Bu kararı Favorilerinize Eklemek veya Kopyalayabilmek için giriş yapın veya üye olun
Dava, mirasbırakanın (murisin) sağlığında taşınmazlarını intifa hakkını üzerinde bırakarak bir komşusuna devretmesi üzerine, mirasçısı tarafından açılan tapu iptali ve tescil talebine ilişkindir. Davacı, murisin taşınmaz satmaya ihtiyacı olmadığını, satış bedelinin ödenmediğini ve işlemin mirasçılardan mal kaçırma amacı taşıdığını (muris muvazaası) veya murisin yaşlılığından faydalanılarak iradesinin sakatlandığını (hile) ileri sürmüştür.
İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi, somut olayda hile veya muvazaa iddialarının ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Ancak Yargıtay incelemesi sonucunda, yerel mahkemelerin davanın hukuki niteliğini belirlemede ve yargılama usulünde hata yaptığı tespit edilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, özellikle ön inceleme aşamasında belirlenen uyuşmazlık çerçevesinin dışına çıkılmasını hukuka aykırı bulmuştur.
Hukuk Genel Kurulu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 140/3. maddesi uyarınca ön inceleme tutanağının bir "yol haritası" niteliğinde olduğunu vurgulamıştır. Tarafların ve mahkemenin imza altına aldığı bu tutanakta uyuşmazlık konusu "muris muvazaası" olarak belirlenmişse, tahkikatın bu iddia üzerinden yürütülmesi zorunludur. Mahkemenin, davacının açıkça dayanmadığı "hile" hukuki sebebine odaklanarak uyuşmazlığı bu kapsamda sınırlaması ve ön inceleme tutanağını göz ardı etmesi bozma nedeni sayılmıştır.
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı kısmen direnilmiştir.
Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; sağlığında bankada çalışan ve hiç evlilik yapmayan mirasbırakan ...'ın 32 92... parsel sayılı taşınmazdaki 36 nolu bağımsız bölüm ile 2 51... parsel sayılı taşınmazdaki 2 nolu bağımsız bölümü intifa hakkını üzerinde bırakarak davalıya devrettiğini, mirasbırakanın banka hesaplarında sadece 6.400,00 TL parası çıktığını, ileri yaştaki murisin banka emeklisi olduğunu ve taşınmaz satışına ihtiyacının olmadığını, mirasbırakan ile müvekkili kardeşinin arasının iyi olduğunu, yaz aylarını birlikte geçirdiklerini, davalının ise mirasbırakanın komşusu olduğunu, devir karşılığında mirasbırakana herhangi bir bedel ödenmediğini, davalının mirasbırakanın yaşlılığını kullandığını ve iradesini fesada uğratarak mal varlığını ele geçirdiğini ileri sürerek dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile müvekkili adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; hak düşürücü ve zamanaşımı sürelerinin geçtiğini, mirasbırakan ile müvekkilinin komşu olduğunu, yıllarca arkadaşlık yaptıklarını, taşınmazları da bedelini ödeyerek satın aldığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 11.11.2020 tarihli ve 2017/314 Esas, 2020/379 Karar sayılı kararıyla; davanın hile ve muris muvazaası hukuki nedenlerine dayalı tapu iptal ve tescil istemine ilişkin olduğu, mirasbırakanın davaya konu taşınmazları devrederken iradesinin fesada uğratıldığına dair hiçbir delil bulunmadığı, davalının taşınmazı satın alabilecek maddi güce sahip olduğu, mirasbırakanın davacıdan mal kaçırmak kastıyla hareket ettiğinin de ispatlanamadığı, terekesinde başka taşınmazlarının da bulunduğu, davacıyla arasında husumet bulunmadığı, muris muvazaası yönünden de davanın ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 16.11.2021 tarihli ve 2021/755 Esas, 2021/1741 Karar sayılı kararıyla; davacının, mirasbırakanı ...'ın iradesinin fesada uğratılması nedeniyle hile hukuki nedenine dayalı olarak dava açtığını, mirasbırakanın banka emeklisi olduğu, yalnız yaşadığı, davacı ile sorununun olmadığı, iki adet taşınmazının daha olduğu, tanıkların mirasbırakanın iradesinin fesada uğratıldığına dair herhangi bir beyanda bulunmadığı, taşınmazların hile ile davalıya devredildiğine dair başka bir delilin de bulunmadığı gerekçesi ile davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
"...3.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
3.2. İlgili Hukuk
3.2.1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 140.maddesi ön inceleme duruşmasını düzenlemekte olup, 3. fıkrası “Ön inceleme duruşmasının sonunda, tarafların sulh veya arabuluculuk faaliyetinden bir sonuç alıp almadıkları, sonuç alamadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanakla tespit edilir. Bu tutanağın altı, duruşmada hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür.” hükmünü içermektedir.
