Evin Satılmasına Engel Olmak - Hakkı Olmayan Yere Tecavüz Suçu


Yargıtay Ceza Genel Kurulu
2018/210
2020/190
2020-05-07





Özet:

  • Katılana ait suça konu mesken niteliğindeki taşınmazın katılan tarafından satılmak istenmesine karşın aynı zamanda katılanın abisi olup bu evin üst katında oturan sanığın katılan ile aralarında bulunan bahse konu evden kaynaklı anlaşmazlık nedeniyle, suça konu dairenin satılmasını engellemek amacıyla gelen müşterilere evin girişini tuğla ile ikiye ayıracağını söylemesi şeklinde gerçekleşen somut olayda; sanığın bu eylemleri sonucunda katılana ait evin satılamadığının ve akabinde olay tarihinde emlakçılık yapan tanık ...’in evin bu şekilde satılmasının mümkün olmadığını değerlendirerek evi satmaktan vazgeçip anahtarlarını katılana iade ettiğinin anlaşılması karşısında sanığın söz konusu eylemlerinin katılanın taşınmazından yararlanmasına engel olma niteliği taşıdığının ve sanığa atılı hakkı olmayan yere tecavüz suçunun unsurları itibarıyla oluştuğunun kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, sanığa atılı suçun unsurları itibarıyla oluştuğu gözetilmeden atılı suçtan mahkûmiyeti yerine yetersiz gerekçe ile beraatine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
 
Kararı Veren

Yargıtay Dairesi : 8. Ceza Dairesi

Mahkemesi :Asliye Ceza

Sayısı : 7-200

Hakkı olmayan yere tecavüz suçundan sanık ...'nın beraatine ilişkin Tavşanlı Asliye Ceza Mahkemesince verilen 08.05.2012 tarihli ve 89-349 sayılı hükmün katılan tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 10.12.2013 tarih ve 3457-28863 sayı ile;

"Dosya kapsamına, oluşa, tanık beyanlarına göre, sanığın katılana ait suça konu evin kiralanmasını ve satılmasını engellemek amacıyla eve talip olan kişileri 'evin girişini tuğla ile ikiye ayıracağı' ve benzeri sözlerle tedirgin ederek vazgeçirdiği, bu suretle evin kısmen kullanımını engelleyerek üzerine atılı suçu işlediği sabit olduğu halde, mahkûmiyeti yerine beraatine karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yerel Mahkeme ise 15.05.2014 tarih ve 7-200 sayı ile;

"Sanığın üzerinde atılı katılana yönelik hakkı olmayan yere tecavüz eyleminden ötürü cezalandırılmasının talep edilerek, sanığın, alt katında oturan ve abisi olan abisinin dairesinin satılması ya da kiralanmasına karşı koyarak hak sahibinin, katılanın yararlanmasına engel olduğu iddiasının iddianame, yargılama konusu eylem olarak ortaya konulduğu, içerik olarak ise daireyi kiralamak ya da satın almak için gelenleri caydırdığı ve bu şekilde engel olduğunun belirtildiği, ancak yargılama konusu eylemin, 5237 sayılı TCK'nın 154/1. hükmü anlamında tek tek sayılan seçenek eylemler zımnında değerlendirilmesinin mümkün olmadığı sonucuna ulaşıldığı, zira suçun unsuru için somut olarak dış dünyaya yansımış ve seçenek eylemlerde belirtilmiş bir davranışa ihtiyaç olduğu, mezkûr dairenin mülkiyetinin ve fiili kullanımının, tarafların kabulü ve dosya kapsamına göre katılana ait olduğu, bununla ile ilgili herhangi bir hususun yargılamaya konu olmadığı, daire üzerinde kiralama ya da satış gibi tasarruflarda bulunulmasını engellemek anlamında, gelen müşterileri caydırmak, vazgeçirmek şeklinde tarif edilen müsnet eylemin suçun unsuruna konu olamayacağı" gerekçesiyle bozmaya direnerek sanığın önceki hüküm gibi beraatine karar vermiştir.

