Binaya Pencere Yapılması - Mahremiyet İhlali - El Atmanın Önlenmesi


Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2013/1239
2014/840
2014-11-05





 

Dava, komşuluk hukukundan kaynaklanan pencerelerin kapatılması suretiyle elatmanın önlenmesi isteğine ilişkindir.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden, davalıların kullanımında olan 3 katlı binaya açılan pencerelerin, komşu parselde yer alan davacıların bahçesine ve binalarının ön cephesine bakar vaziyette bulunduğu ve projesine aykırı olduğu gibi mahremiyetlerini de ihlal ettiği iddiası ile eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Hemen belirtilmelidir ki, bir kimsenin mülkiyet alanında kalan taşınmazı TMK’nun 683.maddesi hükmü gereğince kanunun öngördüğü sınırlar içinde kalmak koşulu ile dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarruf etme hakkına sahip olduğu kuşkusuzdur. Bu husus, aynı zamanda Anayasa’nın 35.maddesi hükmü gereğidir.

Davalı tarafın kendi mülkiyet alanında kalan taşınmazdaki binalarına pencere açmaları da mülkiyet hakkının bahşettiği bir hak olup, şayet imara aykırı bir yapılanma var ise bu hususun 3194 Sayılı Kanunun 32 ve 42.maddeleri uyarınca idari yaptırımı gerektirip idareyi ilgilendireceğinde de kuşku yoktur.

Öte yandan, mahremiyetin ihlal edildiği iddiasının dinlenmesine olanak bulunmadığı gibi, davacı tarafa ne gibi bir zarar verildiği de kanıtlanmış değildir.

Hal böyle olunca davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir...)

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, TMK 737 vd. maddeleri uyarınca komşuluk hukukundan kaynaklanan çekişmenin giderilmesi istemine ilişkindir.

Davacılar vekili; davalıların kullanımında olan 3 katlı binasının kör cephesine açılan pencerelerin, komşu parselde yer alan davacıların bahçesine ve binalarının ön cephesine bakar vaziyette bulunduğunu, bina projesine aykırı olarak açılan pencerelerin, komşuluk hukukuna, örf ve adete uygun olmadığını, mahremiyetlerini de ihlal ettiğini, belirterek pencerelerin kapatılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılar; iddiaların yersiz olduğunu komşuluk hukukuna aykırı bir durumun bulunmadığını bildirip davanın reddine karar verilmesini istemişlerdir.

Mahkemece; açılan pencerelerin komşuluk hukukuna aykırı olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş, davalıların temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıda açıklanan nedenlerle karar bozulmuştur.

Yerel Mahkemece, önceki gerekçeler genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiş, direnme kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalıların kendi binalarında projeye aykırı olarak açtıkları pencerelerin TMK 737.maddesi kapsamında komşuluk hukukuna aykırı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Öncelikle belirtilmelidir ki; çevre etkilerinin yarattığı zararlar 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 737.maddesinde düzenlenmiş olup, komşuluktan doğan zorunlu çıkar çatışmalarını düzene koyan, dengelendiren bir temel hukuk kuralı niteliğini taşımaktadır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 737.maddesinin birinci fıkrasında, malik için zarar verecek taşkın eylemlerden, aşırı davranışlardan kaçınma ödevi öngörülmüş; ikinci fıkrasıyla özellikle, taşınmazın durumuna, niteliğine ve yerel adete göre komşular arasında hoş görülebilecek ölçüyü aşan duman, buğu, kurum, toz, koku çıkartarak, gürültü veya sarsıntı yaparak rahatsızlık vermek yasaklanmıştır.

Bu noktada, Türk Medeni Kanunu’nun 737.maddesi içerisine giren müdahale kavramı; sadece taşınmazın işletilmesi ile ilgili olmayıp, bir taşınmazın kullanılması nedeniyle, komşu taşınmazın hava, ışık, rüzgar, su gibi enerji kaynaklarından yararlanmasını önleyen ya da manzarasını kapayan olumsuz müdahaleler de, uygulamada bahsi geçen madde kapsamında değerlendirilmektedir.

Anılan maddede yer alan taşkınlıklar, bir taşınmazın kullanılmasına bağlı olarak beliren çirkin bir görünüş ya da tiksindirici davranışlarla çevrede bulunan kişilerin ruhsal yapılarının etkilenmesi, iç huzurlarının bozulması gibi manevi nitelikte de olabilir.

Yasada nelerin taşkınlık sayılacağı yönünde genel bir kural öngörülmediğinden; Hakim her somut olayın özelliğini, taşınmazın durumunu, niteliğini ve yerel adetleri gözeterek komşuların birbirine göstermekle yükümlü oldukları tahammülün sınırını, çıkar çatışmalarını olaya en uygun düşecek şekilde çözümlemekle yükümlüdür.

Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.11.2003 gün E:2003/14-653, K:2003/689 ve 27.09.2006 tarih ve E:2006/1-551, K:597 sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir.

Tüm bu açıklamalar ışığında somut durum değerlendirildiğinde; davacılar tarafından 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 737.maddesi kapsamında, malik için zarar verecek taşkın eylemlerden, aşırı davranışlardan davalılara ait binadan, davacı parseline çöp atılması, halı, kilim vs. silkinmesi olasılığından söz edilmediği gibi böylesi bir zararın varlığı da kanıtlanmış değildir. Davacılar salt olarak mahremiyetlerinin ihlal edildiği iddiasında bulunmuşlar ise de böylesi bir iddianın TMK 737.maddesi kapsamında dinlenilmesine olanak bulunmamaktadır.

O halde, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan direnme kararı bozulmalıdır.

S O N U Ç : Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Hukuk Genel Kurulu tarafından da benimsenen Özel Dairenin bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 05.11.2014 gününde oybirliği ile karar verildi.