Eksik Ve Ayıplı İfa - Taleple Bağlılık


Yargıtay 15. Hukuk Dairesi
2019/3347
2020/790
2020-02-26





Özet:

  • Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanmış olup, bu sözleşme ilişkisi nedeniyle verilen bononun bedelsiz kaldığı iddiasına dayalı menfi tespit, istirdat ile eksik ve ayıplı ifa nedeniyle uğranılan zararın giderilmesi istemine ilişkindir. 
  • Bozmaya uyulmasına rağmen HMK’nın 26. maddesinden bahsedilerek eksik işlerin giderim bedeli ile ilgili talebin reddi doğru olmamıştır. 
  • Öte yandan davacı dava dilekçesi ve ıslah dilekçesinde ticari reeskont faizi ile tahsil talebinde bulunmuş olup, sözleşme konusu iş davalı yüklenicinin ticari işletmesi ile ilgili ticari iş olduğundan, 3095 sayılı Yasa'nın 2/II. maddesine göre davacı iş sahibi tarafından sözleşme konusu işle ilgili alacağı için avans faizi talep edilebilir ise de bundan daha az oranda ticari reeskont faizi ile birlikte tahsil talebinde bulunulduğundan, kabul edilen alacaklar için reeskont faizi uygulanarak tahsil kararı verilmesi yerine yasal faizi ile birlikte tahsil kararı verilmesi de usul ve yasaya aykırı olmuştur.
 
Mahkemesi :Asliye Hukuk Mahkemesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı bozmaya uyularak verilen hüküm davacı vekili ile davalı ... vekilince temyiz edilmiş, davacı vekili tarafından duruşma istenmiş ise de miktar itibariyle duruşma isteğinin reddiyle incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:

K A R A R -

Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanmış olup, bu sözleşme ilişkisi nedeniyle verilen bononun bedelsiz kaldığı iddiasına dayalı menfi tespit, istirdat ile eksik ve ayıplı ifa nedeniyle uğranılan zararın giderilmesi istemine ilişkindir. Yargılama sürecinde bono bedelinin ödenmiş olması sonucu istirdat davasına dönüşen menfi tespit istemi ile eksik ve ayıplı ifa nedeniyle uğranılan tazminat isteminin kısmen kabulüne dair verilen karar, davacı ile davalı ... tarafından temyiz edilmiştir.

Yerel mahkemenin 24.04.2019 tarihli son kararı davalı ... tarafından temyiz edilmiş ise de, bu davalının menfi tespit ve istirdat, eksik ifa nedeniyle kira bedeli ve eksik işlerin giderim bedelinden sorumlu tutulmasına dair mahkemece verilen 25.11.2015 gün, 2014/77 Esas, 2015/584 Karar sayılı kararına karşı temyizi olmayıp aleyhine kurulan hükmün kesinleştiği, bu davalı dışındaki tarafların temyizi üzerine bozulan karardan sonra oluşturulan 24.04.2019 tarihli kararda davalı ... aleyhine önceki karardan daha fazla bir miktara hükmedilmemiş olup, adı geçen davalının son kararı temyiz etmekte hukuki yararı bulunmadığından temyiz dilekçesinin reddi gerekmiştir.

Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince;

Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma ilamı gereğince inceleme yapılıp hüküm verilmiş olmasına delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.

