onların da geçici olarak serviste görevlendirilen hem-şire Menekşe Özdemir'i bulup hasta dosyasını istedikleri, çıkartılan dosyanın içinden önceki asıl doktor order'ını alarak üzerini kalemle karalamak suretiyle iptal ettikleri, hemşirenin tepki gös-termesi üzerine order'ın yenisini çıkarttıklarını söyleyip sonradan sahte olarak düzenlettikleri order'ı dosyaya koydukları, bu arada eski order'ı da buruşturup çöpe attıkları, önceki asıl order'ın dosya içinde unutulan bir fotokopisinin Emekli Sandığı Müfettişleri tarafından yapılan inceleme sırasında bulunması ve Klinik şefi olan sanık Sunay Sandıkçı'nın Klinikte görevli hem-şire ve asistanlarla görüşerek yaptığı araştırmalarda ulaştığı bilgileri müfettişlere iletip yardımcı olması sayesinde yargılamaya konu olayların açığa çıkartılabildiği, hastane görevlisi tanıkların anlatımları, düzenlenen tutanaklar, Mustafa Onkur'un hastane dosyası, suça konu order ve reçe-teler ile dosyadaki diğer kanıtlardan anlaşılmaktadır.

Yerel Mahkemece bilirkişi olarak görevlendirilen Başkent Üniversitesi Adana Hastanesi görevli Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Rikkat Koçak düzenlediği 29.1.2002 günlü raporda özetle; "bir hemofili hastalığının, raporda belirtilen şiddeti, o sıradaki kanamasının yeri ve şiddeti, daha önce faktör kullanmışsa, faktöre karşı direnç gelişip gelişmediği hususları hekimi tarafından dikkate alınarak, hastanın kilosuna göre hesaplanan dozla tedavi edilir. Sanık Dr. Sunay Sandıkçı savunmasında, hastanın 80 kg civarında olduğunu kabul ederek, plazma düzeyini % 100'e çı-karmak amacıyla 60 Ünite/kg faktör vermeyi düşündüğünü, bu dozun vücutta sürdürülebilmesi için günde 3 defa tekrar edilmesini, yani 3X5.000 Ünite faktör 8 vermeyi planladığını ifade etmektedir. Savunmada belirtilen bu doz en üst düzeyde olmakla birlikte, ciddi kanaması olan 80-90 kglık bir hastaya verilebilecek bir dozdur. Dr. Sunay Sandıkçı hesaplanan miktar faktörün 250 Ünitelik flakonlarda olacağını düşünerek 5000:250=20 hesabıyla hastaya 3X20 flakon order ettiğini ifade etmektedir. Bu doz, hastaya kullanılan flakonlar 250 ünitelik ise kabul edilebilir bir dozdur, flakonlar 500 ünitelik ise 2 katı fazla, 1000 ünitelik ise 4 katı fazla olmuş olur.

Hasta dosyasında birisi fotokopi olan ve aynı tarihleri içeren 2 adet order kağıdı mev-cuttur. Fotokopi olanda 7.4.2000 tarihi ile 12.4.2000 tarihleri arasında hastaya 3X20 flakon Fak-tör 8 verileceği belirtilmiş, ayrıca 13.4.2000 tarihinde de toplam 600 adet Faktör 8 verildiği yazı-lıdır. Fotokopi olmayan ve giriş saati farklı olan order'da ise 6.4.2000 ve 13.4.2000 tarihleri de dahil her gün 3X20 flakon faktör 8 verilmesi 500 Ünite şeklinde doz bir yerde haemate-P, bir yerde de Uman Cry diye marka belirterek yazılmıştır. Ayrıca 12.4.2000 tarihinde doz o gün için 3X40 flakon olarak yazılmıştır.

Fazla yazılmış ilaçla ilgili olarak ise, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda 250 ünitelik flakonlardan hesaplanmış dozun, 500 ünitelik olarak ve hastanede yattığı 8 gün süresince verilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda günlük hesaplanan 15.000 ünite doz 2 katı fazlası ile 15.000X8=120.000 Ünite fazla olmuş olmaktadır. Hastane dışında da kullanılmak üzere top-lam 10 günlük reçete yazıldığı dikkate alınırsa 15.000X10=150.000 ünite fazla reçete edilmiş ol-maktadır" şeklinde görüş belirtmiştir.

