Alacağını İstemek - Kasten Yaralama - Haksız Tahrik
Yargıtay Ceza Genel Kurulu
Esas No : 2017/362
Karar No : 2021/88
Karar Tarihi : 2021-03-09





Sanık ... hakkında kasten yaralama suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sırasında, Bakırköy 18. Asliye Ceza Mahkemesince 06.12.2013 tarih ve 680-519 sayı ile eylemin nitelikli kasten öldürme suçuna teşebbüsü oluşturabileceği gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmesi üzerine dosyanın gönderildiği Bakırköy 12. Ağır Ceza Mahkemesince 27.05.2014 tarih ve 18-238 sayı ile; sanığın kasten yaralama suçundan TCK'nın 86/1, 86/3-e, 87/1-d, 29/1, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.

Hükmün sanık müdafisi ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 23.03.2016 tarih ve 27648-7364 sayı ile;

“...Sanığın alacağını istemek için katılanların iş yerine gelerek katılan ...'ü tehdit edip sonra da boğazından tutarak dışarıya çıkardığı, katılan ...'nin ise ...'ü sanıktan kurtarmak için sopa ile kafasına vurduğu, sanığın da katılan ...'yi bıçakladığı şeklinde gelişen olayda, ilk haksız hareketin sanıktan kaynaklandığı gözetilmeden lehine haksız tahrik hükmü uygulanmak suretiyle eksik ceza tayini,” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yerel Mahkeme ise 03.06.2016 tarih ve 210-267 sayı ile;

"Her iki katılanın kardeş olduğu sanığın ise katılanlara ait iş yerinde bir süre işçi olarak çalıştığı ve iş yerinden ayrılması üzerine katılanlardan 300-400 TL kadar bir ücret alacağı olduğu, sanığın katılan ...'den bu alacağını defalarca istediği, katılanın parası olmadığını, parası olduğu zaman ödeyeceğini beyan ettiği, bir süre sonra da sanığın telefonuna cevap vermemesi üzerine sanığın katılanların iş yerine gidip alacağını istediği, çıkan tartışma sırasında sanığın katılan ...'e 'Sana büyük zarar vereceğim, yıkacağım, yakacağım' şeklinde tehdit kelimeleri sarf ettiği, (tanıkların beyanları ile) taraflar arasındaki kavgayı aralamak için ...'in kardeşi olan ...'in araya girdiği, fırça sapı ile katılan ...'nin vurması ile (tanıkların beyanları ve soruşturma evresinde dinlenen tanık Mert Meray'ın beyanı ile) sanığın ...'i Bakırköy Adli Tıp Kurumu Şube Müdürlüğünün 24.11.2013 tarihli doktor raporu kapsamına göre hayati tehlike geçirecek şekilde ve basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek şekilde yaraladığı, eylemin sanığın alacağını defalarca istenmesine karşın verilmemesi ve tartışma sırasında fırça sapı ile katılan ...'nin vurması üzerine haksız tahrik altında işlediği ve olayın ani gelişimi, katılanın aldığı yara yeri ve sayısı gözetildiğinde sanığın haksız tahrik altında kasten yaralama suçu sabit olmakla bu suçtan cezalandırılması gerektiği kanaatine varılmış, bu gerekçe ile Mahkememizin 27.05.2014 tarihli ve 18-238 sayılı kararının sanık ... müdafi ve katılan ... vekilince temyizi üzerine verilen Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 23.03.2016 tarihli ve 27648-7364 sayılı bozma ilamında, olayın en baştan itibaren bütünsel olarak değerlendirilmediğinin düşünüldüğü ve bozma kararının yerinde görülmediği" şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnerek sanığın önceki hüküm gibi mahkûmiyetine karar vermiştir.

Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 18.09.2016 tarihli ve 335735 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 tarih ve 1199-746 sayı ile; 6763 sayılı Kanun'un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun'a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 22.03.2017 tarih ve 542-3111 sayı ile; direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Sanık ... hakkında katılan ...'e yönelik tehdit suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, bu karara yönelik itirazın mercisince reddedilmesi suretiyle kesinleşmiş olup direnmenin kapsamına göre inceleme sanık hakkında kasten yaralama suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

11.2013 tarihli olay tutanağında; aynı gün saat 10.00 sıralarında Havaalanı Mahallesi, ... sayılı iş yerinde bıçakla yaralama olayının meydana geldiğinin öğrenilmesi üzerine, yaralı ...’in kaldırıldığı Vakıf Gureba Hastanesine gidilerek yaralının doktoru ile yapılan görüşmede ...’in sağ göğüs kısmından yaralandığı, karaciğer içerisinde 4-5 cm kesi olduğu ve hayati tehlikesinin bulunduğu bilgisinin alındığı, müşahede altında bulunan ... ile görüşülemediği, hastanede bulunan ve olay anında iş yerinde olan kardeşleri ve iş yeri personeli..., ..., ... ve ... ile yapılan görüşmede, ... isimli şahsın yaklaşık 15 gün önce yanlarında çalışmaya başladığını, ...’ın 3 gün önce ...’e iş yerinden ayrılacağını söyleyerek çalıştığı günlerin parasını istediğini, ...’in “Hesabını çıkaralım paranı ayın 5’inde alırsın” dediğini, bunun üzerine ...’ın tehditler savurmaya başladığını ve dışarıya çıktığını, tekrar içeriye gelerek ...’in yakasına sarıldığını, daha sonra iş yerinde bulunan ... ve iş yeri çalışanlarının araya girmeye çalıştıklarını, bu esnada ...’ın elinde tuttuğu bıçağı olayı ayırmaya çalışan ...’e sapladığını beyan ettikleri, Asayiş Büro Amirliğine gelerek teslim olan ...’la yapılan görüşmede, bu iş yerinde yaklaşık 15 gündür çalıştığını, anlaşamadığı için işten ayrılmak istediğini, 3 gündür çalıştığı günlerin parasını istediğini, ...’in telefonlarına çıkmadığını, olay günü parasını alabilmek için iş yerine geldiğinde ...’in “Paranı alabiliyorsan al” gibi laflar söylediğini, “Bu konuyu personel yanında konuşmayalım gel dışarı” dediğinde kendisinin yakasından tuttuğunu, bu sırada ...’in de elinde bulunan süpürge sopası ile sırtına vurduğunu, kendisinin de elinde bulunan bıçağı sinirle ...’e sapladığını beyan ettiği, ...’ın kullanmış olduğu bıçağın ele geçirilemediğinin belirtildiği,

11.2013 tarihli olay yeri inceleme raporunda; Esenler ilçesi, Havaalanı Mahallesi, ... numaralı yerde kesici delici aletle yaralama olayı olduğu ve yaralı ...'in ameliyata alındığının bildirilmesi üzerine olay yerine gidildiği, marangoz atölyesi olarak faaliyet gösteren iş yerinin demir doğrama kapısının kapalı vaziyette olduğu, iş yeri önünde 3 farklı yerde kan olduğu öngörülen birikintilerin bulunduğu, çevrede yapılan araştırmada suç aletine rastlanılmadığı, olay yerinin fotoğrafları çekilerek kroki çizildiğinin bildirildiği,

Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesince düzenlenen 23.11.2013 tarihli genel adli muayene raporunda; delici-kesici alet yaralanması şikâyeti ile başvuran ...'in bilincinin açık, koopere olduğu, sağ hemitoraks alt kotlar düzeyinde iğsi yapıda 1,5 cm'lik kesi, toraks batın BT'sinde KC 4. segmentte 4-5 cm'lik yaralama ve aktif kanama bulunduğu, yaralanmasının hayati tehlike geçirmesine neden olduğu, basit bir tıbbi müdahale ile giderilemeyecek ölçüde olduğu ifadelerine yer verildiği,

