Evden Kaçan Kız Kardeşinin Saçını Kesme - Kötü Muamele


Yargıtay Ceza Genel Kurulu
2016/1412
2020/8
2020-01-16





Özet:

  • Her ne kadar suça konu eylem mağdurun vücut bütünlüğüne müessir olarak gerçekleştirilmiş ve mağdurda bedeni bir zararı mevcut ise de eylemin mağdurun vücuduna acı vermemesi ve ruh sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulduğundan bahsedilememesi nedeniyle kasten yaralama suçunun oluşmadığı, ancak failin kız kardeşini cezalandırmaya matuf olarak merhamet, acıma ve şefkatle bağdaştırılamayacak nitelikteki davranışının sonuçları itibarıyla da uzunca bir süreye yayılması nedeniyle kötü muamele suçunu oluşturduğu kabul edilmeli ve bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.
 
Kararı Veren

Yargıtay Dairesi : 18. Ceza Dairesi

Mahkemesi :Sulh Ceza

Sayısı : 25-670

Kasten yaralama suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucu değişen suç vasfına göre kötü muamele suçundan sanık ...'ın TCK’nın 232/1, 62, 50/1-a ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 1000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin Alanya (Kapatılan) 3. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 11.10.2013 tarihli ve 25-670 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yüksek 18. Ceza Dairesince 04.05.2016 tarih ve 24354-9583 sayı ile;

"TCK'nın 232. maddesinde düzenlenen kötü muamele suçunun oluşması için mağdura yönelik fiillerin süreklilik arz etmesi ve kanunda düzenlenen fiillerden farklılaşması gerektiği, somut olayda sanığın, daha önceden de evden kaçan ve kız kardeşi olan mağdureyi korkutup, evden kaçmasını engellemek amacıyla saçlarını kesmek şeklindeki eyleminin TCK’nın 86/3-a maddesindeki kasten yaralama suçunu oluşturduğu gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiş,

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 23.06.2016 tarih ve 511 sayı ile;

"...Somut olayda sanığın, daha önceden de evden kaçan ve kız kardeşi olan mağdureyi korkutup, evden kaçmasını engellemek amacıyla saçlarını kesmek şeklindeki eylemi sabittir. Yüksek Daire ile Başsavcılığımız arasındaki ihtilaf bu fiilin vasıflandırılmasına ilişkindir.

Kötü muamele suçu TCK'nun 232. maddesinde '(1)Aynı konutta birlikte yaşadığı kişilerden birine karşı kötü muamelede bulunan kimse, iki aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır

(2) İdaresi altında bulunan veya büyütmek, okutmak, bakmak, muhafaza etmek veya bir meslek veya sanat öğretmekle yükümlü olduğu kişi üzerinde, sahibi bulunduğu terbiye hakkından doğan disiplin yetkisini kötüye kullanan kişiye, bir yıla kadar hapis cezası verilir' şeklinde,

Kasten yaralama suçu ise TCK'nın 86. maddesinde '(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) (Ek fıkra: 31/03/2005 - 5328 S.K./4.mad) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması halinde, mağdurun şikayeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur' şeklinde düzenlenmiştir.

Somut olayda uygulanan TCK'nın 232/1. maddesinin gerekçesine göre; her türlü kötü muamele, suçun oluşmasını olanaklı kılmaz. Kötü muamelenin merhamet, acıma ve şefkatle bağdaşmayacak nitelikte bulunması gereklidir. Ancak, bu muamele biçimi kişide basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçünün ötesinde bir etki meydana getirmiş ise, artık kasten yaralama suçundan dolayı cezaya hükmedilmelidir. Yarı aç veya susuz bırakma, uyku uyutmamak, zor koşullarda çalışmaya mecbur etmek gibi hareketleri kötü muameleye örnek olarak vermek olanaklıdır.

Görüldüğü üzere mağdura yönelik fiilerin yasada düzenlenen fiilerden farklılaşması gerektiği kabul edilse bile, bu fiilerin süreklilik arz etmesi gerektiğine dair bir düzenleme olmadığı gibi madde gerekçesine de buna işaret eden bir husus bulunmamaktadır.

Öte yandan ...nun 86/1 maddesinde kasten yaralama suçu 'kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olmak' olarak tarif edilmiştir.