Reçete bedelleri konusunda Yerel Mahkemece görevlendirilen Eczacı Bilirkişi Şevki Okan Topaloğlu düzenlediği 4.2.2002 günlü raporda; "6.4.2000 günlü reçetede yazılı olan ve eczane tarafından verilen Faktör VIII 500 Ü. ilaç miktarı 300 adettir. 12.4.2000 tarihli reçetede yazılı 300 adet Faktör VIII 500 Ü. ilacı eczane tarafından 240 adet olarak verildiğinden, Bilirkişi Prof Dr. Rikkat Koçak'ın düzenlediği rapora göre bu reçetedeki faktör VIII miktarı doktorlar ta-rafından fazla reçete edilmiş olup, fazla reçete edilen 240 adet ilacın fiyatının 41.600.169.552 lira olduğunu" belirtmiştir.

Sanık Ergin Özaltın savunmalarında; Mustafa Onkur isimli hastanın ilaçlarını kendi eczanesinden aldığını, bu hastanın Gaziantep Devlet Hastanesinde yattığı sırada ilaçları bazen kendisinin götürdüğünü, bazen de hastanın babasının ya da kendisinin gelip aldığını, Mustafa Onkur'un Adana Numune Hastanesinde yattığı sırada kendisini birkaç kez ziyaret ettiğini, ilaç-larını götürüp Mustafa Onkur'a teslim ettiğini, eczacı olarak doktor reçetesine müdahale etme yetkisinin bulunmadığını, sadece yatan hastalar yönünden beş günlük dozdan fazlasının yazılıp yazılmadığını kontrol etmek zorunda olduğunu savunmuştur.

Hakkındaki mahkumiyet hükmü kesinleşen Mustafa Onkur isimli hemofili hastası, Adana Numune Hastanesine yattığı sırada, akciğer rahatsızlığı nedeniyle uygulanacak ilaçlar damardan enjekte edilmek istendiğinde, riskini ve çıkabilecek komplikasyonları bilmesine karşın hemşi-relerle tartışarak ısrarla iğneleri kas içine vurdurmak istemiş, ayrıca hastaneye yattığının ertesi günü tuvalette düştüğünü ve dizinin şiştiğini söyleyerek, Faktör VIII tedavisine başlanmasını sağlamaya çalışmış, yine eczacı sanık Ergin Özaltın telefonla aradığı Dr. Sunay Sandıkçı'ya el-lerinde 250 ünitelik flakonlar bulunduğunu bildirmesine ve günlük doz bu ünite flakonlar üze-rinden hesaplanıp ordıra da bu şekilde yazılmasına karşın, Mustafa Onkur reçeteyi yazan Asistan Dr. Sahragül Yılmaz'a devamlı 500 ünitelik flakonları kullandığını, hastanede de bunun uygu-landığını söyleyerek boş kutuyu gösterip, Dr. Sahragül Yılmaz'ın bu hastalık konusundaki dene-yimsizliğinden yararlanarak reçetede belirtilen ünite miktarının gerçekte kendisine kullanılandan farklı ve fazla olarak yazılmasını sağlamıştır. Adıgeçenin üniversite öğrencisi olduğu, Ülkemizde kayıtlı toplam 1500 hemofili hastası bulunduğu, bunların 16'sının Emekli Sandığının tedavi hiz-metlerinden yararlanabildikleri, kronik bir hastalığa duçar olanların hastalıkları ile ilgili konu-larda ciddi bilgi birikimine sahip oldukları, Mustafa Onkur'un bir çok kez hastanede yatarak te-davi gördüğü dikkate alındığında, bu davranışlarının Faktör VIII kullanımını sağlamaya yönelik bilinçli davranışlar olduğu anlaşılmaktadır. 1.12.1999 ve 16.5.2000 tarihleri arasında Mustafa Onkur adına 31 adet reçete düzenlenmiş, adıgeçen kişi bu süre içinde yaklaşık 4 ay yatarak te-davi görmüş, bu tedavilerin hemen tamamına yakın kısmı Gaziantep Devlet Hastanesinde gerçekleştirilmiş, ancak kandaki Faktör VIII düzeyinin bu hastanede ölçülememesi nedeniyle sö-zü edilen ölçümleri bu yöndeki tıbbi olanakları daha geniş olan Adana'daki Balçalı Hastane-sinde yaptırmıştır. Öte yandan, Mustafa Onkur'un pnömoni rahatsızlığı nedeniyle Gaziantep'ten geldiğinde, laboratuarının yetersizliği nedeniyle Faktör VIII düzeyini ölçme olanağı bulunmayan Adana Numune Hastanesinde yatmayı tercih etmesi, bu ölçümlerin yapılabileceği bir kuruma sevki yapılmak istendiğinde kimsesi bulunmadığından bahisle karşı çıkması, adıgeçenin Faktör VIII tedavisini ölçümlerin yapılamadığı hastanelerde sürdürme amacını taşıdığını, uyguladığı yöntemlerle kendisine Faktör VIII tedavisine başlanmasını sağladığını, ancak gerekli ilaç mik-tarının tam olarak tespitini ve tedavinin uygun dozda sürmesini engellediğini ortaya koymak-tadır. Türk Eczacıları Birliğinin verilerine göre, ağır bir hemofilik hastanın yıllık ilaç gideri 24.000 Amerikan Doları olduğu halde, adıgeçenin altı aylık dönem içinde 31 reçete ile kullandığı ilaç bedelinin bu rakamın 50-60 misline karşılık geldiği anlaşılmaktadır. Bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, Mustafa Onkur'un Faktör VIII kullanımını gerektirecek koşulları bilerek doğurduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, Mustafa Onkur'un kullandığı Faktör VIII ilaçlarını temin eden eczacı sanık Ergin yönünden mevcut kanıtlar değerlendirildiğinde, bu sanığın Mustafa Onkur'un yatarak tedavi gördüğü başka şehirdeki hastanelere Adana'daki eczanesinden Faktör VIII ilaçlarını getirdiği, hastanede sık sık ziyaret ettiği anlaşılmaktadır. Sanık Ergin Özaltın savunmasında, ilaçları tam olarak teslim ettiğini belirtmişse de, sanığın hastaneye getirip teslim ettiği ve hemşireler tarafından Mustafa Onkur'a uygulanan flakonlar ile sanığın fatura ettiği reçetelerde yazılı flakonların ünite miktarları farklıdır. Eczacı sanık Ergin Özaltın ile hemofili hastası hükümlü Mustafa Onkur arasındaki özel ilişki, Mustafa Onkur'un arada bir eczacı olmadan bu yolsuzlukları gerçekleştirmesinin söz konusu olamayacağı, keza sanık tara-fından fatura edilen reçetelerde yazılı Faktör VIII ihtiva eden flakonların ünite ve miktarları ile sanığa uygulanan flakonların ünite ve miktarları arasında farklılıklar olması, taburcu günü has-taneye gelerek order'ın sahte olarak yeniden düzenlenmesini sağlaması ve buna uygun olarak reçetede de değişiklik yaptırması nedeniyle sanık Ergin Özaltın'ın başlangıçtan itibaren Mustafa Onkur ile birlikte kamu kurumu niteliğindeki Emekli Sandığına karşı dolandırıcılık suçunu işleme hususunda fikir ve eylem birliği içinde olduğu anlaşılmaktadır.

