Kasten Yaralama - Suç Vasfına İlişkin Temyizde Bulunmama - Kesinlik Sınırı


Yargıtay Ceza Genel Kurulu
2018/191
2020/242
2020-05-28





Özet:

  • Yerel Mahkemece sanık hakkında kasten yaralama suçundan TCK'nın 86. maddesinin 2. fıkrası uyarınca temel ceza "120 gün adli para cezası" şeklinde belirlendikten sonra haksız tahrik ve takdiri indirim hükümleri uygulanıp sonuç cezanın 1.500 TL adli para cezası olarak tayin edildiği dosyada; sanık ...’in, karar tarihi itibarıyla kesinlik sınırı olan 3.000 TL'nin altında kalan 1.500 TL'den ibaret adli para cezasına ilişkin hüküm hakkında temyiz talebinde bulunması ve kendisi hakkında verilen hükme ilişkin suç vasfına yönelik temyiz talebinde bulunmaması karşısında; 05.05.2016 tarihi itibarıyla kesinlik sınırı olan 3.000 TL’nin altında kalan 1.500 TL’den ibaret adli para cezasına ilişkin bu hükmün temyiz kabiliyetinin bulunmadığı ve bu bağlamda Özel Dairece verilen ek kararın onanmasına ilişkin ilamın isabetli olduğu anlaşıldığından dosyanın sanığa atılı kasten yaralama suçunun sabit olup olmadığına dair esastan incelenmesi mümkün bulunmamaktadır.
 
Kararı Veren

Yargıtay Dairesi : 3. Ceza Dairesi

Mahkemesi :Asliye Ceza

Sayısı : 32-399

Sanık ... hakkında kasten yaralama suçundan TCK'nın 86/2, 29, 62, 50/1-a ve 52/2-4 maddeleri uyarınca doğrudan verilen 1.500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin Samsun 3. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 05.05.2016 tarihli ve 32-399 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Samsun 3. Asliye Ceza Mahkemesince 06.05.2016 tarihli ve aynı sayılı ek karar ile; 1.500 TL adli para cezasının miktarı ve nevi açısından kesin nitelikte ve temyiz yolunun kapalı olması nedeniyle sanığın temyiz isteminin reddine karar verilmiştir.

Temyiz isteminin reddine dair ek kararın da sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 01.11.2016 tarih ve 13002-18545 sayı ile; ek kararın onanmasına karar verilmiştir.

Temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen Samsun 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 05.05.2016 tarihli ve 32-399 sayılı hükmüne yönelik Adalet Bakanlığının 28.07.2017 tarihli ve 7952 sayılı yazıları üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 11.08.2017 tarihli ve 48251 sayılı ihbarnamesiyle sanığın eylemini meşru savunma koşulları altında gerçekleştirdiği ve sanığa ceza verilmemesi gerektiği gerekçesiyle kanun yararına bozma talebinde bulunulmuş, dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 04.10.2017 tarih ve 11445-12177 sayı ile;

"Mahkûmiyet kararında ileri sürülen hukuka aykırılığın CMK'nın 309. maddesindeki hâllere dâhil olmayıp hâkimin takdir hakkına ilişkin olduğu" gerekçesiyle kanun yararına bozma talebinin talebinin reddine karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 21.02.2018 tarih ve 12813 sayı ile;

