Resmi Belgede Sahtecilik - Banka Veya Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması
Yargıtay Ceza Genel Kurulu
Esas No : 2015/960
Karar No : 2019/467
Karar Tarihi : 2019-06-11





Resmî belgede sahtecilik suçundan sanık ...'un TCK'nın 204/1, 43/1, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Şanlıurfa 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 21.07.2011 tarihli ve 126-212 sayılı hükmün, sanık müdafisi ve katılan Deniz Bank AŞ vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 14.05.2014 tarih ve 11187-12263 sayı ile;

"Yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak:

Sanığın başka kişilerin kimlik bilgilerine göre düzenlenmiş, üzerinde kendi fotoğrafı bulunan sahte kimlikle bankalara başvurarak sahte kredi kartı düzenlenmesini sağlaması eyleminin bütün hâlinde her banka için ayrı ayrı TCK'nın 245/2 ve 43. maddelerinde düzenlenen suçu oluşturduğu gözetilmeden, yazılı şekilde resmî belgede sahtecilik suçundan hüküm kurulması,

5237 sayılı TCK'nın 53. maddesinin uygulanmasında sanığın maddenin 1. fıkrasında sayılan hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına, bu yoksunluğun kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından koşullu salıverilmesine kadar, diğer hakları yönünden ise hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar sürmesine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

" isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 01.07.2014 tarih ve 390729 sayı ile;

"TCK'nın 204. maddesinin birinci fıkrasında; 'Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.' hükmü,

TCK'nın 212. maddesinin birinci fıkrasında ise; 'Sahte resmî veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması hâlinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunur.' hükmü yer almaktadır.

Sanık ...'un mağdur ...'a ait nüfus cüzdanını ele geçirerek nüfus cüzdanına kendi fotoğrafını yapıştırmak suretiyle sahte nüfus cüzdanı elde ettiği, bu nüfus cüzdanı ile Yapı Kredi Bankası Şanlıurfa Şubesi, Deniz Bank Şanlıurfa Şubesi, ... ve HSBC Bank Şanlıurfa Şubesine müracaat ederek kredi kartı talebinde bulunduğu, Yapı Kredi Bankası tarafından sanığın talebinin kabul edilmediği, diğer bankalar olan Deniz Bank, T. Garanti Bankası ve HSBC Bank'ın sanığın talebini kabul ederek sanığa kredi kartı verdikleri, sanığın bu kredi kartlarını değişik zamanlarda kullanarak Deniz Bank kredi kartından 700 TL, Garanti Bankası kredi kartından 1.328 TL, HSBC Bank kredi kartından 1.626,28 TL haksız menfaat temin ettiği somut olayda; sanığın amaçladığı diğer suçları işleyebilmek için düzenlediği sahte nüfus cüzdanını kredi kartı almak için kullanmasının TCK'nın 212. maddesindeki düzenleme karşısında banka veya kredi kartının kötüye kullanılması suçunun içinde erimesinin mümkün olmadığı, bu suçtan da ayrıca cezalandırılması gerektiği," görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 16.09.2015 tarih ve 21762-21570 sayı ile; itiraz nedeni yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Sanık ... hakkında katılanlar Deniz Bank AŞ, HSBC Bank AŞ ile mağdur T. Garanti Bankası AŞ’ye yönelik nitelikli dolandırıcılık suçundan TCK’nın 158/1-j ve 53. maddeleri uyarınca (3 kez), inceleme dışı kredi kartı sözleşmesi ve eki belgelerde sahtecilik suçunun katılanı Yapı ve Kredi Bankası AŞ’ye yönelik ise nitelikli dolandırıcılık suçuna teşebbüsten TCK’nın 158/1-j, 35 ve 53. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemi ile açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, değişen suç vasfına göre katılanlar Deniz Bank AŞ, HSBC Bank AŞ ile mağdur T. Garanti Bankası AŞ’ye yönelik eylemlerine ilişkin banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçundan TCK’nın 245/3, 43 ve 53. maddeleri uyarınca (3 kez); inceleme dışı kredi kartı sözleşmesi ve eki belgelerde sahtecilik suçunun katılanı Yapı ve Kredi Bankası AŞ’ye yönelik ise 5464 sayılı Kanun’a aykırılık suçundan aynı Kanun'un 37/2. maddesi uyarınca cezalandırılmasına ilişkin mahkûmiyet hükümleri Özel Dairece düzeltilerek onanmak suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme, sanık hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;

İtirazın kapsamı ve Ceza Genel Kurulunun 09.05.2017 tarihli ve 211-259 sayılı kararı gözetilerek sanık hakkında;

TCK'nın 245/2 ve 245/3. maddeleri gereğince ayrı ayrı uygulama yapılmasının mümkün olup olmadığı,

Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçundan (Yalnızca TCK'nın 245/3. maddesiyle ya da TCK'nın 245/2 ve 245/3 maddeleri gereğince ayrı ayrı) uygulama yapılması ile birlikte sahte nüfus cüzdanı oluşturma ve kullanma eyleminden dolayı ayrıca TCK'nın 204/1. maddesi gereğince uygulama yapılması imkânının bulunup bulunmadığı,

Müstakilen TCK'nın 204/1. maddesi ile de hüküm kurulması gerektiği sonucuna ulaşılır ise bu suç açısından dava zamanaşımı süresinin dolup dolmadığı,

Hususlarının belirlenmesine ilişkindir.

Uyuşmazlığın esasına geçilmeden önce bir kısım Ceza Genel Kurulu Üyelerince itiraz konusunun sadece resmî belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik bozma kararı olduğu ve TCK'nın 66/1-e ve 67/4. maddelerinde öngörülen dava zamanaşımı süresinin de inceleme tarihi itibarıyla dolduğu anlaşılmakla, itirazın değişik gerekçeyle kabulü ile sanık hakkındaki kamu davasının düşmesine karar verilmesi gerektiği, sanığın sahte kredi kartı düzenlenmesini sağlama ve düzenlenen sahte kredi kartını kullanma eylemlerinin ise itiraz konusu yapılmadığından (1) ve (2) numaralı uyuşmazlık konularının Ceza Genel Kurulunca görüşülmesine yasal olanak bulunmadığının ileri sürülmesi üzerine Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle bu konunun değerlendirilmesi gerekmiştir.

İncelenen dosya kapsamından;

Olay tutanağına göre; parada sahtecilik suçundan yapılan soruşturma sırasında 12.12.2005 tarihinde sanık ... ile birlikte yakalanan ve sanığın kardeşi olan Abdulkadir Kuluç’un üzerinde sanık ...’un fotoğrafı bulunan katılan ...’a ait bir adet nüfus cüzdanı ile yine katılan ... adına düzenlenmiş olup katılanlar HSBC Bank AŞ ve Deniz Bank AŞ ile mağdur T. Garanti Bankası AŞ’ye ait olan toplam üç adet kredi kartının ele geçirildiği,

Sanığın 25.07.2005 tarihinde kredi kartı almak amacıyla katılan ... AŞ’ye müracaat etmesi sonucunda katılan ...’a ait olup üzerinde kendi fotoğrafı bulunan inceleme konusu nüfus cüzdanını kullanarak bankacılık işlemleri sözleşmesi, kredi kartı üyelik sözleşmesi ve kredi kartı başvuru formunu imzaladığı, bu kredi kartını 17.08.2005 - 23.09.2005 tarihleri arasında nakit çekmek ve alışveriş yapmak suretiyle kullandığı,

Sanığın 03.08.2005 tarihinde kredi kartı almak amacıyla katılan Deniz Bank AŞ’ye müracaat etmesi sonucunda katılan ...’a ait olup üzerinde kendi fotoğrafı bulunan inceleme konusu nüfus cüzdanını kullanarak kredi kartı sözleşmesi imzaladığı, bu kredi kartını 06.09.2005 - 24.09.2005 tarihleri arasında nakit çekmek ve alışveriş yapmak suretiyle kullandığı,

Sanığın kredi kartı almak amacıyla mağdur T. Garanti Bankası AŞ’ye müracaat etmesi sonucunda katılan ...’a ait olup üzerinde kendi fotoğrafı bulunan inceleme konusu nüfus cüzdanını kullanarak tarihi yazılı olmayan kredi kartı sözleşmesini imzaladığı, bu sözleşmeye istinaden çıkarılan kredi kartını 26.09.2005 - 08.11.2005 tarihleri arasında nakit çekmek ve alışveriş yapmak suretiyle kullandığı,

Sanığın 11.10.2005 tarihinde kredi kartı almak amacıyla inceleme dışı kredi kartı sözleşmesi ve eki belgelerde sahtecilik suçunun katılanı Yapı ve Kredi Bankası AŞ’ye müracaat etmesi sonucunda katılan ...’a ait olup üzerinde kendi fotoğrafı bulunan inceleme konusu nüfus cüzdanını kullanarak kredi kartı sözleşmesi ile kredi kartı başvuru formunu imzaladığı, sanığın talebinin bankaca olumsuz değerlendirilerek reddedildiği,

Anlaşılmaktadır.

Katılan ... aşamalarda; kendisine ait nüfus cüzdanının kaybolduğunu, bu durumu emniyetten arandığı zaman fark ettiğini, sanığı tanımadığını ve söz konusu kredi kartı başvurularını kendisinin yapmadığını beyan etmiştir.

