Çırak - Sigorta Başlangıcının Tespiti


Yargıtay 10. Hukuk Dairesi
2019/5111
2020/2862
2020-06-08





Özet:

  • Dava, sigorta başlangıcı tespiti istemine ilişkindir.
  • Bir kişiye çırak denilebilmesi için, o kimsenin durumunun bu özel kanunda çıraklar hakkında yapılan tarife ve nitelendirmeye uyması gerekir.
  • Yani, taraflar arasındaki ilişkinin niteliği belirlenirken, başka bir ifade ile davacının belirtilen tarihte çırak olup-olmadığına karar verilirken, çalışma ilişkisine bakılarak karar verilmelidir.
  • Kişi işyerinde üretimle ilgili çalışmalara bilfiil katılıyor, meslek ve sanat eğitimi arka planda tutuluyorsa, bu durumda çıraklık ilişkisinden söz edilemeyecektir.

 

Dava, sigorta başlangıcı tespiti istemine lişkindir.

İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun kabulüyle, davacının, istinaf isteminin kabulüne, Kocaeli 1.İş Mahkemesinin 2015/75 Esas, 2018/200 Karar sayılı 08.05.2018 tarihli kararının kaldırılmasına, davacının ... sicil numaralı ... ünvanlı işyerinde 01.10.1986 tarihinde 1 gün çalıştığının ve 18 yaşını doldurduğu 30.01.1991 tarihinin sigortalılık başlangıç tarihi olarak tespitine karar verilmiştir.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesince, verilen kararın, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

I-İSTEM:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının 01.10.1986 tarihinde ... Gıda Gofret-... isimli işyerinde çalışmaya başladığını, işe giriş bildirgesinin Kuruma verildiğini, sigorta primlerinin ödenmemesi nedeniyle Kurum tarafından sigortalılık başlangıç tarihi olarak kabul edilmediğini belirterek davacının 01.10.1986 tarihinde 1 gün çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.

II-CEVAP:

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; kurum işleminin usül ve yasaya uygun olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.

III-MAHKEME KARARI

A-İLK DERECE MAHKEME KARARI

Davanın reddine, dair karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ:

İstinaf kanun yoluna başvuran davacı vekili dilekçesinde, yapılan grafolojik incelemede işe giriş bildirgesindeki imzanın davacıya ait olduğunun anlaşıldığını, işveren ...'nın işe giriş çıkışların yoğun olduğunu, beğenilmeme halinde 2-3 gün sonra çıkartıldığını, davacının bu kişilerden olduğunu beyan ettiğini, davacının çalıştığının sabit olmasına rağmen davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek mahkeme kararının kaldırılmasını istemiştir.

B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI

“Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüyle; Kocaeli 1. İş Mahkemesinin 2015/75 Esas, 2018/200 Karar sayılı 08.05.2018 tarihli kararının kaldırılmasına, davacının ... sicil numaralı ... ünvanlı işyerinde 01.10.1986 tarihinde 1 gün çalıştığının ve 18 yaşını doldurduğu 30.01.1991 tarihinin sigortalılık başlangıç tarihi olarak tespitine ‘ karar verilmiştir.

IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:

Davalı Kurum vekili; hak düşürücü sürenin dolduğu, araştırmanın yetersiz bulunduğu, sadece tanık beyanları ile verilen hükmün eksik araştırmaya dayalı olduğu gerekçeleriyle bölge adlye mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.

V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:

Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur.Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde, re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.

Somut olayda, 30.01.1973 doğumlu davacı adına, ... işyeri sicil numaralı ... ünvanlı işyerinden, 01.10.1986 tarihinde işe başladığına ilişkin işe giriş bildirgesinin üzerinde el yazısı ile yazılı ‘’çırak’ ibaresinin bulunduğu, ilk derece mahkemesi tarafından davanın sübuta ermediğinden reddine dair verilen kararın Bölge Adliye Mahkemesi tarafından kaldırılarak kabulüne şeklinde yazılı şekilde karar verildiği anlaşılmıştır.

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesidir. Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur.

