Davanın Geri Alınması
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
Esas No : 2016/2146
Karar No : 2021/250
Karar Tarihi : 2021-03-11





Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İzmir 3. İş Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi:

Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının 2003 yılı Ocak ayından iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiği 05.10.2011 tarihine kadar davalı işyerinde çalıştığını, kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık izin, ulusal bayram ve genel tatil, hafta tatili, fazla çalışma ücreti alacaklarının ve aylık ücret alacaklarının tahsili için İzmir 5. İş Mahkemesinin 2011/812 Esas sayılı davasını açtığını, davalının davayı geri alması karşılığında Dadaş Turizm Firmasının komisyonculuğu alındığında yeniden işe alınarak 5 yıl süre ile işten çıkartılmayacağı yönünde anlaşma teklifinde bulunduğunu, davacının da bu teklifi kabul ederek “…açtığım davamdan karşı taraf ile anlaşmam nedeniyle her tür haklarım saklı kalmak kaydıyla davamı geri alıyorum….” içerikli 10.04.2012 tarihli dilekçeyi mahkemeye verdiğini, 13.04.2012 tarihli duruşmada davasını geri aldığını ve mahkemece 2012/201 Karar sayılı karar ile feragat nedeniyle konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verildiğini, ancak davalının davacıyı işe almadığını, ilk dilekçenin hile ile alındığını, aylık net ücretinin 750,00TL olduğunu, haftanın 7 günü ulusal bayram ve genel tatil günleri de dahil 18.30-08.30 saatleri arasında çalışan davacının yıllık izin de kullanmadığını ileri sürerek bir kısım işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiştir.

Davalı Cevabı:

Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının işten ayrılmasının asıl sebebinin davalı şirketin çalışanına yaptığı taciz olduğunu, şirkete karşı açtığı önceki davasından feragat ettiğini, 20.10.2011 tarihli ibraname ile işvereni ibra ettiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme Kararı:

İzmir 3. İş Mahkemesinin 10.04.2014 tarihli ve 2012/606 E., 2014/190 K. sayılı kararı ile; davacının kesinleşen İzmir 5. İş Mahkemesinin 2011/812 E., 2012/201 K. sayılı dosyasında hâkim huzurunda alınan feragat beyanının hileye dayalı olduğunu ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:

İzmir 3. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Yargıtay (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesince 21.10.2015 tarihli ve 2015/8723 E., 2015/19986 K. sayılı kararı ile; “…Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının İzmir 5. İş Mahkemesi'nin 2011/812 Esas sayılı dosyasındaki beyanlarının feragat niteliğinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Somut olayda, davacının, feragatle neticelenen ilk davada(İzmir 5. İş Mahkemesi'nin 2011/812 Esas sayılı dosyası), 13.04.2012 tarihli dilekçesi ile her türlü hakları saklı kalmak kaydı ile davasını geri aldığını bildirdiği, davalı şirket temsilcisinin de geri almayı kabul ettiği anlaşılmaktadır. 13.04.2012 tarihli aynı gün yapılan duruşmada ise, davacının verdiği dilekçe “davayı geri alma” dilekçesi olduğu halde, mahkeme hakimince “davacının feragat dilekçesi sunduğu” şeklinde zabıtlara yazıldığı, davacının beyanının da “Feragat dilekçemi aynen tekrar ederim, karşı taraf ile anlaştık, hiçbir baskı altında kalmadan davamdan feragat ediyorum” şeklinde zabıtlara yazılıp imzasının alındığı, bunun üzerine mahkemece “Feragat sebebiyle konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına” şeklinde karar verildiği, kararın taraflarca temyiz edilmeyerek 24.04.2012 tarihinde kesinleştiği, davacının bu davada ise iradesinin fesada uğratıldığını, işverence işe alınma vaadinde bulunulduğu halde işe alınmadığını ileri sürerek işçilik alacaklarının tahsilini istediği anlaşılmaktadır.