Direnme kararına konu bu hükmün de katılan tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16.10.2015 tarihli ve 289134 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 tarih ve 871-567 sayı ile; 6763 sayılı Kanun'un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun'a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 25.04.2018 tarih ve 465-4634 sayı ile; direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;

Tebliğnamede ileri sürülmüş olması nedeniyle Yerel Mahkemenin son kararının eylemli uyma sonucu verilen “yeni hüküm” niteliğinde olup olmadığının,

Yerel Mahkemenin son kararının yeni hüküm niteliğinde olmadığı sonucuna ulaşılması hâlinde sanığa atılı hakkı olmayan yere tecavüz suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının,

Belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

Katılan ...’nın 16.01.2012 havale tarihli şikâyet dilekçesinde; ... Tavşanlı / Kütahya adresinde bulunan müstakil iki katlı evin birinci katının kendisine ait, ikinci katının ise babası ... Akata'ya ait olduğunu, bu evin ikinci katta hâlen abisi olan sanık ...’nın ikamet ettiğini, kendisine ait olan birinci katın 02.12.2006 tarihinden beri boş vaziyette bulunduğunu, bunun nedeninin abisi olan sanığın söz konusu evi kiralamak isteyenleri tehdit ederek caydırması olduğunu, nitekim 11.04.2011 tarihinde bu evi tanık ...’e 200 TL karşılığında kiraya verip anahtarını da verdiği hâlde yine sanık ...’nın tehditle kiracıyı caydırmış olduğunu, bunun üzerine kendisine ait 0 506 944 ** ** numaralı telefondan sanığı arayarak "Neden böyle yapıyorsun? Üstelik kefillik yüzünden ne kadar zarara uğradım, ben de ... ve ...’nın oğluyum." dediği hâlde ölümle tehdit ettiğinden bahisle sanığın kendisini savcılığa şikâyet ettiğini, 27.09.2011 tarihinde görülen davada yengesi olan Lale Akata’nın yalan ifadesi sonucu beş ay erteli hapis cezası aldığını, ancak kendisinin kesinlikle abisi olan sanığı ölümle tehdit etmediğini, 18.10.2011 tarihinde söz konusu taşınmazın birinci katının babası ... Akata tarafından kat mülkiyeti olarak kendisine verildiğini, bu tarihten itibaren de emlakçılık yapan tanık ...’e evin satılması için başvurduğunu, buna rağmen yine sanığın gelen müşterilere engel olması nedeniyle tanık Kadir’in evin anahtarını kendisine geri verdiğini belirttiği,

Katılana ait şikâyet dilekçesinin ekinde yer alan tapu senedine göre; Kütahya ili, ..., 732 ada, 895 parselde bulunan taşınmazın 1/2 hissesinin katılan ..., 1/2 hissesinin ise katılanın babası olan ... Akata adına kayıtlı iken Tavşanlı Kadastro Müdürlüğünün 12.10.2011 tarihli ve 2033 sayılı yazılarına ekli değişiklik beyannamesi gereğince, arsa olan niteliğinin kat mülkiyetine çevrilerek zemin kat, bir numaralı bağımsız bölümün katılan ... adına 18.10.2011 tarihinde tescil edildiği,

UYAP sisteminden alındığı anlaşılan ve dosya arasında bulunan Tavşanlı Cumhuriyet Başsavcılığının 26.08.2011 tarihli ve 1618-1148 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karar sureti incelendiğinde; suç tarihinin 25.04.2011 olduğu, şikâyetçinin ..., şüphelinin ise sanık ... olduğu, katılan ...’nın, babalarından kalan evlerden birisinin kendisi tarafından kiraya verilmek istenmesine rağmen abisi olan sanığın kiracıları tehdit etmek suretiyle eve yerleşmelerini engellediğini ayrıca sanığın kredi kartı borcuna kefil olmasına ve hakkında icra takibi yapılmasına rağmen sanığın borcunu ödemediğini belirterek şikâyetçi olduğu, ancak kiracıların tehdit edilmesi olayına ilişkin kamu davası açılmasının gerektirir yeterli şüphe oluşturacak delil bulunmadığı, borcun ödenmemesi olayının ise hukuki ihtilaf mahiyetinde olduğu belirtilerek Cumhuriyet Başsavcılığınca sanık hakkında tehdit suçundan kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği,

01.2012 tarihli tarihli uzlaşma teklif formuna göre sanığın uzlaşmayı kabul etmediği,

Anlaşılmaktadır.