3.2.2. Bölge adliye mahkemeleri, bir yandan hukuki denetim yapan mahkemeler iken diğer yandan vakıa incelemesi de yapan mahkemelerdir. İlk derece mahkemelerince yapılan vakıa incelemesi bölge adliye mahkemesi tarafından yerinde bulunmadığı takdirde ilk derece mahkemesi kararı bütünüyle ortadan kaldırılmalı ve infazda tereddüt oluşturmayacak şekilde yeniden bir hüküm kurulmalıdır. Aksi halde, HMK’nın 297. ile 359. maddelerine aykırı olarak infazda tereddüte sebebiyet verilebilecektir.
HMK’nın 353/(1)-b maddesinde Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak; 1) İncelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine, 2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında, 3) Yargılamada bulunan eksiklikler duruşma yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte ise bunların tamamlanmasından sonra yeniden esas hakkında, duruşma yapılmadan karar verilir” düzenlemesi mevcut olup, bölge adliye mahkemesince, istinaf istemiyle önüne gelen dosya ve karar bir bütün olarak değerlendirilerek, ilk derece mahkemesi kararının gerekçe kısmının düzeltilmesi de dahil istinaf isteminin kısmen dahi kabulüne karar verilecek olsa, ilk derece mahkemesi kararının tamamen kaldırılması ve tüm hükümlerin yeniden kurulması gerekir.
3.2.3. Uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada mirasbırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237. ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle mirasbırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
3.3. Değerlendirme
Somut olaya gelince, İlk Derece Mahkemesince 15.03.2018 tarihinde yapılan ön inceleme duruşmasında, uyuşmazlığın “davacının mirasbırakanına ait taşınmazların davalıya muvazalı şekilde devredildiği iddiasına dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkin” olduğuna yönelik tespit yapıldığı ve zabıt her iki taraf vekilince imzalandığı halde, İlk Derece Mahkemesince dava, hile ve muris muvazaası hukuki nedenlerine dayandırılmış, Bölge Adliye Mahkemesince ise hile iddiası yönünden inceleme yapılarak davacının istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.
O halde, Bölge Adliye Mahkemesince HMK’nın 140/3 maddesinde de düzenlendiği üzere ön inceleme duruşmasında taraf vekillerince imzalanarak kabul edilen uyuşmazlık konusu olan muris muvazaası iddiası yönünden inceleme yapılması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, ön inceleme zaptında tespit edilmeyen başka bir hukuki sebep yönünden inceleme yapılarak sonuca gidilmiş olması doğru olmadığı gibi; yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinin değiştirilmesi durumunda, öncelikle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesi ve gerekçe düzeltildikten sonra yeniden tüm talepler bakımından hüküm kurulması gerekirken, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından usule ve yasal düzenlemelere aykırı şekilde, bir yandan İlk Derece Mahkemesinin davadaki hukuki nitelendirmesi doğru bulunmayarak gerekçe değiştirildiği halde, davacı vekilinin istinaf taleplerinin HMK’nın 353/(1)-b.1 maddesi gereği esastan reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; usule ilişkin bozma kararına uyulduktan sonra dava dilekçesinde murisin mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla hareket ettiğine ilişkin bir iddia mevcut olmayıp, tamamen murisin kandırılarak taşınmazların elinden alındığına ilişkin maddi vakıalardan bahsedildiği, bu maddi vakıalara göre davanın muris muvazaası olarak nitelendirilemeyeceği, davacı tarafın dava dilekçesinde veya ön inceleme duruşmasında muvazaya dayalı dava açtıklarına ilişkin beyanlarının ise açıklanan bu maddi vakıalara göre bir anlam ifade etmeyeceği, dolayısıyla terditli inceleme yapılmasının da mümkün olmadığı gerekçesiyle hukuki nitelendirme açısından bozma kararına direnilmiş ve yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; davanın muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak açıldığını, taleple bağlı kalınması gerekirken Bölge Adliye Mahkemesince hatalı olarak davanın hile hukuksal nedenine dayalı olduğu belirtilerek inceleme yapıldığını, muvazaa yönünden ise iddianın kanıtlandığını ileri sürerek hükmün bozulmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dava dilekçesi ve ön inceleme tutanağı bir arada değerlendirildiğinde davanın muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak mı hile hukuksal nedenine dayalı olarak mı açıldığı yoksa dava dilekçesinde her iki hukuksal nedenin bir arada mı ileri sürüldüğü, buradan varılacak sonuca göre Bölge Adliye Mahkemesince uyuşmazlık konusu hakkında inceleme yapılarak sonucuna göre bir karar verilip verilmediği noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
1. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun, HMK) 26, 137 vd.
2. Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 19. [mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (BK) 18.] maddesinin 1. fıkrası
3. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas, 1974/2 Karar sayılı kararı
2. Değerlendirme
1. Dava tapu iptali ve tescil istemine ilişkin olup, taraflar arasında ortaya çıkan uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde neticelendirilebilmesi için öncelikle dayanılan hukuki nedenin tereddütsüz bir biçimde ortaya konulması gerekmektedir. Eldeki dava bakımından davanın muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak mı hile hukuksal nedenine dayalı olarak mı açıldığı, yoksa dava dilekçesinde her iki hukuksal nedenin bir arada mı ileri sürüldüğü hususu öncelikle çözülmesi gereken bir meseledir.
2. Bilindiği üzere, 6100 sayılı Kanun'un 33. maddesi uyarınca; hâkim Türk hukukunu resen uygular. 04.06.1958 tarihli ve 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında vurgulandığı gibi; bir davada dayanılan maddi vakıaları açıklamak tarafların, bu olguları hukuken nitelendirmek, uygulanacak yasa maddelerini arayıp bulmak ve doğru olarak yorumlayıp uygulamak da hâkimin görevidir. Diğer bir deyişle; bir davada maddi olayı anlatmak taraflara, hukuki nitelendirmeyi yapmak hâkime aittir. Anılan yasal düzenlemeye göre davayı aydınlatma görevinin mahkeme hâkimine ait olması karşısında uyuşmazlığın çözümüne dair hukuki nitelendirmeyi de yine hâkim yapacaktır. Bu nedenle maddi vakıayı etkilememek kaydıyla salt hukuki sebebin değiştirilmesi iddia ve savunmayı değiştirme veya genişletme yasağı kapsamında değerlendirilemez.
3. Ayrıca medeni usul hukuku alanında doğru ve adil bir yargılama için bazı temel ilkeler kabul edilmiştir. Bir davanın gerek tarafları gerekse mahkeme için bağlayıcı olan ve yargılamaya yön veren bu ilkeler, mahkemelerde sağlıklı bir sonuca ulaşılabilmesini sağlayan en temel unsurlardır. Bu kuralların yargılamanın her kesitinde gözetilmesi, hatta usul hükümleri yorumlanırken bu ilkelere aykırı ve onlarla çelişkili olacak şekilde yorum yapılmaması gerekir. Medeni yargılama hukukuna hâkim olan ilkelerin bir bölümü 6100 sayılı Kanun'da açık olarak düzenlenmiş ve 24 . maddesinde "tasarruf ilkesi"ne, 25. maddesinde "taraflarca getirilme ilkesi"ne, 26. maddesinde ise "taleple bağlılık ilkesi"ne yer verilmiştir.