Kollukta susma hakkını kullanan sanık ... Cumhuriyet Başsavcılığında; arkadaşı olan katılan ...’ın 2-3 sene önce kimliğini kaybettiğini, kimliği bulan şahıstan aldıktan sonra katılan ...’a iade etmeden üzerine kendi fotoğrafını yapıştırarak Şanlıurfa ilinde bulunan Denizbank, HSBC Bank ve T. Garanti Bankası şubelerine başvurarak kredi kartı çıkarttığını, biri dışında kartların borcunun bulunmadığını, katılan ...’ın nerede oturduğunu bilmediğini, Mahkemede ise; arabasında ele geçirilen katılan ...’a ait nüfus cüzdanının bilgisi dışında aracına konulduğunu ve dosya kapsamında bulunan imza örnekleri ile ilgili başvurularda bulunan imzaların karşılaştırılmasını talep ettiğini savunmuştur.

Sanığın sahte kredi kartı düzenlenmesini sağlama ve düzenlenen sahte kredi kartını kullanma eylemlerinin itiraz konusu yapılmaması nedeniyle (1) ve (2) numaralı uyuşmazlık konularının Ceza Genel Kurulunca görüşülmesinin mümkün olup olmadığına yönelik ön sorun değerlendirildiğinde;

Sanığın katılan ...'a ait nüfus cüzdanına kendi fotoğrafını yapıştırmak suretiyle oluşturduğu sahte kimliği, kredi kartı almak amacıyla katılanlar HSBC Bank AŞ, Deniz Bank AŞ ve mağdur T. Garanti Bankası AŞ ile inceleme dışı kredi kartı sözleşmesi ve eki belgelerde sahtecilik suçunun katılanı Yapı ve Kredi Bankası AŞ'ye ibraz ederek kullanması eylemlerinin zincirleme şekilde işlenen resmî belgede sahtecilik suçunu oluşturduğunu kabul eden Yerel Mahkemenin uygulamasından farklı olarak Özel Dairece; sanığın kredi kartı almak amacıyla sahte kimlik oluşturma ve kullanma eylemlerinin, sahte kredi kartı düzenlenmesini sağlama eylemi ile birlikte bir bütün hâlinde banka sayısınca, zincirleme şekilde işlenen ve TCK'nın 245. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen banka veya kredi kartının kötüye kullanılması suçunu oluşturduğunun, diğer bir anlatımla sanık hakkında sahte kimlik oluşturma ve kullanma eylemi nedeniyle aynı Kanun'un 204. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen resmî belgede sahtecilik suçundan uygulama yapılamayacağının kabul edilmesi karşısında, uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözümlenebilmesi ve sanığın itiraza konu eyleminin niteliğinin belirlenebilmesi için öncelikle Özel Dairenin kabulü doğrultusunda sanık hakkında sahte kredi kartı düzenlenmesini sağlama ve bu kredi kartını kullanma eylemlerine yönelik TCK'nın 245. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları gereğince ayrı ayrı uygulama yapılmasının mümkün olup olmadığı belirlendikten sonra banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçundan (Yalnızca TCK'nın 245/3. maddesiyle ya da aynı Kanun'un 245/2 ve 245/3. maddeleri gereğince ayrı ayrı) uygulama yapılması ile birlikte sahte kimlik oluşturma ve kullanma eyleminden dolayı ayrıca anılan Kanun'un 204. maddesinin birinci fıkrası uyarınca uygulama yapılması imkânının bulunup bulunmadığı hususları tartışılıp sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekmektedir.

Bu itibarla, sanığın sahte kredi kartı düzenlenmesini sağlama ve düzenlenen sahte kredi kartını kullanma eylemleri itiraz konusu yapılmamış ise de Ceza Genel Kurulunca (1) ve (2) numaralı uyuşmazlık konularının görüşülmesinin mümkün olduğu kabul edilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyeleri ... ve ...;

"Sanık hakkında düzenlenen 03.04.2006 tarihli iddianame ve Yerel Mahkeme hükmünün içeriklerine göre sanığa yüklenen eylemler;

Katılan ...'a ait nüfus cüzdanını ele geçirerek kendi fotoğrafını yapıştırmak suretiyle sahte resmî belge düzenlemek,

Düzenlediği sahte nüfus cüzdanı ile Deniz Bank, HSCB Bank ve Garanti Bankalarının Urfa Şubelerine müracaat edip kredi kartı talebinde bulunarak usulsüz kredi kartı almak,

Farklı bankalardan aldığı bu üç kredi kartını değişik tarihlerde kullanarak kendisine yarar sağladığı,

Şeklinde olup nitelik bakımından üç gruba ayrılmaktadır. Yerel Mahkemece yapılan yargılama sonunda 'katılan ...'a ait nüfus cüzdanını ele geçirerek kendi fotoğrafını yapıştırmak suretiyle sahte resmî belge düzenleme' eylemi nedeniyle TCK'nın 204/1, 43, 62 ve 53. maddeleri uyarınca mahkûmiyetine karar verilmiş, geriye kalan 'düzenlediği sahte nüfus cüzdanı ile Deniz Bank, HSCB Bank ve Garanti Bankalarının Urfa Şubelerine müracaat edip kredi kartı talebinde bulunarak sahte kredi kartı almak, sonrasında farklı bankalardan aldığı bu üç kredi kartını değişik tarihlerde kullanarak kendisine yarar sağlama' eylemlerinin ise bütün hâlinde banka veya kredi kartının kötüye kullanılması suçunu oluşturduğu kabul edilerek, TCK'nın 245/3, 43, 62 ve 53. maddeleri gereğince ve banka sayısınca üç ayrı kez cezalandırılmasına karar verilmiştir.

Bu mahkûmiyet hükümlerinin sanık müdafisi ve katılan Deniz Bank AŞ vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine hükmü inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince; sahte kredi kartı düzenlenmesini sağlama ve bu sahte üretilen kartları kullanarak yarar sağlama eylemleri nedeniyle üç kez banka veya kredi kartının kötüye kullanılması suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. Resmî belgede sahtecilik suçundan kurulan hükmü ayrı başlık altında inceleyerek, 'Sanığın başka kişilerin kimlik bilgilerine göre düzenlenmiş, üzerinde kendi fotoğrafı bulunan sahte kimliklerle bankalara başvurarak sahte kredi düzenlenmesinin sağlanması eyleminin bütün hâlinde her banka için ayrı ayrı TCK'nın 245/2 ve 43. maddelerinde düzenlenen suçu oluşturduğu gözetilmeden, yazılı şekilde resmî belgede sahtecilik suçundan hüküm kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar vermiştir. Anılan bozma ve düzeltilerek onama kararlarının içeriklerine göre sahte kredi kartı düzenlenmesini sağlama ve bu sahte üretilen kartları kullanarak yarar sağlama eylemleri nedeniyle kurulan hükümler düzeltilerek onanmış, sadece 'katılan ...'a ait nüfus cüzdanını ele geçirerek kendi fotoğrafını yapıştırmak suretiyle sahte resmî belge düzenleme' eyleminden dolayı resmî evrakta sahtecilik suçundan kurulan hüküm bozma kararına konu edilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından sadece resmî belgede sahtecilik suçundan verilen bozma kararına itiraz edilmiştir. Zira, TCK'nın 212. maddesi karşısında sahte nüfus cüzdanı düzenleme fiilinin banka veya kredi kartının kötüye kullanılması suçunun içinde erimeyeceği, ayrı suç oluşturacağı gerekçesiyle itiraz edilmiş, ayrıca itirazda Özel Dairenin resmî belgede sahtecilik suçundan verdiği bozma kararına itiraz edildiği ve bu bozma kararının kaldırılarak hükmün düzeltilerek onanması gerektiği açıkça vurgulanmıştır.

Yukarıda açıklanan bozma kararı ile itiraz yazısının içeriklerine göre, itiraz kanun yolu ile uyuşmazlık konusu yapılan ve çözümü için Ceza Genel Kuruluna getirilen karar, sanığın sahte nüfus cüzdanı oluşturması nedeniyle resmî belgede sahtecilik suçundan TCK'nın 204/1. maddesi uyarınca verilen mahkûmiyet hükmü hakkında verilen bozma kararıdır. Sahte kredi kartı düzenlenmesinin sağlanması ve sonrasında bunların kullanılarak yarar sağlanması fiilleri bozmanın ve itirazın konusu yapılmamıştır.

Yargıtay Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre Ceza Genel Kurulu, sadece direnme veya itiraz kanun yolu ile önüne getirilen uyuşmazlık konularını ele alıp çözebilir. Sahte kredi kartı düzenlenmesinin sağlanması ve takiben bunların kullanılarak yarar sağlanması fiilleri bozmanın ve itirazın konusu yapılmadığından Ceza Genel Kurulu tarafından incelenmesine yasal olanak bulunmamaktadır.

Somut olayda, yalnızca resmî belgede sahtecilik suçu nedeniyle verilen bozma kararının itiraz konusu yapıldığı, bunun için TCK'nın 204/1. maddesinde öngörülen cezaların tür ve miktarına göre aynı Kanun'un 66/1-e ve 67/4. maddelerinde belirlenen dava zamanaşımı süresinin suç ve inceleme tarihleri arasında tahakkuk ettiği dikkate alınarak, itirazın değişik gerekçeyle kabulü ile sanık hakkında bu suçtan açılan kamu davasının düşürülmesine karar verilmesi gerektiği, resmî belgede sahtecilik suçundan kurulan hüküm sanık müdafisi yanında katılan Deniz Bank AŞ vekili tarafından da temyiz edilmiş ise de bu suçtan doğrudan zarar görmediği için katılma ve temyiz hakkının bulunmadığı, Özel Dairenin ve Ceza Genel Genel Kurulunun bu temyizi reddetmesi gerektiği, sayın çoğunluğun kararının bu yönüyle aleyhe temyiz yasağını da ihlal ettiği," görüşüyle,

Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer düşüncelerle karşı oy kullanmışlardır.

Ön sorunun bu şekilde çözümlenmesinden sonra uyuşmazlık konularının ayrı ayrı değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.