Katılan ... Savcılıkta; Kütahya ili, ..., ... adresinde bulunan iki katlı apartmanın birinci katının kendi adına, ikinci katının ise babası ... Akata adına kayıtlı olduğunu, ikinci katta abisi olan sanık ...’nın oturduğunu, 2006 yılından bu yana evine kiracı almasına sanığın izin vermediğini, bu nedenle ekonomik hürriyetinin ve mülkiyet hakkının ihlâl edildiğini, 2011 yılı Nisan ayında tanık ...’e evini kiraladığı hâlde sanığın bu kişiyi evden kovarak kullanımını engellediğini, ayrıca emlak işi yapan tanık ...’e evi kiralaması konusunda talimat verdiğini, fakat sanığın tanık Kadir’in bulduğu müşterileri de göndererek kullanımını engellediğini, bu nedenle sanık hakkında şikâyetçi olduğunu,

Mahkemede; evini 2006 yılından beri sanık yüzünden kiraya veremediğini, satamadığını, 10.000 TL'den fazla zararı olduğunu, zararının giderilmediğini, sanıktan şikâyetçi olduğunu ve duruşmalara katılmak istediğini,

Tanık ... kollukta; emlakçılık yaptığını, inceleme konusu taşınmazın satılması için katılanın kendisi ile anlaşması üzerine evi satın almak isteyen müşterileri söz konusu binaya götürdüğünde bu binanın üst katında oturan sanık ...'nın gelen müşterileri evi satın almaktan vazgeçirmek amacıyla evin giriş kısmını tuğla ile ikiye ayıracağını söylediğini, bu şekilde sanığın, müşterilerin daireyi satın almalarını bir şekilde engellemeye çalıştığını, daha sonra ise evin bu şekilde satılamayacağını belirterek evin anahtarlarını katılana iade ettiğini,

Tanık ... kollukta ve Mahkemede benzer şekilde; 2011 yılının Nisan ayında söz konusu evi kiralama konusunda katılan ile anlaştıklarını, katılanın evden ayrılmasından sonra üst katta oturan ve katılanın abisi olduğunu sonradan öğrendiği sanık ...'nın yanına gelerek, “Bu evi tutmazsan iyi olur, bu evde bizim birader ile aramızda sorun var, sen de huzursuz olursun.” dediğini, bunun üzerine katılanı arayarak evi tutmayacağını söyleyip evin anahtarını iade ettiğini,

İfade etmişlerdir.

Sanık ... kollukta ve Mahkemede benzer şekilde; Kütahya ili, ..., ... sayılı yerin ikinci katında ikamet ettiğini, bu binanın iki katlı olup babası adına kayıtlı iken kardeşi olan katılan ... ile babasının aralarında anlaşmaları sonucunda katılanın taşınmazın alt katını kendi üzerine aldığını, üst katın tapusunun ise babası adına kayıtlı olduğunu, söz konusu evin kiralanmasına veya satılmasına karşı çıkmadığını, sadece emlakçıya bu evde sorun olduğunu söylediğini, uzlaşmak istemediğini savunmuştur.

Uyuşmazlık konularının ayrı ayrı ele alınmasında fayda bulunmaktadır.

Tebliğnamede ileri sürülmüş olması nedeniyle Yerel Mahkemenin son kararının eylemli uyma sonucu verilen “yeni hüküm” niteliğinde olup olmadığı;

Ceza Genel Kurulunun süreklilik kazanmış uygulamalarına göre şeklen direnme kararı verilmiş olsa dahi;

a) Bozma kararı doğrultusunda işlem yapmak,

b) Bozma kararında tartışılması gerektiği belirtilen hususları tartışmak,

c) Bozma sonrası yapılan araştırma, inceleme ya da toplanan yeni delillere dayanmak,

d) Önceki kararda yer almayan ve daire denetiminden geçmemiş olan yeni ve değişik gerekçe ile hüküm kurmak,

