Gayri Resmi Birliktelik - Terk - Tazminat - Dürüstlük Kuralı


Yargıtay 4. Hukuk Dairesi
2019/483
2019/3413
2019-06-19





Özet:

  • Dava, gayriresmi birlikteliğin sona ermesinden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat ile nafaka istemine ilişkindir.
  • Mahkemece, maddi tazminat ve nafaka istemi yönünden, taraflar arasında Türk Medeni Kanunu gereğince gerçekleşen ve geçerlilik taşıyan bir evlilik bulunmadığından davacının maddi tazminat ve nafaka isteminde bulunamayacağı, manevi tazminat istemi yönünden ise davalının birliktelik yaşadığı davacının ve çocuklarının bakımı ile ilgilenmediği, resmi olarak evlendikten sonra davacıyı ve kızını terk ettiği, bu nedenle davacının kişilik haklarının ihlal edildiği gerekçeleriyle maddi tazminat ve nafaka istemlerinin reddine, manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
  • Dosya kapsamında dinlenen tanıkların beyanları ve dava dilekçesindeki anlatımdan taraflar arasındaki gayriresmi birlikteliğin 1983 yılında sona erdiği, dava tarihi itibarıyla 30 yılı aşkın bir süre geçtikten sonra gayriresmi birliktelik yaşadığı davalının kendisini terk etmesinden dolayı manevi tazminat isteminde bulunması Türk Medeni Kanunu'nun ilgili maddesinde belirtilen dürüstlük kurallarına uymadığı gibi, taraflar arasında geçerli bir evlilik akdi bulunmadığından terk eylemi de haksız bir fiil olarak kabul edilemez.

Dava, gayriresmi birlikteliğin sona ermesinden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat ile nafaka istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

Davacı vekili, tarafların yaklaşık 45 yıl önce dini nikahla evlendiklerini ve birlikte yaşamaya başladıklarını, bu birliktelikten müşterek 7 çocuklarının olduğunu, tarafların birlikteliğinin 1983 yılına kadar devam ettiğini, davalının 1983 yılında dava dışı bir kadınla birliktelik yaşamaya başladığını, ardından 2010 yılında da bu kişiyle evlendiğini, davalının, davacıyı ve çocuklarını 1983 yılında terk ettiğini, bu tarihten sonra hiçbir şekilde davacıyı ve çocuklarını arayıp sormadığını, tarafların birlikteliğinin davalının kusurlu hareketi ile sona erdiğini, bu nedenle davacının mevcut ve beklenen menfaatlerinin zedelendiğini belirterek oluşan maddi ve manevi zararın tazmini ile nafaka isteminde bulunmuştur.

Davalı, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece, maddi tazminat ve nafaka istemi yönünden, taraflar arasında Türk Medeni Kanunu gereğince gerçekleşen ve geçerlilik taşıyan bir evlilik bulunmadığından davacının maddi tazminat ve nafaka isteminde bulunamayacağı, manevi tazminat istemi yönünden ise davalının birliktelik yaşadığı davacının ve çocuklarının bakımı ile ilgilenmediği, resmi olarak evlendikten sonra davacıyı ve kızını terk ettiği, bu nedenle davacının kişilik haklarının ihlal edildiği gerekçeleriyle maddi tazminat ve nafaka istemlerinin reddine, manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne karar verilmiştir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "Dürüst davranma" başlıklı 2. maddesi, "Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz" şeklinde düzenlenmiştir.

Bir hakkın dürüstlük kuralına aykırı olarak kullanılması suretiyle başkasına bir zarar verilmesi hakkın kötüye kullanımını oluşturur. Objektif iyiniyet olarak da tanımlanan ve dürüstlük kuralını düzenleyen TMK’nın 2. maddesi, bütün hakların kullanılmasında dürüstlük kuralı çerçevesinde hareket edileceğini ve bir kimsenin başkasını zararlandırmak ya da güç duruma sokmak amacıyla haklarını kötüye kullanmasını yasanın korumayacağını belirtmiştir. Ancak dürüstlük kurallarını, her olayda geçerli kabul edilebilecek bir ölçüt bulunmamaktadır. Bu nedenle her somut olayda, iyiniyet kurallarına aykırılığın olup olmadığı kendi şartları içerisinde değerlendirilmesi gerekir.

Dosya kapsamında dinlenen tanıkların beyanları ve dava dilekçesindeki anlatımdan taraflar arasındaki gayriresmi birlikteliğin 1983 yılında sona erdiği, dava tarihi itibarıyla 30 yılı aşkın bir süre geçtikten sonra gayriresmi birliktelik yaşadığı davalının kendisini terk etmesinden dolayı manevi tazminat isteminde bulunması TMK'nun 2.maddesinde belirtilen dürüstlük kurallarına uymadığı gibi, taraflar arasında geçerli bir evlilik akdi bulunmadığından terk eylemi de haksız bir fiil olarak kabul edilemez. Bu nedenle davacının manevi tazminat isteminin bütünüyle reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçeyle istemin kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.

SONUÇ:

Temyiz edilen kararın yukarıda açıklanan nedenlerle davalı yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacının temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve davalıdan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 19/06/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.