Davacı tanığı ...’ın beyanında “Davacı davalı Candeniz Turizm’de Kemal Şişman’ın işçisi olarak çalışıyordu. İşten çıktığı için mahkemeye verdi. Daha sonra işverenin isteği üzerine bir araya geldiler. Davacıya davandan vazgeç seni işe alacağım dedikleri için davacıyı davasından vazgeçirdiler. Haklarım saklıdır diyerek vazgeçti. Ancak tekrar işe almadılar. Haklarını da ödemediler. Davacıyı oyalayıp haklarının zaman aşımına uğraması için uğraştılar.” şeklinde, İlleddin Gergin’in ise “Davacının daha önce dava açtığını kendisine işe alacağız diye dedikleri için davasından vazgeçtiğini biliyorum. Yazıhane sahibi Kemal Şişman bu şekilde söyledi. Garajda ayak üstü konuşurlarken ben duydum.... Davacının davayı açtığı söylenmişti. Davalı işveren Kemal, “beni mahkemeye vermiş, mahkemesinden vazgeçsin işe alacağım” diye söyledi. O sırada davacı yoktu. Ben duydum. Herhalde davacı o yüzden davasından vazgeçti diye biliyorum” şeklinde beyanda bulunduğu, davacının, tanıklarının beyanları ile iddiasını ispatlamış olduğu halde, mahkemenin yanılgılı değerlendirme ile davayı ispatlayamadığı gerekçesi ile reddine karar verilmiş olması hatalı olduğu gibi kesinleşen dosyadaki davacı dilekçesinin davayı geri alma dilekçesi olduğu da dikkate alınarak, davanın esastan incelenip çıkacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması hatalı olup bozma nedenidir.

O halde davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.

Direnme Kararı:

İzmir 3. İş Mahkemesinin 21.03.2016 tarihli ve 2016/56 E., 2016/106 K. sayılı kararı ile; davacının İzmir 5. İş Mahkemesinin 2011/812 E., 2012/201 K. sayılı dosyasında verdiği 10.04.1012 tarihli dilekçesinde davayı geri aldığını belirtmişse de duruşmada hâkim huzurunda feragat yönünde açık beyanda bulunduğu, mahkemece feragat nedeniyle konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına ilişkin verilen kararın temyiz edilmeksizin kesinleştiği, feragat beyanı davacı için bağlayıcı olup feragatten dönmesinin mümkün olmadığı, feragat beyanından sonra bu dava tarihine kadar sekiz aydan fazla süre geçtiği, avukatı aracılığıyla davasını takip eden davacının feragat beyanının avukatının bilgisi dahilinde olup temyiz edilmeksizin kesinleştiği, davacı tanıklarının soyut beyanlarının dosya ile uyumlu olmadığı, tek başına hile iddiasının kanıtlanmasına esas alınamayacağı, hile iddiasının bu kapsamda kanıtlanamadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının davaya konu olan işçilik alacakları için daha önce açtığı İzmir 5. İş Mahkemesinin 2011/812 E. sayılı dosyasındaki beyanları, dosyaya sunduğu 10.04.2012 tarihli geri alma dilekçesi ile birlikte değerlendirildiğinde davadan feragat mi yoksa davanın geri alınması mı olduğu, işbu dosyadaki tanık beyanları ve daha önce açtığı dosyadaki davayı geri alma dilekçesi bir arada değerlendirildiğinde feragat iradesinin fesada uğratılarak hile ile alındığının ispatlanıp ispatlanamadığı ve buradan varılacak sonuca göre mahkemece işin esasına girilmesi gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

Konunun açıklığa kavuşturulması için öncelikle yasal düzenlemeler üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır.

Geri alma dilekçesinin mahkemeye verildiği tarihte yürürlükte olan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK/6100 sayılı Kanun) 123. maddesi ;

“(1) Davacı, hüküm kesinleşinceye kadar, ancak davalının açık rızası ile davasını geri alabilir.” şeklinde düzenleme içermekte olup daha sonra 22.07.2020 kabul tarihli 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 10. maddesi ile düzenlemeye “Bu takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verilir.” şeklinde ek cümle getirilmiştir.

Görüldüğü üzere davacı HMK’nın 123. maddesine göre davalının açık rızası olmaksızın davasını geri alamaz.

