Konut Kredisinin Kullanım ve Yapılandırılma İşlemleri Sırasında Haksız Kesildiği İddia Olunan Bedeller


Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2017/632
2021/307
2021-03-18





1. Taraflar arasında asıl ve birleşen davada “alacak” iddiasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 4. Tüketici Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (kapatılan) 13. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi:

4. Davacı asıl davada; davalı bankadan kullandığı konut kredisi çerçevesinde masraf olarak 1.365TL kesinti yapılmasının haksız olduğunu ileri sürerek bu bedelin iadesine karar verilmesini, birleşen davada ise, asıl davaya konu konut kredisinin iki kez yapılandırılması nedeniyle toplam 3.002,69TL'nin haksız şekilde kesildiğini iddia ederek bu bedelin davalı bankadan tahsilini ve her iki dosyanın birleştirilmesini talep etmiştir.

Davalı Cevabı:

5. Davalı vekili, davacının kullanmış olduğu kredi ile ilgili olarak alınan ücretlerin haklı ve yerinde olduğunu savunarak davaların reddini istemiştir.

Mahkeme Kararı:

6. Ankara 4. Tüketici Mahkemesinin 04.11.2015 tarihli ve 2012/2481 E., 2015/2493 K. sayılı kararı ile; asıl ve birleşen davanın kısmen kabul, kısmen reddi ile 1.865TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlarda yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine, fazla talebin reddine karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:

7. Yerel Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

8. Yargıtay (kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 29.03.2016 tarihli ve 2016/1499 E., 2016/8912 K. sayılı kararı ile; “…HMK’nun 297 ve devamı maddeleri gereğince bir davada istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenilen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekli olup, davaların birleştirilmesi durumunda da, asıl ve birleşen davaların birbirinden bağımsız, müstakil davalar olması nedeniyle, hüküm kısmında her bir dava hakkında o davaya ilişkin vekalet ücretleri ve mahkeme masraflarıyla birlikte ayrı ayrı hüküm kurulması zorunludur. Somut olayda, davacı birleşen dava ile ayrı bir talepte bulunduğuna göre, bu hususta mahkemece ayrı bir karar verilmesi gerekir. Mahkemece, bu hususta ayrı bir karar verilmeyip tek hükümle asıl ve birleşen dosyaların ne kadarın red edilip ne kadarının kabul edildiğinin kararda gösterilmemiş olması ve yargılama giderlerinin her bir dosya için ayrı ayrı sıra numarası altında belirlenmemiş olması, HMK’nun 297 ve devamı maddelerinde belirtildiği şekilde usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.” şeklindeki gerekçeyle karar bozma nedenine göre davacı vekilinin sair itirazları incelenmeksizin bozulmuştur.

Direnme Kararı:

9. Mahkemece 29.06.2016 tarihli ve 2016/651 E., 2016/865 K. sayılı kararı ile; davacının ilk karara karşı temyizinde Özel Dairece işaret edilen yöne ve ayrı ayrı vekâlet ücretine hükmedilmesine dair itirazda bulunmadığı gibi asıl ve birleşen davanın aynı kredi ilişkisinden kaynaklandığı gözetildiğinde her bir alacak kalemi için ayrı ayrı dava açılmasının Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 29. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edeceği, bu durumda farklı harcama kalemleri için açılan davaların birleştirilmesi hâlinde ayrı ayrı vekâlet ücretine hükmedilmesinin mümkün olup olmadığının Hukuk Genel Kurulu önünde tartışılması amacıyla bozmaya uyulmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; taraflar arasındaki konut kredisinin kullanım ve yapılandırılma işlemleri sırasında haksız kesildiği iddia olunan bedellerle ilgili olarak; fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmaksızın açılan ilk dava ve yargılamada kesintilerin talepten daha fazla olduğunun tespit edilmesi üzerine bakiye alacak kalemlerinin tahsili yönünde açılıp birleştirilerek görülen dava yönünden mahkemece tek hüküm altında kısmen kabule karar verilip tek yargılama gideri ve vekâlet ücretine hükmedilen somut olay bakımından asıl ve birleşen dava hakkında kurulan hükmün HMK’nın 297. maddesine aykırılık taşıyıp taşımadığı, burada varılacak sonuca göre aynı sözleşme ile ilgili her bir alacak kalemi yönünden ayrı ayrı vekâlet ücretine hükmedilmesi yönünde talepte bulunulmasının iyi niyet ve dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edeceği ve davacının ayrı vekâlet ücreti verilmesi yönünde itirazının da bulunmadığı değerlendirmesiyle verilen direnme kararının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