Suretiyle verilen hüküm, direnme kararı olmayıp yeni bir hükümdür.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Sanık ... hakkında hakkı olmayan yere tecavüz suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda “sanık ile müştekinin kardeş oldukları ve suça konu binanın kendilerine babalarından miras kaldığı, müşteki ile sanık arasında bu daire hususunda ihtilaf bulunduğunun anlaşıldığı, TCK’nın 154. maddesinde düzenlenen hakkı olmayan yere tecavüz suçunun oluşması için kişinin bir hakka dayanmaksızın başkasına ait taşınmaz mal veya eklentilerini malikmiş gibi tamamen veya kısmen işgal etmesi veya sınırlarını değiştirmesi veya bozması veya hak sahibinin bunlardan kısmen de olsa yararlanmasına engel olmasının arandığı, müsnet olayda sanığın eyleminin, müştekinin evini kiralamak yahut satın almak isteyenlere sözlü beyanları ile ev sahibi olan müşteki ile aralarında evden kaynaklanan nedenlerle huzursuzluk olduğu gibi caydırıcı anlatımlarda bulunması şeklinde ifade ve tarif edildiği, yapılan yargılama ve değerlendirme neticesinde sanığın suça konu eylemlerinde hakkı olmayan yere tecavüz suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı” gerekçesi ile sanığın beraatine dair Yerel Mahkemece verilen hükmün katılan tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Özel Dairece;

“Dosya kapsamına, oluşa, tanık beyanlarına göre, sanığın katılana ait suça konu evin kiralanmasını ve satılmasını engellemek amacıyla eve talip olan kişileri ‘evin girişini tuğla ile ikiye ayıracağı’ ve benzeri sözlerle tedirgin ederek vazgeçirdiği, bu suretle evin kısmen kullanımını engelleyerek üzerine atılı suçu işlediği sabit olduğu hâlde, mahkûmiyeti yerine beraatine karar verilmesi” isabetsizliğinden bozulmasına karar verildiği,

Bozmadan sonra yapılan yargılama sonucunda ise önceki hükümde direnilmesine ve sanığın hakkı olmayan yere tecavüz suçundan beraatine karar verildiği, bu beraat hükmünün gerekçesinde de önceki hükmün gerekçesine ek olarak; “Sanığın üzerinde atılı katılana yönelik hakkı olmayan yere tecavüz eyleminden ötürü cezalandırılmasının talep edilerek, sanığın, alt katında oturan ve abisi olan abisinin dairesinin satılması ya da kiralanmasına karşı koyarak hak sahibinin, katılanın yararlanmasına engel olduğu iddiasının iddianame, yargılama konusu eylem olarak ortaya konulduğu, içerik olarak ise daireyi kiralamak ya da satın almak için gelenleri caydırdığı ve bu şekilde engel olduğunun belirtildiği, ancak yargılama konusu eylemin, 5237 sayılı TCK'nın 154/1. hükmü anlamında tek tek sayılan seçenek eylemler zımnında değerlendirilmesinin mümkün olmadığı sonucuna ulaşıldığı, zira suçun unsuru için somut olarak dış dünyaya yansımış ve seçenek eylemlerde belirtilmiş bir davranışa ihtiyaç olduğu, mezkur dairenin mülkiyetinin ve fiili kullanımının, tarafların kabulü ve dosya kapsamına göre katılana ait olduğu, bununla ile ilgili herhangi bir hususun yargılamaya konu olmadığı, daire üzerinde kiralama ya da satış gibi tasarruflarda bulunulmasını engellemek anlamında, gelen müşterileri caydırmak, vazgeçirmek şeklinde tarif edilen müsnet eylemin suçun unsuruna konu olamayacağı” şeklinde direnme gerekçesinin gösterildiği anlaşılmaktadır.

Direnme gerekçesi olarak yapılan açıklamaların, Anayasa’nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34. maddeleri uyarınca direnmeye ilişkin gerekçenin gösterilmesi zorunluluğu kapsamında kalan açıklamalar olduğu, bu nedenle önceki kararda yer almayan ve daire denetiminden geçmemiş yeni ve değişik gerekçe ile hüküm kurulması hâlinin söz konusu olmadığı kabul edilerek direnme kararına konu hükmün, yeni bir hüküm niteliğinde olmadığının kabul edilmesi gerekmektedir.