Öte yandan, sanık Ergin'in, hastanın taburcu olduğu sırada hastaneye gelip, uzmanlık eği-timini yapmakta olan ve tez çalışmaları nedeniyle günün önemli bir bölümünde klinik çalış-malarına katılamayan, dolayısıyla ilaçlardaki doz değişikliğinin farkına varamayacak durumda bulunan asistan Dr. Sahragül Yılmaz'la görüşüp, yattığı gece hastaya Faktör VIII ilacı uygu-landığı halde bunun order'da yazılmaması, yine reçete edilen ilaçlar ile order'da yazılan ilaçların dozları arasında farklılıklar bulunması nedeniyle Emekli Sandığı tarafından ödeme yapılma-dığını, bu durumdan Dr. Sunay Sandıkçı'nın da haberinin olduğunu söyleyip, Klinik şefi olan sa-nık Sunay ile asistanı olan Dr. Sahragül'ün farklı mekanlarda bulunmaları ve irtibatsızlıklarından da yararlanarak, asistan Dr. Sahragül Yılmaz'a ilaç miktarlarını gerçekte kullanılandan fazla gösterecek biçimde yeni ve sahte bir ordır düzenlettiği, ayrıca bu yeni order'e uygun olarak 12.4.2000 günlü reçetede de gerçeğe aykırı değişiklik yaptırdığı, order'ın başka belgelerin ara-sında Dr. Sunay Sandıkçı'ya imzalatılıp onaylatılmasından sonra bu kez hasta dosyasındaki gerçek order'ı alıp üzerini çizdikten sonra çöpe attığı, yerine sahte order'ı koyduğu, daha sonra da her iki sahte reçetede fazla miktarda yazılmış olan ilaçları hasta Mustafa Onkur'a satarak tes-lim etmiş gibi imzasını alıp, reçetedeki ilaçları fatura ederek, sahte order'ın suretini de ekleyip ilaç bedellerini tahsil etmek üzere Emekli Sandığına ibraz ettiği anlaşılmaktadır.