Sanık hakkında TCK'nın 245/2 ve 245/3. maddeleri gereğince ayrı ayrı uygulama yapılmasının mümkün olup olmadığı;

03.2006 tarihli ve 26095 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu'nun 3. maddesinde, banka kartının; "mevduat hesabı veya özel cari hesapların kullanımı dahil bankacılık hizmetlerinden yararlanmayı sağlayan kartı”, kredi kartının; "nakit kullanımı gerekmeksizin mal ve hizmet alımı veya nakit çekme olanağı sağlayan basılı kartı veya fizikî varlığı bulunmayan kart numarasını", kart hamilinin; "banka kartı veya kredi kartı hizmetlerinden yararlanan gerçek veya tüzel kişiyi" ifade ettiği belirtilmiştir. Banka kartının mülkiyet hakkı bankaya, kullanım hakkı ise kart hamiline aittir. Banka kartına sahip olabilmek için, kart hamilinin öncelikle bankada bir mevduat hesabının veya özel cari hesabının bulunması gerekli olup bu kart, kart hamilinin ATM cihazları üzerinden kendi hesabına ulaşmasını, hesabından para çekmesini, havale ve diğer bankacılık işlemlerini yapmasını sağlamaktadır. Kredi kartı ise, bankalar ve kart çıkarmaya yetkili kuruluşların müşterilerine belirli limitler dâhilinde açtıkları krediler ile nakit kullanmaksızın mal veya hizmet alımı veya nakit kredi çekme olanağı sağlamak için verdikleri ödeme aracıdır.

765 sayılı TCK’da karşılığı bulunmayan “banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması” suçunu düzenleyen 5237 sayılı TCK’nın 245. maddesi;

"1- Başkasına ait bir banka veya kredi kartını, her ne surette olursa olsun ele geçiren veya elinde bulunduran kimse, kart sahibinin veya kartın kendisine verilmesi gereken kişinin rızası olmaksızın bunu kullanarak veya kullandırarak kendisine veya başkasına yarar sağlarsa, üç yıldan altı yıla kadar hapis ve adli para cezası ile cezalandırılır.

Sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan bir banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlayan kişi, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, dört yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." şeklinde iken,

07.2005 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun'un 27. maddesiyle;

"(1) Başkasına ait bir banka veya kredi kartını, her ne suretle olursa olsun ele geçiren veya elinde bulunduran kimse, kart sahibinin veya kartın kendisine verilmesi gereken kişinin rızası olmaksızın bunu kullanarak veya kullandırtarak kendisine veya başkasına yarar sağlarsa, üç yıldan altı yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

(2) Başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte banka veya kredi kartı üreten, satan, devreden, satın alan veya kabul eden kişi üç yıldan yedi yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

(3) Sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan bir banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlayan kişi, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, dört yıldan sekiz yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

(4) Birinci fıkrada yer alan suçun;

a) Haklarında ayrılık kararı verilmemiş eşlerden birinin,

b) Üstsoy veya altsoyunun veya bu derecede kayın hısımlarından birinin veya evlat edinen veya evlâtlığın,

c) Aynı konutta beraber yaşayan kardeşlerden birinin,

Zararına olarak işlenmesi hâlinde, ilgili akraba hakkında cezaya hükmolunmaz." olarak değiştirilmiş,

12.2006 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun'un 11. maddesiyle de; "(5) Birinci fıkra kapsamına giren fiillerle ilgili olarak bu Kanunun malvarlığına karşı suçlara ilişkin etkin pişmanlık hükümleri uygulanır." fıkrası eklenmek suretiyle madde son hâlini almıştır.

TCK'nın 245. maddesinin gerekçesinde; “Madde, banka veya kredi kartlarının hukuka aykırı olarak kullanılması suretiyle bankaların veya kredi sahiplerinin zarara sokulmasını, bu yolla çıkar sağlanmasını önlemek ve failleri cezalandırmak amacıyla kaleme alınmıştır...” denilmek suretiyle, bu suçun kanuna konulmasının amacı (ratio legis) açıklanmıştır. 5377 sayılı Kanun'un 27. maddesinin gerekçesinde ise, "başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek üretilen sahte banka veya kredi kartlarının ticari amaçlı olarak piyasaya sürülmesi karşısında, bu fiilleri yaptırıma bağlamak amacıyla..." şeklindeki açıklama ile ikinci fıkranın maddeye eklendiği vurgulanmıştır.

TCK'nın 245. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen suçun konusu, sahte olarak üretilmiş banka veya kredi kartıdır. Bu nedenle sahteciliğin banka veya kredi kartında yapılmış olması gerekir. Kredi kartı sözleşmesinde sahtecilik yapılması eylemi bu madde kapsamında değil, 5464 sayılı Kanun'un 37/2. maddesi kapsamında değerlendirilmiş ve Yargıtay uygulamaları da bu yönde gelişmiştir.

Burada seçimlik hareketli bir suç söz konusu olup buna göre; sahte banka veya kredi kartının üretilmesi, sahte üretilmiş banka veya kredi kartının sahte olduğu bilinerek satılması, devredilmesi, satın alınması ya da kabul edilmesi şeklinde belirlenen seçimlik hareketlerden en az birisinin gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

Bir banka veya kredi kartının üretilmesi, tamamen yeni bir kart oluşturulması, kartın kopyalanması veya çoğaltılması şeklinde karşımıza çıkabilmektedir. Satmak, banka veya kredi kartını belli bir bedel veya değer karşılığı alıcıya vermek; satın almak, belli bir bedel karşılığı banka veya kredi kartını almak; devretmek, banka veya kredi kartını belli bir bedel almaksızın başkasına vermek; kabul etmek ise banka veya kredi kartını belli bir bedel ödemeksizin almak anlamlarına gelir.

TCK'nın 245/2. maddesindeki suçun oluşumu için kartın sahte olarak düzenlenmesi eyleminin fail tarafından gerçekleştirilmesine gerek yoktur. Failin sahte belgelerle başvurarak, başkası veya olmayan bir kimse adına bankaya kart düzenletmesi durumu da, bu fıkradaki üretim tabiri içinde değerlendirilecek ve diğer unsurların varlığı hâlinde bahsedilen suç oluşacaktır. (Osman Yaşar - Hasan Tahsin Gökcan - Mustafa Artuç, Yorumlu - Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2014, s.7348.)

Ayrıca, bu suçun oluşabilmesi için sahte banka veya kredi kartının başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek üretilmesi veya bu şekilde üretilen kartın satılması, devredilmesi, satın alınması ya da kabul edilmesi gerekmektedir. Hiçbir banka hesabıyla ilişkilendirilmeyen bir kartın üretilmesi veya kendisine kart verilmeyen kişinin kendi hesabıyla irtibatlandırarak kart üretmesi hâllerinde bu suç oluşmayacaktır.

Bu fıkrada düzenlenen suç bir tehlike suçu olup belirtilen seçimlik hareketlerle elde edilen banka veya kredi kartının aynı zamanda kullanılmasına gerek yoktur.

TCK'nın 245. maddesinin üçüncü fıkrasında ise, sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan bir banka veya kredi kartının kullanılması suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlama suçu düzenlenmiştir. Burada sözü edilen yararın, suçun işleniş şekli de göz önünde bulundurulduğunda “ekonomik” bir yarar olacağı söylenebilir. Bu fıkradaki suçun oluşması için ilk şart, banka veya kredi kartının sahte olarak üretilmiş veya üzerinde sahtecilik yapılmış olmasıdır. Bu fıkranın uygulanabilmesi için, sahte kartın kullanılmış olması da gerekir. Suçun tamamlanması için failin bu kullanımla, kendisine veya başkasına bir yarar sağlaması gerekir. (Osman Yaşar - Hasan Tahsin Gökcan - Mustafa Artuç, ...e., s.7350-7351)

Kişinin gerçeğe aykırı bilgi veya belgelerle bankaya başvurarak sahte bir banka veya kredi kartı oluşturulmasını sağlaması hâlinde TCK'nın 245. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları anlamında sahte karttan söz edilemeyeceği öğretide savunulmuş ise de, (Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Yetkin Yayınları, 10. Baskı, Ankara, 2014, s.721.) başvuruya uygun şekilde üretilen kartın, içermiş olduğu bilgilerin gerçeğe aykırı olması nedeniyle sahte olduğu kabul edilmelidir. (Mehmet Emre Yıldız, Banka veya Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması Suçu, Adalet Yayınevi, Ankara, 2015, s.252-253.) Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27.05.2008 tarihli ve 87-150 sayılı kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır.

Uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi için "görünüşte içtima" ve "geçitli suç" kavramlarına da değinilmesi gerekmektedir.

"Görünüşte içtima", çeşitli normların aynı fiille ilgili görünmelerine rağmen, aslında bunlardan yalnız birinin uygulanabilmesidir. (Kayıhan İçel, Suçların İçtimaı, İstanbul, 1972, s.167.) Görünüşte içtima kanunda düzenlenmemiştir, ancak ceza normlarının birbirleriyle olan ilişkisi ve bunların yorumundan aynı fiille ilgili görülen çeşitli normlardan sadece birinin uygulanabileceği sonucuna varmak mümkün olduğundan, kanun koyucunun görünüşte içtima şekillerine yer vermesi gerekmemektedir. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara, Eylül 2015, 8. Bası, s.519.)

Görünüşte içtima hâlinde gerçekte sadece bir norm ihlal edilmekte olup; diğer normların ihlali sadece görünüştedir. Çünkü suç tiplerine ilişkin normların hepsi fiilin haksızlık muhtevasını tümü ile kapsamakla beraber gerçekte uygulanacak olan norm, haksızlık muhtevası itibarı ile diğer normları da tüketmekte, tüm normlar haksızlık ilişkisi bakımından tamamen örtüşmektedir. Dolayısıyla, normlardan sadece biri gerçekte uygulanma kabiliyetine sahiptir. (Neslihan Göktürk, Fikri İçtima, Adalet Yayınevi, Ankara 2013, s. 73-74.)