Yerel Mahkemenin son kararının yeni hüküm niteliğinde olmadığı sonucuna ulaşılması karşısında sanığa atılı hakkı olmayan yere tecavüz suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığı;

Hakkı olmayan yere tecavüz suçu 765 sayılı TCK’da;

“Madde 513 - Her kim, başkasının mutasarrıf olduğu emlak ve araziyi tamamen veya kısmen zapt ve tasarruf etmek veya bunlardan intifa eylemek için o arazi ve emlakin hudutlarını değiştirir veya bozarsa iki aydan iki seneye kadar hapsolunur ve 150 liradan 1000 liraya kadar ağır para cezası alınır.

Köy hükmü şahsiyetine ait olduğunu veya öteden beri köylünün müşterek istifadesine terkedilmiş bulunduğunu bilerek mera, harman yeri, yol ve sulak gibi gayrimenkulleri kısmen veya tamamen zapt ve tasarruf eden veya sürüp eken kimse hakkında birinci fikrada yazılı cezalar tatbik olunur.

Hakkı olmayan bir menfaat elde etmek için umumi veya hususi suların mecrasını değiştiren kimse hakkında da aynı ceza hükmolunur.

Madde 514 - Yukarıdaki maddede beyan olunan fliller, şahıslara karşı cebir ve şiddet veya tehdit ile veya içlerinden velev birisi silahlı olmasa bile on kişiden fazla şahıslar tarafından işlenmiş ise ceza bir seneden beş seneye kadar hapis ve yüz liradan aşağı olmamak üzere ağır cezayı nakdidir.

Madde 515 - Şahıslara karşı cebir ve şiddet kullanarak bir şahsın emlak ve arazisinden istifadesine mani olan kimse bir seneye kadar hapis ve on beş liradan yüz liraya kadar ağır cezayı nakdi ile cezalandırılır.

Eger bu cürüm, içlerinden velev birisi silahlı olan bir kaç kişi yahut silahlı olmasa bile on kişiden fazla şahıslar tarafından ika olunursa ceza bir seneden üç seneye kadar hapis ve elli liradan yüz liraya kadar ağır cezayı nakdidir.” şeklinde üç ayrı madde de düzenlenmiştir.

5237 TCK’nın “Hakkı olmayan yere tecavüz” başlıklı 154. maddesi ise;

“Bir hakka dayanmaksızın kamuya veya özel kişilere ait taşınmaz mal veya eklentilerini malikmiş gibi tamamen veya kısmen işgal eden veya sınırlarını değiştiren veya bozan veya hak sahibinin bunlardan kısmen de olsa yararlanmasına engel olan kimseye, altı aydan üç yıla kadar hapis ve bin güne kadar adlî para cezası verilir.

Köy tüzel kişiliğine ait olduğunu veya öteden beri köylünün ortak yararlanmasına terk edilmiş bulunduğunu bilerek mera, harman yeri, yol ve sulak gibi taşınmaz malları kısmen veya tamamen zapteden, bunlar üzerinde tasarrufta bulunan veya sürüp eken kimse hakkında birinci fikrada yazılı cezalar uygulanır.

Kamuya ait veya özel suların mecrasını değiştiren kimse hakkında birinci fikrada yazılı cezalar uygulanır.” şeklinde hüküm altına alınmış iken anılan maddenin birinci fıkrası 14.03.2009 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanmakla yürürlüğe giren 5841 sayılı Kanun’un birinci maddesi ile; “Bir hakka dayanmaksızın başkasına ait taşınmaz mal veya eklentilerini malikmiş gibi tamamen veya kısmen işgal eden veya sınırlarını değiştiren veya bozan veya hak sahibinin bunlardan kısmen de olsa yararlanmasına engel olan kimseye, suçtan zarar görenin şikâyeti üzerine altı aydan üç yıla kadar hapis ve bin güne kadar adlî para cezası verilir.” şeklinde yeniden düzenlenerek kamuya ait taşınmaz mal veya ekletileri bu fıkra kapsamından çıkartılıp anılan fıkrada düzenlenen suçun takibi şikâyete bağlı hâle getirilmiştir.