Bakırköy Adli Tıp Şube Müdürlüğünce düzenlenen 24.11.2013 tarihli raporda; ...’de delici kesici alet yaralanması nedeniyle meydana gelen iç organ yaralanmasının, yaşamını tehlikeye sokan bir durum olduğu ve basit bir tıbbi müdahale ile giderilemeyecek ölçüde olduğunun belirtildiği,

Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesince düzenlenen 23.11.2013 tarihli geçici genel adli muayene raporunda; sanık ...'ın sağ el 2. parmak proksimal falanks lateralinde abrazyon olduğu ifadelerine yer verildiği,

Anlaşılmaktadır.

Katılan ... Kollukta; olay günü saat 09.00 sıralarında eski çalışanlarından ...'ın telefonla arayıp “Ben olacaklardan sorumlu değilim” diyerek telefonu kapattığını, ağabeyi olan inceleme dışı davanın katılanı ...’e bu durumdan bahsettiğini, öğrendiği kadarıyla ...in ağabeyi ... ile alacak verecek meselesi olduğunu, saat 10.00 sıralarında ...in iş yerine geldiğini ve ağabeyi ... ile tartışmaya başladığını, olaya herhangi bir müdahalede bulunmadığını ancak ...in ağabeyinin boğazını sıkmaya ve dışarı çıkarmaya çalıştığını, “Olacaklardan ben sorumlu değilim” diyerek bağırdığını, daha sonra ağabeyinin yakasını bırakarak dışarı çıktığını, 5 dakika sonra tekrar gelerek ağabeyi ...'e saldırdığını ve darbetmeye başladığını, araya girip ayırmak isterken iş yerinde çalışanlardan Eray Mert'in kıyafetinde kan lekesi gördüğünü, kendini kontrol ettiğinde bıçaklandığını anladığını, kan kaybından bayıldığını, daha sonra kendine geldiğini, ambulansla hastaneye kaldırıldığını, ...in elinde bıçak görmediğini, şikâyetçi olduğunu,

Mahkemede önceki beyanlarına ek olarak; sanığın elindeki bıçağı fark edince dışarı çıktıklarında küçük bir sopa ile sanığın eline vurduğunu, o arada sanığın bıçağı kasten salladığını ve bıçağın sağ karın boşluğuna denk geldiğini,

İnceleme dışı davanın katılanı ... aşamalarda; ...’ın deneme amaçlı iki hafta kadar yanlarında çalıştığını ancak habersiz olarak işi bıraktığını, bu yüzden çalıştığı günler için parasının yarısının kendisinde kaldığını, paranın diğer yarısını daha önceden sanığa verdiğini, 23.11.2013 tarihinde saat 10.00 sıralarında iş yerindeyken ...’ın geldiğini, “Telefonuma neden bakmıyorsun?” dediğini, telefonunun kırık olduğunu söylediğini, sonra ...’in alacağını istediğini, kendisine “Ayın 5’inde gel hesabını kapatalım” dediğini, ...’in sinirlenerek “Senin ananı sinkaf edeceğim” diye küfrettiğini ve “Sana büyük zarar vereceğim” diyerek tehdit ettiğini, sonrasında iş yerinden çıkarak “Dışarı gel” dediğini, dışarı çıkmadığını, aradan 5 dakika kadar geçtikten sonra iş yerine geri gelen ...’in yakasından tutup “Dışarı çık lan” diye bağırarak kendisini dışarı çıkartmaya çalıştığını, araya iş yerinde bulunan kardeşi ...’in girdiğini, ...’in kendisini dışarı çıkarttığında iş yerinden “... bıçaklandı” diye ses geldiğini, bu sırada ...’in hâlâ küfürler edip daha büyük zararlar vereceğini söyleyerek tehdit etmeye devam ettiğini, sonrasında ...’yi alarak hastaneye gittiklerini,