12. Yerel Mahkeme ve Özel Daire arasındaki uyuşmazlığın çözümünde öncelikle davaların birleştirilmesinin temeli ve neticeleri üzerinde kısaca durulmasında fayda olacaktır.

13. Davaların birleştirilmesi ve ayrılması müesseselerinin temelinde usul ekonomisi ilkesi yatar. HMK’nın 30. maddesinde düzenlenen usul ekonomisi ilkesi, Anayasal dayanağı olan bir ilke olup 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 141. maddesinin dördüncü bendinde davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğuna açıkça işaret edilmiştir.

14. Öte yandan HMK’nın 166. maddesinde, aralarında bağlantı bulunan, daha açık anlatımla aynı veya benzer sebeplerden doğmuş yahut biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek mahiyette olduğu (m.166/4) davaların aynı sıfat ve düzeydeki mahkemelerde açılmış olmak kaydıyla davanın her aşamasında birleştirilebileceği hüküm altına alınmıştır.

15. Birleştirilen davalarda tek bir yargılama yapılır ve ortak deliller tek bir kez toplanır. Bunun sonucunda mahkeme uyuşmazlığın bütün taraflarının menfaatini aynı yargılama içerisinde görme, değerlendirme ve uyuşmazlığı bu çerçevede çözme imkânına sahip olur. Bu da hukuk güvenliğinin korunması ve çelişkili kararların önüne geçilmesine hizmet eder.

16. Uygulamada sıklıkla birleştirilen davalarla ilgili hükmün ne şekilde kurulacağı hususu tereddütlere yol açmaktadır.

17. Hükümlerin ne şekilde oluşturulacağına ilişkin ayrıntılı yasal düzenlemelerin ortaya koyduğu biçim, yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hâl, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz.

18. Bu bağlamda HMK’nın “hükmün kapsamı” başlıklı 297. maddesinde mahkemelerce kurulacak hükmün neleri kapsayacağı düzenlenmiş olup ikinci fıkrasında “Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” denilmektedir.

19. Birleştirilmiş olsalar dahi her bir dava bağımsızlığını koruduğundan, şekli olarak aynı karar içerisinde yer alsa da her bir dava hakkında ayrı ayrı nihaî karar verilmelidir (Kuru, B./Arslan, R./Yılmaz, E.; Medeni Usul Hukuku, Ankara 2014, s. 486; HGK’nın 27.06.2018 tarihli, 2018/19-468 E., 2018/1257 K.; 08.04.2015 tarihli, 2013/4-1888 E., 2015/1163 K.; 23.12.2009 tarihli, 2009/2-476 E., 2009/589 K. sayılı kararları).

20. Birleşen davalara konu alacakların aynı sözleşmeden kaynaklanıyor olması yerleşik içtihatlarla da kabul edilen bu durumu değiştirmeyecektir. Yine, tarafın ayrı vekâlet ücretine hükmedilmesi yönünde temyiz itirazının bulunmaması da neticeye etkili kabul edilemez. Bu husus ancak yargılama sürecinde taraflar lehine doğmuş olması hâlinde mahkemece kurulacak hükümde dikkate alınması gereken kazanılmış haklar ile ilgili bir durumdur ve HMK 297. maddeye uygun karar tesis edilmesi zorunluluğunu ortadan kaldırmaz.

21. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire kararına uymak gerekirken direnme kararı verilmesi hatalıdır.

22. Sonuç itibariyle usul ve yasaya aykırı direnme kararı bozulmalıdır.

IV. SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

Direnme kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,

Aynı Kanun’un 440/III-1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 18.03.2021 tarihinde oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.