Görünüşte içtima hâllerinde hangi hükmün uygulanması gerektiği, "tüketen-tüketilen norm ilişkisi", "özel normun önceliği" ve "yardımcı (tali) normun sonralığı" gibi ilkelere göre belirlenmektedir.

Bir ceza normu bir veya daha fazla başka ceza normlarını bünyesine almış ise "tüketen-tüketilen norm ilişkisi"nden söz edilir. Bu durumda normları bünyesine alan ceza normu, diğer normları tüketmektedir. Bu takdirde fiile sadece tüketen norm uygulanabilecektir. TCK'nın 42. maddesinde tanımlanmış olan "bileşik suç" tüketen-tüketilen norm ilişkisinin tipik görünümlerinden birisidir. Örneğin; yağma suçu, hırsızlık ve cebir/tehdit suçlarını bünyesinde barındırmakta, başka bir anlatımla o suçları tüketmektedir.

Genel norm ile aynı hukuki yararı koruyan özel norm, genel normun tüm unsurlarını taşımakla birlikte genel normda yer almayan özel bazı unsurları da ihtiva etmektedir. Böyle bir durumda "özel normun önceliği" ilkesi uyarınca olaya genel norm değil özel norm uygulanacaktır. Suçun temel ve nitelikli hâlleri arasındaki ilişki, özgü suç ve genel suç arasındaki ilişki ile genel ve özel kanun arasındaki ilişki, özel-genel norm ilişkisi içinde değerlendirilmektedir. (M. Emin Artuk-A. Gökçen- A. Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Bası, Adalet Yayınevi, Ankara, 2014, s. 636; Veli Özer Özbek, Mehmet Nihat Kanbur, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 6. Bası, 2015, s. 612-613; Berrin Akbulut, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 3. Bası, Adalet Yayınevi, Ankara, 2016, s. 685-686; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 8. Bası, Ankara, 2015, s.520.) Örneğin, 5237 sayılı Kanun'da zimmet suçunu düzenleyen 247. madde hükmü genel norm niteliğinde iken 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 160. maddesinde düzenlenmiş olan zimmet suçu özel norm niteliği taşıdığından, Bankacılık Kanunu kapsamındaki bir banka görevlisinin zimmet suçunu işlemesi durumunda özel normun önceliği ilkesi gereğince 5237 sayılı TCK'nun 247. maddesi değil Bankacılık Kanunu'nun ilgili hükmü uygulanmalıdır.

Yardımcı (tali) normlar da, asli normlarla benzer hukuki yararları koruyan normlardır. Bu tür normlar, asli normların tatbik edilemeyeceği durumlarda kanunda boşluk oluşmasını engellemek amacıyla getirilmiş düzenlemelerdir. Asli-yardımcı norm ilişkisinin olduğu durumda fiile yardımcı norm değil asli norm uygulanacaktır. Bir normun yardımcı norm mu asli norm mu olduğunun, asli normun uygulanamadığı yerlerde başvurulan bir norm olmasından anlaşılması bir yana, düzenleme içinde, "fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde", "kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında" ve "eylemin başka bir suç oluşturmaması hâlinde" gibi ifadelerin yer alıp almamasına göre de belirlenmekte, bu gibi ifadelerin yer aldığı normların yardımcı norm olduğu kabul edilmektedir. 5237 sayılı TCK'nın 257 ve 261. maddelerinde de benzer ifadeler bulunduğundan bu maddelerle getirilen hükümlerin yardımcı norm niteliğinde oldukları kabul edilebilir.

Bir normun yardımcı nitelikte olduğu kanun metninden açıkça anlaşılıyorsa bunlar "açık yardımcı normlar" olarak isimlendirilir. Açık yardımcı normlar yönünden, kanun metinlerinin anlam ve kapsamları açık şekilde belli olduğu için sorun kendiliğinden çözülmektedir. Buna karşılık "örtülü yardımcı normlar"da, kanun metinlerinin gerçek anlam ve kapsamlarını ortaya koymak amacıyla yorum faaliyetinde bulunularak normlar arasındaki ilişki incelenmekte ve hangi normun asli norm, hangi normun yardımcı norm olduğu belirlenmektedir. Örtülü nitelikteki asli-yardımcı norm ilişkisine dayanan görünüşte içtima şekilleri olarak karma suçlar ile geçitli suçlar sayılabilir. "Karma suç", asli-yardımcı norm ilişkisinden doğan, diğer görünüşte içtima şekillerinin kapsamına girmeyen ve aralarında unsur veya ağırlaştırıcı neden ilişkisi bulunmayan suçları düzenleyen, farklı hukuksal değerleri koruyan normların aynı olayda görünüşte uygulanabilir durumda olmaları hâlidir. Failin bir suçu işlemek için aynı hukuki değeri koruyan daha hafif bir suçu işlemek zorunda kaldığı hâllerde ise "geçitli suç" söz konusu olur. Geçit suçları cezalandırılmayan önceki eylemlerin kapsamında sayılırlar ve bu nedenle bütün cezalandırılmayan önceki eylemlerle birlikte görünüşte içtimanın bir türünü oluştururlar. Bu tip görünüşte içtimada, bir suçun işlenmesi için daha hafif suçu basamak yapmak zorunluluğu vardır ve basamak durumunda bulunan suçu düzenleyen normun yardımcı norm oluşu nedeniyle, ağır suçu düzenleyen normun uygulanması ile yetinilir. Geçitli suçun söz konusu olabilmesi için, görünüşte içtima eden normlar arasında açık nitelikte asli-yardımcı norm ilişkisinin bulunmaması, ağır suç ile bu suça ulaşabilmek için aşılması zorunlu basamak durumunda bulunan hafif suçu düzenleyen normların korudukları hukuki değerlerin aynı nitelikte ve aynı türden olmaları, ağır suçun işlenmesi için mutlaka geçit durumundaki daha hafif bir suçun işlenmesinin gerekmesi, hafif suçun faili ve mağduru ile ağır suçun faili ve mağdurunun aynı kişiler olmaları, failin hareketi ile ağırlaşan neticeler arasında nedensellik bağının bulunması ve failin kastının başlangıçtan itibaren ağırlaşan neticeleri gerçekleştirmeye yönelmiş olması gerekir. Bu nedenle fail hareketine taksirle başlamış ve sonradan kastla devam etmişse veya başlangıçta hafif sonucu gerçekleştirmek istediği hâlde daha sonra kastını ağır sonuca yöneltmişse artık geçitli suçtan söz edilemez. (Kayıhan İçel, İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Yıl:7, Sayı:14, Güz 2008, s. 35-49; Kayıhan İçel, Suçların İçtimaı, Sermet Matbaası, İstanbul, 1972, s.226-238.)

TCK'nın 245/3. maddesindeki sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlama suçunu işlemeyi kasteden failin öncelikle sahte oluşturulmuş veya üzerinde sahtecilik yapılmış bir banka veya kredi kartına ihtiyacı vardır. Bunun için de, sahte banka veya kredi kartını ya kendisi oluşturup üretmek, ya satın almak ya da kabul etmek suretiyle TCK'nın 245/2. maddesinde düzenlenen sahte banka veya kredi kartı üretme, satın alma veya kabul etme suçlarından birini işlemesi zorunludur. Bu nedenle TCK'nın 245/2. maddesindeki sahte banka veya kredi kartı üretme, satın alma veya kabul etme suçları aynı maddenin üçüncü fıkrasındaki suçu işlemeyi kasteden fail bakımından geçit suçu niteliğindedir. Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 09.05.2017 tarihli ve 211-259 sayılı kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır.

Bu konuda öğretide de; "Sahte banka veya kredi kartını üreten failin kartı kullanarak menfaat sağlaması hâlinde, kartın üretimi suçu, kartın kullanılarak menfaat sağlanması suçu içinde eriyecek, sahte kart üretimi suçu geçit suçu oluşturacak ve fail sadece sahte kart kullanma suçundan cezalandırılacaktır. Çünkü fail kullanarak yarar sağlamak için sahte kartı üretmiş olmaktadır. Aksi hâlde bir fiilden iki ceza verilmiş olurdu." (Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Yetkin Yayınları, Ankara 2014, 10. Bası, s.725.), "Buna karşılık, kartı kullanan kişi, aynı zamanda bunu sahte olarak oluşturan ya da üzerinde değişiklik yapan kişi ise, bu takdirde failin ayrıca TCK m. 245/2'den dolayı cezalandırılıp cezalandırılmayacağı sorunu ortaya çıkar. Bize göre TCK m. 245/2, m. 245/3'ün bir bakıma hazırlık hareketi niteliğinde olduğundan, her iki suç arasında tüketen-tüketilen norm ilişkisi olduğu söylenebilir." (Durmuş Tezcan, Mustafa Ruhan Erdem, R. Murat Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, Seçkin Yayınları, 14. Baskı, sf. 1000.) şeklinde görüşler mevcuttur.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Sanığın, katılan ...'a ait nüfus cüzdanına kendi fotoğrafını yapıştırmak suretiyle oluşturduğu sahte kimlik ile farklı bankalara müracaatla kredi kartı sözleşmeleri imzalayarak düzenlenmesini sağladığı kredi kartlarıyla farklı zamanlarda nakit para çekmek ve alışveriş yapmak suretiyle kendisine yarar sağladığı olayda; sanığın kastının başlangıçtan itibaren sahte oluşturulan kredi kartlarını kullanmak suretiyle kendisine yarar sağlama suçunu işlemeye yönelmiş olması, bu suçu işleyebilmek için daha hafif nitelikte olan TCK'nın 245/2. maddesindeki sahte kredi kartının üretilmesi suçunu işlemek zorunda kalması hususları birlikte değerlendirildiğinde, aynı maddenin üçüncü fıkrasındaki sahte oluşturulan kredi kartını kullanmak suretiyle kendisine yarar sağlama suçunu işlemeyi kasteden sanık bakımından aynı maddenin ikinci fıkrasındaki sahte kredi kartı üretme suçunun geçit suçu niteliğinde olduğu, bu nedenle, sanığın katılana ait banka hesapları ile ilişkilendirilerek oluşturulmasını sağladığı sahte kredi kartlarını, bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda birden fazla kez kullanmak suretiyle kendisine yarar sağlaması şeklindeki eylemlerinin bir bütün hâlinde banka sayısınca ve zincirleme biçimde işlenen TCK'nın 245/3. maddesindeki suçu oluşturduğu, sanığın ayrıca geçit suçu niteliğindeki TCK'nın 245/2. maddesindeki suçtan cezalandırılamayacağı kabul edilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı; "5237 sayılı TCK’nın hazırlanmasında 'Kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır.' ilkesi esas alınmış, dolayısıyla da gerçek içtima kuralı benimsenmiştir. Nitekim Adalet Komisyonu raporunda bu husus; 'Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır.’ şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır.' şeklinde ifade edilmiştir. (TBMM Adalet Komisyonu’nun 03.08.2004 tarihli ve 1/593-60 sayılı Raporu.)