“Hükümlü ...'in, üzerine atılı basit yaralama suçunu işlemediği sabit olduğu ve bu nedenle 5271 sayılı CMK'nın 223/2-b maddesi uyarınca beraatine karar verilmesi gerekirken hakkında mahkûmiyet kararı verilmesi yasaya aykırı olup hükmün bozulmasına karar verimesi gerektiği" görüşüyle Yargıtay 3. Ceza Dairesinin ek kararın onanmasına ilişkin 01.11.2016 tarihli ve 13002-18545 sayılı kararına yönelik itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 15.03.2018 tarih ve 2377-4600 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Katılan sanık ... hakkında katılan sanık ...’e yönelik kasten yaralama suçundan kesin nitelikte 1.500 TL adli para cezasına hükmedilmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme, sanık ... hakkında kasten yaralama suçundan verilen mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı kasten yaralama suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de; Yerel Mahkemece TCK’nın 86/2. maddesi kapsamında kalan kasten yaralama suçundan doğrudan verilen 1.500 TL adli para cezasına ilişkin mahkûmiyet hükmünün sanık tarafından temyiz edildiği, Yerel Mahkemece hükmün kesin nitelikte adli para cezası olması nedeniyle temyiz talebinin reddine dair ek karar verildiği, sanık tarafından ek kararın da temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece ek kararın onanmasına karar verildiği, sanığın itiraza konu suç yönünden vasfa yönelik temyiz talebinin bulunmadığı dosyada, Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle, itiraza konu Özel Dairenin ek kararın onanmasına ilişkin ilamının isabetli olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.

İncelenen dosya içeriğinden;

... ile Samsun Barosuna kayıtlı avukat olarak görev yapan ... arasında yaşanan arbede nedeniyle karşılıklı olarak birbirlerini yaraladıkları iddiasıyla şikâyetçi olmaları üzerine Samsun Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatıldığı, ...’ın eylemlerinin avukatlık göreviyle ilgisi olmadığından genel hükümlere göre yapılan soruşturma sonucunda ... ile ... hakkında kasten yaralama suçundan cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açıldığı, tarafların karşılıklı olarak birbirlerine hakaret ettikleri ve birbirlerini tehdit ettikleri iddialarıyla ilgili yeterli şüphe elde edilemediğinden kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği, bu karara yönelik ...’in itirazının Samsun 3. Sulh Ceza Hâkimliğince 10.03.2016 tarih ve 681 değişik iş sayı ile reddine karar verildiği,

Samsun 3. Asliye Ceza Mahkemesince 05.05.2016 tarih ve 32-399 sayı ile; katılan sanıklar ... ve ...’ın karşılıklı olarak birbirlerini yaraladıklarından bahisle kasten yaralama suçundan TCK’nın 86/2, 29, 62, 52/2-4 maddeleri uyarınca 1.500 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına ve taksitlendirmeye karar verildiği,

Her iki hükmün katılan sanık ... tarafından temyiz edilmesi üzerine Samsun 3. Asliye Ceza Mahkemesince 06.05.2016 tarihli ve 32-399 sayılı ek karar ile; 1.500 TL adli para cezasının miktarı ve nevi bakımından kesin olması nedeniyle temyiz isteminin reddine karar verildiği,

Bu ek kararın da katılan sanık ... tarafından temyiz edildiği, katılan sanığın kendisi hakkında verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik olarak atılı suçu işlemediği, eylemi gerçekleştirdiği düşünülse dahi meşru savunma hâlinin oluştuğu gerekçeleriyle temyiz talebinde bulunduğu; katılan sanık ... hakkındaki hükme yönelik ise suç vasfının hatalı değerlendirildiği, ...’ın sarkıntılık yaparak kendisine yapışıp ağır hakaret ve tehditler ettiği, bu nedenle ... hakkındaki hükmün temyizi kabil bir karar olduğu gerekçeleriyle temyiz talebinde bulunduğu,

Anlaşılmaktadır.

1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun, 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 305/1. maddesine göre ceza mahkemeleri tarafından verilen hükümler temyiz yoluna tabidir. İnceleme tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı CMK'nın 223. maddesinde de hükümler; "Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirlerine hükmedilmesi, davanın reddi, davanın düşmesi" olarak sayılmıştır.

