Cezalı Gelir Vergisi ve Geçici Vergilerin Kaldırılması Talebi - Servetin Biçim Değiştirmesi
Danıştay 4. Daire
Esas No : 2016/17045
Karar No : 2020/2805
Karar Tarihi : 2020-09-08





Davacı adına, kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile edindiği taşınmazların satışından elde ettiği hasılatını kayıt ve beyan dışı bıraktığından bahisle takdir komisyonu kararlarına istinaden re'sen tarh edilen 2010 yılı vergi ziyaı cezalı gelir vergisi ile 2010/7-9 ve 10-12 dönemlerine ilişkin geçici vergilerin kaldırılması istenilmektedir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Vergi Mahkemesince verilen kararda; davacının 2010 yılında 2 adet, 2011, 2013 ve 2014 yıllarında 1'er adet olmak üzere toplamda 5 adet gayrimenkul satışında bulunduğu, davalı idarece söz konusu taşınmazların alım ve satımıyla ilgili taraflar nezdinde yeterince inceleme ve araştırma yapılarak davacının ticari organizasyon dahilinde faaliyet yürüttüğü yönünde somut bir tespitin ortaya konulamadığı, davacı tarafından 2006 yılında satın alınan arsanın kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile müteahhide verilmesi suretiyle elde edilen satışa konu taşınmazlar haricinde sadece bir adet taşınmaz satışının bulunduğu, dava konusu 2010 yılında yapılan satışın da kat karşılığı inşaat sözleşmesine istinaden edinilmiş olan taşınmaz olduğu, bu nedenle sözleşmeye istinaden edinilen bağımsız dairenin satışının, servetin değerlendirilmesi, servetin biçim değiştirmesi niteliğinde olduğu ve ticari bir organizasyon dahilinde yapılmış satış olarak değerlendirilemeyeceğinden, dava konusu vergi ziyaı cezalı tarhiyatlarda hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : 2010, 2011, 2013 ve 2014 yıllarında gayrimenkul satışlarından elde edilen kazancını beyan etmeyen davacının devamlılık arz eden bu satışlarından dolayı hakkında ticari kazanç yönünden mükellefiyet tesis edilerek takdir komisyonu tarafından belirlenen matrah üzerinden yapılan tarhiyatlarda hukuka aykırılık bulunmadığı ve aksi yönde verilen mahkeme kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.

TETKİK HÂKİMİ : …

DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Vergi Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :

İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU :

Açıklanan nedenlerle;

1.Temyiz isteminin reddine,

2.Temyize konu … Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının ONANMASINA,

3.Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,

4.Dosyanın anılan Vergi Mahkemesine gönderilmesine,

5.2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş (15) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08/09/2020 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY :

Davacı adına, kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile edindiği taşınmazların satışından elde ettiği hasılatını kayıt ve beyan dışı bıraktığından bahisle takdir komisyonu kararlarına istinaden re'sen tarh edilen 2010 yılı vergi ziyaı cezalı gelir vergisi ile 2010/7-9 ve 10-12 dönemlerine ilişkin geçici vergilerin kaldırılması istemiyle açılan davayı kabul eden Mahkeme kararı temyiz edilmiştir.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunun 1. maddesinde; gerçek kişinin gelirlerinin gelir vergisine tabi olduğu, gelirin bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarı olduğu, 2. maddesinde ise diğer kazanç ve iratların da gelire giren kazanç ve iratlardan olduğu hükmüne yer verilmiştir.

Yine aynı Kanun'un mükerrer 80. maddesinde, diğer kazanç ve iratlardan değer artışı kazançlarının hangi işlemlerden doğduğu açıklandıktan sonra 6. bentte; iktisap şekli ne olursa olsun (ivazsız iktisap edilenlere hariç) 70. maddesinin birinci fıkrasında (1), (2),( 4), ve (7) numaralı bentlerinde yazılı mal ve hakların iktisap tarihinden başlayarak beş yıl içinde elden çıkarılmasından doğan kazançlar değer artışı kazancı olarak vergiye tabi gelire dahil edilmiştir. Buna göre, gayrimenkuller üzerindeki mülkiyet hakkının devredilmesinden doğan kazancının (belli şart ve süreler için devri halinde) değer artışı kazancı olduğunda tereddüt bulunmamaktadır.

Dolayısıyla, gayrimenkullerin elden çıkarılmasından sağlanan kazançların değer artışı kazancı sayılabilmesi için bir bedel karşılığında edinilmiş olması, edinme tarihinden itibaren beş yıl içinde elden çıkarılması ve gayrimenkulün kişisel servete dahil olması gerekmektedir.

Arsa üzerinde birden çok bağımsız bölümden oluşan yapı yapılması, arsanın vasfını değiştirmekte ve üzerindeki mülkiyet hakkının paylara bölünerek, birbirinden bağımsız hale gelen bu payların ayrı ayrı elden çıkarılmasına olanak sağlamaktadır. Tapuda ayrı bağımsız bölümler olarak tescil edilmiş her taşınmaz satışı, ayrı ve bağımsız işlemlerdir.

Davacının 2006 yılında satın aldığı arsanın kat karşılığı inşaat ve satış vaadi sözleşmesi ile müteahhide verilmesi karşılığında edindiği daireler, satın alınan arsadan başka ve yeni bir edinimdir.

Dosyanın incelenmesinden, davacı tarafından alınan Ankara İli, Çankaya İlçesi, Mustafa Kemal Mahallesi, 28369/3 parsel numaralı arsanın, 30/03/2007 tarihli "Gayrimenkul Satış Vaadi ve Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi" uyarınca müteahhide verilmesi ile 26/02/2008 yılında adına tescil ettirilen 5 adet bağımsız bölümün 2009 yılında 1 adet, 2010 yılında 2 adet, 2011 ve 2014 yılında 1'er adet olmak üzere satışlarının gerçekleştirildiği, davalı idare tarafından devamlılık arz eden bu satışlarından dolayı davacı hakkında ticari kazanç yönünden mükellefiyet tesis edilerek takdir komisyonu tarafından belirlenen matrah üzerinden tarhiyatların yapıldığı ve davacı adına yapılan söz konusu cezalı tarhiyatların kaldırılması istemli olarak dava açıldığı anlaşılmaktadır.

Yukarıdaki mevzuat hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, davacı tarafından, 2006 yılında satın aldığı arsa üzerine yapılan ve 2007 yılında müteahhitle yaptığı sözleşme sonrasında 2008 yılında adına tescil edildiği anlaşılan bağımsız bölümlerin satışının, bu yıldan (2008) itibaren 5 yıllık süre geçmeden gerçekleştiği ihtilafsız olup, bu satışlar nedeniyle elde edilen gelirin değer artış kazancı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, davacıya ait bağımsız bölümlerin tapuya tescil edildiği tarihteki emsal bedeli yeniden değerleme oranında eskale edilerek satış bedelinden düşülmesi suretiyle bulunarak varsa değer artışı tutarından istisna tutarının indirilmesi suretiyle bulunacak matrah farkına isabet eden vergi tutarı tadil edilerek karar verilmesi gerekirken ticari kazanç bulunmadığı gerekçesiyle verilen kabul kararında hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna ulaşıldığından temyize konu Vergi Mahkemesi kararının bozulması gerektiği görüşüyle çoğunluk kararına katılmıyorum.