Tanık ... aşamalarda; ... ve ...’e ait Torunlar Mobilya isimli iş yerinde çalıştığını, ...’ın olay tarihinden önceki iki hafta iş yerinde çalıştığını ancak haber vermeden işten ayrıldığını, 23.11.2013 tarihinde saat 10.00 sıralarında iş yerine gelen ...’in, ...’e “Paramı ver yoksa sana büyük zarar vereceğim” dediğini, ...’ün de “Ayın 5’inde gel paranı vereyim” dediğini, sonrasında ...’in sinirli bir şekilde “Senin araban var değil mi? Sana büyük zarar vereceğim.” diyerek gittiğini, yaklaşık 5 dakika sonra geri gelen ...’in ...'ün yakasından tutarak “Dışarı gel lan” deyip ...’e vurmaya çalıştığını, arbede çıktığını, bu esnada elinde fırça bulunan ...’nin de olayı yatıştırmak için araya girdiğini ve ...’e “Burası iş yeri ne yapıyorsun” dediğini, ...’in yanından ayrılan ...’nin sağ tarafından göğsünün altından kan geldiğini gördüklerini, sonrasında ...’yi hastaneye götürdüklerini,

Tanık ... aşamalarda; ... ve ...’in iş yerinde çalıştığını, iki hafta iş yerinde çalışan ...’ın 23.11.2013 tarihinde saat 10.00 sıralarında iş yerine gelerek ... ile tartıştığını, alacağı olduğunu iddia ederek parasını istediğini, ...’ün de “Şu an için veremeyeceğim” dediğini, ...’in ...’a saldırmaya başladığını, araya girip ...’i dışarı çıkardıklarını, yaklaşık 10 dakika sonra geri gelen ...’in, ...’a “Dışarı çık sana büyük zarar vereceğim” dediğini ve sonra ...'ün yakasından turarak vurmaya çalıştığını, bu esnada ...’in elinde bulanan fırça sapıyla ...e vurduğunu, bu sırada ...’in neresinden çıkardığını görmediği bıçakla ...’yi yaraladığını,

Tanık... aşamalarda; 23.11.2013 günü saat 09.30 sıralarında ...’in Torunlar Mobilya isimli iş yerine mal teslim almak için gittiğini, saat 10.00 sıralarında aynı iş yerinde çalıştığını bildiği ...’ın geldiğini ve ...'e “Alacağımı ver” dediğini, ...’ün de “İşi habersiz bıraktın ayın 5’inde gel alacağını vereyim” dediğini, bunun üzerine ...’in “Benim paramı vereceksin yoksa sana büyük zarar veririm. Aracının dört lastiğini de indireceğim” diyerek iş yerinden çıktığını, aradan üç beş dakika geçtikten sonra geri gelen ...’in, ...'ün yakasından tutarak “Gel lan dışarı” deyip ...’e vurmaya çalıştığını, ...'ün kardeşi ...’nin elinde bulunan fırçanın sapıyla ...’e bir kez vurduğunu, tarafları ayırmaya çalışırken ...’nin “Vurulmuşum” dediğini, ...’ye baktığında sağ tarafında kan gördüğünü, ...in elinde bir şeyi baş parmağı ile sıkı sıkı tuttuğunu, bu nedenle elinde bulunan cismin ne olduğunu görmediğini, bu cisimle ...’yi yaraladığını,

İfade etmişlerdir.