4. Özel hukuk, taraflara kendi hakları üzerinde tasarruf yetkisi ve imkânı vermiştir. Özel hukuktan kaynaklanan tasarruf yetkisi, uyuşmazlıktan önce başlayıp uyuşmazlığın yargı organına intikal ettiği ve onun önünde görüldüğü anda da devam eder. Hak sahibi, uyuşmazlık konusu hakkını dava edip etmemekte, dava ettikten sonra davalı ile yargılama içinde ya da dışında uzlaşmakta, arabulucuya gitmekte, sulh olmakta veya açtığı davadan feragat etmekte serbesttir. Taraflar uyuşmazlığı başlatmak, uyuşmazlık konusunu belirlemek ve uyuşmazlığı sürdürmek veya sona erdirmek hakkına sahiptirler (Hakan Pekcanıtez, Muhammet Özekes, Mine Akkan, Hülya Korkmaz Taş, Medenî Usûl Hukuku, C. I, İstanbul, 2017, s. 783-784). 6100 sayılı Kanun'un 24. maddesinde düzenlenen "tasarruf ilkesi" kapsamında; dava açma konusundaki inisiyatif davacıya ait olduğu gibi taraflar dava üzerinde tümüyle tasarruf edebilme, dava konusunu (müddeabihi) belirleme, dilekçeler vermek suretiyle davaya etki etme ve mahkemenin karar vermesine gerek kalmadan davayı sona erdiren işlemleri yapabilme yetkisine sahiptirler. Tasarruf ilkesi nedeniyle hiç kimse, kanunda açıkça belirtilmedikçe, kendi lehine olan bir davayı açmaya veya hakkını talep etmeye zorlanamaz (6100 sayılı Kanun md. 24/2).
5. Tasarruf ilkesi gereğince, davacının davasını açarken talep ettiği hukuki korumanın ne olduğunu açıkça ifade etmesi gerektiği gibi 6100 sayılı Kanun'un "dava dilekçesinin içeriği" ile ilgili düzenleme içeren 119/1-d maddesi uyarınca da "Dava konusu"nun dava dilekçesinde gösterilmesi gerekmektedir. Aynı maddenin (e) bendinde "Davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri", (g) bendinde "Dayanılan hukuki sebepler" ve (ğ) bendinde ise "Açık bir şekilde talep sonucu" dava dilekçesinde yer alması gereken diğer unsurlar arasında sayılmıştır.
6. Taraflarca getirilme ilkesinin bir sonucu olarak davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaları dava dilekçesinde bildirmesi gerekir. Kanun (md. 194) buna (vakıaları) somutlaştırma yükü demektedir. Bir davada, ispat faaliyetinin tam olarak yürütülebilmesi, mahkemenin uyuşmazlığı doğru tespit ederek yargılama yapabilmesi, karşı tarafın ileri sürülen vakıalara karşı kendini savunabilmesi için, iddia edilen vakıaların açık ve somut olarak ortaya konulması gerekir. Bu şekilde somutlaştırma yükü (6100 sayılı Kanun md. 194) yerine getirileceği gibi davalı da bu vakıalara göre savunmasını yapacaktır. Dayanılan vakıalara uygulanacak hukuki sebepler de dava dilekçesinin zorunlu olmayan unsurları arasında sayılmıştır. Türk hukukunu resen uygulamakla görevli olan hâkim (6100 sayılı Kanun md. 33) için gösterilen hukuki sebepler bağlayıcı değildir. Buna karşılık, hâkim, davacının dava dilekçesinde bildirdiği vakıalarla bağlı olup davacının bildirmediği vakıaları kendiliğinden inceleyemez ve onları hatırlatabilecek hâllerde dahi bulunamaz (6100 sayılı Kanun md. 25). Davacının dava dilekçesinde bildirdiği vakıalar davanın temelidir. Çünkü, sadece bu vakıalar davanın sınırını çizmekte, hâkim ancak bu vakıalar hakkında inceleme yapabilmektedir. Davacının dava dilekçesinde bildirdiği vakıaların doğru olduğu, yargılama sırasında ispat edilirse ve bu vakıalar, davacıyı talep sonucunda haklı gösteriyorsa, mahkeme davacının davasını kabul ederek davayı davacı lehine karara bağlar.
7. Talep sonucu kısmında ise talebin ne olduğu açık bir şekilde belirtilmelidir. Çünkü, taleple bağlılık ilkesi gereğince hâkim talep sonucuyla bağlı olup ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez (6100 sayılı Kanun md. 26). Bu ilke uyarınca davacının talep etmediği bir şey hakkında karar verilemez. Dava sonucunda kurulacak hükmün sınırını, tarafların karara bağlanmasını istediği talep sonucu belirler. Bu nedenle talep sonucu yeterince açık değilse hâkimin davayı aydınlatma ödevi (6100 sayılı Kanun md. 31) kapsamında açık olmayan talep sonucunu açıklatması gerekir.