Sanığın sabit görülen saç kesmekten ibaret eyleminin, mağdurun vücuduna acı verme özelliğinin bulunmadığı genel tecrübe ile sabittir. Bu eylemin mağdurun beden veya ruh sağlığını yahut algılama yeteneğini bozduğuna dair adli raporun bulunmadığı da gözetildiğinde sanığın eyleminin TCK'nın 86/1 maddesinde anlamını bulan kasten yaralama suç tipine uygun olmadığı, kötü muamele suçunu oluşturan eylemlerin süreklilik arz etmesi gerektiğine dair bir yasal düzenleme olmaması karşısında, sanığın eyleminin merhamet ve şefkat duyguları ile bağdaştırılması mümkün olmayan bir davranış tarzını içermesi nedeniyle ...nun 232/1 maddesinde yazılı kötü muamele suç tipine uyduğu" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.

CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 18. Ceza Dairesince 12.10.2016 tarih ve 14985-15838 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin TCK’nın 86/2-3-a maddesi kapsamında kasten yaralama suçunu mu yoksa aynı Kanun’un 232/1. maddesi uyarınca kötü muamele suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

Mağdur ...'ın bir arkadaşı ile birlikte evinde kaçması nedeniyle annesi ...'ın şikâyeti üzerine soruşturmanın başladığı, mağdurun 01.01.2009 tarihinde abisi olan sanık ... tarafından bulunduğu,

Mağdurun olayla ilgili olarak alınan;

Alanya Devlet Hastanesinin 02.01.2009 tarihli ve 48 sayılı raporuna göre; sol el bileğinde çok sayıda yüzeysel cilt kesisi dışında darp cebir izinin bulunmadığı,

Alanya Devlet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. ... tarafından düzenlenen 02.01.2009 tarihli ve 2 sayılı rapora göre; muayenesinde hymenin (kızlık zarı) intakt (bozulmamış) olduğu ve fiili livata olmadığı,

Alanya Devlet Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. ...tarafından düzenlenen 02.01.2009 tarihli ve 85 sayılı rapora göre; kendi isteği dışında bir olay cereyan etmediğini, hiçbir şey yapmadığını beyan eden mağdurda psikopatoloji tespit edilmediği,

UYAP sisteminden alınan nüfus kayıt örneğine göre; mağdurun kovuşturma aşamasında 04.03.2010 tarihinde vefat ettiği,

Tanık ...’ın soruşturma aşamasında alınan beyanlarında; kızı olan mağdurun saçının kesilmesi olayına yönelik bir anlatımının olmadığı, kovuşturma aşamasında ise kendisine ulaşılamadığından ifadesine başvurulamadığı,

Anlaşılmıştır.

Mağdur ... soruşturma aşamasında 02.01.2009 tarih ve saat 17.45’te; arkadaşı olan ... ile birlikte 29.12.2008 tarihinde saat 17.00 sıralarında evinden ayrıldığını, üç gece başka yerlerde kaldıklarını, 01.01.2009 tarihinde öğleden sonra Cuma Pazarı mevkisinde gezerlerken ...’nın annesi ile sanık olan abisi tarafından görülüp evlerine getirildiklerini, evdeyken 23.00 sıralarında sanığın eline bir makas alarak yanına geldiğini ve saçlarını rastgele keserek "Bir daha evden çıkmak yasak bu sana ceza, daha seni zincir ile eve bağlayacağım." dediğini, korktuğu ve imkanı olmadığı için polisi arayamadığını, baskı ve şiddet gördüğü için eve dönmek istemediğini, devlet korumasına alınarak kız yetiştirme yurdunda kalmak istediğini,

Soruşturma aşamasında 02.01.2009 tarih ve saat 23.55’te; her ne kadar aynı gün saat 17.30 sıralarında alınan beyanında evde baskı ve şiddet görmesi nedeniyle evine gitmek istemediğini devlet koruması altına alınarak kız yetiştirme yurdunda kalmak istediğini söylemiş ise de evde kendisine yönelik herhangi bir kötü muamele veya şiddet olmadığını, saçlarını banyo yaparken kendisinin kestiğini, abisi olan sanıktan şikâyetçi olmadığını,

Soruşturma aşamasında 22.05.2009 tarihinde ise; evden kaçtığı gün abisi olan sanığın kendisini bularak eve getirdiğini, daha önceden de evden kaçma girişimlerinin olduğunu, olay günü sanığın kendisine sinirlenmesi üzerine zorla saçlarını rastgele kestiğini, 02.01.2009 tarihli ve saat 23.55 sıralarındaki beyanını korkması nedeniyle verdiğini,

Beyan etmiştir.

