Haksız Ödenen Cezai Şartın İadesi


Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2013/2310
2015/1729
2015-06-19





Özet:

  • Sözleşme hükmüne dayanılarak ödenmiş olan cezai şartın haksız ödendiği iddiasıyla geri verilmesi için açılan davada sebepsiz zenginleşme hükümlerinin uygulanması mümkün değildir.
  • Zamanaşımı da taraflar arasındaki sözleşme ilişkisi doğrultusunda on yıldır.

 

Taraflar arasındaki "menfi tespit ve istirdat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 10. İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 06.04.2012 gün ve 2011/1115., 2012/190 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 06.02.2013 gün ve 2012/13801 E., 2013/2013 K. sayılı ilamı ile;

(“...Davacı İsteminin Özeti:

Davacı vekili, davacının davalı kurumda ziraat mühendisi olarak çalıştığını, iş sözleşmesi belirsiz süreli olmasına rağmen işçi aleyhine ağır cezai şart öngörüldüğünü, davacının söz konusu cezai şartı iki taksit halinde ödediğini, cezai şartın haksız olduğunun bu konuda açılan davalar neticesinde öğrenildiğini iddia ederek cezai şart sebebiyle davacının borçlu olmadığının tespiti ile davacının ödediği cezai şart tutarının kanuni faiziyle birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.

Davalı Cevabının Özeti:

Davalı vekili davacının cezai şartı 28.05.2010 ve 28.06.2010 tarihlerinde ödediğini ve davacının talebinin zamanaşımına uğradığını, menfi tespit davası için kanunda öngörülen bir yıllık dava açma süresinin geçtiğini, davacının iş sözleşmesini haksız ve geçersiz olarak feshettiğini, kazandığı tecrübeyi ise yeni çalıştığı yerde kullandığını, davacının iş sözleşmesinin asgari süreli olup bu tür sözleşmelerde cezai şart kararlaştırılmasının hukuken mümkün ve geçerli olduğunu, ayrıca cezai şartın her iki taraf içinde kararlaştırıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkemece, toplanan delillere dayanılarak, sebepsiz zenginleşmede iade için öngörülen bir yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Temyiz:

Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.

Gerekçe:

Taraflar arasındaki uyuşmazlık davacının talebinin zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasında toplanmaktadır.

Davalı tarafından ödeme anından itibaren bir yıllık sürenin geçtiği ve davacının talebinin zamanaşımına uğradığı defi olarak ileri sürülürken davacı tarafından geri alma hakkının benzer davalarda mahkemece verilen hükümler neticesinde öğrenildiğinin ve davacının talebinin zamanaşımına uğramadığının ifade edildiği görülmektedir.

Mahkemece davacının ödeme anında yani karşı tarafın zenginleştiği anda yaptığı ödemenin haksız olduğunu bildiği ve bir yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Dava ve karar tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 66. maddesinde, “Haksız surette mal iktisabından dolayı ikame olunacak dava, mutazarrır olan tarafın verdiğini istirdada hakkı olduğuna ıttılaı tarihinden itibaren bir sene müruriyle ve her halde bu hakkın doğduğu tarihten itibaren on senenin müruriyle sakıt olur. Eğer mal iktisabı mutazarrır olan taraf aleyhinde bir borç teşkilinden ibaret ise, mutazarrırın hakkı müruru zaman ile sakıt olmuş olsa bile, bu borcu ifa etmez.” denilmiştir.

Hükümden de anlaşıldığı üzere, sebepsiz zenginleşme bakımından biri kısa diğeri uzun olmak üzere iki tip zaman aşımı öngörülmüştür. Kısa olan zamanaşımı süresi bir yıl iken uzun olan zamanaşımı süresi on yıldır. Bu zamanaşımı sürelerini birbirinden ayıran nokta ise işlemeye başladığı anlarının farklı olmasıdır. Kısa zamanaşımı süresi, geri alma hakkının öğrenildiği anda işlemeye başlarken uzun zamanaşımı süresi geri alma hakkının doğduğu anda işlemeye başlar.

Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde zamanaşımı def'inde bulunan davalının, davacının geri alma hakkını cezai şartın ödenmesi anında öğrendiğini ve dolayısıyla davacının sebepsiz zenginleşme kaynaklı iade talebinin zamanaşımına uğradığını ispatlaması gerekmektedir. Bu husus davalı tarafından ispatlanamadığından davacının geri alma hakkını öğrendiğini iddia ettiği tarihin kısa zamanaşımının başlangıç tarihi olarak kabul edilerek davacının iade talebinin zamanaşımına uğrayıp uğramadığı değerlendirilmelidir. Şayet zamanaşımı savunmasının yerinde olmadığı sonucuna ulaşılırsa davanın esasına girilerek karar verilmelidir. Mahkemece bu esaslara aykırı olarak hatalı değerlendirme ve eksik inceleme ile davanın reddine karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir. Bozma sebebine göre sair temyizlerin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir...”)

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davacı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, iş sözleşmesi ile kararlaştırılan hizmet süresine ilişkin cezai şart nedeniyle borçlu olmadığının tespiti ile yapılan yersiz ödemenin tahsili istemine ilişkindir.

Davacı vekili, davacı ile davalı işveren arasında 22.4.2009 tarihli belirli süreli iş sözleşmesi imzalandığını, sözleşmenin bir yıl süreli olduğunu, sözleşmenin 10. maddesinde hizmet süresine ilişkin ağır cezai şart öngörüldüğünü, sözleşmede kararlaştırılmış olan cezai şartın geçersiz olması nedeniyle davacının borcu bulunmadığının tespiti ile ödenen 14.243,00 TL nin istirdadına, bu talebin kabul edilmediği takdirde kararlaştırılan cezai şart tutarından BK 161. maddesi uyarınca hakkaniyet indirimi yapılmasına karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili, davacının 22.04.2009 tarihinde işe başladığı, 08.04.2010 tarihinde başka bir kuruma geçecek olması nedeniyle istifa ederek işten ayrıldığını davacının davayı menfi tespit davası olarak nitelendirdiğini, menfi tespit ve istirdat davaları için öngörülen bir yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini belirterek davanın bu nedenle reddini savunmuştur.

Yerel mahkemece, BK.nun 66. maddesinde yazılı bir yıllık zamanaşımı süresi en geç son ödeme tarihinden itibaren başlayacağı dava tarihi itibariyle bir yıllık süre geçtiği, davacının rızası ile ödemeyip, davalı taraf bunu, itiraz edilmeksizin kesinleşmiş bir icra takibi sonucu davacıdan zorla tahsil etmiş olsaydı, İİK.nun 72. maddesinde yazılı bir yıllık hak düşürücü süre dahi geçmiş olacağını davacının rızaen ödemesini, cebri icra tehdidi altında yapılan ödemeden daha ağır bir koşul altında yapılmış ödeme saymaya hukuken imkanı olmadığı gerekçesi ile davalı tarafın zamanaşımı defi yerinde bulunarak davanın reddine dair verilen karar davacı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece, metni yukarıya aynen alınan ilamla bozulmuş; mahkemece önceki kararda direnilerek davanın reddine karar verilmiştir. Hükmü davacı vekili temyize getirmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; zamanaşımı süresinin sözleşmeye mi yoksa sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre mi belirleneceği varılacak sonuca göre zamanaşımı süresinin başlangıç tarihinin ispat yükünün kime ait olduğu noktasında toplanmaktadır.

Öncelikle sebepsiz zenginleşme kavramı ve sözleşmeden hukuki işlemlerden doğan borçlardan farkının açıklanması gerekmektedir:

Sebepsiz zenginleşmeden söz edilebilmesi için; bir taraf zenginleşirken diğerinin fakirleşmesi, zenginleşme ve fakirleşme arasında uygun nedensellik bağının bulunması ve zenginleşmenin hukuken geçerli bir nedene dayalı olmaması gerekir.

Dava tarihinde yürürlükte olan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun konuya ilişkin 61 ve devamı maddelerindeki düzenlemelere göre, sebepsiz zenginleşme; geçerli olmayan veya tahakkuk etmemiş yahut varlığı sona ermiş bir nedene ya da borçlu olunmayan şeyin hataen verilmesine dayalı olarak gerçekleşebilir.

Sebepsiz zenginleşme bunlardan hangisi yoluyla gerçekleşmiş olursa olsun, sebepsiz zenginleşen, aleyhine zenginleştiği tarafa karşı geri verme borcu altındadır.