8. Belirtmek gerekir ki, 6100 sayılı Kanun'un 140. maddesi ile düzenleme altına alınan ön inceleme duruşması; ön inceleme aşamasının yargılamanın başında bazı hususların çözümlenmesine imkân tanıması nedeniyle özel bir öneme sahiptir. Bu aşamanın başarısı, oturuma doğru şekilde hazırlanılarak, yapılması gereken işlemlerin mahkeme ve taraflarca doğru bir şekilde yerine getirilmesine bağlıdır. Mahkeme ön inceleme aşamasında; dava şartlarını ve ilk itirazları inceler ve uyuşmazlık konularını tam olarak belirler, hazırlık işlemleri ile tarafların delillerini sunmaları ve delillerin toplanması için gereken işlemleri yapar, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği davalarda onları sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder ve bu hususları tutanağa geçirir, 3. fıkranın son cümlesinde de düzenlendiği üzere “…Tahkikat (m. 143) bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür,…”. O hâlde, uyuşmazlık çözümlenmişse bu tutanak bir sulh belgesiyken, uyuşmazlığın devam etmesi hâlinde ise bu belge adeta yargılamanın seyrini gösteren bir yol haritası niteliğindedir. Mahkeme, Kanun’un bu cümlesiyle davanın taraflarına; tutanakta yer almayan hususların tahkikatın konusu olamayacağı ve tahkikat aşamasında tereddüt edilen bir hâl oluştuğu takdirde neyin incelenip neyin incelenemeyeceği hususunun bu tutanak uyarınca belirleneceği yönünde söz vermiştir. Ön inceleme tutanağının bu önemi ve tarafları bağlaması sebebiyle altının oturumda hazır bulunanlarca imzalanması gerekmektedir. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 30.04.2025 tarihli ve 2024/1-46 Esas, 2025/82 Karar sayılı kararında da benimsenmiştir.
9. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dava dilekçesinde, mirasbırakanın taşınmazlar üzerindeki intifa hakkını üzerinde bırakarak davalıya devrettiğini, davalı tarafından kandırıldığını, taşınmaz satışına ihtiyacının olmadığını, mirasbırakan ile arasının iyi olduğunu, davalının mirasbırakanın komşusu olduğunu, devir karşılığında mirasbırakana satış bedeli ödenmediğini, davalının mirasbırakanın yaşlılığından istifade ettiğini ileri sürmüş, talep sonucunda ise muvazaalı satış işlemleri nedeniyle dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile müvekkili adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince 15.03.2018 tarihinde yapılan ön inceleme duruşmasında, uyuşmazlığın “davacının mirasbırakanına ait taşınmazların davalıya muvazalı şekilde devredildiği iddiasına dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkin” olduğuna yönelik tespit yapılarak zabıt her iki taraf vekilince imzalanmış, buna rağmen İlk Derece Mahkemesince dava, hile ve muris muvazaası hukuki nedenlerine dayandırılarak sonuçlandırılmıştır. Davacı vekilince aşamalarda verilen dilekçelerde özellikle de istinaf dilekçesinde, davanın muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak açıldığı halde mahkemece hile nedenine dayalı olarak inceleme yapıldığı, hile hukuksal nedenine dayalı olarak dava ikame edilmediği açıkça belirtilmesine rağmen, bu kez Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesinin gerekçesi değiştirilmek suretiyle davanın yalnızca hile hukuksal nedenine dayandığı belirtilerek sonuca ulaşılmıştır.
10. Dosya kapsamı, ön inceleme tutanağı ve davacı vekilinin açık talebi dikkate alınarak Bölge Adliye Mahkemesince HMK’nın 140/3 maddesinde de düzenlendiği üzere ön inceleme duruşmasında taraf vekillerince imzalanarak kabul edilen ve davacı tarafça da ileri sürülen uyuşmazlık konusu olan muris muvazaası iddiası yönünden inceleme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, ön inceleme zaptında tespit edilmeyen, davacı tarafça da dayanılmadığı özellikle belirtilen başka bir hukuki sebep yönünden inceleme yapılarak sonuca gidilmiş olması hatalıdır.
11. Hâl böyle olunca Bölge Adliye Mahkemesince önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından, hükmün Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerekmiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373. maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesine gönderilmesine,
24.09.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
KARARI YAZDIR
Bu kararı Favorilerinize Eklemek için giriş yapın veya üye olun