Özgürlüğü Bağlayıcı Ceza Sonucu Kendisine Vasi Atanan Kişinin Fiil Ehliyeti Olmadığından Dava Dilekçesi Vasiye Tebliğ Edilmelidir
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi
Esas No : 2007/22060
Karar No : 2009/1445
Karar Tarihi : 2009-02-12





Sigortalıyı kasten öldürme suçunu işleyen davalının Burhaniye Ağır Ceza Mahkemesi'nin 03.04.2001 gün ve 2000/79 Esas - 2001/86 Karar numaralı ilamı ile yirmi yıl ağır hapis ve on ay hapis cezası ile cezalandırılıp hakkında verilen bu kararın kesinleştiği; işbu rücu davasında, dava dilekçesinin cezaevinde bulunan davalıya tebliğ edildiği, yokluğunda yapılan yargılama sonunda kurulan hükme karşı temyiz yoluna başvuran davalının eşinin temyiz dilekçesine ekli olarak sunduğu belge içeriğine göre, Burhaniye Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 18.06.2003 gün ve 2003/143-363 sayılı kararı ile davalıya vasi olarak eşinin atandığı anlaşılmaktadır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 9'uncu maddesinde, fiil ehliyetine sahip olan kimsenin, kendi fiilleriyle hak edinebileceği ve borç altına girebileceği; 10'uncu maddesinde, ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyetinin bulunduğu; 14'üncü maddesinde, ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların fiil ehliyetine sahip olmadıkları; 16'ncı maddesinde, ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlıların, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça, kendi işlemleriyle borç altına giremeyecekleri; 407'nci maddesinde, bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir ceza ile cezalandırılan her erginin kısıtlanacağı; 448'inci maddesinde, vesayet dairelerinin yetkilerine ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla vasinin, vesayet altındaki kişiyi tüm hukuki işlemlerinde temsil edeceği; 471'inci maddesinde, özgürlüğü bağlayıcı cezaya mahkumiyet sebebiyle kısıtlı bulunan kişi üzerindeki vesayetin, hapis halinin sona ermesiyle kendiliğinden ortadan kalkacağı yönünde düzenleme apılmıştır. Diğer taraftan; Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 38'inci maddesinde, davaya ehliyetin Türk Medeni Kanunu ile belirlendiği; 42'nci maddesinde de, taraflardan birinin vesayet altına alınması istendiği takdirde hakim tarafından bu konuda kesin karar verilinceye kadar yargılamanın bir başka güne bırakılabileceği belirtilmiştir.

Buna göre; kişinin kendisi tarafından veya yetkili kılacağı temsilci aracılığı ile bir davayı takip etme ve usûl işlemlerini yapabilme yeteneği olarak tanımlanan dava ehliyeti, medeni hakları kullanma (fiil) ehliyetinin medeni usûl hukukunda büründüğü şekildir. Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar kural olarak dava ehliyetine sahip olmadıkları için davada yasal temsilcileri tarafından temsil edilmeleri gerekir ve dava ehliyeti, dava şartlarından olduğundan, taraflarca ileri sürülmesine gerek kalmaksızın mahkemece kendiliğinden gözetilir. Dava ehliyeti olmayan kişiye karşı dava açılması durumunda, dava dilekçesi, davalının yasal temsilcisine/temsilcilerine tebliğ edilir ve onların katılımı ile davaya devam edilir.

İnceleme konusu davada; yukarıda anılan 407'nci maddede öngörülen yeterli uzunlukta özgürlüğü bağlayıcı bir ceza ile cezalandırıldığı için kısıtlanan ve sonrasında kendisine vasi atanan davalının fiil ve dava ehliyetine sahip olmadığı belirgin bulunduğundan, sözü edilen prosedür işletilip, dava dilekçesi davalının yasal temsilcisi konumundaki vasisine yöntemince tebliğ edilerek vasinin davaya katılımı sağlanmalı, sonrasında ileri süreceği tüm kanıtlar toplanıp irdelendikten sonra elde edilecek sonuca göre hüküm kurulmalıdır.

Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu, kısıtlanan eşi hakkında verilen kararı öğrendikten sonra temyiz yoluna başvuran davalının vasisinin katılımı sağlanmaksızın yargılama yapılarak rücu alacağının hüküm altına alınması isabetsiz olduğu gibi; özellikle, kamu düzenine ilişkin bulunduğundan, söz konusu alacak tutarı üzerinden davalının sorumlu bulunduğu karar ve ilam harcı belirlenmemiş olması da usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davalı vasisinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

S O N U Ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının isteği durumunda davalı vasisine geri verilmesine, 12.02.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.