Ayıp Nedeniyle Değiştirilmesi İstenen Aracın Sahibinin Şirket Olması - Faturanın Şirket Adına Düzenlenmesi - Aracın Ticari Araç Olduğu
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
Esas No : 2017/1367
Karar No : 2020/13
Karar Tarihi : 2020-01-14





Davacı İstemi:

Davacı vekili 22.02.2012 tarihli dava dilekçesinde; müvekkili şirketin davalı …… Tic. Ltd. Şti'den 02.02.2006 tarihinde satın aldığı 2006 model M. ML 320 CDI marka aracın davacı şirket tarafından ticari ve mesleki olmayan amaçlarla şirket yetkilisi B……… A ……. tarafından kullanıldığını, aracın tüm periyodik bakımlarının ve onarım işlemlerinin zamanında ve yetkili servisler tarafından öngörülen şekilde yaptırıldığı hâlde, vites kutusundan gelen ses nedeniyle davalı K …….. Motorlu Araçlar Ticaret ve Sanayi A.Ş.'ye bırakıldığını, 01.12.2011 tarihinde yapılan incelemede, şanzıman türbünü, şanzıman ünitesi ve şanzıman mekanik kısımlarının yenilenmesi gerektiği belirtilerek yedek parça ve işçilik bedeli olarak 11.568,78TL talep edildiğini, yapılan görüşmeler sonuç vermeyince mahkeme eliyle ayıbı tespit ettiren müvekkilinin 11.380,29TL ödeyerek onarımı sağladığını, davacının söz konusu aracı üstün nitelikleri, dayanıklılığı, sağlamlığı ve güvenilirliği nedeniyle aldığını, araçta meydana gelen arızanın fabrikasyon kaynaklı gizli ayıp olduğunu, ayıbın zamanla ortaya çıkan üretim hatası niteliği taşıması nedeniyle zamanaşımına tabi bulunmadığını ileri sürerek ayıplı malın ücretsiz olarak misliyle değişimine, bu mümkün olmadığı takdirde onarım bedeli olan 11.380,29TL'nin ödeme gününden itibaren faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Cevabı:

Davalı K. Motorlu Araçlar Tic. ve San. A.Ş vekili cevap dilekçesinde; davada Kadıköy Asliye Ticaret Mahkemesinin yetkili olduğunu, davacının tacir olup satın alınan aracın davacının ticari işletmesi adına kayıtlı ve ticari faaliyeti çerçevesinde kullanılan bir araç olduğunu, davanın asliye ticaret mahkemesinde görülmesi gerektiğini belirterek husumet, zamanaşımı ve esasa yönelik itirazlar ile birlikte davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Davalı ….. İth. İhr. Tic. Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde; yetki ve görev itirazı ile birlikte araçtaki arızanın ayıba dayalı olmadığını bildirerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Davalı ….. vekili cevap dilekçesinde; dava konusu aracın davacı şirkete satıldığını, davacının 4077 sayılı Kanun gereğince tüketici vasfına sahip olmadığını, 4077 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığını, davalı şirketin adresi itibariyle Bakırköy Asliye Ticaret Mahkemelerinin görevli ve yetkili olduğunu belirterek esasa yönelik savunmaları ile davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Davalı ….. vekili cevap dilekçesinde; davacının tacir olması nedeniyle 4077 sayılı Kanun gereğince tüketici sayılmasının mümkün olmadığını, davanın tüketici mahkemesinin görev alanına girmediğini, Garanti Belgesi Uygulama Esaslarına Dair Yönetmeliğin 14. maddesinde emredici olarak düzenlenen şartların gerçekleşmediğini, araçta herhangi bir açık ve gizli ayıp mevcut olmadığını, onarım bedelinin talep edilemeyeceğini, davacının ihtirazı kayıt ileri sürmeksizin bedeli ödediğini bildirerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesi Kararı:

İstanbul 5. Tüketici Mahkemesinin 11.09.2013 tarihli ve 2012/383 E.,2013/905 K. sayılı kararı ile; davacının ticari şirket olması nedeniyle tüketici mahkemesinin görevli olmadığı ileri sürülmüş ise de, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un (TKHK), "Tanımlar" başlıklı 3. maddesine göre tüketicinin; bir mal ve/veya hizmeti ticari veya mesleki olmayan amaçlarla edinen, kullanan veya yararlanan gerçek ya da tüzel kişiyi ifade ettiği, dava konusu araç her ne kadar şirket adına satın alınmış ise de, aracın ticari ve mesleki olmayan amaçlarla şirket ortağı ve yetkilisi tarafından kullanıldığının bildirildiği, bu kullanımın aksi ispat edilemediği gibi, şirket ortaklarının özellikle kullandıkları otomobili şirket adına satın aldıkları malum bulunmakla, davacı vekilinin açıklamasının yeterli olduğu ve anılan hüküm uyarınca tüzel kişinin söz konusu talep nedeniyle tüketici olarak kabulü gerektiği, davanın, davacı tüketici tarafından davalılar/satıcı, ithalatçı, teknik servis, üretici aleyhine açılan TKHK'nın 4. maddesine dayanan ayıpsız misli ile değişim veya onarım bedeli davası olduğu, malın ayıbının tüketiciden satıcının ağır kusuru ile gizlendiği, davalı M.' in ithalatçı veya satıcı sıfatının bulunmadığı, tüketicinin seçimlik hakkından sorumlu olanlar arasında yetkili servisin gösterilmediği, bu nedenle davalı K …….'ın davacının talebi nedeniyle sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle davalılar M ….. ve K ….. aleyhine açılan davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine, davanın T ….. Oto Tic. Ltd. Şti. ve …… yönünden kabulü ile 11.380,29TL'nin ödeme tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte adı geçen davalılardan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:

Hüküm davalılardan ……. vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 03.04.2014 tarihli ve 2014/3764 E.,2014/6530 K. sayılı kararı ile; "…Tarafların sıfatına göre uyuşmazlığın ticari iş niteliğinde olmasına, TKHK'un uygulama yeri bulunmamasına göre davaya bakma görevinin ticaret mahkemesine ait olduğu gözetilerek, mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devam edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, mahkeme kararının bu yönden bozulması gerekmiştir…" gerekçesi ile karar bozulmuştur.

Direnme Kararı:

İstanbul 5. TüketiciMahkemesinin30.12.2014 tarihli ve 2014/1710 E.,2014/2043 K. sayılı kararı ile; TKHK'nın 3. maddesi gereğince, yalnızca tarafların sıfatı göz önüne alınarak, mahkemenin görevli olmadığının kabul edilemeyeceği, tüzel kişinin mesleki veya ticari olmayan amaçlarla mal veya hizmet alabileceğinin hüküm altına alınmış olduğu, davacı tarafından aracın özel amaçla kullanılacağının bildirildiği ve aksinin ispat edilemediği gerekçeleriyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

Direnme kararı süresi içinde davalı ………vekili ve davalı…… İth. İhr. Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; şirkete ait olmakla birlikte ticari olmayan amaçlarla kullanıldığı ileri sürülen maldaki ayıp iddiasıyla açılan bedel iadesi davasında görevin Asliye Ticaret Mahkemesine mi yoksa Tüketici Mahkemesine mi ait olduğu noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

Uyuşmazlığın sağlıklı biçimde çözümü için öncelikle konuya ilişkin kurum ve kavramların yasal dayanakları ile birlikte irdelenip açıklanmasında yarar vardır.

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun 28.11.2013 tarihli ve 28835 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmış ve aynı Kanunun 87. maddesi uyarınca yayımlandığı tarihten itibaren altı ay sonra yürürlüğe girmiş ise de, adı geçen Kanunda geçiş hükümlerini düzenleyen geçici madde 1/2. bendi uyarınca, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki tüketici işlemlerine, bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına bu işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmiş ise kural olarak o kanun hükümleri uygulanacağından, eldeki uyuşmazlığın çözümünde işlem tarihinde yürürlükte bulunan 4077 sayılı TKHK hükümleri uygulanacaktır.

Toplumdaki değişmelere bağlı olarak ülkemizde tüketiciler ile satıcılar arasında çıkan uyuşmazlıkların giderek artması, uyuşmazlıkların çözümünün ise uzmanlık gerektirmesi dikkate alınarak özel nitelikte 4077 sayılı TKHK çıkarılmış ve bu Kanunun uygulanmasından doğan ihtilaflara bakmak üzere de tüketici mahkemeleri (TKHK m. 23) ihdas edilmiştir.

Kanunun "Amaç" başlıklı 1. maddesi "Bu Kanunun amacı, kamu yararına uygun olarak tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını koruyucu, aydınlatıcı, eğitici, zararlarını tazmin edici, çevresel tehlikelerden korunmasını sağlayıcı önlemleri almak ve tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini özendirmek ve bu konudaki politikaların oluşturulmasında gönüllü örgütlenmeleri teşvik etmeye ilişkin hususları düzenlemektir" şeklinde olup, 2. maddesinde ise Kanunun birinci maddede belirtilen amaçlarla mal ve hizmet piyasalarında tüketicinin taraflardan birini oluşturduğu her türlü "tüketici işlemini" kapsadığı belirtilmiştir.