Davaya konu olayla ilgili olarak çıraklık statüsünün irdelenmesi gerekli olup, 506 sayılı Kanunun 3. maddesinin II/B bendine göre, “Özel Kanun'da tarifi ve nitelikleri belirtilen çıraklar hakkında çıraklık devresi sayılan süre içinde analık, malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları...” uygulanmamaktadır. Uyuşmazlık konusu dönemde yürürlükte bulunan 3308 sayılı Çıraklık ve Meslek Eğitimi Kanunu’na göre, çıraklar teorik ve pratik eğitime tabi tutulurlar. Taraflar arasındaki ilişkinin niteliği belirlenirken, başka bir ifade ile, davacının uyuşmazlık konusu dönemde çırak olup-olmadığına karar verilirken, çalışma ilişkisine bakılarak karar verilmelidir. Gerçekten de çıraklık sözleşmesinde, akdi ilişkinin üstün niteliği çalışma olgusu değil, sigortalıya bir meslek ve sanatın öğretilmesidir. Çırak, işyerinde üretimle ilgili çalışmalara bilfiil katılıyor, meslek ve sanat eğitimi arka planda tutuluyorsa, bu durumda çıraklık ilişkisinden söz edilemeyecektir.

Konu ile ilgili olarak 3308 sayılı Yasa'nın 10. maddesinde çırak olabilmek için aranan şartlar arasında

“...a) 14 yaşını doldurmuş, 19 yaşından gün almamış olmak.

b) En az ilköğretim okulu mezunu olmak.

c) Bünyesi ve sağlık durumu gireceği mesleğin gerektirdiği işleri yapmaya uygun olmak.”hususları düzenlenmiş ve aynı maddeye 4702 sayılı Yasa'nın 9. maddesi ile eklenen fıkra ile 10.07.2001 tarihinden itibaren de 19 yaşından gün almış olanlardan daha önce çıraklık eğitiminden geçmemiş olanlar, yaşlarına ve eğitim seviyelerine uygun olarak düzenlenecek mesleki eğitim programlarına göre çıraklık eğitimine alınabileceği hükmü getirilmiştir.

Diğer taraftan bir kişiye çırak denilebilmesi için, o kimsenin durumunun bu özel kanunda çıraklar hakkında yapılan tarife ve nitelendirmeye uyması gerekir. Yani, taraflar arasındaki ilişkinin niteliği belirlenirken, başka bir ifade ile davacının belirtilen tarihte çırak olup-olmadığına karar verilirken, çalışma ilişkisine bakılarak karar verilmelidir. Kişi işyerinde üretimle ilgili çalışmalara bilfiil katılıyor, meslek ve sanat eğitimi arka planda tutuluyorsa, bu durumda çıraklık ilişkisinden söz edilemeyecektir.

Mahkemece; İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve Okuldan araştırma yapılmalı, davacının velisi tarafından imzalanmış çıraklık sözleşmesi olup olmadığı, çıraklık veya eğitim merkezinde dosyasının bulunup bulunmadığı,işveren ile çıraklık eğitim merkezi arasında herhangi bir ilişkinin bulunup - bulunmadığı bu çalışmanın mesleki eğitim merkezinin denetiminde pratik eğitim olarak gerçekleşip - gerçekleşmediği; anılan eğitim merkezi ile davalı işveren arasında herhangi bir ilişkinin bulunmadığının anlaşılması durumunda, çalışmanın bir mesleğin öğrenilmesine yönelik olarak çıraklık ilişkisine mi, yoksa diğer çalışanlar gibi üretime yönelik olarak mı gerçekleştiği üzerinde durularak, çalışma olgusu ve niteliği şüpheye yer vermeyecek şekilde belirlenip, sonucuna göre karar verilmelidir.

Mahkemenin, yukarıda açıklanan maddi ve hukuki esaslar doğrultusunda yargılama yaparak elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken, eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O hâlde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/2 maddesi gereği temyiz edilen Bölge Adliye Mahkemesi kararının açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, dosyanın kararı veren İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34..Hukuk Dairesine gönderilmesine, 08.06.2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.

(www.corpus.com.tr)