Üstü örtülü (zımni) rıza, davanın geri alınması için yeterli değildir. Davacı geri alma iradesini mahkemeye bildirir ve davalı da buna açıkça rıza gösterirse dava geri alınmış olur. Davalı geri almaya rıza göstermezse davaya devam edilmelidir (Pekcanıtez, H./ Özekes, M./Akkan, M./Korkmaz, H. T.: Medenî Usûl Hukuku, C. II, İstanbul 2017, s. 1189-1190).

Dava, davalının yokluğunda devam ediyorsa, davacının davasını geri almasına mümkün değildir; çünkü davalının buna açıkça muvafakat ettiğini (mahkemeye) bildirmesine imkân yoktur (Kuru, B. : Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. II, İstanbul 2001, s.1685).

Davayı geri alma talebinin ve buna muvafakatın mahkemeye karşı (dilekçe ile veya duruşmada tutanağa yazdırmak suretiyle) yapılması gerekir. Davalı davacının davayı geri almasına açık bir şekilde muvafakat ederse, mahkeme davanın esası hakkında bir karar vermez (Kuru, B. : Hukuk Muhakemeleri Usulü s.1686). Davanın geri alınması durumunda mahkemece "karar verilmesine yer olmadığına” kararı verilir.

Davayı geri alan davacı, bununla davasını terk etmiş olmaktadır. Bu nedenle, mahkemenin (o zamana kadar edindiği kanaat gereğince, tarafların haklılık durumuna göre) haksız gördüğü tarafı, yargılama giderlerine (ve bu arada vekâlet ücretine) mahkûm etmesi gerekir (m. 425). Dava, hüküm verildikten sonra da (hüküm kesinleşinceye kadar, temyiz veya karar düzeltme aşamasında da) geri alınabilir. Bu hâlde, verilmiş (ve fakat henüz kesinleşmemiş) olan hüküm geçersiz (hükümsüz) olur (Kuru, Medeni Usul Hukuku El Kitabı, C I, s. 478).

Öte yandan, davanın geri alınması hâlinde kişi görülmekte olan davasını şimdilik takipten vazgeçerek yani geri alarak ilerde ne zaman isterse yeniden açabilme imkânına sahip olmaktadır.

Davanın geri alınması durumunda, dava hiç açılmamış sayılır, mahkemece geri alma anına kadar yapılan yargılamadaki oluşan kanaate göre haksız olduğu düşünülen tarafa vekâlet ücreti ve diğer yargılama giderleri yüklenir.

Davanın geri alınması için “davayı takipten sarfınazar etmek”, “davayı takipten vazgeçmek”, “davanın atiye bırakılması” gibi adlarda kullanılmakta ise de, davayı takipten vazgeçmek, davadan feragat ve davayı takipsiz bırakmak ile karıştırıldığından buna “davayı geri alma” denilmesi daha doğru olur (Yılmaz,E.:Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, Değiştirilmiş 2. Baskı, Ankara 2013, s.830-831).

Davayı geri almak, davadan feragatten tamamen farklıdır.

Feragat, 6100 sayılı Kanunun 307. maddesinde, davacının talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesi olarak tanımlanmış; 310. maddesinde ise, hükmün kesinleşmesinden önceki herhangi bir aşamada davadan feragat edilebileceği açıklanmıştır. Hiç kimse kendi lehine olan bir davayı açmaya zorlanamayacağı gibi, davacı da açmış olduğu bir davayı sonuna kadar takip etmeye zorlanamaz. Usul hukukumuzda kural olarak hüküm kesinleşinceye kadar her davadan feragat edilebilir ve bir usul hukuku kavramı olarak davadan feragatin açık, kesin ve koşulsuz olması, yasa gereğidir. 6100 sayılı Kanunun 309. maddesi;

“Feragat ve kabul, dilekçeyle veya yargılama sırasında sözlü olarak yapılır.

Feragat ve kabulün hüküm ifade etmesi, karşı tarafın ve mahkemenin muvafakatine bağlı değildir.

Kısmen feragat veya kabulde, feragat edilen veya kabul edilen kısmın, dilekçede yahut tutanakta açıkça gösterilmesi gerekir.

Feragat ve kabul, kayıtsız ve şartsız olmalıdır” şeklinde düzenlenmiştir.