Sanık Kollukta ve tutuklanması talebiyle sevk edildiği Sulh Ceza Mahkemesinde benzer şekilde; 03.11.2013 tarihinde ...’e ait Torunlar Mobilya isimli iş yerinde çalışmaya başladığını, ...’ün hareketlerinin kafasına yatmadığını ve 2. günden itibaren işten çıkacağını söylediğini, ...’ün de “Sabret alışmaya çalış” gibi sözlerle işten çıkmaması için telkinlerde bulunduğunu, 15.11.2013 tarihinde işten ayrılacağını, 16.11.2013 tarihindeki siparişleri yetiştirdikten sonra işe gelmeyeceğini söylediğini, ...’ün “Yapılan işlerin montajı var. Onları bitirip öyle çıkarsın” dediğini, kendisini yüzüstü bırakmamak için kabul ettiğini ve 18-19.11.2013 tarihlerinde 2 gün üst üste gece yarılarına kadar montaj işini bitirdiğini, sonra oturup hesap çıkardıklarını ve 1.167 TL alacağının çıktğını, ...’e parasını ne zaman vereceğini sorduğunda, perşembe günü bir miktarını vereceğini söylediğini, hatta 20.11.2013 tarihinde de bir sorun olduğunu söylemeleri üzerine yine iş yerine gidip mağdıur olmasınlar diye çalıştığını, 21.11.2013 tarihinde parasının bir kısmını vermesi gerektiği hâlde vermediğini, ...’ün “Para yok” diyerek çekip gittiğini, daha sonra parasını ne zaman vereceğini sormak için kendisini aradığında telefonlarına cevap vermediğini, bunun üzerine 22.11.2013 tarihinde ...’ün kardeşi olan ...'yi defalarca arayarak parasını ne zaman vereceklerini sorduğunu, telefonda “Hâlledecez, yapacaz, ağabeyime söyleyecem” diye sürekli kendisini oyaladığını, 23.11.2013 günü tekrar aradığında ise “Vermezsek ne olur ne yaparsın?” gibi sözler söylediğini, kendisine “İyiliğe cevabınız bu mu kötü mü olalım?” dediğini, onun da “Kötü olsak ne yaparsın? Alabiliyorsan gel al.” dediğini, bu konuyu konuşmak için iş yerlerine saat 10.00 sıralarında gittiğini, ...’den parasını istediğini, alaycı bir şekilde gülerek “Para yok” dediğini, paraya ihtiyacı olduğunu söylemesi üzerine “Param yok, vermezsek ne olur? Alabilirsen al” diye cevap verdiğini, sinirlendiği için sakinleşmek amacıyla dışarı çıktığını, 5 dakika kadar dışarıda sakinleşmeyi beklediğini, sonra tekrar içeri girdiğini, ...’den dışarı gelmesini istediğini, bu esnada kardeşleri ... ve Nida ile ortağı ... ve elemanı ... isimli şahısların kollarını vücuduna yapıştırarak kenetleyip tuttuklarını, ...’nin de elindeki sopayla kendisine vurmaya başladığını, şahısları beraberinde sürükleyerek dışarı çıkarmaya çalıştığını, dışarıda can havliyle montunun cebindeki çakıyı çıkararak “Üstüme gelmeyin bırakın” diye bağırdığını, çakıyı çok az bir kısmı dışarıda kalacak şekilde tuttuğunu ve hiç sallamadığını, kolları vücuduna yapıştırılmış bir hâldeyken sadece korkutma amacıyla bıçağı şahıslara gösterdiğini, kendisine vurmak için hamle yapan ...’nin çakının üzerine geldiğini, sonra olay yerinden ayrıldığını, ...’nin yaralandığını görüp Polis Merkezine giderek teslim olduğunu, ...’yi yaralamadığını, aksine onların kendisine saldırdıklarını, olayın bir kazadan ibaret olduğunu, yaralama kastının olmadığını,