Fiil sayısınca suç oluşacağına ilişkin gerçek içtima kuralının istisnaları TCK'nın 'Bileşik Suç' başlıklı 42, 'Zincirleme Suç' başlıklı 43 ve 'Fikri İçtima' başlıklı 44. maddelerinde düzenlenmiş olup TCK'nın 'Bileşik Suç' başlıklı 42. maddesi;

'Biri diğerinin unsuru veya ağırlaştırıcı nedenini oluşturması dolayısıyla tek fiil sayılan suça bileşik suç denir. Bu tür suçlarda içtima hükümleri uygulanmaz.",

'Fikri İçtima' başlıklı 44. maddesi ise; 'İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır.' şeklinde hüküm altına alınmıştır.

TCK'nın 245. maddesinin ikinci fıkrasında seçimlik hareketli bir suç söz konusu olup buna göre; sahte banka veya kredi kartının üretilmesi, sahte üretilmiş banka veya kredi kartının sahte olduğu bilinerek satılması, devredilmesi, satın alınması ya da kabul edilmesi şeklinde belirlenen seçimlik hareketlerden en az birisinin gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Ayrıca, bu suçun oluşabilmesi için sahte banka veya kredi kartının başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek üretilmesi veya bu şekilde üretilen kartın satılması, devredilmesi, satın alınması ya da kabul edilmesi gerekmektedir. Hiçbir banka hesabıyla ilişkilendirilmeyen bir kartın üretilmesi hâlinde bu suç oluşmayacaktır.

5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu’nun 'Tanımlar' başlıklı 3. maddesinde kart çıkaran kuruluş; 'Banka kartı veya kredi kartı düzenleme yetkisini haiz bankalar ile diğer kuruluşları.', Banka Kartları ve Kredi Kartları Hakkında Yönetmelik’in 'Tanımlar' başlıklı 4. maddesinde diğer kuruluşlar; 'Kredi kartı çıkarma yetkisini haiz banka dışında kalan kuruluşları... ifade eder.' şeklinde açıklanmış olup Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu’nun 'Faaliyet izni' başlıklı 4. maddesi ise;

'Kartlı sistem kurma, kart çıkarma, üye işyerleri ile anlaşma yapma, bilgi alışverişi, takas ve mahsuplaşma faaliyetinde bulunmak isteyen kuruluşların Kuruldan izin almaları şarttır.

Bu kuruluşların;

a) Anonim şirket şeklinde kurulması,

b) Kurucularının gerekli malî güç ve itibara sahip bulunması, işin gerektirdiği dürüstlük ve yeterliliğe sahip olması ve banka ortaklarında aranan diğer nitelikleri haiz olması,

c) Hisse senetlerinin nakit karşılığı çıkarılması ve tamamının nama yazılı olması, tüzel kişi kurucuların yönetim ve denetimine sahip gerçek kişilerin kim olduğunun belgelenmesi,

d) Nakden ve her türlü muvazaadan arî olarak ödenmiş olan sermayesinin altı milyon Yeni Türk Lirasından az olmaması,

e) Ana sözleşmesinin bu Kanun hükümlerine uygun olması,

f) Bu Kanun kapsamındaki işlemleri gerçekleştirebilecek yönetim, yeterli personel ve teknik donanıma sahip olması, şikâyet ve itirazlarla ilgili birimleri oluşturması,

g) (d) bendinde belirtilen sermayenin yüzde beşi tutarındaki sisteme giriş payının Kurum hesabına yatırıldığına dair belgenin ibraz edilmesi,

Şarttır.

Kuruluşların bu Kanun kapsamındaki faaliyetlerinin kurumsal yönetim hükümlerine uygunluğunu sağlaması zorunludur.

Merkezi yurt dışında bulunan kartlı sistem kuruluşlarının Türkiye'de şube ya da kredi kartı sistemi kurmamak, kart çıkarmamak ve üye işyeri anlaşması yapmamak kaydıyla temsilcilik açmaları Kurulun iznine tâbidir.

Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar Kurumca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.' şeklinde düzenlenerek bankaların yanında 5464 sayılı Kanun'un ilgili hükümlerine uygun hareket etmek kaydıyla diğer finansal kuruluşlarının da kredi kartı çıkarmaya yetkili oldukları belirtilmiştir.

'Geçitli suç' kavramına gelince; geçitli suçun söz konusu olabilmesi için ağır suçun işlenmesi için mutlaka geçit durumundaki daha hafif bir suçun işlenmesinin gerekmesi ve failin kastının başlangıçtan itibaren ağırlaşan neticeleri gerçekleştirmeye yönelmiş olması gerekir.

Bu açıklamalar ışığında;

Sanığın, başkasına ait banka hesabıyla ilişkilendirilerek oluşturulmasını sağladığı sahte kredi kartını kullanmak suretiyle kendisine çıkar sağlaması şeklindeki eylemlerine ilişkin olarak TCK’nın 245. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen eylemlerin aynı maddenin üçüncü fıkrasında düzenlenen eylemin hazırlık hareketleri niteliğinde olduğu ve kanun koyucu tarafından bağımsız suç olarak düzenlendiği, ortada tek bir fiil bulunmadığından fikri içtimadan söz edilemeyeceği gibi anılan suçların biri diğerinin unsuru veya ağırlaştırıcı nedeni olmadığından bileşik suçtan da söz edilemeyeceğinden fiil sayısınca suç oluşacağının kabulü gerekmektedir.

TCK’nın 245/2 ve 245/3 arasında geçit suç ilişkisinin bulunduğunu söyleyebilmek için ise 3. fıkrada yer alan suçun mutlaka 2. fıkrada yer alan seçimlik hareketlerden birisi gerçekleştirilerek işlenmesini gerektiği, ancak TCK’nın 245. maddesinin ikinci fıkrasında seçimlik hareketlerden biri olarak belirtilen 'kabul etmek' eyleminin aynı fıkrada sayılan devretme eyleminin karşılığı olarak düzenlenmesi ve Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğü'nde de; 'Sunulan bir şeyi alma' şeklinde tanımlandığından yolda bulduğu beyaz karta kopyalanmış sahte banka veya kredi kartını kullanan failin eylemi kanunilik ilkesi gereğince TCK'nın 245. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen suçu oluşturmaz ise de aynı maddenin üçüncü fıkrasında düzenlenen suçu oluşturacağı, ayrıca banka dışında kalan diğer finans kuruluşlarının çıkarttıkları kredi kartlarında sahtecilik hâlinde de başkasına ait banka hesabıyla ilişkilendirme söz konusu olamayacağından kanunilik ilkesi gereğince aynı maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen suç oluşmasa da daha geniş sahtecilik eylemlerini kapsayan aynı maddenin üçüncü fıkrasındaki suçun oluşacağı, diğer taraftan failin her zaman üçüncü fıkrada düzenlenen suçu işlemek amacıyla hareket etmeyebileceği, 5377 sayılı Kanun'un 27. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği gibi sahte kartları ticari amaçla piyasaya sürme saikiyle de hareket etmiş olabileceği, yani failin amacının her zaman üçüncü fıkrada düzenlenen suçu işlemeye yönelik olmayabileceği, bu anlamda TCK’nın 245/3. maddesinde düzenlenen suçun işlenebilmesi için ikinci fıkrada düzenlenen suçun işlenmesi zorunlu olmadığından bu iki suç arasında 'geçitli suç' ilişkisi bulunmadığı kabul edilmelidir.

Öte yandan TCK'nın 245/2-3 fıkralarının birlikte uygulanmalarının kabulünün ceza adaleti yönünden sorunlara yol açacağı, şöyle ki, başkasına ait bir kredi kartını herhangi bir şekilde eline geçiren kişinin, bu kartı kullanırken eylemini tamamlayamayıp teşebbüs aşamasında kalması hâlinde alabileceği ceza TCK’nın 245/3 ve 35. maddeleri uyarınca alt sınırdan ceza indiriminin yapılması hâlinde 3 yıl hapis cezası olabilecekken; başkalarına ait hesaplarla ilişkilendirilerek üretilen sahte kartı kullanmadan sadece üzerinde bulunduran kişi, TCK’nın 245/2 uyarınca altı sınırdan ceza verilse bile en az 3 yıl hapis cezası alacağı, ilk durumda fail teşebbüs aşamasında kalsa bile, suçu işlemeye yönelik bir irade de bulunarak suç işlemek ile işlememek arasındaki ahlaki çizgiyi aştığı hâlde; sahte kartı kabul eden ancak herhangi bir eylemde kullanıp kullanmayacağı veya suç işlemekten vazgeçip vazgeçmeyeceği belli olmayan bir kişiye, sadece sahte kartı bulundurduğu için asgari üç yıl hapis cezası verilmesi adil bir ceza uygulaması olarak da görülemeyecektir.