Feragat yalnız mevcut davadan değil, o dava ile istenen hak özünden vazgeçme anlamına gelir. Davadan feragat neticesinde feragate konu teşkil eden hak tamamen düşer ve artık bir daha dava konusu yapılamaz.

Oysaki geri almada davayı geri alan davacı, bununla talep sonucundan (yani hakkın özünden) feragat etmemekte, sadece davasını geri almakta ve onu ilerde tekrar açabilme hakkını saklı tutmaktadır. Ayrıca davadan feragat davalının rızasına bağlı olmadığı hâlde, davacının davasını geri alabilmesi için davalının açık rızası gerekir (Kuru, Medeni Usul Hukuku El Kitabı, C I, s. 478).

Kanun feragat ve geri alma için ayrı terimler kullandığı hâlde, uygulamada her zaman bu terim ayrılığına gereken dikkat gösterilmemekte, bu ise karışıklığa neden olmaktadır. Mesela feragat yerine “davadan vazgeçme” veya davayı geri almaya “davadan vazgeçme” ve feragata da “haktan vazgeçme” denildiği gibi, “dava hakkından feragat”, “esas haktan feragat” ve “davadan vazgeçme” terimlerinin birlikte kullanıldığına da rastlanılmaktadır (Kuru, B. : Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. II,s. 1681).

Öte yandan bu noktada davanın açılmamış sayılmasına ilişkin düzenlemenin yer aldığı HMK’nın 150. maddesine değinilmesi gerekmektedir. Bu madde;

“(1) Usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflar, duruşmaya gelmedikleri veya gelip de davayı takip etmeyeceklerini bildirdikleri takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir.

(2) Usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflardan biri duruşmaya gelir, diğeri gelmezse, gelen tarafın talebi üzerine, yargılamaya gelmeyen tarafın yokluğunda devam edilir veya dosya işlemden kaldırılır. Geçerli bir özrü olmaksızın duruşmaya gelmeyen taraf, yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemez.

(3) Duruşma gününün belli edilmesi için tarafların başvurması gereken hâllerde gün tespit ettirilmemişse, son işlem tarihinden başlayarak bir ay geçmekle dosya işlemden kaldırılır.

(4) Dosyası işlemden kaldırılmış olan dava, işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde taraflardan birinin dilekçe ile başvurusu üzerine yenilenebilir. Yenileme dilekçesi, duruşma gün, saat ve yeri ile birlikte taraflara tebliğ edilir. Dosyanın işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak bir ay geçtikten sonra yenileme talebinde bulunulursa, yeniden harç alınır, bu harç yenileyen tarafça ödenir ve karşı tarafa yüklenemez. Bu şekilde harç verilerek yenilenen dava, eski davanın devamı sayılır.

(5) İşlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde yenilenmeyen davalar, sürenin dolduğu gün itibarıyla açılmamış sayılır ve mahkemece kendiliğinden karar verilerek kayıt kapatılır.

(6) İşlemden kaldırılmasına karar verilmiş ve sonradan yenilenmiş olan dava, ilk yenilenmeden sonra bir defadan fazla takipsiz bırakılamaz. Aksi hâlde dava açılmamış sayılır.

(7) Hangi sebeple olursa olsun açılmamış sayılan davadaki talep dahi vaki olmamış sayılır”.

Görüldüğü üzere, HMK 150. maddesinde dosyanın işlemden kaldırılma nedenleri sayılmıştır. Bu nedenlerden birisinin varlığı hâlinde mahkeme, dava yenileninceye kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verir. Mahkemenin karar vermemiş olması durumunda dahi eğer nedenlerden birisi oluşmuş ise dosya işlemden kaldırılmış sayılır. Dosyanın işlemden kaldırılması kararı ile dava açılmamış sayılmaz. Bilakis dava üç ay süre ile derdest kalmakta devam eder. Bu nedenle mahkeme, dosyanın işlemden kaldırılması kararında yargılama giderleri (ve bu arada vekâlet ücreti) hakkında bir karar vermez. Yargılama giderleri (ve vekâlet ücreti), üç ay sonra verilecek davanın açılmamış sayılması kararında hüküm altına alınır. Dosyası işlemden kaldırılan dava üç ay süre ile derdest kalmakta devam ettiğinden, dosyanın işlemden kaldırılması kararı, aslında bir ara karar niteliğindedir ( Kuru, Medeni Usul Hukuku El Kitabı, C II,1224 vd.).