Tüketici mahkemelerinin görevleri, Kanunda; "Bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili olarak çıkacak her türlü ihtilaflara tüketici mahkemelerinde bakılır" denilmek suretiyle belirlenmiştir (TKHK m. 23/1). Maddede açıkça "bu Kanun…" tabiri kullanıldığına göre, TKHK'nın kapsamının ne olduğunu belirlemek gerekir.

Tüketici; "Bir mal veya hizmeti ticari veya mesleki olmayan amaçlarla edinen, kullanan veya yararlanan gerçek ya da tüzel kişileri" (m. 3/e); sağlayıcı ise; "Kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere ticari veya mesleki faaliyetleri kapsamında tüketiciye hizmet sunan gerçek veya tüzel kişileri" (m. 3/g) ifade eder şeklinde tanımlanmıştır.

Öte yandan, Kanun'un kapsamı belirlenirken "her türlü tüketici işleminden" bahsedilmiş olup, "tüketici işlemi"nin ne olduğu da "tanımlar" başlıklı 3. maddesinde açıklanmıştır. Buna göre; tüketici işlemi, mal veya hizmet piyasalarında tüketici ile satıcı-sağlayıcı arasında yapılan her türlü hukuki işlemi ifade etmektedir (m. 3/h). Bir hukuki işlemin, 4077 sayılı TKHK kapsamında kaldığının kabul edilmesi için yasanın amacı içerisinde yukarıda tanımları verilen taraflar arasında mal ve hizmet satışına ilişkin bir hukuki işlemin olması gerekir.

Diğer taraftan dava tarihinde yürürlükte olan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)'nun 14 ve 18.maddelerinde tacir sıfatı, gerçek ve tüzel kişiler bakımından ayrı ayrı tanımlanmış; Kanunun 20 ve devamı maddelerinde tacir olmanın hükümleri; 3.maddesinde ticari işler açıklanmış; 5.maddesinde ise ticaret mahkemelerinin görev alanı düzenlenmiştir.

Açıklanan hükümler karşısında tüm ticaret şirketleri tacir sıfatına sahip olup, tacir niteliğindeki tüzel kişileri ilgilendiren bütün muamele, fiil ve işlerin ticari olması asıldır. Eğer, bir muamele, fiil veya iş ticari iş ise, bunlara özel ticari kurallar uygulanır. Bir tacirin borçlarının ticari olması asıl olmakla birlikte gerçek kişi olan bir tacir, yaptığı iş ve işlemin veya aldığı hizmetin ticari işletmesiyle ilgili olmadığını diğer tarafa açıkça bildirdiği veya muamele fiil veya işleminin ticari sayılmasına halin icabı, müsait bulunmadığı takdirde, bu işlemlerden doğan borç adi, yani özel sayılacaktır (TTK. m. 21).

Tacir olmanın nimetine göre külfeti de mevcuttur. Zira TTK'nun 20-25. maddelerinde tacir sıfatına bağlanan yerine göre "hak" yerine göre "külfet" niteliği arz eden hukuki sonuçlar düzenlenmiştir. Bunların en önemlilerinden biri basiretli iş adamı gibi davranma zorunluluğudur (TTK. m. 20/II). Tacirin, ticari işletmesiyle ilgili tüm faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi davranması gerekir. Bu cümleden olarak, ticari işletmesiyle ilgili sözleşmeleri yaparken ve bu sözleşmelerden doğan borçlarını yerine getirirken basiretli bir iş adamı gibi davranmak zorunda olan tacirler tüketiciler için düzenlenen yasa hükümleri kapsamına alınamazlar.

Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince; davacı limited şirket, tacir olup; tüzel kişilik adına ticari işletmesinde kullanmak üzere otomobil satın almıştır. Davacı tüketici olarak tanımlanamayacağı gibi, yaptığı işlemin tüketici işlemi olarak kabulüne de olanak bulunmamaktadır.

Her ne kadar aracın trafik sicil kaydında ve ruhsat fotokopisinde "hususi" yazılı ise de aracın sahibinin şirket olması ve faturanın da şirket adına düzenlenmesi nedeniyle, bu araç özel değil, ticari bir araçtır.

Bu durumda taraflar ve işlemin niteliğine göre, ortada bir tüketici işleminin bulunmadığı anlaşılmakla Özel Dairenin bozma kararında gösterdiği gerekçe yanında yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ile bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

IV. SONUÇ

Açıklanan nedenlerle;

Davalı ……. vekili ve davalı …….. İth. İhr. Tic. Ltd. Şti. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve Özel Daire bozma kararında açıklanan nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesi uyarınca uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harçlarının yatıranlara iadesine, aynı Kanunun 440-III/1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 14.01.2020 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.