Öte yandan, hukuki işlemin borç doğurmasının nedeni irade açıklamasıdır. Sebepsiz zenginleşmenin borç doğurmasının nedeni ise, tam aksine, kişinin iradesi dışında malvarlığında bir eksilmenin meydana gelmesidir.

Bunun sonucu olarak, taraflar arasında malvarlıkları arasındaki değişim bir sözleşmeye, yani tarafların açıkladıkları iradeye dayanırsa, sebepsizlikten ve dolayısıyla sebepsiz zenginleşmeden söz edilemez.

Hukuki işlemlerden ve bunun en yaygın türü olan sözleşmeden doğan borçlarda, borçlunun borcunu anlaşmaya uygun olarak yerine getirmesi gerekir. Borçlu anlaşmaya uygun hareket etmezse, alacaklı borca aykırılık hükümlerini işletir ve mümkün ise borcun aynen ifasını, değilse doğan zararının giderilmesini talep eder. Sebepsiz zenginleşmede ise sadece mal varlığındaki eksilmenin giderilmesinin talep edilmesi söz konusudur.

Bütün bu açıklamalara göre, sebepsiz zenginleşme alacaklıya, ikinci derecede (tali nitelikte) bir dava hakkı temin eder. Malvarlığındaki azalmanın başka asli nitelikteki davalarla önlenmesi mümkün ise sebepsiz zenginleşme davası gündeme gelemez.

Aynı ilkenin bir sonucu olarak sözleşmeden doğan bir hukuki ilişkinin bulunduğu hallerde tarafların sebepsiz zenginleşmeye dayanan bir talepte bulunması olanaklı değildir.

Hukuk Genel Kurulunun 17.02.2010 gün ve 2010/13-93 E., 2010/88 K. sayılı kararında feshedilen bir kredi kartı sözleşmesinden doğan istirdat talepli uyuşmazlıkta, sözleşme hükümleri çerçevesinde çözümlenmesi gerektiği kabul edilmiştir.

Yine, Hukuk Genel Kurulunun 13.6.2007 gün ve 2007/18-330 E., 207/350 K. sayılı kararında da benimsenmiş olup, sözleşme niteliğindeki yüklenme senedinden kaynaklanan uyuşmazlıkta, fazla ödenen paranın geri alınmasının sözleşme hükümleri çerçevesinde çözümlenmesi gerektiği kabul edilmiştir.

Bunun yanında, Hukuk Genel Kurulunun 6.1.1968 gün ve E:1966/T-1728, K:6 sayılı kararında da, feshedildiği ileri sürülen bir sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlığın sözleşme hükümleri çerçevesinde çözümlenmesi ve zamanaşımının da buna göre belirlenmesi gerektiği kabul edilmiştir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı ile davalı aralarından imzaladıkları iş sözleşmesinde asgari süreden önce bazı nedenler olmaksızın ayrılma halinde caza koşuluna yer vermişlerdir. Davacı işçi asgari süreli sözleşme süresinden önce ayrılması nedeni ile davalı sözleşmedeki ceza koşulunu talep etmiş, davacı da ödemiştir. Bu ödeme iş sözleşmesindeki ceza koşuluna dayanmaktadır. Taraflar arasında iş ilişkisi bulunmaktadır. Davacı bu dava ile sözleşmedeki ceza koşulunun geçersiz olduğunu ileri sürerek, ödediği tazminatı geri istemektedir. Bu itibarla, taraflar arasında imzalanan sözleşmeden sonra sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlığın; sebepsiz zenginleşme kurallarına göre değil, sözleşme hukuku çerçevesinde çözümlenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Bu nedenle, eldeki davada 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 125. maddesinde öngörülen on yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerekir.

Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında bir kısım üyeler, uyuşmazlıkta sebepsiz zenginleşme hükümlerinin uygulanması gerektiği, taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin sona erdiği, sebepsiz zenginleşme hükümlerinin uygulanması konusunda yere mahkeme ile Özel Daire arasında uyuşmazlık bulunmadığı ileri sürmüşler ise de bu görüş Kurul çoğunluğunca kabul görmemiştir.

Açıklanan bu değişik gerekçe ile usul ve yasaya aykırı olan direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarda açıklanan değişik gerekçelerle BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcın yatırana geri verilmesine, 19.06.2015 gününde oyçokluğu ile karar verildi.