HAGB Kararından Daha Uzun Süreli Hapis Cezasında Tazminat
Yargıtay Ceza Genel Kurulu
Esas No : 2017/765
Karar No : 2018/406
Karar Tarihi : 2018-10-04





Davacı ...'in uyuşturucu madde ticareti yapmak suçundan 1 yıl 6 ay 22 gün hapis ve 20 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinden sonra, gözaltında ve tutuklu kaldığı günler karşılığında 10.000 TL maddi, 10.000 TL manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte davalı Maliye Hazinesinden tahsili talebiyle açtığı davada, talebin kısmen kabulü ile 1.198,9 TL maddi, 2.500 TL manevi tazminatın 24.08.2001 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin Hakkari Ağır Ceza Mahkemesince verilen 16.04.2010 tarihli ve 38-106 sayılı hükmün, davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 17.05.2012 tarih ve 15631-12429 sayı ile;

"...Davalı ve davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Davacının tutuklanmasına esas alınan suçla ilgili 819 gün tutuklu kaldığı ve yapılan yargılama sonunda hükmedilen 1 yıl 6 ay 22 gün hapis ve 20 TL adli para cezasına dair mahkûmiyetle ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, bu aşamadaki hükmün davacı bakımından herhangi bir sonuç doğurmadığı, deneme süresi sonunda davanın düşmesine karar verilmesi hâlinde fazladan tutuklu kalınan süreler için süresinde dava açılması hâlinde tazminat talep edilebileceği gözetilmeden yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Hakkari Ağır Ceza Mahkemesi ise 15.01.2013 tarih ve 322-22 sayı ile;

"Tazminata konu ceza dosyasının içeriği incelendiğinde özetle; davacının 466 sayılı Kanun uyarınca tazminat istemine esas teşkil eden Van 3. ACM’nin (CMK 250 maddesi ile görevli) 2008/337 Esas, 2009/113 Karar sayılı dosyasına ilişkin olarak mahkemesince verilen cevaptan ve ekinde gönderilen kesinleşme şerhini içerir ilam ile onaylı belgelerden; davacı ... hakkında 'teşekkül hâlinde uyuşturucu madde imal ve ticareti yapmak' suçundan kamu davası açıldığı, Van DGM Başkanlığının 2000/103 Esas sırasına kaydedildiği, ilk olarak 2002/241 Karar sayılı kararı ile davacının mahkûmiyetine karar verildiği, bu kararın Yargıtay 10. CD'nin 2006/6716-2600 E-K sayılı kararı ile bozulduğu; daha sonra Van 3. ACM'nin 2007/150 Esas, 2008/43 Karar sayılı kararı ile davacının yine mahkûmiyetine karar verildiği, bu kararın da Yargıtay 10. CD'nin 2008/7924-13701 E-K sayılı kararı ile bir kez daha bozulduğu; son olarak Van 3. ACM'nin 2008/337 Esas, 2009/113 Karar sayılı kararı ile davacının 1 yıl 6 ay 22 gün hapis ve 20 TL APC ile cezalandırılmasına ve de hakkında verilen bu mahkûmiyete ilişkin Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasına (HAGB) karar verildiği ve de kararın temyiz/itiraz edilmeksizin 20.04.2009 tarihinde kesinleştiği; kesinleşen kararın davacıya tebliğ olunmadığı, kesinleşen karardan davacının haberdar olduğuna dair dosyada bir belge bulunmadığı, tutuklukta kaldığı sürelerin başka bir cezasından mahsup edilmediği, dosyanın tefrik olmadığı, davacının yargılandığı davada CMK uyarınca görevlendirilen bir müdafi tarafından temsil edildiği anlaşılmıştır.