Bu itibarla, sanığın suça konu eylemlerinin TCK’nın 245/3. maddesinin yanı sıra ayrıca aynı maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen suçu da oluşturduğunun kabulü gerekmektedir." görüşüyle,

Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; “Ceza Genel Kurulunun 2015/960 esas sayılı dosyasında; sayın çoğunluğun sanık hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 245/2 ve 245/3. maddelerinden sadece 245/3. maddesinin uygulanması gerektiğine ilişkin görüşüne katılmam mümkün olmamıştır.

Şöyle ki;

A- 5237 sayılı Türk Ceza Yasası 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girdiği zaman 245. maddesi iki fıkradan oluşmakta olup aşağıdaki gibidir.

‘Madde 245 (1) Başkasına ait bir banka veya kredi kartı, her ne suretle olursa olsun ele geçiren veya elinde bulunduran kimse, kart sahibinin veya kartın kendisine verilmesi gereken kimsenin rızası olmaksızın bunun kullandırarak kendisine veya başkasına yarar sağlarsa, üç yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan bir banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlayan kişi, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka suç oluşturmadığı takdirde, dört yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.’

Yasadaki ilk düzenleme dikkatle incelendiğinde; 245. maddenin 1. fıkrası ile gerçek bir banka veya kredi kartına karşı kötüye kullanma fiillerini, 2. fıkrası ise sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan banka veya kredi kartlarına yönelik kötüye kullanma eylemlerini cezalandırmaktadır.

Maddenin ilk şeklinde, banka veya kredi kartları üzerinde sahtecilik yapılması veya sahte olarak üretilmesi eylemlerine açıkça yer verilmemekle birlikte sahte üretilen veya sahtecilik yapılan kartların kullanılarak yarar sağlanması hususu ayrı bir suç olarak düzenlenmiştir.

07.2005 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanunun 27. maddesiyle, 245. madde de yapılan ilk değişiklik sonucu;

'Madde 245 :

(1) Başkasına ait bir banka veya kredi kartını, her ne suretle olursa olsun ele geçiren veya elinde bulunduran kimse, kart sahibinin veya kartın kendisine verilmesi gereken kişinin rızası olmaksızın bunu kullanarak veya kullandırtarak kendisine veya başkasına yarar sağlarsa, üç yıldan altı yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

(2) Başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte banka veya kredi kartı üreten, satan, devreden, satın alan veya kabul eden kişi üç yıldan yedi kadar hapis ve onbin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılır.

(3) Sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan bir banka veya kredi kartının kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlayan kişi, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, dört yıldan sekiz yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

(4) Birinci fıkrada yer alan suçun;

a) Haklarında ayrılık kararı verilmemiş eşlerden birinin,

b) Üstsoy veya altsoyunun veya bu derecede kayın hısımlarından birinin veya evlat edinme veya evlatlığın,

c) Aynı konutta beraber yaşayan kardeşlerden birinin,

Zararına olarak işlenmesi halinde, ilgili akraba hakkında cezaya hükmolunmaz.' şeklinde düzenlenmiştir.

12.2006 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanunun 11. maddesiyle de;

‘(5) Birinci fıkra kapsamına giren fiillerle ilgili olarak bu kanunun malvarlığına karşı suçlara ilişkin etkin pişmanlık hükümleri uygulanır.’ fıkrası eklenmek suretiyle madde son halini almıştır.

TCK.nun 245. maddesinin gerekçesinde; ‘Madde, banka veya kredi kartlarının hukuka aykırı olarak kullanılması suretiyle bankaların veya kredi sahiplerinin zarara sokulmasını, bu yolla çıkar sağlanmasını önlemek ve fiilleri cezalandırmak amacıyla kaleme alınmıştır.’ denmek suretiyle, bu suçun kanuna konulmasının amacı açıklanmıştır.

5377 sayılı Kanunun 27. maddesinin gerekçesinde ise ‘Başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek üretilen sahte banka veya kredi kartlarının ticari amaçlı olarak piyasaya sürülmesi karşısında, bu fiilleri yaptırıma bağlamak amacıyla...’ şeklindeki açıklama ile ikinci fıkranın maddeye eklendiği vurgulanmıştır.

maddede yapılan değişiklikler ve madde gerekçesi yasa koyucunun iradesinin; 2. fıkra açısından banka veya kredi kartlarını sahte olarak üretme, satma, devretme, satın alma veya kabul etme fiillerinin ayrı bir suç olarak cezalandırılması,

fıkra hükmüne göre ise; sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan banka veya kredi kartları kullanılarak yarar sağlama eylemlerinin ayrı bir suç olarak düzenlemek olduğu açıkça görülmektedir.

Maddenin 2. fıkrasında tamamen sahte kart üretimi, alımı, satımı ve devri hususları düzenlendiği halde, 3. fıkrasında tamamen sahte olarak üretilen, satılan, alınan, devredilen kartlar ile birlikte gerçek kartlar üzerinde sahtecilik yapılarak kullanımı da kapsama alınmıştır.

Gerçek kartlar üzerinde sahtecilik yapılarak bu kartların satışı, alınması ve devri 2. fıkrasındaki düzenlemede yer almamaktadır. Ayrıca; 2. fıkradaki suçun oluşması için başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek kartın üretilmesi de zorunludur.

Yasa koyucunun 245. madde de yaptığı değişiklikler ve madde gerekçesinden; banka veya kredi kartlarının üretimi, alımı, satımı, kabul edilmesi ve devri gibi fiillerin ayrı suç olarak kabul edildiği, bu kartlar kullanılarak menfaat elde etmenin ise ayrıca cezalandırılmak istendiği açıkça anlaşılmaktadır.

Bu suçların temyiz incelemesini önceki dönemde yapan Yargıtay 11. Ceza Dairesi ile halen bu suçlara bakmakla görevli 8. Ceza Dairesinin bugüne kadarki bütün uygulamaları, Yasanın 245. maddesinin her iki fıkrasının ihlal edilmesi durumunda hem 245/2. fıkra hemde 245/3. fıkra gereği ayrı ayrı ceza verilmesi yönündedir.

B- Görünüşte içtima/geçitli suç açısından değerlendirmek gerekirse;

Failin, bir suçu işlemek için aynı hukuki değeri koruyan daha hafif bir suçtan geçmek zorunda olduğu hallerde geçit suçu söz konusu olur. (Kayhan İÇEL - İst. Tic. Ünv. S.B. Dergisi sayı 14-2008)

Geçit suçları cezalandırılmayan önceki eylemler kapsamında sayılırlar ve bu nedenle bütün cezalandırılmayan önceki eylemlerle birlikte görünüşte birleşmenin bir türünü oluştururlar. (Kayhan İÇEL - İst. Tic. Ünv. S.B.Dergisi sayı 14-2008)

Görünüşte içtima durumunda, normlar arasındaki ilişki nedeniyle bu normlardan sadece biri uygulanabilmektedir. Diğer norm bunun içinde erimektedir.

Görünüşte içtima hallerinde ceza normlarının ve suçların çokluğunun tamamen görünüşte olması nedeniyle aslında fail tarafından gerçekleştirilen eyleme uygulanacak tek bir ceza normunun bulunduğu açıktır. (Kayhan İÇEL - İst. Tic. Ünv. S.B.Dergisi sayı 14-2008)

Geçit suçundan söz edebilmek için:

Her iki suçun koruduğu hukuki değerlerin aynı olması,

Bir suçun işlenmesi için mutlaka daha hafif bir suçtan geçilmesinin zorunlu olması,

Her iki suçun failinin ve mağdurunun aynı olması,

Nedensellik bağı (iki suç arasında) bulunması,

Failin kastının baştan beri ağırlaşan sonuç suçu işlemeye yönelik olması,

Zorunlu ve gereklidir.

Doktrinde geçit/geçitli suçun tanımı ve unsurları hususunda herhangi bir görüş ayrılığı bulunmaktadır. Geçit/geçitli suç ve görünüşte içtima benzer şekilde tanımlanmakta ve unsurları açısından da farklı görüşe rastlanılmamaktadır.

Geçitli/geçit suçun banka kartlarının kötüye kullanılması suçunda uygulanma imkanının bulunup bulunmadığı konusu;

Baştan söylemek gerekirse: geçitli suç için yukarıda özetlenen ve üzerinde birlik bulunan açıklamalar ışığında konu incelendiğinde; 5237 sayılı Yasanın 245. maddesinin üçüncü fıkrası için 245/2. fıkranın geçitli suç durumunda olmadığı açık ve net bir biçimde görülmektedir.

Üçüncü fıkradaki suçun işlenebilmesi ikinci fıkradaki normun mutlaka tüketilmesi gerekmemektedir. Bazı durumlarda ikinci fıkra hükmü ihlal edilmeden/tüketilmeden üçüncü fıkradaki suç işlenebilmektedir.

Örneğin; gerçek kart üzerinde sahtecilik yapılarak kullanılması ve yarar sağlanması halinde üçüncü fıkra hükmü ihlal edilmekle birlikte ikinci fıkradaki düzenlemenin sadece sahte karta ilişkin olması nedeniyle ikinci fıkra hükmü ihlal edilmemektedir. Yani fail ikinci fıkra hükmünü ihlal etmeden üçüncü fıkradaki suçu işleyebilmektedir. Başka hiçbir neden olmasa bile bu düzenleme ikinci fıkranın geçit/geçitli suç olmasına engeldir.