Dairemizin 28.09.2016 gün, 2016/2372 Esas ve 2016/4067 Karar sayılı bozma ilâmının birinci bendinde davalı .... Şti. yönünden husumet yokluğundan ret kararı verilmesi gerektiğinden bahisle bozma yapıldıktan sonra, davacının temyiz itirazları ilgili olarak 2. bendinde; kurulan hükmün HMK’nın 297. maddesine uygun olmaması, yargılama giderlerinin döküm ve paylaşımının HMK’nın 332. maddesine göre hüküm kısmında gösterilmemiş olması, ticari reeskont faizi ile birlikte tahsil talebinde bulunulmuş olmasına rağmen faizin türü belirtilmeksizin tahsil kararı verilmesinin de doğru olmadığı, dava tarihinin de yanlış yazılmasının da hükmün bozulmasını gerektirdiği belirtilerek, 6100 sayılı HMK’nın 26. maddesine göre hakimin tarafların talep sonuçları ile bağlı olduğu ve ondan fazlasına ya da başka birşeye karar veremeyeceği ilkesi emredici hüküm olduğundan mahkemece kendiliğinden dikkate alınması gerektiği, dava ve ıslah dilekçesinin kapsamında eksik işler bedeline ilişkin bir dava bulunmadığından açılan davada eksik işler bedeli talep edilmediği halde talep aşılarak eksik işler bedelinin de hüküm altına alınmasının HMK’nın 26. maddesine aykırı olduğu gerekçesi ile ve davacının temyizi üzerine davacı yararına olduğu belirtilerek hüküm kurulmuştur.Davacı vekilinin karar düzeltme talebinin reddi üzerine açılan 24.04.2019 tarihli duruşmada Dairemizin bozma ilâmına uyulmuştur.1086 sayılı HUMK'nın yürürlükte olduğu dönemde çıkarılan 09.05.1960 tarih, 1960/21 Esas, 1960/9 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nda; Yargıtay bozma kararına uyulmakla orada belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına usulî kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda yerel mahkeme için de zorunluluk doğacağı, usulî kazanılmış hakka ilişkin açık kanun hükmü olmasa da temyiz sonucu verilecek bozma kararının hakka ve usule uygun karar verilmesini sağlamaktan ibaret olan amacı ve muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma maksadıyla kabul edilmiş olması yanında hukuki alanda istikrar amacıyla kabul edilmiş bulunması bakımından usulî kazanılmış hak müessesesi usul hukukunun dayandığı ana esaslardan olup kamu düzeniyle de ilgili olduğu belirtilmiştir. 6100 sayılı HMK'da da usulî kazanılmış hakka ilişkin açık bir düzenleme bulunmamakta ise de bu ilkenin uygulanma gerekliliği HMK hükümleri karşısında da varlığını sürdürmektedir. Yargıtay'ın bozma kararına uyan mahkeme, bozma kararı uyarınca işlem yapmak ve hüküm vermek zorundadır. Çünkü, mahkemenin bozma kararına uyması ile, bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulî müktesep hak doğmuştur.Yargısal ve bilimsel içtihatlarda “usulî kazanılmış hak” ya da “usulî müktesep hak” olarak adlandırılan bu ilke Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.02.1988 tarih, 1987/2-520 Esas, 1988/89 Karar sayılı ilâmında “Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen bozma gereğince işlem yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisinin lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usuli kazanılmış hak denilmektedir...” şeklinde tanımlanmakta ve bazı istisnaları bulunmaktadır. Bu istisnalardan bahsetmek gerekirse;

I-Mahkemenin görevi ile ilgili usulî kazanılmış haktan sözedilemez. Şöyleki; Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını, görev itirazı olmaksızın görev dışında bir sebeple bozar ve mahkeme bu karara uyarsa bozma dışında kalan görev hususu usulî kazanılmış hak oluşturmayacak, yeniden yapılan yargılamada mahkeme tarafların itirazı üzerene yada kendiliğinden görevsizlik kararı verebilecektir. Ancak temyizde açıkça görev itirazı ileri sürülmüş ve bu husus Yargıtay tarafından nazara alınmamış açık yada zımni olarak reddedilmiş ise bu takdirde usulî kazanılmış hak görev konusunda da oluşacak ve yeniden yargılama yapan mahkeme görev konusunda karar veremeyecektir.

II-Yargıtay'ın bozma kararından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararının çıkarılmış olması da usulî kazanılmış hakkın istisnasıdır. Az yukarıda bahsedilen 09.05.1960 tarihli İBK'ya göre İBK usulî kazanılmış hakka rağmen görülmekte olan davalara da uygulanır. İlk derece mahkemesi usulî kazanılmış hakka aykırı olsa bile yeni İBK'ya göre karar verecektir.

III-Karar henüz kesinleşmeden geçmişe etkili olarak çıkarılan bir kanun hükmü de usulî kazanılmış hakkın istisnasını oluşturur. Böyle bir halde de usulî kazanılmış hakka aykırı olsa da yeni çıkarılan ve geçmişe etkili olan kanun hükmünün uygulanması gerekir.

IV-Bir kanun hükmü Anayasa Mahkemesi'nce iptâl edilirse iptâl edilen kanun hükmü usulî kazanılmış hakka aykırı olsa bile uygulanacak öncelik usulî kazanılmış hakta değil Anayasa Mahkemesi'nin iptâl kararında olacaktır.

V-Usulî kazanılmış hakkın bir diğer istisnası ise kesin hükümdür. Bozmadan sonra usulî kazanılmış hak ile kesin hüküm çelişiyorsa öncelik usulî kazanılmış hak da değil, kamu düzeninden sayılan ve dava şartı olarak re'sen nazara alınması gereken kesin hükümdedir.

VI-Kamu düzenine aykırılık da usulî kazanılmış hakkın istisnalarından bir diğeridir. Gerçekten de kamu düzeninden sayılan bir husus ile usulî kazanılmış hak çelişiyorsa bu halde kamu düzeninden sayılan hal usulî kazanılmış hakkın önüne geçecektir. Hak düşürücü süre kamu düzeninden sayılmakla hak düşürücü süre söz konusu ise usulî kazanılmış haktan bahsedilemeyecektir.