Sanık soruşturma aşamasında 02.01.2009 tarihinde; mağdur kız kardeşinin psikolojik sorunları olduğunu, zaman zaman evden kaçıp gittiğini, son olarak 29.12.2008 tarihinde evden kaçan mağduru 01.01.2009 tarihinde saat 18.00 sıralarında Cuma Pazarı mevkisinde bularak eve getirdiğini, kendisine yaptığının yanlış olduğunu ve başına iş açabileceğini söylediğini, elbiselerinin kirlenmiş vaziyette olması ve kötü kokması nedeniyle kardeşinden banyo yapmasını istediğini, yaklaşık on dakika sonra banyodan çıkan mağdurun saçlarının kesilmiş olduğunu gördüğünü, neden bunu yaptığını sorduğunda "Beni zaten istemiyorsunuz, ben pisim ya bitlenmişimdir diye saçlarımı kestim." dediğini, mağdurun saçlarını kesmediğini ve kendisini zincirleyeceğini söylemediğini,

Soruşturma aşamasında 22.05.2009 tarihinde; mağdurun olay tarihinden önce evden kaçtığını, daha önceden de evden kaçma teşebbüsleri olduğunu, mağduru korkutarak evden bir daha kaçmasını engellemek amacıyla makasla saçlarını kestiğini, ancak saçlarını keserken herhangi bir zorlamasının olmadığını, mağdurun rızası dahilinde kestiğini, mağduru zincirle bağlayacağına dair bir beyanda bulunmadığını,

Kovuşturma aşamasında ise; mağdurun yaklaşık bir yıl önce öldüğünü, daha önceden psikolojik sorunları nedeniyle sürekli evden kaçtığını, olay tarihinde de evden kaçmasını istemediği için mağdurun isteğiyle saçlarını kestiğini,

Savunmuştur.

Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi açısından "Kasten yaralama" ve "Kötü muamele" suçlarının üzerinde durulması gerekmektedir.

Kasten yaralama suçu TCK’nın 86. maddesinde;

"(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.

(3) Kasten yaralama suçunun;

a) Üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe karşı,

b) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,

c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,

d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

e) Silâhla,

İşlenmesi hâlinde, şikâyet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır." şeklinde düzenlenmiştir.

Maddenin birinci fıkrasında kasten yaralama suçunun tanımı yapılarak, kasten yaralamanın temel şekli düzenlenmiş, kişinin vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan her davranış, yaralama olarak kabul edilmiş, madde gerekçesinde bu husus açıkça vurgulanmıştır. Kasten yaralama fiilinin, kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde olması hâli ise ikinci fıkrada düzenlenmiş olup bu durumda birinci fıkradaki hapis cezasından daha az süreli bir hapis cezası ya da seçimlik olarak adli para cezası suçun yaptırımı olarak öngörülmüştür.

Kasten yaralama suçunda korunan hukuki yarar, kişinin vücut dokunulmazlığı ve beden bütünlüğüdür. Suçun konusu, mağdurun acı verilen veya bozulan bedeni veya ruhsal varlığıdır. Failin yaptığı hareket sonucu, maddede belirtilen sonuçlardan biri meydana gelirse kasten yaralama suçunun oluşacağı hususunda tereddüt bulunmayıp bu sonucu doğurmaya elverişli olan tüm hareketlerle, kasten yaralama suçunun işlenmesi mümkündür.

Kötü muamele suçu ise TCK’nın "Aile düzenine karşı suçlar" başlıklı sekizinci bölümünün 232. maddesinde;

"(1) Aynı konutta birlikte yaşadığı kişilerden birine karşı kötü muamelede bulunan kimse, iki aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) İdaresi altında bulunan veya büyütmek, okutmak, bakmak, muhafaza etmek veya bir meslek veya sanat öğretmekle yükümlü olduğu kişi üzerinde, sahibi bulunduğu terbiye hakkından doğan disiplin yetkisini kötüye kullanan kişiye, bir yıla kadar hapis cezası verilir." Şeklinde düzenlenmiştir.

Kötü muamele suçu, mülga 765 sayılı TCK’nın 477 ve 478. maddelerinde yer alan "Terbiye ve inzibat vasıtalarının suiistimali ve aile efradına karsı fena muamele" suçlarının karşılığı olup anılan her iki suç tipi tek bir hükümde birleştirilerek, düzenlemenin birinci fıkrasında aynı konutta birlikte yaşanılan kişiye karşı kötü muameleye, ikinci fıkra da ise terbiye hakkından doğan disiplin yetkisinin kötüye kullanılmasına yer verilmiştir.

TCK’nın 232. maddesinin ilk fıkrasındaki suç Kanun’da özgü suç şeklinde tanımlanmamıştır. Dolayısıyla fail ile mağdur arasında aile ilişkisi öngörülmeyen bu düzenleme ile öncelikle aynı konutta yaşayan kişilerin vücut bütünlüğü, sağlığı, onur ve özgürlüklerinin, Kanun’un sistematiğinden hareket edildiğinde ise ikinci olarak aile düzeninin korunduğu anlaşılmaktadır.

