Haksız İcra Takibi - Maddi Ve Manevi Zarar - Miras Payı Oranında Maddi Tazminat
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi
Esas No : 2019/2535
Karar No : 2020/2544
Karar Tarihi : 2020-07-06





Özet:

  • Dava, haksız icra takibi ve haciz nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararın tazmini istemine ilişkindir. 
  • 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 495. maddesinde mirasbırakanın birinci derece mirasçılarının, onun altsoyu olduğu ve çocuklarının eşit olarak mirasçı olduğu, 575. maddesinde ise mirasın, mirasbırakanın ölümüyle açılacağı düzenlenmiştir. 
  • Dosyadaki bilgi ve belgelerden; yapılan haciz işleminin haksızlığı sabit ise de 13.06.2008 tarihli hazciz tutanağından haczedilen malların davacının babasına ait olduğu ve babasının da haciz tarihinden sonra ve dava tarihinden önce 08.11.2008 günü ardında mirasçıları olarak eşi ve üç çocuğunu bırakarak vefat ettiği anlaşılmaktadır. 
  • Şu halde, davacı lehine ancak miras payı oranında maddi tazminata hükmedilmesi gerekirken haksız haczedilen eşya bedelinin tamamının hüküm altına alınması usul ve yasaya uygun düşmemiş, bu durum kararın bozulmasını gerektirmiştir.
 
Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... San. ve Tic. AŞ aleyhine 11/06/2015 gününde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 07/05/2019 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

1-Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.

2-Davalının diğer temyiz itirazlarına gelince;

Dava, haksız icra takibi ve haciz nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararın tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı vekili, müvekkilinin davalıya borcu olmadığı halde aleyhine icra takibi başlatıldığını, kefil olan babasına karşı da takip başlatılarak evinde haciz ve muhafaza işlemi yapıldığını babasının üzüntüden vefat ettiğini, davalıya borçlu olmadığının tespiti amacıyla açtığı menfi tespit davası sonunda Tarsus İş Mahkemesinin 2013/234 esas ve 2014/120 karar sayılı ilamı ile davacının davalıya borçlu olmadığının tespiti ile takibin iptaline karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini, bu karar ile davalı tarafından yapılan icra işleminin haksız olduğunun kanıtlandığını iddia ederek, oluşan maddi ve manevi zararının davalıdan tazmini isteminde bulunmuştur.

Davalı vekili, haciz işleminin yapılmasında herhangi bir hukuka aykırılık olmadığını, haczin yapıldığı esnada davacının borcu olmadığına dair mahkeme kararı bulunmadığını belirterek, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece, davaya konu haciz işleminin 818 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlükte bulunduğu zamanda gerçekleşmesi, zararın ve sorumlunun öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıllık süre içinde açılmamış olması nedeniyle açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen ilk kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizce, haciz işleminin haksız olduğunun Tarsus İş Mahkemesinin davacının borçlu olmadığının tespitine ve takibin iptaline ilişkin kararının kesinleşmesi ile sabit olduğu ve zamanaşımının başlangıcının da belirtilen kararın kesinleşme tarihi olarak alınması gerektiği belirtilerek bozulmuş, mahkemece Dairemiz bozma ilamına uyularak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 495. maddesinde mirasbırakanın birinci derece mirasçılarının, onun altsoyu olduğu ve çocuklarının eşit olarak mirasçı olduğu, 575. maddesinde ise mirasın, mirasbırakanın ölümüyle açılacağı düzenlenmiştir.

Dosyadaki bilgi ve belgelerden; yapılan haciz işleminin haksızlığı sabit ise de 13.06.2008 tarihli hazciz tutanağından haczedilen malların davacının babasına ait olduğu ve babasının da haciz tarihinden sonra ve dava tarihinden önce 08.11.2008 günü ardında mirasçıları olarak eşi ve üç çocuğunu bırakarak vefat ettiği anlaşılmaktadır. Şu halde, davacı lehine ancak miras payı oranında maddi tazminata hükmedilmesi gerekirken haksız haczedilen eşya bedelinin tamamının hüküm altına alınması usul ve yasaya uygun düşmemiş, bu durum kararın bozulmasını gerektirmiştir.

3- Haksız hacze dayalı manevi tazminat istemi 818 sayılı BK.'nun 49. maddesinden (6098 sayılı TBK'nun 58. maddesi) kaynaklanan bir sorumluluk olup, kusura dayanan bir sorumluluk türüdür. Bu nedenle de takip (haciz) yaptıran kişinin takipte veya haciz işleminde kötü niyetli ve kusurlu olduğu olgusu gerçekleşmedikçe ve ağır bir zarar da doğmadıkça manevi tazminatla sorumlu tutulamaz.

Somut davada, hatır için davacı tarafından verilen senette davacının babası da kefil olarak yer aldığı için her ikisine karşı da icra takibi başlatılmış ve kesinleşen takibe dayanarak davacının babasının evine hacze gidilmiştir. Davalının başlatmış olduğu icra takibi ve yapılan haczin haksızlığı sabit ise de ağır kusur ve kötü niyetli kabul edilemez. Şu halde; tüm bulgular birlikte değerlendirildiğinde manevi tazminatın şartları mevcut durumda oluşmadığından davanın tümden reddi gerekirken, kısmen kabulü doğru olmamış bu durumda kararın bozulmasını gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda (2) ve (3) nolu bentlerde gösterilen nedenlerle davalı yararına BOZULMASINA, davalının diğer temyiz itirazlarının ilk bentte açıklanan nedenlerle reddine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 06/07/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.

kaynak: (www.corpus.com.tr)