VII-Nihayet, son olarak; Yargıtayın kararı her türlü yorumun, hukuki değerlendirme veya delil takdiri dışında, açıkça ve tartışmasız şekilde başka bir şekilde, yorumlanamayacak açıklıkta maddi hataya dayalı ise ve onunla sıkı sıkıya bağlı olduğu halde usulî kazanılmış hak ilkesi uygulamayacaktır. Yargıtay tarafından dosya kapsamına uygun olmayacak şekilde açık ve tartışmasız bir maddi hata yapılması halinde, bu hata, usulî kazanılmış hak oluşturmayacaktır. Dosyada bulunan bir belgenin gözden kaçırılması, bir belgede yer alan hükmün yok sayılması, olmayan bir hususun tam aksine var sayılması, tapulu bir taşınmazın tapusuz kabul edilmesi, imara aykırı olduğu bildirilen bir taşınmazın imara uygun olduğunun kabulü, taşınmaz satış tarihinin veya noterden gönderilen belgenin tarihinin belgelerdekinin aksine yanlış belirlenmesi, reşit olan çocuğun isminin yanlış belirlenmesi gibi hallerde maddi hatanın varlığı kabul edilerek bu bozmalar usulî kazanılmış hak doğurmayacaktır (Dairemizin 20.12.2017 Tarih, 2017/1909 Esas ve 2017/4513 Karar sayılı ilâmı).

Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince; Dairemizin hükmüne uyulan 28.09.2016 gün, 2016/2372 Esas ve 2016/4067 Karar sayılı bozma ilâmının ikinci sayfa, ikinci bent, son paragrafında HMK’nun 26. maddesindeki taleple bağlılık ilkesinin emredici hüküm olduğundan mahkemece kendiliğinden dikkate alınması gerektiği, dava ve ıslah dilekçesinde sadece bonoya ilişkin menfi tespit davası açılmış ve ıslah dilekçesi ile de sadece kira kaybı nedeniyle tazminat istenmiş olup dava ve ıslah dilekçesi kapsamında eksik işler bedeline ilişkin bir dava bulunmadığı, açılan davada eksik işler talep edilmediği halde talep aşılarak eksik işler bedelinin de hüküm altına alınmasının HMK’nın 26. maddesine aykırı olmasına dair yapılan bozma, verilen ve bozma ilamının konusunu oluşturan mahkeme kararında aleyhine tahsil hükmü oluşturulan gerçek kişinin temyizinin bulunmaması ve davacının temyizi nedeniyle aleyhine bozma yapılamayacağı ilkesi karşısında maddi hataya dayalı olup, bahsi geçen maddi hata açık, tartışmasız ve başka bir surette yorum yapılamayacak nitelikte bir hata olup, usuli kazanılmış hakkın istisnasını oluşturmaktadır. Bunun sonucu olarak bozmaya uyulmasına rağmen HMK’nın 26. maddesinden bahsedilerek eksik işlerin giderim bedeli ile ilgili talebin reddi doğru olmamıştır. Öte yandan davacı dava dilekçesi ve ıslah dilekçesinde ticari reeskont faizi ile tahsil talebinde bulunmuş olup, sözleşme konusu iş davalı yüklenicinin ticari işletmesi ile ilgili ticari iş olduğundan, 3095 sayılı Yasa'nın 2/II. maddesine göre davacı iş sahibi tarafından sözleşme konusu işle ilgili alacağı için avans faizi talep edilebilir ise de bundan daha az oranda ticari reeskont faizi ile birlikte tahsil talebinde bulunulduğundan, kabul edilen alacaklar için reeskont faizi uygulanarak tahsil kararı verilmesi yerine yasal faizi ile birlikte tahsil kararı verilmesi de usul ve yasaya aykırı olmuştur.

Bu durumda mahkemece yapılması gereken iş; 25.11.2015 tarih, 2014/77 Esas ve 2015/584 Karar sayılı yerel mahkeme kararı temyiz edilmemek suretiyle davalı ... aleyhine miktar yönünden kesinleştiğinden davalı şirket hakkındaki davanın husumet yönünden reddine, menfi tespit davası olarak açılıp, istirdat davasına dönüşen dava ile ilgili 5.012,93 TL’nin 18.07.2013 tarihinden itibaren, 9.900,00 TL kira kaybı tazminatının ve 5.000,00 TL eksik işler giderim bedelinin 19.12.2012 dava tarihinden itibaren değişen oranlarda reeskont faizi ile birlikte davalı ...’dan tahsil edilerek davacıya verilmesine, davacının icra inkâr tazminatı isteminin reddine karar vermek olmalıdır.Belirtilen sebeplerle faiz uygulamasında hata yapıldığı ve talep aşımı ile ilgili bozmada maddi hata bulunduğundan kararın bozulması uygun bulunmuştur.

SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davalı ...’ın temyiz dilekçesinin reddine, 2. bent uyarınca davacının diğer temyiz itirazlarının reddine, 3. bende göre kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödenenden 5766 sayılı Kanun'un 11. maddesi ile yapılan değişiklik gereğince Harçlar Kanunu 42/2-d maddesi uyarınca alınması gereken 218,50 TL Yargıtay başvurma harcının mahsup edilerek, varsa fazla alınan temyiz harcının temyiz eden davacıya iadesine, ödediği temyiz peşin ve Yargıtay başvurma harçlarının istek halinde temyiz eden davalı ...'a geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 26.02.2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.

kaynak: (www.corpus.com.tr)