Anılan maddenin birinci fıkrasında bir hakka dayanmaksızın başkasına ait taşınmaz mal veya eklentilerine yönelik gerçekleştirilmesi gereken üç ayrı seçimlik hareket düzenlenmiştir. Bunlardan birincisi; malikmiş gibi tamamen veya kısmen işgal etme, ikincisi; sınırlarını değiştirme veya bozma, üçüncüsü ise; hak sahibinin bunlardan kısmen de olsa yararlanmasına engel olma eylemleridir.

Bu aşamada konumuzla ilgisi bakımından hak sahibinin taşınmazdan yararlanmasına engel olma seçimlik hareketinin irdelenmesinde fayda bulunmaktadır. Bu durumda fail tarafından taşınmazın aynına herhangi bir müdahalede bulunulmamakta sadece hak sahibinin taşınmazından yararlanmasına, bu taşınmazı istediği gibi kullanmasına engel olunmaktadır. Taşınmazın tamamından yararlanmaya engel olmak zorunlu olmayıp bir bölümünden yararlanmasına engel olunması hâlinde de bu suç oluşacaktır. Bu suçun oluşması için, failin mağdura karşı herhangi bir şekilde, cebir veya tehdit kullanmasına da gerek yoktur. Mağdurun taşınmazına gitmek için kullandığı yolu sulayarak geçilmez hâle getirmek, kapısını kilitlemek, kapı kilidini değiştirmek, taşınmazın etrafını tellerle çevirmek, taşınmazın ekip biçilmesine karşı koymak veya kullanılmasını engellemek amacıyla sürekli etrafını kirletmek suretiyle taşınmazdan yararlanmaya engel olunabilir (Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Yorumlu-Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, 2. Baskı, 4. Cilt, 2014, s.4979.). Diğer bir anlatımla hak sahibinin taşınmazından yararlanmasına engel olan her fiil ile bu suçun işlenmesi mümkündür. Ancak somut olaya göre gerçekleştirilen fiilin engelleme niteliği taşıyıp taşımadığı ayrıca değerlendirilmelidir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Katılan ...’ya ait suça konu mesken niteliğindeki taşınmazın katılan tarafından satılmak istenmesine karşın aynı zamanda katılanın abisi olup bu evin üst katında oturan sanık ...’nın katılan ile aralarında bulunan bahse konu evden kaynaklı anlaşmazlık nedeniyle, suça konu dairenin satılmasını engellemek amacıyla gelen müşterilere evin girişini tuğla ile ikiye ayıracağını söylemesi şeklinde gerçekleşen somut olayda; sanığın bu eylemleri sonucunda katılana ait evin satılamadığının ve akabinde olay tarihinde emlakçılık yapan tanık ...’in evin bu şekilde satılmasının mümkün olmadığını değerlendirerek evi satmaktan vazgeçip anahtarlarını katılana iade ettiğinin anlaşılması karşısında sanığın söz konusu eylemlerinin katılanın taşınmazından yararlanmasına engel olma niteliği taşıdığının ve sanığa atılı hakkı olmayan yere tecavüz suçunun unsurları itibarıyla oluştuğunun kabulü gerekmektedir.

Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, sanığa atılı suçun unsurları itibarıyla oluştuğu gözetilmeden atılı suçtan mahkûmiyeti yerine yetersiz gerekçe ile beraatine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi; "sanığa atılı hakkı olmayan yere tecavüz suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

Tavşanlı 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 15.05.2014 tarihli ve 7-200 sayılı direnme kararına konu hükmünün, sanığa atılı suçun unsurları itibarıyla oluştuğu gözetilmeden atılı suçtan mahkûmiyeti yerine yetersiz gerekçe ile beraatine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,

Dosyanın, mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 07.05.2020 tarihinde yapılan müzakerede birinci uyuşmazlık yönünden oy birliğiyle, ikinci uyuşmazlık bakımından ise oy çokluğuyla karar verildi.

kaynak: (www.corpus.com.tr)