Hüküm niteliğinde bulunmamakla birlikte bazı kararların da kanun yolu bakımından temyizinin mümkün olduğu kabul edilmiştir. Örneğin; adli yargı dışında bir yargı mercisine yönelik görevsizlik kararları, geri verme talebi ile ilgili kararlar hüküm niteliğinde olmamakla birlikte temyizi kabildir.

Hükümlerin temyiz edilebilmeleri kural, temyiz edilememeleri ise istisnadır. Anılan istisna, hukuk devletinde kabulü mümkün ve meşru bir amaçla, Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen "Hak arama hürriyeti" ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin altıncı maddesinde hüküm altına alınan mahkemelere erişim hakkının özüne zarar vermeyecek şekilde ve orantılı olmalı, ayrıca kanunda açıkça düzenlenmiş bulunmalıdır.

1412 sayılı CMUK'nın 305. maddesinin birinci fıkrasında, ceza mahkemeleri tarafından verilen hükümlerin temyiz olunabileceği belirtildikten sonra bu kuralın istisnaları maddenin ikinci fıkrasında;

"1- İki milyar (iki bin) liraya kadar para cezalarına dair olan hükümler,

2- Yukarı sınırı on milyar (on bin) lirayı geçmeyen para cezasını gerektiren suçlardan dolayı verilen beraat hükümleri,

3- Bu kanun ile sair kanunlarda kesin olduğu yazılı bulunan hükümler,

Temyiz olunamaz" şeklinde düzenlenmiştir.

İki milyar (iki bin) TL'ye kadar (bu miktar dâhil) para cezalarına ilişkin hükümlerin temyiz edilemeyeceğine dair 1412 sayılı CMUK'nın 305. maddesinin ikinci fıkrasının birinci bendinin Anayasa Mahkemesinin 07.10.2010 tarihinde yürürlüğe girmiş olan 23.07.2009 tarihli ve 65–114 sayılı kararı ile iptal edilmesinden sonra ister hapis cezasından çevrilen isterse doğrudan verilen adli para cezasına ilişkin hükümlerin 14.04.2011 tarihine kadar hiçbir miktar gözetilmeksizin ve 14.04.2011 tarihli ve 27905 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6217 sayılı Yargı Hizmetlerinin Hızlandırılması Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 23. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 272. maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendinde; "Hapis cezasından çevrilen adlî para cezaları hariç olmak üzere, sonuç olarak belirlenen 3.000 Türk Lirası dâhil adlî para cezasına mahkûmiyet hükümlerine karşı istinaf yasa yoluna başvurulamaz" şeklinde gerçekleştirilen değişiklik ve aynı Kanun'un 26. maddesi ile 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'a eklenen; "Bölge adliye mahkemeleri faaliyete geçinceye kadar hapis cezasından çevrilenler hariç olmak üzere, sonuç olarak belirlenen üçbin Türk Lirası dâhil adlî para cezasına mahkûmiyet hükümlerine karşı temyiz yoluna başvurulamaz" biçimindeki geçici 2. madde göz önünde bulundurulduğunda da 14.04.2011 tarihinden sonra doğrudan hükmolunan 3.000 TL'den fazla adli para cezasına ilişkin mahkûmiyet hükümleri yönünden temyiz yolu açık hâle gelmiştir.

1412 sayılı CMUK'nın 305. maddesinin birinci fıkrasındaki kesinlik sınırını, maddede belirtilen kesinlik sınırları içinde kalmak şartıyla başkaca hiçbir hak sınırlaması sonucunu doğurmayan para cezasına ilişkin hükümlerle sınırlı olarak yorumlamak gerekmektedir.