Yine ikinci fıkradaki suçun oluşumu açısından sahte üretilen kartın başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilmesi zorunlu olduğu halde, sahte kartın kullanılmasına ilişkin üçüncü fıkradaki suçun oluşumu için başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirmek gerekmemektedir.

Bir başka husus; sahte kartı üreten, satın alan veya bulunduran kişinin kartı kullandığı işyerinde bir başkasına kullandırtması ve onunda kullanarak menfaat sağlaması durumunda üçüncü kişi için 245/3. fıkradaki suç oluşmakla birlikte 245/2. fıkradaki fiillerden hiçbiri gerçekleşmemektedir. Bu kişinin kartı üreten, satan, satın alan, bulunduran veya kabul eden konumu olmadığı için ikinci fıkra hükmüne aykırı bir fiili olmamakla birlikte sahte kartı kullanarak menfaat elde ettiği için üçüncü fıkradaki suçu işleyebilmektedir.

Ayrıca; sahte kartı üreten, bulunduran veya satın alan kişinin bu kartı kullanmadan devretmesi durumunda da ikinci fıkra ihlal edilmesine karşın üçüncü fıkranın ihlali söz konusu değildir.

Yukarıda da açıklandığı üzere; ihlal edilen bir hükmün geçitli suç olduğu ve görünüşte içtimaının gerçekleştiğini söyleyebilmek için ağır olan hükmün ihlali için her durumda daha hafif bir cezayı gerektiren hükmün (geçit suçunun) ihlal edilmesi zorunludur.

Türk Ceza Yasasının 245/3. fıkrası hükmünün ihlali işin her durumda ikinci fıkra hükmünün ihlal edilmesi gerekmediği için sayın çoğunluğun 245/2. maddedeki suçun geçit suçu olduğuna dayanarak verdiği karara katılma imkanı yoktur.

TCK'nun 245 maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarının birlikte uygulanması - uygulanmaması hususunda doktrinde yer alan görüşlere baktığımızda;

Veli Özer Özbek, M.N. Kambur, K. Doğan, P. Bacaksız ve İ. Tepe - TCK Özel Hükümler - 7. Baskı-2014 adlı eserde sonuç olarak:

‘İkinci fıkradaki suç ile f 3’te yer alan suçunda işlenmesi halinde içtima sorunu yaşanabilir. Kanımızca, sahte kartı üreten, satın alan ya da kabul eden kişi bu kartı kullanarak kendisi ya da başkasına yarar sağlar ise iki ayrı suçun bulunduğu kabul edilmelidir. Orta da tek bir fiil bulunmadığından fikri içtimadan söz edilemeyeceği gibi diğer bir suçun unsuru olmadığından birleşik suçtan da söz edilemez.

Kanımızca; f 3 müstakil bir düzenleme değil f 2’nin ağırlaştırıcı sebebi olarak düzenlenmeliydi. Bu sayede daha adil bir cezalandırma sağlanabilecektir. Zira f 2, f 3’ün hazırlık hareketi olup yasa koyucu bu hareketleri de cezalandırmak istemiştir.’

Yine, Osman Yaşar - H.T. Gökhan - M.Artuç - Türk Ceza Kanunu - 5. Cilt ilgili maddenin açıklanmasına ilişkin bölümde;

‘Kart sahte değilse birinci fıkradaki suç, sahte ise üçüncü fıkradaki suç oluşacaktır. Aynı kişi sahte banka kartını bu niteliğini bilerek hem üretmiş veya kabul etmiş hem de bu kartı kullanmışsa hem ikinci fıkraya hem de üçüncü fıkraya göre cezalandırılacaktır. Yargıtay’da aynı görüştedir.’

M. Emre Yıldız-Banka veya Kredi Kartlarının kötüye kullanılması suçu - Adalet Yayın Evi - 2015 - sayfa 282-286’da;

‘Geçit/geçitli suçta, bir suçun işlenmesi için daha hafif bir suçu basamak yapmak zorunluluğu vardır ve basamak durumunda bulunan suçu düzenleyen normun yardımcı norm oluşu nedeniyle, ağır suçu ihtiva eden normun uygulanması ile yetinilir. Geçit/geçitli suçta biri diğerini kapsayan iki suç vardır; çünkü fail daha ağır suç işlemek için adeta daha hafif suçtan geçmek zorundadır.

İki suç arasında geçit suç ilişkisi bulunması için normlara ilişkin şartlar ve fiile ilişkin şartlar olmak üzere bir takım şartların gerçekleşmiş olması gerekmektedir.

Geçit/geçitli suç ilişkisi olduğu iddia edilen TCK m. 245/2’de yer alan düzenleme ise yaptırım bakımından daha hafif bir suçtur. Bu nedenle TCK m. 245/2. ile TCK m. 245/3. arasında asli norm-tali norm ilişkisi bulunmamaktadır.

TCK m. 245/2. ile TCK m. 245/3. arasında geçit suçu ilişkisinin bulunduğunu söyleyebilmek için TCK m. 245/3’te yer alan suçun mutlaka TCK m.245/2’de yer alan ‘başkalarına ait banka hesapları ile ilişkilendirerek sahte kart üretme, satma, devretme, satın alma veya kabul etme’ suçlarından birisi gerçekleştirilerek işlenmesi gerekmektedir.

Örneğin, fail sahte kartı bulmuş olabilir. Bu durumda bulunmuş bir kartın kullanılarak yarar sağlanması durumunda TCK m.245/3’te yer alan suçun unsurları, TCK m. 245/2’de yer alan suç işlenmeden oluşmaktadır. Yargıtay’da haklı olarak bu hususa vurgu yapmaktadır. Bu istisna durum TCK m. 245/2 ve TCK m.245/3 arasında geçit/geçitli suç ilişkisinin var olduğu görüşünü ortadan kaldırmaktadır.

Ağır netice ile failin gerçekleştirilmiş olduğu hafif suça yönelik hareket arasında nedensellik bağı bulunmaması halinde geçitli suçtan söz edilemez. TCK m. 245/2’de yer alan sahte kart üretme satın alma, kabul etme eylemleri ile failin daha sonradan sahte kartı kullanarak yarar sağlaması suçu arasında nedensel bağ bulunmamaktadır.

Yukarıda belirtildiği üzere TCK m. 245/2’de yer alan suç ile TCK m.245/3’te yer alan suç arasında normlar arasında bir zorunluluk ilişkisi bulunmaması ve Yargıtay’ın verdiği kararların aksine her iki suçun mağdurunun farklı olması nedenleri ile geçit/geçitli suç ilişkisi bulunmamaktadır.’

Şeklinde görüş bildirmişlerdir.

Yukarıda açıkladığım ve gerek doktrinde gerekse Yargıtay 11. ve 8. Ceza Dairelerinin konuya ilişkin bütün kararlarında istikrar bulmuş şekilde izah edilen görüşler ışığında, Türk Ceza Yasasının 245/2. ve 245/3. fıkralarındaki düzenlemenin iki ayrı suça ilişkin olduğu, geçit/geçitli suç ve görünüşte içtima söz konusu olmaması nedeniyle ayrı ayrı uygulaması gerektiği kanaatindeyim.

TCK'nun 245/2. fıkrasındaki suçun geçit/geçitli suç kabul edilerek sadece 245/3. fıkraya göre ceza verilmesi gerektiğine ilişkin sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.” açıklamasıyla,

Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer düşüncelerle karşı oy kullanmışlardır.

Sanık hakkında banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçundan TCK'nın 245/3. maddesi uyarınca uygulama yapılması ile birlikte sahte nüfus cüzdanı oluşturma ve kullanma eyleminden dolayı da ayrıca TCK'nın 204/1. maddesi gereğince uygulama yapılması imkânının bulunup bulunmadığı;

Resmî belgede sahtecilik suçu 5237 sayılı TCK’nın 204. maddesinde;

“(1) Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmî bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmî belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Resmî belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması hâlinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır.” şeklinde düzenlenmiştir.

Söz konusu suç, maddenin birinci fıkrasında seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmış olup resmî belgenin sahte olarak düzenlenmesi, gerçek bir resmî belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi veya sahte resmî belgenin kullanılması durumunda suç oluşacaktır.

Maddenin ikinci fıkrasında, resmî belgede sahtecilik suçunun kamu görevlisi tarafından işlenmesi ayrı bir suç olarak tanımlanarak daha ağır bir yaptırıma bağlanmış, maddenin üçüncü fıkrasında ise, suçun konusunu oluşturan resmî belgenin, kanunun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan bir belge niteliğinde olması hâlinde cezanın yarı oranında artırılması hüküm altına alınmıştır.

Sahtecilik suçlarının hukuki konusu kamunun güveni olup belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi, gerçek bir belgeye eklemeler yapılması, tamamen veya kısmen değiştirilmesi eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek yaptırıma bağlanmıştır.

Uyuşmazlığın isabetli bir çözüme kavuşturulması bakımından “zincirleme suç” hükümlerinin de incelenmesinde yarar bulunmaktadır.

Ceza hukukunda, yasadaki suç tanımına uygun olarak gerçekleşen her netice ilke olarak ayrı bir suç oluşturur ve fail kaç netice meydana getirmiş ise o kadar suç işlemiş sayılarak, her birinden dolayı ayrı ve bağımsız olarak cezalandırılır. Ancak bazı hâllerde birden fazla netice meydana gelmiş olsa bile, faile meydana gelen netice kadar ceza verilmeyerek tek bir ceza verilmesi ile yetinilir. Birden fazla neticenin meydana gelmesine karşın, faile tek ceza verilmesini gerektiren hâllerden biri de zincirleme suçtur. Zincirleme suçta faile tek ceza verilirken, kanunun öngördüğü miktarda bir artırım da yapılması söz konusudur.