Buradan da anlaşılacağı gibi, davayı geri alma, davayı takip etmeme (m. 150) ile de karıştırılmamalıdır. Çünkü takipsiz bırakılan dava (üç ay daha) derdest kalmakta devam eder; oysa davanın geri alınması (ve mahkemenin bu nedenle davanın son bulduğuna karar vermesi ve bu kararın kesinleşmesi) ile dava derdest olmaktan çıkar. Davacının davasını takipsiz bırakması (takip etmemesi) davalının rızasına bağlı olmadığı hâlde, davalının rızası olmaksızın davacı davasını geri alamaz (m. 185) (Kuru, Medeni Usul Hukuku El Kitabı, C I,478).

Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 18.12.2018 tarihli ve 2015/21-1565 E., 2018/1946 K. sayılı kararında da benimsenmiştir.

Yukarıdaki bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı vekilinin 10.10.2011 tarihinde açılan İzmir 5. İş Mahkemesi’nin 2011/812 Esas sırasına kayıtlı açtığı davada işçilik alacaklarının tahsilini talep ettiği, ancak davacı asilin 10.04.2012 tarihli “6100 sy. HMK nun 123. md. gereğince davamı geri alıyor, yargılama gideri ve avukatlık ücreti talep etmiyorum.” içerikli ve imzalı dilekçesi ile davayı geri aldığını, davalı şirket temsilcisinin de aynı dilekçenin altına “davacı tarafın 6100 sy. HMK nun 123. md. gereğince davasını geri almasını kabul ediyor, yargılama gideri ve avukatlık ücreti talep etmiyorum.” içerik ve imzalı geri almayı kabul beyanının olduğunu belirttiği anlaşılmıştır.

Mahkemece 13.04.2012 tarihinde yapılan duruşmada, davacı tarafından dosyaya sunulan dilekçenin geri alma dilekçesi olduğu hâlde mahkeme hâkimi tarafından feragat dilekçesi olduğunun belirtildiği, akabinde davacı asilin “feragat dilekçemi aynen tekrar ederim.” imzalı beyanına karşılık davalı şirket temsilcisinin de “feragata bir diyeceğim yoktur” şeklinde imzalı beyanda bulunulduğu görülmüştür.

Bu durumda her ne kadar 2011/812 Esas sayılı dosyaya sunulan 10.04.2012 tarihli dilekçenin mahkeme hâkimince feragat dilekçesi olduğu belirtilerek yargılama yapılıp karar verilmiş ise de mahkemece yapılan değerlendirme hatalıdır. Şöyle ki; davacı sunduğu dilekçesinde açıkça karşı taraf ile anlaşması sebebiyle her türlü haklarını saklı tutarak HMK’nın 123. maddesi gereğince davasını geri aldığını ve yine aynı dilekçede davalı şirket yetkilisi davanın geri alındığını kabul ettiğini belirtmiştir. Davacının dilekçesindeki beyanı haklarını saklı tutma şeklinde olmakla hakkın özünden vazgeçmeyi içermemektedir.

Davacının talebinin davayı gelecekte tekrar açabilmek hakkı baki kalmak üzere geri alma iradesi mahiyetinde olduğu, davalı şirket temsilcisinin de davacının davasını geri almasını kabul ettiği yönündeki beyanının ise davayı geri almaya muvafakat niteliğinde olduğu açıktır. Tüm bu nedenlerle İzmir 5. İş Mahkemesi’nin 2011/812 E., 2012/201 K. sayılı dosyasına sunulan dilekçenin ve tarafların alınan beyanlarının davanın geri alınması niteliğinde olduğu ve davanın esasının incelenmesine engel bir hüküm niteliğinde olmadığı anlaşıldığından mahkemece davanın esası hakkında inceleme yapılarak karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Hâl böyle olunca direnme kararı yukarıda yazılı bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulmalıdır.

IV. SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda yazılı değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 11.03.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.