Prime Esas Kazancın Tespiti Davasında Senetle İspat Kuralı Uygulanamaz
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
Esas No : 2020/280
Karar No : 2022/871
Karar Tarihi : 2022-06-08





Özet:

Senetle ispat kuralı gereğince araştırma yapılarak sonuca gidilmesi gerektiğine değinen direnme kararı; prime esas kazanç tutarının tespiti davalarının nevi itibariyle re’sen araştırma ilkesine tabi olması nedeniyle yerinde değildir.

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi

1. Taraflar arasındaki “Prime esas kazancın tespiti” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bakırköy 1. İş Mahkemesinin davanın kısmen kabulüne ilişkin kararına yönelik taraf vekilleri ile fer’î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu vekilinin istinaf başvurusu üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi tarafından ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine dair verilen karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi:

4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı şirkette 12.06.2010-12.12.2012 tarihleri arasında davalı işveren nezdinde ithalat-ihracat müdürü olarak aylık net 3.500TL ücretle çalıştığını, işçilik alacaklarının tahsili istemiyle Bakırköy 22. İş Mahkemesinin 2013/574 E. sırasına kayden açılan davada son ücretinin 3.500TL olduğunun kabul edildiğini, sigorta primlerinin eksik yatırıldığını ileri sürerek prime esas ücretinin tespitini talep etmiştir.

Davalı Cevabı:

5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının ücret ve primlerinin Kurum kayıtlarında belirtildiği gibi olduğunu, bordroların aksinin yazılı delille ispatı gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

6. Fer’î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK/Kurum) vekili; Kurum kayıtlarının aksinin resmî belgelerle ispatlanması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesi Kararı:

7. Bakırköy 6. İş Mahkemesinin görevsizlik kararı üzerine dosyanın gönderildiği Bakırköy 1. İş Mahkemesinin 01.03.2017 tarihli ve 2014/307 E., 2017/33 K. sayılı kararı ile; davacının yaptığı iş ve çalışma süresi dikkate alındığında asgari ücretle çalışmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu kesinleşen Bakırköy 22. İş Mahkemesinin 2013/574 E., 2014/134 K. sayılı kararında davacının ücretinin net 3.500TL, brüt 4.884,85TL olduğunun kabul edildiği, bu nedenle davacının prime esas kazancının kesinleşen alacak davasında tespit edildiği gibi brüt 4.884,85TL olduğu, tüm çalışma süresi yönünden ücret ispat edilemediğinden son ücretin tespiti ile yetinildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davacının aylık en son ücretinin net 3.500TL, brüt 4.884,85TL olduğunun tespitine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi Kararı:

8. Bakırköy 1. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri ile fer’î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.

9. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesinin 26.04.2018 tarihli ve 2017/1872 E., 2018/664 K. sayılı kararı ile; Bakırköy 22. İş Mahkemesinin 2013/574 E., 2014/134 K. sayılı kararında kabul edilen ücret miktarının eldeki dava bakımından ispata yeterli delil olmadığı, davalı şirketin eski yetkilisinin sunduğu CD çıktısı olan imza ve kaşe içermeyen belgelerin de delil olarak kabul edilemeyeceği, ilk derece mahkemesince yazılı delil veya yazılı delil başlangıcı olmaksızın tanık anlatımlarıyla davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davalı ve fer’î müdahil Kurum vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:

10. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

11. Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 23.09.2019 tarihli ve 2018/5416 E., 2019/5379 K. sayılı kararı ile; “…Temyiz: Davacı vekili özetle; Somut olayda Yerel Mahkeme tarafından verilen ve kesinleşen bir ilamın delil başlangıcı olarak kabul edilmemesi mümkün değildir. Dosyadaki bilirkişi raporları, HMK'nın ilgili hükümleri ve Yargıtay içtihatları doğrultusunda davacı lehine yazılı delil başlangıcı bulunması halinde davacının iddiasını bu belgeyle birlikte tanık beyanlarıyla ispat edebileceği kabul edilmektedir. Kaldı ki "İthalat İhracat Müdürü" olarak görev yapan bir kişinin asgari ücretle çalışması hayatın olağan akışına aykırı olduğu gerekçesiyle, kararı temyiz etmiştir.