Zincirleme suç, 765 sayılı Kanun'un 80. maddesinde; "Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün bir kaç defa ihlal edilmesi, muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç sayılır. Fakat bundan dolayı terettüp edecek ceza altıda birden yarıya kadar artırılır." şeklinde düzenlenmiştir. Buna karşın 5237 sayılı Kanun'un 43. maddesinin ilk fıkrasında; "Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır." biçiminde zincirleme suç düzenlemesine yer verilmiş, ikinci fıkrasında; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır." denilmek suretiyle aynı neviden fikri içtima kurumu hüküm altına alınmış, üçüncü fıkrasında ise; "Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz." düzenlemesi ile zincirleme suç ve aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanamayacağı suçlar belirtilmiştir.

TCK'nın 43/1. maddesinden anlaşılacağı üzere, zincirleme suç hükümlerinin uygulandığı hâllerde aslında işlenmiş birden fazla suç olmasına karşın, fail bu suçların her birinden ayrı ayrı cezalandırılmamakta, buna karşın bir suçtan verilen ceza belirli bir miktarda arttırılmaktadır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 43/1. maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için;

a) Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi,

b) İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması,

c) Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir.

765 sayılı TCK’da yer alan “muhtelif zamanlarda vaki olsa bile” ifadesi karşısında, aynı suç işleme kararı altında birden fazla suçun aynı zamanda işlenmesi durumunda diğer şartların da varlığı hâlinde zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi mümkündür. Nitekim, 765 sayılı TCK’nın yürürlüğü zamanında bu husus yargısal kararlarla kabul edilmiş ve uygulama bu doğrultuda yerleşmiştir.

5237 sayılı TCK'nın 43/1. maddesinde bulunan, “değişik zamanlarda” ifadesinin açıklığı karşısında, zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için suçların farklı zamanlarda işlenmesi gerektiği konusunda öğreti ve uygulamada tam bir görüş birliği bulunmaktadır. Bunun sonucu olarak, aynı mağdura, aynı zamanda, aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda tek suçun oluşacağı kabul edilmiştir. Bu hâlde zincirleme suç hükümleri uygulanarak artırım yapılamayacak, ancak bu husus TCK’nın 61. maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesinde gözönüne alınabilecektir.

Ayrıca, kanunda “aynı zaman” ve “değişik zaman” kavramları konusunda bir açıklık bulunmadığından ve önceden kesin saptamaların yapılması da mümkün olmadığından, bu husus her somut olayın özelliği göz önüne alınarak değerlendirilmeli ve eylemlerin “değişik zamanlarda” işlenip işlenmediği belirlenmelidir.

Aynı suç 5237 sayılı TCK’nın 43. maddesinde; “Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır.” denilmek suretiyle açıklığa kavuşturulmuştur. Öğretide de “aynı suçtan anlaşılması gerekenin, aynı suç tipi olduğu”, kanunda düzenlenen suçların ismi aynı ise aynı suçtan söz edileceği, suçun ismi farklı ise artık aynı suçtan bahsedilemeyeceği kabul edilmektedir. Buna göre suçların ismi aynı ise aynı suçtan söz etmek mümkün iken, suçun ismi değiştiğinde artık aynı suçtan bahsetmek mümkün değildir. Örneğin dolandırıcılık ile nitelikli dolandırıcılık eylemleri aynı suç sayılır iken, dolandırıcılık ile güveni kötüye kullanma, hırsızlık ile dolandırıcılık, hırsızlık ile suç eşyasını satın alma aynı suç kavramı içerisinde değerlendirilemeyecektir. Aynı suç kavramına, suçun teşebbüs aşamasında kalmış hâli de dahildir. Zincirleme suç oluşturan eylemlerden bir kısmı tamamlanmış, bir kısmı da teşebbüs aşamasında kalmış olsa bile, işlenen suçların isimleri değişmediği sürece, aynı suç sayılacaktır (Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku Genel Kısım, Savaş Yayınevi 18. Baskı, Ankara, 2012. s.339; Osman Yaşar - Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, 1. cilt, Ankara, 2014, s.1241-1242; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri, 8. bası, Ankara, 2015, s. 492-493; Türkan Sancar Yalçın-Yeni Türk Ceza Kanunun da “Zincirleme Suç”, TBB Dergisi, sayı 70, Mayıs/Haziran 2007, s. 253).

Bununla birlikte sahtecilik suçları bakımından özel bir içtima hükmü getiren TCK’nın 212. maddesinin de ayrıca ele alınmasında yarar bulunmaktadır.

TCK’nın “İçtima” başlıklı 212. maddesi; “Sahte resmî veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması hâlinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunur.” şeklinde düzenlenmiş olup bu hükme göre, sahte belgenin başka bir suçun işlenmesinde kullanılması durumunda, fail hem sahtecilik, hem de belgenin kullanıldığı suçtan dolayı sorumlu tutulacaktır. Başka bir anlatımla sahte belge başka suçun işlenmesi sırasında kullanıldığında fail, hem sahtecilik hem de belgenin kullanıldığı suçtan cezalandırılacaktır.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Sanığın, katılan ...’ın nüfus cüzdanını ele geçirerek bu nüfus cüzdanına kendi fotoğrafını yapıştırmak suretiyle elde ettiği sahte nüfus cüzdanı ile farklı bankalara müracaatla kredi kartı sözleşmeleri imzalayarak sahte kredi kartlarının düzenlenmesini sağladığı olayda; resmî belgede sahtecilik suçu ile TCK'nın 245/3. maddesinde düzenlenen banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçu arasında aynı Kanun'un 43. maddesinin ikinci fıkrasında belirtildiği şekilde bir ilişki bulunmadığı diğer bir anlatımla biri diğerinin daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekli olmadığından aynı suç sayılamayacakları, resmî belgenin başka bir suçun işlenmesi sırasında kullanılması nedeniyle de özel bir içtima hükmü getiren TCK’nın 212. maddesi delaletiyle sahtecilik suçundan ayrıca cezaya hükmolunması gerektiği anlaşılmakla, sanığın TCK’nın 245. maddesinin üçüncü fıkrasının yanı sıra aynı Kanun’un 212. maddesi delaletiyle 204. maddesinde düzenlenen resmî belgede sahtecilik suçundan da cezalandırılması gerektiği kabul edilmelidir.

Bu aşamada resmî belgede sahtecilik suçuna ilişkin dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği;

5237 sayılı TCK'nın 66. maddesinde; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça kamu davasının maddede yazılı sürelerin geçmesiyle düşeceği düzenlenmiş, maddenin birinci fıkrasının (e) bendinde de beş yıldan fazla olmamak üzere hapis ya da adli para cezasını gerektiren suçlarda bu sürenin sekiz yıl olacağı hüküm altına alınmıştır. Aynı Kanun'un 67. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca kesen bir nedenin varlığı hâlinde zamanaşımı, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeye başlayacak ve ilgili suça ilişkin olarak kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzayacaktır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun birçok kararında açıkça vurgulandığı üzere, yargılama yapılmasına engel olup davayı düşüren hâllerden biri olan dava zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi hâlinde, Yerel Mahkeme ya da Yargıtay, resen zamanaşımı kuralını uygulayarak kamu davasının düşmesine karar verecektir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde,

Sanığa atılı resmî belgede sahtecilik suçunun yaptırımı, TCK'nın 204. maddesinin birinci fıkrasında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası olarak düzenlenmiştir. Buna göre, TCK’nın 66/1-e maddesi uyarınca bu suçun asli dava zamanaşımı sekiz yıl, 67/4. maddesi göz önüne alındığında kesintili dava zamanaşımı ise on iki yıldır. Aynı Kanun'un 66/6. maddesinde ise zincirleme suçlarda dava zamanaşımının son suçun işlendiği günden itibaren başlayacağı hüküm altına alınmıştır.

Daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan ve son suçun 11.10.2005 tarihinde işlendiği iddia edilen eylemlerle ilgili olarak, on iki yıllık kesintili dava zamanaşımı süresinin, Ceza Genel Kurulunun inceleme tarihinden önce 11.10.2017 tarihinde dolduğu anlaşılmaktadır.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulü ile Özel Daire kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkemenin resmî belgede sahtecilik suçundan verdiği mahkûmiyet hükmünün gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle bozulmasına, ancak yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda, 1412 sayılı CMUK’nın, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesi uyarınca karar verilmesi mümkün bulunduğundan, sanık hakkındaki kamu davasının 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e, 66/6, 67/4 ve 5271 sayılı CMK'nun 223/8. maddeleri uyarınca düşmesine karar verilmelidir.

SONUÇ :

Açıklanan nedenlerle,

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle KABULÜNE,

Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 14.05.2014 tarihli ve 11187-12263 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,

Şanlıurfa 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 21.07.2011 tarihli ve 126-212 sayılı resmî belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün, dava zamanaşımının gerçekleşmesi nedeniyle BOZULMASINA, ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konuda, 1412 sayılı CMUK'nın, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesine göre karar verilmesi mümkün olduğundan, sanık hakkındaki kamu davasının 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e, 66/6, 67/4 ve 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca DÜŞMESİNE,

Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİNE EDİLMESİNE, birinci uyuşmazlık yönünden 16.04.2019 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından 11.06.2019 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla, 16.04.2019 tarihinde yapılan müzakerede ön sorun yönünden oy çokluğuyla, ikinci ve üçüncü uyuşmazlıklar yönünden ise oy birliğiyle karar verildi.