Değerlendirme

Bir davada, olayları açıklamak taraflara, nitelendirmek ise mahkemeye aittir. CMK'nın 231/5-son cümlesi uyarınca HAGB kararı, kurulan hükmün sanık hakkında hiçbir hukuki sonuç doğurmamasını ifade etmekte ise de, gerek 466 sayılı Kanun yürürlükteyken gerekse 5271 sayılı CMK'nın 141. maddesi yürürlüğe girdiği zaman HAGB kurumunun yürürlükte bulunmadığı, 5 yıl içerisinde davacının başka bir suç işlemesi hâlinde verilen cezadan daha fazla bir ceza verilemeyeceği, CMK'da kıyas yapmanın da mümkün olduğu, bu nedenle davacının talebinin esastan değerlendirilmesi gerektiği; somut davanın 466 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği olayda 5271 sayılı CMK’nın 141-142 maddelerinin uygulama alanının bulunmadığı; davacı vekilinin talebinin bu çerçevede 466 sayılı Kanun'un 1/7. maddesine dayandığı, bu maddede; 'mahkum olup da tutuklu kaldığı süre hükümlülük süresinden fazla olan veya tutuklandıktan sonra sadece para cezasına mahkum edilen kimselerin uğrayacakları her türlü zararlar'ın bu Kanun hükümleri dairesinde Devletçe ödeneceğinin düzenlendiği; bu maddeye göre koşullu salıverilme tarihinin değil toplam hükümlülük süresinin dikkate alınması gerektiği, davacının HAGB ile sonuçlanan davada tutuklu kaldığı sürelerin toplam 819 gün olduğu; eğer davacı hakkında HAGB kararı verilmemiş olsaydı kendisine verilen 1 Yıl (=365 gün) 6 Ay (=180 gün) 22 Gün hapis ve 20 TL APC'ye (ödenmeyip yine hapse çevrildiğini düşünürsek; =1 gün) ilişkin olarak davacının toplam hükümlülük süresinin 568 gün olacağı, 466 sayılı Kanun'un 1/7. maddesine göre, davacının gözaltında ve tutuklu kaldığı sürelerin hükümlülük süresinden fazla olacağı anlaşıldığından; 466 sayılı Yasa'nın 1/7. maddesi uyarınca davacının talebinin 819-568 = 251 gün üzerinden değerlendirilmesi gerektiği; bu itibarla davacının gözaltına alındığı 03.02.2000 tarihinden 23.08.2001 tarihine kadar geçen 568 günlük sürenin tazminat hesabından düşülmesi gerektiği, bu tarihe kadar cezaevinde geçirilen sürelerin haksız tutuklama sayılamayacağı, 24.08.2001 tarihinden haksız tutuklamanın başladığının kabulü gerektiği, 24.08.2001 tarihinden 02.05.2002 tarihine kadar geçen 251 günlük sürenin tazminat hesabında dikkate alınması gerektiği" gerekçesiyle bozma kararına direnmiştir.

Direnme kararına konu bu hükmün de davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 03.03.2014 tarihli ve 297974 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 tarih ve 143-765 sayı ile; 6763 sayılı Kanun'un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun'a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 20.03.2017 tarih ve 156-2168 sayı ile; direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; davacı tarafından gözaltında ve tutuklu kalınan süreler nedeniyle açılan tazminat davasının, hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının sonucu beklenmeden kabulüne karar verilmesinin isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

Davacının teşekkül hâlinde uyuşturucu madde imal ve ticareti yapma suçundan 03.02.2000 tarihinde gözaltına alınıp 07.02.2000 tarihinde tutuklandığı, 4 gün gözaltında, 815 gün de tutuklu kaldıktan sonra 02.05.2002 tarihinde tahliye edildiği, Van 3. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 24.03.2009 tarih ve 337-113 sayı ile, uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan 5237 sayılı TCK'nın 188/3-4, 192/3, 31/3 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 6 ay 22 gün hapis ve 20 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı CMK'nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 3 yıl süre ile denetim süresine tabi tutulmasına karar verildiği, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin bu kararın 20.04.2009 tarihinde kesinleştiği,

Davacı vekilinin, 09.12.2009 havale tarihli dilekçe ile, davacının haksız yere gözaltına alındığı ve tutuklandığı gerekçesiyle yakalama tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte 10.000 TL maddi, 10.000 TL manevi tazminat talebinde bulunduğu,

Van 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 29.01.2010 tarih ve 337-113 sayılı yazısında; sanık ...'in aynı Mahkemenin 2008/337 esas sayılı dava dosyasında 03.02.2000-07.02.2000 tarihleri arasında gözaltında kaldığı, 07.02.2000 tarihinde tutuklandığı, 02.05.2002 tarihinde tahliye edildiği, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın sanık yönünden 20.04.2009 tarihinde kesinleştiği, kesinleşmiş kararın sanığın kendisine tebliğ edildiğine dair herhangi bir tebliğ belgesi ile sanığın kararın kesinleştiğinden haberdar olduğuna dair herhangi bir dilekçesinin ya da beyanının olmadığı, kesinleşmiş kararın sanığın vekili Av. ...'a 03.02.2009 tarihli dilekçesine istinaden elden verildiği, dosyanın tefrik edilmediği, sanığın tutuklu kaldığı sürenin başka bir cezadan mahsup edildiğine dair herhangi bir mahsup kararının olmadığı yönünde açıklamalara yer verildiği,

26.03.2010 tarihli bilirkişi raporunda; davacının 03.02.2000-02.05.2002 tarihleri arasında 819 gün tutuklu kaldığı, mahkûmiyet süresi toplamı olan 568 günün mahsubu sonucu sanığın haksız yere 251 gün tutuklu kaldığı, davacının istemeye hak kazandığı maddi tazminat tutarının 1.198,9 TL olduğu yönünde görüş bildirildiği,

Anlaşılmaktadır.