Delillerin Değerlendirilmesi ve Gerekçe:

Uyuşmazlık, gerçek ücretin tesbiti ile Sigorta primlerinin gerçek ücret üzerinden tahsili istemine ilişkindir. 506 sayılı Yasanın 77 maddesinde prime esas gerçek ücretin esas alınması koşuldur. Gerçek ücretin işçinin yaşı, kıdemi, meslek durumu dikkate alınarak, emsal işi yapan işçilerin aldığı ücret gö/ önünde tutularak belirlenmesi gerektiği Yargıtay'ın yerleşmiş görüşlerindendir.

Somut olayda, Bölge Adliye Mahkemesince, davacının asgari ücret aldığı ve aksinin ispat edilemediği gerekçesi ile istemin reddine karar verilmiştir. Oysa, ithalat ihracat müdürü olarak çalışan davacının asgari ücretin üzerinde ücretle çalışacağının kabulü hayatın olağan akışına uygundur. Bu nedenle ücret yönünden güçlü delil niteliği taşıyan işçilik alacakları ile ilgili kesinleşmiş mahkeme ilamı da tespit edilen ücrette dikkate alınarak gerçek ücretin tespit edilerek sonuca gidilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.

Yapılacak iş; emsal ücret araştırması yapılarak özellikle TÜİK' ten sektörde çalışan ithalat ihracat müdürünün davaya konu tarihlerde ne kadar ücret aldığına dair emsal ücret araştırması yapıldıktan sonra tüm deliler bir arada değerlendirilerek güçlü delil olan işçilik alacakları ile ilgili kesinleşmiş mahkeme kararı ve ithalat ihracat müdürünün asgari ücret ile çalışmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı da gözetilerek sonucuna göre karar vermekten ibarettir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Direnme Kararı:

12. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesinin 10.12.2019 tarihli ve 2019/1906 E., 2019/2304 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçe tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

13. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

14. Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; prime esas kazancın tespiti talebiyle açılan ve bölge adliye mahkemesince işçilik alacaklarına ilişkin davada verilen kararın ispata yeterli olmadığı, yazılı delil ya da yazılı delil başlangıcı olmaksızın tanık beyanları ile davanın kısmen kabulüne karar verilemeyeceği gerekçesiyle istemin reddine karar verilen eldeki davada davalı şirkette ithalat-ihracat müdürü olarak çalışan davacının 12.06.2010-12.12.2012 tarihleri arasında ne kadar ücret aldığına ilişkin özellikle Türkiye İstatistik Kurumundan (TÜİK) sorularak emsal ücret araştırması yapılması ve tüm deliler bir arada değerlendirilerek güçlü delil olduğu belirtilen işçilik alacakları ile ilgili kesinleşmiş mahkeme kararı ve ithalat ihracat müdürünün asgari ücret ile çalışmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı da gözetilerek sonucuna göre karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

15. Sosyal güvenlik hakkı, sosyal hukuk devletinde geçerli olan sosyal güvenlik ve sosyal adalet ilkelerinin bir gereği olarak insanlara asgari yaşam düzeyi sağlamak ve onları korumakla görevli devletten bu yönde gerekli tedbirleri almasını ve teşkilatlarını kurmasını talep etme hakkı sunar. Sosyal güvenlik hakkının nitelikleri ise vazgeçilmez ve devredilmez bir hak olduğu, bu haktan yararlanmanın zorunlu bulunduğu ve devletin sosyal güvenlik hakkının yaşama geçirilmesinde müdahalesinin gerekliliği olarak belirlenmiştir. Dolayısıyla vazgeçilmez ve anayasal bir hak olan sosyal güvenlik hakkı bu niteliği itibariyle kamu düzenindendir. Kamu düzeninden olma koşulu re’sen araştırma ilkesini ve sonuç olarak hâkimin delilleri serbestçe, kendiliğinden toplayarak sonuca gitmesini beraberinde getirir. Sigortalı kavramı, kısa ve uzun vadeli sigorta kolları bakımından sosyal güvence sistemine adına prim ödenmesi gereken yahut kendi adına prim ödemesi gereken kişiyi ifade eder. Görüldüğü gibi sigortalı olmak çalışma ve prim ödeme ilkesine bağlı olduğundan, “hizmet tespiti” ve “prime esas kazancın tespiti” davaları sosyal güvenlik hakkının özünü oluşturmaktadır. Bu nedenle prime esas kazancın tespiti davaları kamu düzeninden olmaları nedeniyle özel bir titizlik ve duyarlılıkla yürütülmelidir.