Mahkemede; ...’in teklifi üzerine yanında çalışmaya başladığını, ...’ün ... isimli bir ustabaşıyla kâr ortağı olarak çalıştığını, ...’ün, ...’tan ayrılacağını ve kendisiyle beraber çalışacağını söylediğini, bu nedenle çalıştığı süre içinde ...’ın kendisine kötü davrandığını, kendisini bıktırmaya çalıştığını, bu durumu ...’a söylediğini, ...’ün de “Birkaç gün sabret, ...’tan ayrılacağım” dediğini ancak ayrılmadığını, iyice bıktığı için 2-3 kez işten ayrılacağını söylediğini, ...’ün “Elimizdeki işleri teslim edelim, hesabı keseriz” dediğini, bu durumu kabul edip elindeki işleri bitirip teslim ettiğini, sonra aralarında hesaplaşarak kendisine ödenecek para miktarında anlaştıklarını, ...’e “Para ödeyebilecek durumda mısın?” dediğini, onun da henüz ödeme almadığını, ertesi gün ödeme yapacağını söylediğini, ertesi gün ...’ü arayarak “... fazla zorlanma, ben paranın hepsini istemiyorum. Ancak ihtiyacım var. Bir kısmını öde” dediğini, ...’ün de “Tamam yarın hâlledeceğim” diye cevap verdiğini ancak bu görüşmeden sonra telefonlarına çıkmadığını, bunun üzerine kardeşi ...’yi arayıp “...’e söyle beni arasın. Ben size iyilik yaptım. Bunlar süreli işler. Süresinde teslimat yapılmaması durumunda cezai şart yaptırımı var. Ben size iyilik yaptım, bundan sonra kötülük mü olsun?” dediğini. ...’nin “Kötülük olsa ne olur?” diye söylediğini, bunun üzerine olay tarihinde sabah ...’ün iş yerine sinirli bir şekilde gittiğini, ...’e “Bu para işi ne olacak?” diye sorduğunda “Ne olacak ödeyemiyorum” diye cevap verdiğini, ...’ün bu tavrına sinirlendiğini ve kendisine “Ben size iyilik yaptım, bundan sonra kötülük mü olsun?” dediğini, sinirlendiği için tansiyon rahatsızlığı da olduğundan dışarı çıkıp sigara içtiğini, tekrar iş yerine girdiğini, paraya ihtiyacı olduğunu tekrarladığını, ...’e “Burada çalışan elemanlar var. Para muhabbeti yapmayalım. Dışarı çıkalım” dediğini, ...’ün de hiddetlenerek bağırmaya başladığını, orada çalışan elemanlar ve ...’ün kardeşi ...’nin etrafını sardıklarını, ...’nin kendisine sopa ile vurmaya başladığını, haklı konumda olduğu hâlde haksız duruma düşeceğini düşünerek dışarı çıktığını, 5 kişinin peşinden gelerek kendisine saldırdıklarını, üzerindeki çakı bıçağını çıkararak “Gelmeyin” dediğini, ...’nin kendisine sopa ile vurmaya devam ettiğini, ...’nin ayağına tekmeyle vurduğunu, onun da dengesini kaybedip sağ elinde duran bıçağın üzerine düştüğünü ve o şekilde yaralandığını, kasten bıçağı sallayarak vurmadığını,

Savunmuştur.

İnsanın dış dünyaya yansıyan davranışlarını esas alan ceza hukuku, onun davranışlarında iç dünyasının, o anki ruh hâlinin ve genel psikolojik özelliklerinin önemi bulunduğunu kabul ederek bu psikolojik durumlara belli bir hukuki değer vermektedir. Bu itibarla modern ceza hukuku sadece işlenen suçu değil, suçun işlenmesinde etkili olan nedenleri göz önünde bulundurarak cezalandırma yoluna gitmektedir (Devrim Aydın, Yeni Türk Ceza Kanunu'nda Haksız Tahrik, AÜHFD, 2004, C. 54, s.225.).

Haksız hareketin kişi üzerinde ve onun psikolojik aleminde bir tepki doğuracağını kabul eden modern ceza hukuku, failin bu durumunu değerlendirmekte, cezai sorumluluğunu azaltan bir sebep olarak görmektedir. Failin bu subjektif durumuna önem veren çeşitli ülkelerin ceza kanunlarında, failin cezasında belli oranlarda indirim yapılması esası kabul edilmiştir (M. Muhtar Çağlayan, Yargıtay İçtihatları Işığında Haksız Tahrik üzerine Bir İzah Denemesi, Adalet Dergisi, Ocak –Şubat, 1982, S.1, s.14.).

