Ziynet Eşyası Alacağı Davası - Tanık Beyanı


Yargıtay 3. Hukuk Dairesi
2017/9471
2018/12221
2018-12-03





Özet:

  • HMK'nın 198. maddesine göre, tanık beyanı takdiri delillerden olup, hakim tanık beyanı ile bağlı değildir. Tanığın doğru söylemediğine dair belirti ve deliller varsa tanık beyanlarının aksi yönde de karar verebilir. Ancak, HMK'nın 255. maddesi gereği, aksine inandırıcı delil ve olaylar bulunmadıkça asıl olan tanıkların gerçeği söylemiş olmalarıdır. Akrabalık veya diğer bir yakınlık başlı başına tanık beyanını değerden düşürücü bir sebep sayılamaz.

 

MAHKEMESİ:ASLİYE HUKUK (AİLE) MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen ziynet eşyası alacağı davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı; davalı ile yaklaşık 22 yılı aşkın süredir evli olduklarını, düğünde takılan ziynet eşyalarından 13 tane cumhuriyet altını, 8 tane her biri 20 gram bilezik, 2 çift yüzük ve 2 çift küpenin davalının uhdesinde kaldığını ileri sürerek; ziynet eşyalarının aynen iadesine, aynen iadenin mümkün olmaması halinde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL bedelinin yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı; davacı ile aralarındaki boşanma davasının derdest olduğunu, düğünde davacının iddia ettiği kadar takı takılmadığını, bilezik, yüzük ve küpe takıldığını, davacının bahse konu ziynet eşyalarını yanına alarak müşterek konutu terk ettiğini savunarak; davanın reddini istemiştir.Mahkemece; dinlenen davacı tanıklarının akraba olduğu, tanıkların 22 yıl öncesine dair takılan altınların sayıları ile bilmelerinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı, tanık beyanlarına itibar edilemeyeceği, davacı tarafından süresinde dosyaya başkaca herhangi bir delil sunulmadığı, ispat yükü davacıda olup davanın ispatlanamadığı, 22 yıl boyunca davacının bu altınları davalı kocadan istememiş olması durumunda altınları davalıya bağışlamış olduğunun kabulü gerekeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davacı vekilinin sair temyiz itirazının reddi gerekir.

Dava, ziynet eşyalarının aynen iadesi, bunun mümkün olmaması halinde bedelinin tahsili istemine ilişkindir.Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi hükmü uyarınca; Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatlamakla yükümlüdür.Gerek doktrinde, gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer.Öte yandan ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimsenin iddia ettiği olayları ispatlaması gerekir.

Diğer taraftan, ziynet eşyası rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen, götürülebilen türden eşyalardan olduğu için evden ayrılmayı tasarlayan kadının bunları önceden götürmesi, gizlemesi her zaman mümkün olduğu gibi evden ayrılırken üzerinde götürmesi de mümkündür. Bunun sonucu olarak normal koşullarda ziynet eşyalarının kadının üzerinde olduğunun kabulü gerekir. Hayat deneyimlerine göre olağan olan bu çeşit eşyanın kadının üzerinde olması ya da evde saklanması, muhafaza edilmesidir. Bunların davalı tarafın zilyetlik ve korumasına terk edilmesi olağan durumla bağdaşmaz. Bu durumda, davacı kadın, dava konusu ziynet eşyasının varlığını ve evlilik birliği içinde elinden zorla alınıp, bozdurulduğunu ispat yükü altındadır.

Kural olarak, düğün sırasında takılan ziynet eşyaları kim tarafından takılırsa takılsın, aksine bir anlaşma bulunmadıkça kadına bağışlanmış sayılır ve artık onun kişisel malı niteliğini kazanır. Bu eşyaların iade edilmemek üzere kocaya verildiği, kadının isteği ve onayı ile bozdurulup müşterek ihtiyaçlar için harcandığı hususu davalı tarafça kanıtlandığı takdirde, koca bu eşyaları iadeden kurtulur.Somut uyuşmazlıkta; davacı kadın, düğünde takılan ziynet eşyalarının davalı koca tarafından alındığını ve iade edilmediğini iddia etmiş; davalı koca ise savunmasında, davacının müşterek konuttan ayrılırken ziynet eşyalarının tamamını üzerinde götürdüğünü beyan etmiştir.

Bu bağlamda, dava konusu uyuşmazlıkta ispat külfeti davacı kadında olup, davacı iddiasının ispatı için tanık deliline dayanmış ve gösterdiği tanıklar mahkemece dinlenmiştir. Davacı tanığı ... (davacının kız kardeşi); davacıya düğünde, 13 adet cumhuriyet altın, 8 tane bilezik, 4 tane yüzük, 2 çift küpe ve 4 tane yüzük takıldığını, 2 çift küpenin daha sonra davacı ablası tarafından bozdurulduğu kalan ziynet eşyalarının ise düğünden hemen sonra davalı tarafından satıldığı, diğer davacı tanığı ... (davacının ablası) ; davacıya düğünde, 8 tane bilezik, 4 tane yüzük, 13 adet cumhuriyet altın, 2 çift küpenin takıldığını, ziynet eşyalarının tamamının düğünden sonra davalı tarafından alınıp, mazot , gübre ve evin ihtiyaçları için bozdurularak harcandığı, yine davalı tanıklarından ... ise; düğünde takılan ziynetlerin davacı ve davalı tarafından birlikte harcandığı hususunda beyanda bulunmuştur.

HMK'nın 198. maddesine göre, tanık beyanı takdiri delillerden olup, hakim tanık beyanı ile bağlı değildir. Tanığın doğru söylemediğine dair belirti ve deliller varsa tanık beyanlarının aksi yönde de karar verebilir. Ancak, HMK'nın 255. maddesi gereği, aksine inandırıcı delil ve olaylar bulunmadıkça asıl olan tanıkların gerçeği söylemiş olmalarıdır. Akrabalık veya diğer bir yakınlık başlı başına tanık beyanını değerden düşürücü bir sebep sayılamaz.( Hukuk Genel Kurulu'nun 30.01.2013 gün E: 2012/2- 697 E., K: 2013/167 sayılı ilam) Bu durumda, dinlenen davacı tanık beyanları, dava konusu edilen 2 çift küpe dışında diğer ziynet eşyalarının davalı tarafça düğünden hemen sonra davacının elinden alınarak bozdurulduğu noktasında birbirini destekler nitelikte ve tutarlılıktadır.Hal böyle olunca; mahkemece, yukarıda belirtilen yasa hükümleri ve açıklamalar dikkate alınarak, davacı tarafça varlığı ve davalı tarafından bozdurularak harcandığı ispat edilen 13 adet cumhuriyet altını, 4 adet yüzük ve 8 adet bilezik yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğu görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davacının sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına HUMK'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 03.12.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

kaynak: (www.corpus.com.tr)