16. Öte yandan kendiliğinden araştırma ilkesi; dava malzemesinin hazırlanmasında, tarafların yanı sıra hâkimin de görevli olması hâli olup, bu ilke kamu yararı gerekçesine dayanır ve taraflarca hazırlama ilkesinin istisnasıdır. Öyle ki bu davalarda taraflardan birinin isticvabı ve bunun ikrarla sonuçlanması durumunda bile hâkim kendiliğinden araştırma yetkisine sahip bulunmaktadır. Bu davalarda iddianın ve savunmanın genişletilmesi yasağı uygulanmaz yine hâkim kesin delillerle de bağlı değildir.

17. Prime esas kazancın tespiti davalarında yazılı delille ispat kuralının uygulanmayacağı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 04.10.2019 tarihli ve 2018/1 E., 2019/5 K. sayılı kararında “…yurt içine/yurt dışına sefer yapan tır şoförlerine her sefere çıktıklarında ödenen paranın harcırah/yolluk veya ücret/prim niteliğinde olup olmadığı, kıdem tazminatı ve prime esas kazancın hesabında dikkate alınıp alınmayacağı konusunda içtihatların birleştirilmesi talep edilmiş ise de; işçilik alacakları davalarında taraflarca getirilme ilkesinin, sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan davalarda ise resen araştırma ilkesinin geçerli olması nedeniyle her dava dosyasında somut olayın özelliği ile delil durumu da dikkate alınarak yapılan ödemenin ücret ya da harcırah/yolluk olarak kabulünün mümkün olabileceği, bu nedenle aynı tür uyuşmazlıkların tümü için geçerli, soyut ve genel nitelikli kurallar koyan ve temel amacı hukukta birliği ve bütünlüğü sağlamak olan içtihadı birleştirme kararlarının bu amacı ile bağdaşmayacak şekilde bir sınırlandırma yapılmasının uygun düşmeyeceği gerekçesiyle içtihatların birleştirilmesine yer olmadığı…” şeklinde açıklanmıştır.

18. Bu durumda prime esas kazancın tespiti davaları her türlü delille ispatlanabileceğinden uyuşmazlığın çözümünde işyerinde tutulması gerekli dosyalar ile Kurumdaki belge ve kayıtlardan yararlanılmalı, ücret bordroları getirtilerek, müfettiş raporlarının olup olmadığı araştırılmalı, tespiti istenen dönemde işyerinin yönetici ve görevlileri ile işyerinde çalışan öteki kişiler ile komşu ve yakın işyerlerinde, tarafları ve işyerini bilen veya bilebilecek durumda olan kişiler de araştırılarak ücret konusunda beyanlarına başvurulmalı, beyanların inandırıcılığı üzerinde durulmalı ayrıca sigortalının yaptığı işin özellikleri, işyerindeki unvanı, meslekteki kıdemi, yapılan işin niteliği, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde veya başka işyerinde ödenen ücretler, örf ve adetler araştırılmalı, sigortalının yaptığı iş, yaşı ve kıdemi belirtilmek suretiyle TÜİK ve ilgili meslek odaları ile sendika üyesi işçi olması hâlinde ise bağlı bulunduğu sendikadan emsal ücret araştırması yapılmalıdır.

19. O hâlde senetle ispat kuralı gereğince araştırma yapılarak sonuca gidilmesi gerektiğine değinen direnme kararı; prime esas kazanç tutarının tespiti davalarının nevi itibariyle re’sen araştırma ilkesine tabi olması nedeniyle yerinde değildir.