Bu düşünceden hareketle 5237 sayılı TCK'nın 29. maddesinde de haksız tahrik;

"Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir" şeklinde, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak kabul edilmiştir.

Ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik, kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet ya da şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi durumunda kusur yeteneğindeki azalmayı ifade etmektedir. Bu hâlde fail, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeden, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısı üzerinde meydana getirdiği karışıklığın neticesi olarak bir suç işlemeye yönelmektedir. Bu yönüyle haksız tahrik, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan nedenlerden biridir. Başka bir anlatımla, haksız tahrik hâlinde failin iradesi üzerinde zayıflama meydana gelmekte, böylece haksız fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği önemli ölçüde azalmaktadır.

Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararları ile öğretide de kabul gören görüşler doğrultusunda haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi için;

a) Tahriki oluşturan haksız bir fiil bulunmalı,

b) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı,

c) Failin işlediği suç bu ruhsal durumunun tepkisi olmalı,

d) Haksız tahrik teşkil eden eylem mağdurdan sadır olmalıdır.

06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda, 765 sayılı Kanun'da yer alan "ağır – hafif tahrik" ayırımına son verilerek; tahriki oluşturan eylem, somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından değerlendirilip, sanığın iradesine etkisi göz önünde bulundurulmak suretiyle, maddede gösterilen iki sınır arasında belirlenen oranda cezasından indirim yapılacağı hüküm altına alınmıştır.

Haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi açısından, failin suçu ilk haksız fiilin doğurduğu öfke veya şiddetli elemin etkisiyle işleyip işlememesi önemlidir. Mağdur ya da ölenden gelen haksız hareketin psikolojik etkisinin devam ettiğinin kabulünde zorunluluk bulunan hâllerde, haksız tahrik hükmünün uygulanması gerekmektedir.

Yerleşmiş yargısal kararlarda kabul edildiği üzere, gerek fail, gerekse mağdurun karşılıklı haksız davranışlarda bulunması hâlinde, tahrik uygulamasında kural olarak, haksız bir eylem ile mağduru tahrik eden fail, karşılaştığı tepkiden dolayı tahrik altında kaldığını ileri süremez. Ancak maruz kaldığı tepki, kendi gerçekleştirdiği eylemle karşılaştırıldığında aşırı bir hâl almışsa, başka bir deyişle tepkide açık bir oransızlık varsa, bu tepkinin artık başlı başına haksız bir nitelik alması nedeniyle fail bakımından haksız tahrik oluşturduğu kabul edilmelidir.

Karşılıklı tahrik oluşturan eylemlerin varlığı hâlinde, fail ve mağdurun biri diğeri yönünden tahrik oluşturan bu haksız davranışları birbirlerine oranla değerlendirilmeli, öncelik-sonralık durumları ile birbirlerine etki-tepki biçiminde gelişip gelişmediği göz önünde tutulmalı, ulaştıkları boyutlar, vahamet düzeyleri, etkileri ve dereceleri gibi hususlar dikkate alınmalı, buna göre; etki-tepki arasında denge bulunup bulunmadığı gözetilerek, failin başlangıçtaki haksız davranışına gösterilen tepkide aşırılık ve açık bir oransızlık saptanması hâlinde, failin haksız tahrik hükümlerinden yararlandırılması yoluna gidilmelidir.

Evrensel bir ceza hukuku temel ilkesi olan "kuşkudan sanık yararlanır" prensibi uyarınca bir olayda ilk haksız hareketin sanıktan mı, yoksa maktul ya da mağdurdan mı kaynaklandığının her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerle kanıtlanamaması hâlinde, oluşan kuşku sanık lehine yorumlanarak sanığın TCK'nın 29. maddesindeki haksız tahrik hükmünden yararlandırılması gerektiği hususunda herhangi bir tereddüt bulunmadığı açık ise de bu kabulün dosya kapsamından anlaşılan olayın gerçekleşme biçimine, somut olayın özelliklerine ve hayatın olağan akışına uygun düşmesi zorunluluğu karşısında her olayın kendine özgü koşulları değerlendirilerek bir sonuca varılmalıdır.

Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Sanık ...’ın, mobilya işiyle uğraşan inceleme dışı davanın katılanı ... ile kardeşi katılan ...’in iş yerinde çalışmaya başladığı, sanık ...’in yaklaşık 2 hafta çalıştıktan sonra işten ayrıldığı, ... ile hesaplaşarak çalıştığı günler için ne kadar alacağı olduğunu belirledikleri, sanık ...’in daha sonra ...’den parasını istemeye başladığı, ...’ün de parası olduğu zaman ücretini ödeyeceğini söylediği, 23.11.2013 tarihinde sanığın tekrar ...’ü aradığı, kendisine ulaşamaması üzerine katılan ...’yi arayıp “Olacaklardan sorumlu değilim” diyerek telefonu kapattığı, bir süre sonra saat 10.00 sıralarında sanık ...’in, ... ve ...’nin iş yerine giderek ...’den alacağını istediği, sanık ...’in “Sana büyük zarar vereceğim” diyerek ...’ü tehdit ettikten sonra dışarı çıktığı, yaklaşık 5 dakika sonra iş yerine geri gelen sanık ...’in, ...’ün yakasından tutarak dışarı çıkarmaya çalıştığı, bu sırada katılan ... ile iş yerinde çalışanların araya girdikleri, katılan ...’nin sanığın elindeki çakı bıçağını görmesi üzerine elindeki fırça sapıyla sanığın bıçak tuttuğu eline vurduğu, arbede esnasında sanık ...’in katılan ...’yi sağ göğüs alt bölgesinden bir kez bıçakladığı, katılan ...’nin iç organ yaralanmasına bağlı olarak hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandığı olayda;

Önceden haber vermeden iş yerinden ayrılan sanık ...’in, çalıştığı günlerin ücretini hemen almak istemesi, inceleme dışı davanın katılanı ...’ün ise sanığa belli bir süre sonra ücretini ödeyebileceğini belirtmesinden ibaret işçi-işveren ilişkisinden kaynaklanan ve çözüm mercisi hukuk mahkemeleri olan uyuşmazlığın haksız tahrik olarak kabulünün mümkün olmaması, sanık ...’in alacağını istemek için iş yerine geldiğinde “Sana büyük zarar vereceğim” diyerek tehdit ettikten sonra ...’ün boğazına sarılarak dışarı çıkarmaya çalışması karşısında ilk haksız hareketin sanıktan kaynaklanması, sanığın elinde çakı bıçağı olduğunu gören ve ağabeyi ...’ü sanığın elinden kurtarmak isteyen katılan ...’nin ise, elindeki fırça sapıyla sanığın eline vurmasının da etki-tepki dengesini sanık lehine değiştirmeyecek ölçüde orantılı bir müdahele olması karşısında; ilk haksız hareketin sanıktan kaynaklandığı anlaşıldığından sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının oluşmadığı kabul edilmelidir.

Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme gerekçesinin isabetli olmadığına, Yerel Mahkemenin aleyhe temyiz talebi bulunmayan direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün, “Sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının oluşmadığının gözetilmemesi suretiyle eksik ceza tayini, aleyhe yönelen temyiz olmaması nedeniyle bozma nedeni yapılmamıştır.” eleştirisiyle onanmasına karar verilmeldir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

Yerel Mahkemenin direnme gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA,

Diğer yönleri usul ve Kanun’a uygun bulunan Bakırköy 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 03.06.2016 tarihli ve 210-267 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün, “Sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının oluşmadığının gözetilmemesi, suretiyle eksik ceza tayini aleyhe yönelen temyiz olmaması nedeniyle bozma nedeni yapılmamıştır.” eleştirisiyle ONANMASINA,

Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 09.03.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.