466 sayılı Kanun hükümleri uyarınca açılacak tazminat davalarının hukukumuza girişi ve hukuki niteliğine değinilmek suretiyle uyuşmazlık sağlıklı bir şekilde çözümlenebilecektir.

Haksız ve hukuka aykırı olarak yakalanan veya tutuklanan kimselere tazminat ödenmesi esası, ülkemizde ilk kez 1961 Anayasası'nda düzenlenmiş, 30. maddesinde, yakalama ve tutuklamanın hangi hâllerde söz konusu olacağı açıklandıktan sonra maddenin son fıkrasında; “Bu esaslar dışında işleme tâbi tutulan kimselerin uğrayacakları her türlü zararlar kanuna göre Devletçe ödenir” hükmü yer almıştır.

1961 Anayasası'nda yer alan bu düzenleme doğrultusunda, 15.05.1964 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkındaki Kanun'un 1. maddesinde 7 bent hâlinde, tazminatı gerektiren hâller ayrıntılı olarak düzenlenmiş, 466 sayılı Kanun'un 1. maddesinin 8. bendinde yer alan, aynı tür suçtan mahkûm olanlar, itiyadi suçlular ve suç işlemeyi meslek veya geçinme vasıtası hâline getirenlerin tazminat isteyemeyeceklerine ilişkin hüküm 18.01.1991 tarihli ve 20759 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 3696 sayılı Kanun ile kaldırılmıştır.

Haksız yakalanan ve tutuklanan kimselere tazminat ödenmesi esası 1982 Anayasası'nda da sürdürülmüş ve 19. maddesinde yakalama ve tutuklama şartlarına işaret edildikten sonra maddenin son fıkrasında; “Bu esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, kanuna göre, Devletçe ödenir” hükmüne yer verilmiştir.

Anılan hüküm bu kez 17.10.2001 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4709 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile; “Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, Devletçe ödenir” şeklinde değiştirilmiştir.

Devletimizin tarafı olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5. maddesinde de kişilerin özgürlüğünün hangi hâllerde sınırlandırılabileceği belirlenmiş ve maddenin son fıkrasında bu şartlara aykırı davranılması hâlinde mağdur olan herkesin tazminat istemeye hakkı olduğu esası kabul edilerek, bireyin keyfi olarak özgürlüğünden yoksun bırakılmasının engellenmesi amaçlanmıştır.

1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 18. maddesi ile 07.05.1964 tarih ve 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkındaki Kanun yürürlükten kaldırılmış ve 5271 sayılı Kanun'un Yedinci Bölümünde, Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat ana başlığı altında, 141 ila 144. maddelerinde, tazminat isteme şartları ve sonuçları yeniden kapsamlı bir şekilde düzenlenmiş ise de, 5320 sayılı Kanun'un 6. maddesindeki; “(1) Ceza Muhakemesi Kanununun 141 ilâ 144 üncü maddeleri hükümleri, 1 Haziran 2005 tarihinden itibaren yapılan işlemler hakkında uygulanır.

(2)Bu tarihten önceki işlemler hakkında ise, 7.5.1964 tarihli ve 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanmasına devam olunur” hükmü uyarınca, 466 sayılı Kanun hükümleri 1 Haziran 2005 tarihinden önce gerçekleşen işlemler yönünden uygulanmaya devam edecektir.

Davaya konu işlem tarihi itibarıyla uygulanması gereken 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkındaki Kanun'un 1. maddesi;

“1. Anayasa ve diğer kanunlarda gösterilen hal ve şartlar dışında yakalanan veya tutuklanan veyahut tutukluluklarının devamına karar verilen;

2. Yakalama veya tutuklama sebepleri ve haklarındaki iddialar kendilerine yazılı olarak hemen bildirilmeyen;

3. Yakalanıp veya tutuklanıp da kanuni süresi içinde hakim önüne çıkarılmayan;

4. Hakim önüne çıkarılmaları için kanunda belirtilen süre geçtikten sonra hakim kararı olmaksızın hürriyetlerinden yoksun kılınan;

5. Yakalanıp veya tutuklanıp da bu durumları yakınlarına hemen bildirilmeyen;

6. Kanun dairesinde yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturma yapılmasına veya son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına veyahut beraetlerine veya ceza verilmesine mahal olmadığına karar verilen;

7. Mahkum olup da tutuklu kaldığı süre hükümlülük süresinden fazla olan veya tutuklandıktan sonra sadece para cezasına mahkum edilen kimselerin uğrayacakları her türlü zararlar, bu kanun hükümleri dairesinde Devletçe ödenir” hükmünü içermektedir.

Kişilerin suçluluğu mahkeme kararı ile kesinleşmeden önce uygulanan yakalama ve tutuklama gibi koruma tedbirleri, bazen bir kısım zararların meydana gelmesine de neden olabildiğinden, hürriyetten yoksun kalanların haklarının teslim edilmesi amacıyla bu tedbirlerin uygulanması sonucu meydana gelen zararların tazminine yönelik olarak söz konusu düzenleme öngörülmüştür.

Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu ile ilgili bazı temel bilgilerin de verilmesi gerekmektedir.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 23. maddesi ile kabul edilmiş, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun'un 23. maddesiyle 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesine eklenen 5 ila 14. fıkralar ile büyükler için de uygulamaya konulmuş, aynı Kanun'un 40. maddesi ile 5395 sayılı Kanun'un 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılıklar hariç tutulmak kaydıyla, çocuk suçlular ile yetişkin suçlular hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı şartlara tabi kılınmıştır.

Başlangıçta yetişkin sanıklar yönünden yalnızca şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezaları için kabul edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması, 5728 sayılı Kanun'un 562. maddesi ile 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikle, Anayasa'nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılap kanunlarında yer alan suçlar istisna olmak üzere, hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezalarına ilişkin suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiş, 6008 sayılı Kanun'un 7. maddesiyle maddenin 6. fıkrasının sonuna "sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez" cümlesi, 6545 sayılı Kanun'un 72. maddesiyle de maddenin 8. fıkrasına "Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez" cümlesi eklenmiştir.

5560, 5728, 6008 ve 6545 sayılı Kanunlar ile 5271 sayılı CMK'nın 231. maddesinde yapılan değişiklikler göz önüne alındığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için;

1) Suça ilişkin olarak;

a- Yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması,

b- Suçun Anayasa'nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılap kanunlarında yer alan suçlardan olmaması,

2) Sanığa ilişkin olarak;

a- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm edilmemiş olması,

b- Yargılamaya konu kasıtlı suçun, sanık hakkında daha önce işlediği başka bir suç nedeniyle verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına ilişkin denetim süresi içinde işlenmemiş olması,

c- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,

d- Mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önüne alınarak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması,

e- Sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması,

Şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir.

Tüm bu şartların varlığı hâlinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve on sekiz yaşından büyük olan sanıklar beş yıl, suça sürüklenen çocuklar ise üç yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır.

5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinde düzenlenen ve Ceza Genel Kurulunun 19.02.2008 tarihli ve 346–25 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında açıkça belirtildiği üzere; sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak, kamu davasının 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddesi uyarınca düşmesi sonucunu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile Devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır.

Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması hâlinde ise mahkeme hükmü açıklayacaktır. Hükmün açıklanması durumunda bu karara karşı kanun yoluna başvurulduğunda sanık hakkında mahkûmiyet hükmünün esastan denetimi sonucu daha fazla ceza tayin olunması ya da beraatine karar verilmesi mümkündür.

Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Davacının teşekkül hâlinde uyuşturucu madde imal ve ticareti yapma suçundan 03.02.2000 tarihinde gözaltına alınıp 07.02.2000 tarihinde tutuklandığı, 4 gün gözaltında, 815 gün de tutuklu kaldıktan sonra 02.05.2002 tarihinde tahliye edildiği, Van 3. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 24.03.2009 tarih ve 337-113 sayı ile uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan 5237 sayılı TCK'nın 188/3-4, 192/3, 31/3 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 6 ay 22 gün hapis ve 20 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı CMK'nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 3 yıl süre ile denetim süresine tabi tutulmasına karar verildiği, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın 20.04.2009 tarihinde kesinleştiği, davacının vekili aracılığıyla denetim süresinin bitimini beklemeden tazminat talebinde bulunduğu davada;

Davacının tazminat talebine dayanak teşkil eden ceza davasında, hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiştir. Bu kapsamda, davacının denetim süresine uyması hâlinde düşme kararı verilecektir. Bu süre içinde kasten yeni bir suç işlemesi hâlinde ise mahkûmiyet hükmü açıklanacak, bu hükme karşı kanun yoluna başvurulduğu takdirde davacı hakkında mahkûmiyet hükmünün esastan denetimi sonucu daha fazla cezaya hükmedilebileceği gibi beraat kararı da verilebilecektir. Dolayısıyla bu aşamada davacı açısından doğan bir zararın bulunup bulunmadığının tespiti ve varsa miktarının hesaplanması mümkün olmadığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın sonucunun beklenmesi gerektiği kabul edilmelidir.

Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, davacı tarafından gözaltında ve tutuklu kalınan süreler nedeniyle açılan tazminat davasının, hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının sonucu beklenmeden kabulüne karar verilmesi isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Hakkari Ağır Ceza Mahkemesinin 15.01.2013 tarihli ve 322-22 sayılı direnme kararına konu hükmünün, davacı tarafından gözaltında ve tutuklu kalınan süreler nedeniyle açılan tazminat davasının, hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının sonucu beklenmeden kabulüne karar verilmesi isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,

2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 04.10.2018 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.