Anılan suçun faili ve mağduru da aynı konutta birlikte yaşayan kişilerdir. Birlikte yaşamanın kabulü bakımından kesin bir süre ölçütü bulunmamakla beraber birlikte yaşama iradesinin varlığı yeterlidir.

Suçun fiili unsuru ise kötü muamelede bulunmaktır. Kötü muamele suçu, kişiye bedenen veya ruhen zarar veren hareketlerle işlenmekle beraber her türlü kötü muamele bu suçu oluşturmaz. Bu husus maddenin gerekçesinde, "… Her türlü kötü muamele, suçun oluşmasını olanaklı kılmaz. Kötü muamelenin merhamet, acıma ve şefkatle bağdaşmayacak nitelikte bulunması gereklidir. Ancak, bu muamele biçimi kişide basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçünün ötesinde bir etki meydana getirmiş ise, artık kasten yaralama suçundan dolayı cezaya hükmedilmelidir.

Yarı aç veya susuz bırakma, uyku uyutmamak, zor koşullarda çalışmaya mecbur etmek gibi hareketleri kötü muameleye örnek olarak vermek olanaklıdır." biçiminde açıklanmış ve kötü muameleyi belirlemeye ilişkin kriterler ortaya konmuştur. Mağduru aç veya susuz bırakma, çıplak gezdirme, zor koşullarda çalışmaya mecbur bırakma gibi hareketleri kötü muameleye örnek verebiliriz. Kötü muamele oluşturan davranışlar fiziksel, vücut bütünlüğüne yönelik olabileceği gibi alay etme, korkutma gibi manevi bütünlüğe yönelik hareketlerden de oluşabilir.

Bu açıklamalardan yola çıkıldığında, suçun maddi unsurları arasında "süreklilik" sayılmamış olmakla beraber "kötü muamele" ifadesindeki "muamele" sözcüğünün "işlem, davranma, davranış" gibi anlamlarının da bulunduğu göz önüne alındığında, kötü muamelenin hareket kavramının yanı sıra bir işleyiş ve süreci de kapsadığı ve buradaki işleyiş ve sürecin, her koşulda sürekli olma, kesintisiz olarak sürüp gitme durumundan ziyade mevcut şartlar dahilinde bir hareketler bütünlüğü olduğu kabul edilmelidir. Dolayısıyla bir eylemde kötü muamele kastının şüpheden uzak bir biçimde ortaya konulabildiği durumda süreklilik şart değildir. Somut olayın özelliğine göre merhamet, acıma ve şefkatle bağdaştırılamayacak ani bir fille de söz konusu suçun işlenmesi mümkündür.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

12.2008 tarihi itibariyle on altı yaş içerisinde bulunan ve bu tarihte evinden kaçarak bir süre arkadaşlarıyla birlikte otellerde ve başka evlerde kalan mağdurun, suç tarihi olan 01.01.2009 tarihinde tesadüfen bir pazar yerinde ağabeyi olan sanık tarafından görülerek birlikte yaşadıkları eve götürüldüğü, mağdurun evden kaçmasına sinirlenen sanığın bir daha yapmasın diye mağdurun saçlarını makas kullanarak rastgele kestiği olayda;

Her ne kadar suça konu eylem mağdurun vücut bütünlüğüne müessir olarak gerçekleştirilmiş ve mağdurda bedeni bir zararı mevcut ise de eylemin mağdurun vücuduna acı vermemesi ve ruh sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulduğundan bahsedilememesi nedeniyle kasten yaralama suçunun oluşmadığı, ancak failin kız kardeşini cezalandırmaya matuf olarak merhamet, acıma ve şefkatle bağdaştırılamayacak nitelikteki davranışının sonuçları itibarıyla da uzunca bir süreye yayılması nedeniyle kötü muamele suçunu oluşturduğu kabul edilmeli ve bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; "Sanığın eyleminin suç oluşturmadığı" düşüncesiyle itirazın değişik gerekçeyle kabul edilmesi gerektiği, dört Ceza Genel Kurulu Üyesi ise; "İtirazın reddine karar verilmesi gerektiği", görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 04.05.2016 tarihli ve 24354-9583 sayılı kararının KALDIRILMASINA,

Dosyanın, uygulamanın denetlenmesi için Yargıtay 18. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 16.01.2020 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

kaynak:(www.corpus.com.tr)