Bu itibarla, sanık Ergin Özaltın'ın yukarıda açıklanan eylemleri ile zincirleme biçimde resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarını işlediği kanıtlandığından, sanığın atılı suç-lardan beraatine ilişkin Yerel Mahkeme direnme hükmü isabetsiz olup, bozulmasına karar verilmelidir.

Bu sanık yönünden kurulan hükümle ilgili olarak çoğunluk görüşüne katılmayan iki Kurul Üyesi; Özel Daire bozma ilamının haklı nedenlere dayandığını belirterek sanık Ergin Özaltın hakkındaki hükmün onanması gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.

Sanık Sunay Sandıkçı yönünden yapılan incelemede ise;

Adana Numune Hastanesi Dahiliye Klinik Şefi olan bu sanığın, başlangıçta muayene ederek akciğer rahatsızlığı nedeniyle servise yatırılmasını ve tedaviye başlanmasını sağladığı, an-cak Mustafa Onkur'un akciğer hastalığı ile ilgili uygulanması gereken iğneyi sanık Sunay'ın talimatı doğrultusunda damardan yaptırmayı reddedip bilinçli olarak kas içine yaptırması üzerine kalçada oluşan hematomun ve düşme nedeniyle oluştuğu söylenen dizdeki şişliğin aynı zamanda hemofili hastası olan Mustafa Onkur yönünden doğurabileceği komplikasyonları önlemek bakı-mından gerekli hesaplamayı yaparak başlangıçta önermediği halde, sonradan meydana gelen bu gelişmeler karşısında zorunlu olarak Faktör VIII tedavisine başlanması için serviste görevli asis-tanlara talimat verip tedaviyi uygun dozda başlattığı, müteakip günler için order'ın sanığın asis-tanı Dr. Sahragül Yılmaz tarafından düzenlendiği, 6 gün süreyle hastanede yatan Mustafa Onkur'un ilaçlarının diğer rutin uygulamalarda olduğu üzere yine serviste görevli olan Dr. Sahragül Yılmaz tarafından reçete edilerek imzalanıp kaşelenmesinden sonra diğer bir çok belge ile birlikte sanık Sunay Sandıkçı tarafından kaşelenip imzalandığı, taburcu olan hasta Mustafa Onkur'un eczacı Ergin Özaltın ile birlikte sanığın asistanı Dr. Sahragül Yılmaz'a yeniden düzen-lettikleri order'ın klinik çalışması yaptığı sırada gönderilmesi üzerine sanığın diğer belgelerle birlikte bunu da imzaladığı anlaşılmaktadır. Sanığın hekim olarak kişisel görevlerinin yanı sıra klinik şefi olarak idari görevlerinin de bulunması, esasen serviste 5 uzman hekimle birlikte ça-lışması gerekirken, uzun süredir tek uzman hekim olarak sadece asistanlarla çalışmak zorunda kalması, hasta sayısının fazlalığı, akademik kariyeri nedeniyle çeşitli kongre ve sempozyumlara katılarak bildiri sunmak ve hastanede uzmanlık eğitimi alan doktorların tez çalışmaları ile eği-timlerine katkıda bulunmak gibi fazla mesai harcanmasını zorunlu kılan görevlerinin de bulun-ması karşısında, sanığın uzun süredir birlikte çalıştığı asistanına güvenip, içeriğindeki değişik-likleri fark etmeksizin sahte order ile reçeteleri imzalamak şeklindeki eyleminin mevcut iş yo-ğunluğu nedeniyle karşılaşılması olağan bir beşeri hata olarak kabul edilmesi gerektiği, bu nedenle sanığa yüklenen suçun unsurlarının somut olayda gerçekleşmediği anlaşılmaktadır.

Bu itibarla, sanık Sunay Sandıkçı'nın beraatine ilişkin Yerel Mahkeme direnme hükmünün onanmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Kurul Üyesi; Özel Daire bozma ilamının haklı ne-denlere dayandığını belirterek sanık Sunay Sandıkçı hakkındaki hükmün bozulması gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ; Açıklanan nedenlerle, Yerel Mahkeme direnme hükmünün;

a) Sanık Sunay Sandıkçı hakkındaki beraat hükmü yönünden ONANMASINA, b) Eylemleri kamu kurumuna karşı dolandırıcılık ve zincirleme biçimde resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturan Sanık Ergin Özaltın hakkında kurulan beraat hükmünün BOZUL-MASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 27.01.2004 günü kısmen tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak, her iki sanık yönünden de oyçokluğu ile karar verildi.

Not:  (www.corpus.com.tr)