20. Somut olayda; davalı şirkette ithalat-ihracat müdürü olarak aylık net 3.500TL ücretle çalıştığını iddia eden davacının 22.02.1963 doğum tarihli; Ortadoğu Teknik Üniversitesi İşletme bölümü mezunu olduğu, davalı işyerindeki çalışması öncesinde dava dışı şirketlerde ithalat-ihracat müdürü olarak çalıştığı, 7 şubesi bulunan ve 86 üzerinde işçi çalıştıran davalı şirket hakkında 14.03.2014 tarihli ve AA/36 sayılı denetmen raporu ile 2011 ve 2012 yıllarına ait bir kısım bordroların geçersiz sayılarak idari para cezası verildiği, davacı tanıklarından ..., davacının 2010 yılında net 3.000TL ücretle ithalat-ihracat müdürü olarak çalıştığını; ... ise kendisinin 2013 yılında işten ayrıldığında davacının aylık net 3.500TL ücretle çalışmasının olduğunu beyan ettikleri anlaşılmıştır.

21. Öte yandan davacının davalı şirket aleyhine işçilik alacaklarının tahsili istemiyle açtığı davada yapılan yargılama sonucunda Bakırköy 22. İş Mahkemesinin 2013/574 E., 2014/134 K. sayılı kararı ile davacının aylık ücretinin net 3.500TL, brüt 4.884,85TL olduğu kabul edilerek işçilik alacaklarının hüküm altına alınmış, bu karar taraflarca temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Bu durumda prime esas kazancın tespiti istemli eldeki dava bakımından bahsi geçen işçilik alacağı davasında kabul edilen ücret miktarının kuvvetli (güçlü) delil olduğu kabul edilmelidir.

22. Bu itibarla somut olaya ilişkin maddi ve hukukî olgulara göre; Bölge Adliye Mahkemesince uyuşmazlık konusu dönemde ithalat-ihracat müdürü olarak çalışan işçinin ne kadar ücret aldığına dair özellikle TÜİK’den emsal ücret araştırması yapıldıktan sonra 22.02.1963 doğum tarihli, Ortadoğu Teknik Üniversitesi İşletme bölümü mezunu, davalı işyerindeki çalışması öncesinde de dava dışı şirketlerde ithalat-ihracat müdürü olarak çalışmış olan davacının davalı şirkette ithalat-ihracat müdürü olarak asgari ücret ile çalışmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, işçilik alacağı davasında kabul edilen ücret miktarının eldeki dava bakımından kuvvetli delil kabul edilmesi gerektiği hususları da gözetilerek tüm deliller değerlendirilmek suretiyle karar verilmelidir.

23. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, 5510 sayılı Kanun’un 80. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinin (1) numaralı alt bendinde belirtilen ücret kavramı içine asıl ücretle birlikte fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti gibi unsurların da girdiği, aynı fıkranın (3) numaralı alt bendinde ise idare veya yargı makamları tarafından belirlenen ücretin prim hesabına esas alınabilmesi için bu tür kazançlara hak kazanmanın yeterli olmadığı, işçilik alacağına ilişkin taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklarda mahkemece verilen karar sonrasında işçiye (sigortalıya) ödeme yapılmasının arandığı, bu durumda yargı kararı ile hak kazanılan ücret niteliğindeki kazançların primlerin sigortalı payını infaz sırasında sigortalıya yapılan ödemeden düşülmesinin işverenin Kuruma karşı prim yükümlülüğünü kaldırmadığı, varsa ödemenin yapıldığı ayın prime esas kazanç matrahına dâhil edilmesi gerektiği, iş sözleşmesi daha önceki bir tarihte sona erdiği takdirde ise yapılan ödemenin çalışmanın geçtiği son ayın prime esas kazancını da gözetilmesi gerektiği, işçilik alacakları dosyasından hareketle sonuca gidilerek prime esas kazanç tutarının belirlenmesinin doğru olmadığı, re’sen araştırma ilkesinin yazılı delille ispat kuralını bertaraf etmediği sadece hâkime taraflarca getirilen deliller dışında başkaca deliller toplayabilme konusunda serbesti sağladığı, bu nedenle direnme kararının değişik gerekçe ile bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

24. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.

25. O hâlde direnme kararı bozulmalıdır.

IV. SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

Dosyanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373/2. maddesi uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine 08.06.2022 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.