Diğer taraftan temyizen incelenemeyen kesin nitelikteki bir hükümdeki açık hukuka aykırılıklar, söz konusu hükme temyiz edilebilirlik vasfı kazandırmayacaktır. Zira 1412 sayılı CMUK'nın 315. maddesi uyarınca temyiz istemi üzerine, hükmü veren mahkemece hükmün temyizinin mümkün olup olmadığı, yasal süresinde açılmış temyiz davası bulunup bulunmadığı, istemde bulunanların temyize hak ve yetkileri bulunup bulunmadığı değerlendirilerek bu şartlardan birinin eksik olduğunun tespiti hâlinde öncelikle temyiz isteminin reddine karar verilecektir. Mahkemece bu hususlarda hatalı ya da eksik değerlendirme yapılması veya hiç değerlendirme yapılmaması hâllerinde ise Yargıtay tarafından işin esasına geçilmeden önce bu üç husus, 1412 sayılı Kanun’un 317. maddesi uyarınca değerlendirilip temyiz şartlarının bulunup bulunmadığı belirlenecek ve temyiz şartlarının varlığının tespiti durumunda temyiz incelemesi yapılacaktır. Aksinin kabulü, hukuka aykırılık taşıyan her hükmün temyizen incelenebileceği sonucunu doğuracaktır.

Kanun koyucunun kesin nitelikteki hükümlerin temyiz edilememesine ilişkin düzenlemesinin sebebi, bu kararların her zaman isabetli bulunacağı ve bünyelerinde bir hukuka aykırılık barındırmayacakları kabulüne dayanmamaktadır. Hukuk sistemi her sorunun çözümünü kendi içinde üretmiştir. Bir hükümdeki hukuka aykırılıkların olağan kanun yoluyla giderilmesi imkânının bulunmadığı ahvalde bu aykırılıkların 5271 sayılı CMK'nın 309 ve 310. maddelerinde düzenlenen kanun yararına bozma yoluyla giderilmesi imkânı bulunmaktadır.

Ceza Genel Kurulunun 12.03.2013 tarihli ve 1515–102 ile 21.12.2010 tarihli ve 230–264 sayılı kararları başta olmak üzere birçok kararında açıkça vurgulandığı gibi kesin nitelikteki hükümler ancak kesinlik sınırını aşar nitelikte yaptırım içermek şartıyla, suç vasfına yönelik ya da suç niteliği doğru belirlenmesine rağmen yanılgılı bir uygulama ile kesinlik sınırı içinde kalan cezaların verildiği hükümlere karşı yapılan aleyhe başvuru üzerine temyiz denetimine konu olabilecektir.

Bu açıklamalar ışığında ön sorun değerlendirildiğinde;

Yerel Mahkemece sanık ... hakkında kasten yaralama suçundan TCK'nın 86. maddesinin 2. fıkrası uyarınca temel ceza "120 gün adli para cezası" şeklinde belirlendikten sonra haksız tahrik ve takdiri indirim hükümleri uygulanıp sonuç cezanın 1.500 TL adli para cezası olarak tayin edildiği dosyada; sanık ...’in, karar tarihi itibarıyla kesinlik sınırı olan 3.000 TL'nin altında kalan 1.500 TL'den ibaret adli para cezasına ilişkin hüküm hakkında temyiz talebinde bulunması ve kendisi hakkında verilen hükme ilişkin suç vasfına yönelik temyiz talebinde bulunmaması karşısında; 05.05.2016 tarihi itibarıyla kesinlik sınırı olan 3.000 TL’nin altında kalan 1.500 TL’den ibaret adli para cezasına ilişkin bu hükmün temyiz kabiliyetinin bulunmadığı ve bu bağlamda Özel Dairece verilen ek kararın onanmasına ilişkin ilamın isabetli olduğu anlaşıldığından dosyanın sanığa atılı kasten yaralama suçunun sabit olup olmadığına dair esastan incelenmesi mümkün bulunmamaktadır.

Bu itibarla, Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca kanun yararına bozma yoluna gidildiği de göz önüne alındığında, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının sanığın beraat etmesi gerektiği şeklinde dosyanın esasına yönelik itirazının reddine karar verilmelidir.

SONUÇ :

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,

2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 28.05.2020 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

kaynak: (www.corpus.com.tr)